Bugun...
Atasözleri Ve Deyimlerimizde Hayvanlar


Ahmet Yanar. Araştırmacı Edebiyatçı Sözlerin Dili
ahmetyanar@kamudannethaber.com
 
 

 

Atasözleri ve deyimler, geçmişimizden günümüze kalan en önemli dil miraslarımızdandır. Yeryüzünde belki hiç bir millet Türkler kadar geleceğe böyle çok ve çeşitli miras bırakmamıştır. Bunun sebebini milletimizin insanlık tarihi içerisindeki en geniş ve ihtişamlı hayat tarzında, kültür ve medeniyet tarihindeki değişmez misyonunda arayabiliriz.

Suya atılan bir taş parçası üç yüz sene geçse de aşağı yukarı yine aynı şekilde kalır. Fakat dere yatağındaki çakıllar, cilalı, düzgün, yuvarlak ve güzel şekillerine ulaşmak için kim bilir başını kaç kere “taştan taşa vurdu”, bulanık sularda oradan oraya dolaştı durdu? Nihayet o estetik şekline kavuştu. Atasözleri de böyledir. Yüzyıllar öncesinden söylenmiş bir basit söz, söylene söylene kim bilir hangi boyun, hangi toplumun, hangi macerası ile değişti ve bugünkü mânâ ve ses bakımından en mükemmel şekline ulaştı.

Bir Fransız edibi “Fransız toprağı bin yılda Fransız milletini yarattı.” der. Onun gibi toprak, bitki örtüsü, iklim, inanç, hayat tarzı, düşünme şekli, zaferler ve yenilgiler, isyanlar, kıtlıklar ve tabii afetler veya tarihi sebepler kim bilir nasıl ve ne şekilde atasözlerinin hakiki mayasını hazırladı? Alelâde bir sözü tarihin süzgecinden geçirerek onu bir pırlanta seviyesine getirdi. Bundan dolayıdır ki sanatın en saf ve en tabii şeklini atasözlerinde aramak icap eder.

Atasözleri milletlerin kimliğidir. Batıl da olsa, hak da olsa milletlerin inançları, hayat tarzları, bedii zevkleri, dünya görüşleri, temel değerleri ve karakterleri bu güzel ve ebedî sözlerde gizlidir. Birliğimiz, dirliğimiz, yiğitliğimiz, insanlığımız, inancımız, bitki ve hayvan sevgimiz, zor durumlardaki tavrımız, sevinçli günlerimizdeki heyecanımız çoğunlukla bu güzel sözlerle dile getirilmiştir.

Atasözleri ve deyimler tartışılmaz sözlerdir. Bırakınız tartışmayı tek kelimesini bile değiştirmek kimsenin haddi değildir.

“At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.” atasözünde kafiyeden redife, hece ölçüsünden estetik değerlere kadar her şey vardır. Büyük bildiğimiz üstatlar, dâhi bildiğimiz şöhretler, aşılamaz dediğimiz bir takım zirveler vardır. Onlar bile böyle bir sözü söylemeye kalksalardı acaba ne kadar ecel teri dökerlerdi?

Atasözleri bitmek tükenmek bilmeyen güzel ve sihirli silahlarımızdandır. Yedikçe çoğalan, içtikçe eksilmeyen güzel nimetlerimizdendir. Ancak içerisinde yaşadığımız çağda kentleşme ve sanayileşmenin bir neticesi olarak halk kültürümüz erozyona uğramakta ve bundan dolayı da en fazla nasibini alan atasözleri ve deyimlerimiz olmaktadır.

Türk milleti kadar eski olan bu ifade şekillerinin, kaybolmaması için dil araştırmacılarımıza büyük görevler düşmektedir. Kültürümüz içerisinde zengin olan bu sözler yaşatılmalı ve nesilden nesile aktarılmalıdır. Aksi takdirde yaşatılmayan her söz halk anayasasından kaybolan bir kanun maddesi olacaktır. Araştırmacılarımız bu sahayı işledikçe de Türk dilinin zenginliği bir daha ortaya çıkacaktır kanaatindeyim.

Türk milleti, tarih boyunca hayvanlarla iç içe yaşamış, onlarla düşünmüş, onlarla hayat felsefesini ortaya koymaya çalışmıştır. Hayvan-insan ilişkisi hiç bir millette bu kadar ilginç, canlı ve zengin olmasa gerek.

Hayvan Motifli Atasözleri ve Deyimlerimiz

Türk dilinde atasözleri ve deyimlerin çok oluşu Türk insanının kıvrak bir zekâya sahip olduğunu gösterir. Farklı mekânlarda yaşayan insanlarımız, hayat tecrübelerinin bir ifadesi olan atasözü ve deyimleri, birbirine yakın söyleyişlerle de dile getirmişlerdir. Bu güzelim söyleyişlerde, hayvan motiflerinin ustalıkla kullanıldığını da görmekteyiz.

Anadolu’nun çeşitli yörelerinde söylenen ve soyaçekimin aileden başlayacağını vurgulayan, “Ağaca çıkan keçinin dala bakar oğlağı olur” atasözü, değişik yörelerimizde şu şekilde de ifade edilmektedir:

ü  Deli koyunun deli kuzusu olur.

ü  Keçi nereden atlarsa oğlak da oradan atlar.

ü  Kırk kuruşluk eşeğin yirmi kuruşluk sıpası olur.

ü  Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.

 

Yine, kişinin üzerine düşen görevleri yüksünmemesi gereğini vurgulayan şu atasözleri, farklı mekânlarda farklı sözlerle aynı duygu ve düşünceyi paylaşmaları, Türk insanına has bir özellik olsa gerek:

ü  Eyer ata yük olmaz.

ü  Eşeğin semeri eşeğe yük değildir.

ü  Kuşa kanadı yük olmaz.

ü  Koça boynuzu yük değil.

ü  Öküze boynuzu yük değil.

ü  Koça kuyruğu yük olmaz.

ü  Öküzün boynuzu, köpeğin kuyruğu ağır gelmez.

ü  Deveye hamut, öküze boynuzu yük değil.

 

Ele geçen fırsatları değerlendirmeyip sızlanmaları abartılı bir şekilde ortaya koyan şu atasözlerimiz de ilginç bir benzerlik meydana getirir:

ü  Kaybolan koyunun kuyruğu büyük olur.

ü  Kaçan/ Suya düşen balık büyük olur.

ü  Ölen inek/ keçi/ koyun sütlü olur.

ü  Elden kaçan kuş büyük olur.

ü  Kaçan tavşan büyük olur.

 

Göz açıklığı, fırsatçılığı ve beklenti içerisinde olmayı dile getiren benzer atasözleri ve deyimlerimizden bir demet de şu şekildedir:

ü  At almadan ahır yapılmaz.

ü  Ayı diri iken postu satılmaz.

ü  Ayıyı avlamadan postunu sallama.

ü  Balığı tutmadan tavayı ateşe koymak.

ü  Çaydaki balığa yağ kızartmak.

ü  Dağdaki tavşanın suyu ocağa vurulmaz.

ü  Denizdeki balığa soğan doğranmaz.

ü  Doğmadık sıpaya torba biçilmez.

ü  Sürüdeki/ Pazardaki öküzün ciğerine nohut/ ot ıslanmaz.

 

Türk’ün zekâsı bazen üç, bazen dört, bazen de beş hayvanın adını bir atasözü veya bir deyime sığdıracak bir inceliğe sahiptir:

ü  Attan büyük deve var, deveden büyük fil.

ü  Köpek çobanın can yoldaşı, keçi koyunun yar yoldaşı.

ü  Tilkiye tavuk, kurda koyun ısmarlamaya benzer.

ü  Ördek ördekle, kaz kazla, kör tavuk kör horozla.

ü  Kurttan kuzu doğmaz, kerkenezden şahin.

(devam edecek)





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

ZARRAB HADİSELERİNDE EN BÜYÜK HATALAR NEREDE?


YUKARI