<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>SİYASET</title>
         <link>https://www.kamudannethaber.com/siyaset/</link>
         <description>siyasetin gündemini tutun.</description><item>
			<title><![CDATA[Kirli Anlayış: Listeyi vermeyen memur kimse gereğini yapacağız]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[AK Parti Hakkari İl Başkanı Zeydin Kaya’nın bir parti teşkilat toplantısında İŞKUR alımları ve devlet memurlarıyla ilgili kullandığı ifadelerin yer aldığı görüntüler sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. İşe alımlarda usulsüzlük talebi ve bir memura yönelik açık tehdit iddialarını barındıran videoya, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir sert tepki gösterdi.

Hakkari'de bir ilçe teşkilat toplantısında kaydedildiği anlaşılan ve sosyal medyada hızla yayılarak büyük tepki çeken görüntüler, İŞKUR (Türkiye İş Kurumu) üzerinden yapılan işe alımlardaki "torpil" ve "kayırma" tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Yaklaşık 1 dakika 45 saniye süren videoda, ayakta ve hararetli el kol hareketleriyle partililere hitap eden AK Parti Hakkari İl Başkanı Zeydin Kaya'nın sözleri dikkat çekti.

YANIMDAKİ ARKADAŞLARI ALSINLAR" TALEBİ

Toplantıda parti üyelerine "hesap verirken" İŞKUR alımlarına değinen Kaya, ihtiyaç sahibi vatandaşlar dururken kendi yakın çevresinin işe alınması yönünde talepte bulunduğunu ifade ediyor. Normal şartlarda sıfır gelirli (0-70 olarak tabir edilen) kişilerin öncelikli olması gereken sisteme müdahale etmek istediğini anlatan Kaya, "Yanımdaki arkadaşların 0-70 olmasına alsınlar" diyerek kendi çevresinin listelere eklenmesini istiyor. Kaya konuşmasının devamında, bu talebinin yerine getirilmemesinden duyduğu rahatsızlığı da partililerle paylaşıyor.

DEVLET MEMURUNA "GEREĞİNİ YAPACAĞIZ" ÇIKIŞI

Videonun en çok tartışılan anlarından biri ise, İŞKUR alımlarına dair resmi listeyi siyasi partiye vermeyi reddeden bir devlet memurunun hedef alınması oldu. Kaya, görevini yaparak resmi evrakı partiyle paylaşmayan kamu görevlisi hakkında salondakilerin önünde şu ifadeleri kullandı:

"O listeyi vermeyen memur kim ise, hakkında gereğini yapacağız. İstersen kaymakamın babası olsun!" Kaya'nın "gereğini yapacağız" sözlerini konuşması boyunca tekrarlaması ve konuyu mülki amirlere (Kaymakam) kadar uzatması dikkat çekerken, bu görüntüler sosyal medyada liyakat ve şeffaflık ekseninde yoğun eleştirilere neden oldu.

CHP'DEN TEPKİ: "İŞTE AKP TAM OLARAK BUDUR"

Görüntülerin yayılması ve kamuoyunda infial yaratmasının ardından siyaset cephesinden de açıklamalar gecikmedi. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, söz konusu videoyu kendi sosyal medya hesabından paylaşarak yaşananlara çok sert tepki gösterdi.

Olayı "iki büyük skandalın itirafı" olarak nitelendiren Emir, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

"Gündem: İŞKUR alımları. Konuşan kişi AKP İl Başkanı Zeydin Kaya. Videoda parti teşkilatına hesap verirken iki büyük skandalı aynı anda itiraf ediyor:

• İhtiyaç sahibi yurttaşlar dururken, 'sıfır geliri olmasa bile yanımızdaki arkadaşları da listeye alsınlar' diyerek usulsüz işlem yapmaya çalıştıklarını açıkça söylüyor.

• Bu haksızlığa direnen, kanunu uygulayan ve resmi listeyi partiye teslim etmeyen devlet memurunu, 'İstersen kaymakamın babası olsun, hakkında gereğini yapacağız' diyerek kalabalığın önünde açıkça tehdit ediyor.

Devleti kendi mülkü, kanun uygulayan memuru kapı kulu sanan bu nobranlık... İşte AKP tam olarak budur."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/kirli-anlayis-listeyi-vermeyen-memur-kimse-geregini-yapacagiz-1013.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/kirli-anlayis-listeyi-vermeyen-memur-kimse-geregini-yapacagiz-1013.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/kirli-anlayis-listeyi-vermeyen-memur-kimse-geregini-yapacagiz-1013-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/kirli-anlayis-listeyi-vermeyen-memur-kimse-geregini-yapacagiz-1013.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kirli-anlayis-listeyi-vermeyen-memur-kimse-geregini-yapacagiz/8477/</link>
			<pubDate>Mon, 04 May 2026 11:48:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Fındığın başkentinde maden isyanı: AK Partili vekil protestolara dayanamadı köyü terk etti]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya fındık üretiminin yüzde 35’ini tek başına karşılayan Ordu ve Giresun topraklarının büyük bölümünün maden sahası ilan edilmesine yönelik bölge halkının tepkisi büyüyor. Giresun'un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü köyünde sondaj çalışmalarını savunan AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas, köylülerin yoğun protestosu ve yuhalamaları üzerine konuşmasını yarıda keserek bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karar gazetesindeki habere göre, Karadeniz'in en önemli geçim kaynağı olan fındık bahçeleri ve doğası, artan madencilik faaliyetlerinin gölgesinde kalırken, bölgeden yükselen itiraz sesleri siyasetin de tansiyonunu yükseltti. TEMA Vakfı'nın hazırladığı çarpıcı raporlara göre, Ordu'nun yüzde 75'e yakını, Giresun'un ise yüzde 80'inden fazlası maden sahası olarak ruhsatlandırılmış durumda. Bu kararların sahada uygulanmaya başlamasıyla birlikte yöre halkı ile maden şirketleri arasındaki gerilim had safhaya ulaştı. Bu gerilimin son adresi ise Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü köyü oldu.

https://cdn.karar.com/media/2026/04/whatsapp-video-2026-04-13-at-21-48-32.mp4

KENDİ SEÇMENİNDEN AK PARTİLİ VEKİLE SERT TEPKİ

Sekü köyünde, AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait olduğu belirtilen "Alagöz Maden" şirketinin dokuz gün önce başlattığı sondaj çalışmaları sonrası bölgeye giden AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas, beklemediği bir tepkiyle karşılaştı.

Kadınların da yoğun katılım gösterdiği köy toplantısında vatandaşlarla bir araya gelen Elmas, madencilik faaliyetlerini savunan açıklamalarda bulundu. Köylülerin, aynı şirketin yakınlardaki Çatalağaç köyünde yarattığı çevresel tahribatı örnek göstermesi üzerine Elmas'ın "Ortada bir sorun olmadığı" yönünde yanıt vermesi bardağı taşıran son damla oldu.

"YÜZDE 99 SİZE OY VERDİK, ARTIK VEKİLE İHTİYACIMIZ YOK"

Milletvekili Elmas'ın açıklamaları üzerine köy meydanında yuhalamalar ve protestolar yükseldi. Cep telefonu kameralarına yansıyan görüntülerde, toplantıya katılan vatandaşların büyük bir kısmının geçmişte AK Parti'ye oy verdiklerini ancak yaşam alanlarının maden ve taş ocaklarıyla kuşatıldığını belirterek isyan ettikleri görüldü.

Bir vatandaşın Elmas’ın elinden mikrofonu alarak, "Bu köyde yaşayan 100 kişiden 99’u AK Parti’ye oy verdi" diyerek sitem etmesi dikkat çekerken, bazı köylüler "Artık milletvekiline ihtiyacımız yok" diyerek tepkilerini dile getirdi. Artan protestolar karşısında zor anlar yaşayan Nazım Elmas, konuşmasını tamamlayamadan toplantıyı yarıda kesmek zorunda kaldı.

STK TEMSİLCİSİNİ DİNLEMEDİ, MAKAM ARACIYLA UZAKLAŞTI

Olay yerinden ayrılmaya hazırlanan Elmas'a bir tepki de çevrecilerden geldi. Aracına binmek üzereyken kendisiyle görüşmek isteyen ve maden şirketine karşı hukuki süreç başlatan Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği yetkilisi Nihan Emiroğlu Nakipoğlu, vekile sorular yöneltmek istedi. Ancak Elmas, Nakipoğlu'nun talebini geri çevirerek soruları yanıtsız bıraktı ve makam aracıyla bölgeden uzaklaştı.

KÖY KAHVESİNDE 'ZAFER PARTİSİ' KARŞILAŞMASI

Bölgedeki temasları sırasında girdiği bir başka köy kahvesinde de sular durulmadı. Elmas burada, Zafer Partisi Çevre, Şehir ve Kültür Başkanı Esmaül Hüsna Aslan ile karşı karşıya geldi.

Aslan, Elmas'a dönerek fındık üretimiyle bilinen Sekü köyünde bir doğa katliamı başlatıldığını ve toprağın zehirlenmesine müsaade etmeyeceklerini yüksek sesle ifade etti. Bu tepki üzerine Elmas, "Müsaade istiyorum" diyerek yerinden kalkarken, Aslan'ın "Siz reklamınızı yapmak için buradasınız" sözleri ve kahvedeki diğer vatandaşların da vekile tepki göstermesi bölgedeki krizin boyutlarını gözler önüne serdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/findigin-baskentinde-maden-isyani-ak-partili-vekil-protestolara-dayanamadi-koyu-terk-etti-6161.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/findigin-baskentinde-maden-isyani-ak-partili-vekil-protestolara-dayanamadi-koyu-terk-etti-6161.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/findigin-baskentinde-maden-isyani-ak-partili-vekil-protestolara-dayanamadi-koyu-terk-etti-6161-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/findigin-baskentinde-maden-isyani-ak-partili-vekil-protestolara-dayanamadi-koyu-terk-etti-6161.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/findigin-baskentinde-maden-isyani-ak-partili-vekil-protestolara-dayanamadi-koyu-terk-etti/8436/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 23:02:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan görevden uzaklaştırıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen geniş kapsamlı yolsuzluk soruşturmasında, Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Yardımcısı Süleyman Can "icbar suretiyle irtikap" suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. İçişleri Bakanlığı, tutuklama kararının ardından Özcan’ı geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırdı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karar Gazetesindeki 28 Şubat tarihinde Bolu Belediyesi’ne yönelik başlatılan "irtikap" operasyonu kapsamında gözaltına alınan 13 isimden, Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Başkan Yardımcısı Süleyman Can’ın hukuki durumu netleşti.

ADLİYE ÖNÜNDE GENİŞ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ

İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince gözaltına alınan şüpheliler, jandarmadaki sorgu işlemlerinin ardından sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi. Güvenlik gerekçesiyle binanın arka kapısından içeri alınan zanlılar, savcılıkta verdikleri ifadelerin ardından nöbetçi mahkemeye çıkarıldı. Mahkeme, dosyada yer alan delilleri göz önünde bulundurarak;

Tanju Özcan (Bolu Belediye Başkanı) ve

Süleyman Can (Belediye Başkan Yardımcısı) hakkında "icbar suretiyle irtikap" suçundan tutuklama kararı verdi.

Zanlılar, mahkeme salonundan doğrudan cezaevine nakledildi. Operasyon kapsamında gözaltına alınan Mali Hizmetler Müdürü, İmar Müdürü ve BolSev Vakfı Başkanı’nın da aralarında bulunduğu diğer 11 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA KARARI

Tutuklama haberinin hemen ardından İçişleri Bakanlığı yazılı bir açıklama yayımladı. Bakanlık, Anayasa'nın 127. maddesi ve Belediye Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, soruşturmanın selameti ve belediye hizmetlerinin aksamaması adına Tanju Özcan’ın geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığını bildirdi.

OPERASYONUN GEÇMİŞİ: 28 ŞUBAT BİLANÇOSU

Soruşturma, belediye iştirakleri ve imar müdürlüğü üzerinden yürütülen mali işlemlerde usulsüzlük yapıldığı iddiaları üzerine yoğunlaşmıştı. 28 Şubat günü düğmeye basılan operasyonda, aralarında İtfaiye Müdürü, eski Zabıta Müdürü ve Bolu Bel AŞ Yönetim Kurulu Başkanı'nın da bulunduğu geniş bir isim listesi gözaltına alınmıştı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bolu-belediye-baskani-tanju-ozcan-gorevden-uzaklastirildi-3737.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bolu-belediye-baskani-tanju-ozcan-gorevden-uzaklastirildi-3737.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bolu-belediye-baskani-tanju-ozcan-gorevden-uzaklastirildi-3737-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bolu-belediye-baskani-tanju-ozcan-gorevden-uzaklastirildi-3737.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/bolu-belediye-baskani-tanju-ozcan-gorevden-uzaklastirildi/8348/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 11:49:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Meclis'te SGK iddiası: Sağlam kemiklere platin taktılar]]></title>
			<description><![CDATA[TBMM Genel Kurulu, SGK'ya yönelik yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına sahne oldu. CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, devlet hastanelerinde SGK'ya fatura edilen tıbbi malzemelerin el altından özel hastanelere satıldığını ve Diyarbakır'da 75 hastanın kırık olmayan kemiklerine rant uğruna platin takıldığını öne sürdü.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, sağlık sisteminde ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nda (SGK) yaşandığı iddia edilen devasa boyuttaki yolsuzluk ağını gündeme taşıdı. Alp'in kürsüden paylaştığı resmi müfettiş tespitleri, sağlıkta rantın ulaştığı tehlikeli boyutu gözler önüne serdi.

CHP'li Alp'in iddialarının merkezinde, Türkiye'nin en köklü sağlık kurumlarından biri olan Ankara İbni Sina Hastanesi yer aldı. SGK müfettişlerinin raporlarına ve tespitlerine dayanan Alp, aralarında bir profesörün de bulunduğu bazı doktorların akılalmaz bir vurgun çarkı kurduğunu belirtti.

İddiaya göre; söz konusu doktorlar, kağıt üzerinde hastalara ameliyatlarda kullanılmış gibi gösterip SGK'ya fatura ettikleri pahalı tıbbi malzemeleri aslında hiç kullanmadılar. Bu malzemelerin daha sonra el altından özel hastanelere nakledildiği ve yapılan baskınlarda özel hastanelerin depolarında ele geçirildiği ifade edildi.

"75 SAĞLAM İNSANIN KEMİĞİNE PLATİN TAKTILAR"

Vurgunun sadece devletin kasasını değil, doğrudan insan sağlığını da hiçe saydığını belirten Alp, geçen yıl Diyarbakır'da yaşanan benzer bir skandalı Meclis kürsüsünden hatırlattı.

Diyarbakır Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi'nde ortaya çıkan ve kamuoyunda infial yaratan olaya değinen Alp, rant ve haksız kazanç uğruna tam 75 hastanın hiçbir şekilde kırık olmayan sağlam kemiklerine ameliyatla platin takıldığının tespit edildiğini vurguladı.

"AK PARTİ DÖNEMİNDE SGK'YI SOYUP SOĞANA ÇEVİRMİŞLER"

Sağlık sistemindeki medikal şirketler ve hastaneler arasına kurulan bu usulsüzlük ağının münferit olmadığını, sistematik bir çöküşün göstergesi olduğunu savunan CHP'li Alp, iktidara sert sözlerle yüklendi.

Söz konusu yolsuzlukların siyasi sorumluluğunun iktidarda olduğunu belirten Alp, konuşmasını şu çarpıcı ifadelerle tamamladı: "Medikal şirketlerle yapılan anlaşmalar sonucunda Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde SGK’yı batırmışlar, tabiri caizse soyup soğana çevirmişler efendim."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/meclis-te-sgk-iddiasi-saglam-kemiklere-platin-taktilar-2880.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/meclis-te-sgk-iddiasi-saglam-kemiklere-platin-taktilar-2880.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/meclis-te-sgk-iddiasi-saglam-kemiklere-platin-taktilar-2880-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/meclis-te-sgk-iddiasi-saglam-kemiklere-platin-taktilar-2880.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/meclis-te-sgk-iddiasi-saglam-kemiklere-platin-taktilar/8338/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 19:45:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diploma Davasında Erdoğan'ın avukatı 'reddi hakim' talebinde bulunmuştu: Mahkeme kararını verdi]]></title>
			<description><![CDATA[CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında, “diplomasız Erdoğan” sloganı nedeniyle açılan davada yeni bir gelişme yaşandı. Erdoğan’ın avukatı ‘reddi hakim’ talebinde bulunmuştu. Mahkeme talebi kabul etmedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeniçağ'dan Dilek Taşdemir'in haberine göre; CHP'nin Bayrampaşa mitinginde atılan, "Diplomasız Erdoğan" sloganı sebebiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e açtığı davada, "Erdoğan'ın diplomasının dosyaya sunulmasına" şeklinde ara karar oluşturan hâkim hakkında, Erdoğan'ın avukatı, 'reddi hakim' talebinde bulunmuştu.

MAHKEME REDDİ HAKİM TALEBİNİ KABUL ETMEDİ

Mahkeme, Erdoğan'ın avukatının 'reddi hakim' talebi hakkında kararını verdi.

Cumhuriyet'in haberine göre, kararda, davanın bir sonraki duruşmasının 10 Eylül'e ertelendiği, davaya bakan hakimin ise 24 Mart'ta yaş haddinden dolayı emekli olacağından, bu yönde bir karar verilmesine gerek olmadığı belirtildi.

Mahkeme kararında, "Somut olayda, davanın duruşmasının 10.09.2026 tarihine bırakıldığı, reddi istenen hakimin 24.03.2026 tarihi itibariyle yaş haddi nedeniyle hakimlik görevinin sona ereceği bu itibarla reddi hakim talebinin konusuz kaldığı anlaşıldığından, reddi hakim talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir." dedi.



ERDOĞAN'IN DİPLOMASINI İSTEDİĞİ İÇİN "REDDİ HAKİM" İSTEDİLER

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında, 13 Ağustos 2025'te Bayrampaşa’da düzenlenen "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginde atılan, "Diplomasız Erdoğan" sloganları nedeniyle, avukatları aracılığıyla 500 bin liralık tazminat davası açmıştı.

Ankara 44'üncü Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada hâkim, "Erdoğan'ın diplomasının dava dosyasına sunulmasına" yönünde ara karar oluşturmuş, Erdoğan'ın avukatları ise "Hakimin kişisel merakı var" diyerek 'reddi hakim' talebinde bulunmuştu.

Özgür Özel, mahkemede yaşananları şöyle anlatmıştı:

"Bakın Türk milleti adına talep eden Recep Tayyip Erdoğan. Karşı taraf Özgür Özel.

Diyor ki, 'Ankara 44. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu sayılı esas dosyasında davacı Recep Tayyip Erdoğan vekilinin reddi hakim talebinde bulunmuştur' diyor davacı.

Hakimin reddi talebi. Diyor ki bu davayı bundan sonra bu hakim göremez. Sebebi? Önce söyleyeyim, göstereyim.

Hakim orada, bizim avukat orada, canım benim gencecik bir kardeşim. Burada da Cumhurbaşkanının avukatları. 'Efendim bunlar, bunların müvekkili Özgür Özel, müvekkilimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın diploması olmadığını söylüyor.' Benimki de diyor ki 'Var mı? Varsa dosyaya sunun.'

Arkadaşlar fıkra bu kadar değil. Erken gülmeyin. Hakim diyor ki 'Ne diyorsunuz?' diyor. Bunlar diyor ki 'Diplomamız vardır. Çünkü Cumhurbaşkanı için diploma lazımdır.' Hakim de diyor ki 'Sayın Erdoğan’ın diplomasının dosyaya sunulmasına.'

Bunlar diyor ki 'Hayır. Sunmak zorunda değiliz.' Ya diyor ki 'Bu diyor ki diploman yok, sen diyorsun ki var. Diyor ki göster. Haydi göster.'

Kusura bakmayın ama fıkra bu kadar da değil.

Erdoğan’ın avukatları diplomanın mahkemeye sunulmasının istendiğini anlatıyorlar. Tam bu dediklerimi anlatıyorlar.

Hakimin de diplomanın dosyaya sunulmasında ısrarcı olduğunu, bakın. 'Hakimin konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakının olduğunu, dolayısıyla tarafsız olmadığını' belirterek hakimin reddini istiyorlar, reddini.

'Bizden diploma istiyorsa özel bir merakı vardır, tarafsız olamaz. Bizden diplomayı talep etmeyecek bir hakim gelsin' diyorlar.

Karar, 'Davacı vekilinin reddi hakim talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, talebin mahiyeti gereği harç alınmasına gerek olmadığını, iş bu kararın bir örneğinin eklenerek dava dosyasının mahkemesine iadesine.'

Tayyip Erdoğan’a söylüyorum. Ben sana 'Diplomasız Erdoğan' demişim. Sen bana mahkeme açmışsın. Avukatım demiş 'Dosyaya sunsunlar.' Avukatın demiş 'Sunamayız.' Hakim de demişse 'Varsa diploma sunacaksın.' Sayın Erdoğan, varsa diploman o mahkemeye sunacaksın."

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/erdogan-in-avukati-reddi-hakim-talebinde-bulunmustu-mahkeme-kararini-verdi-3141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/erdogan-in-avukati-reddi-hakim-talebinde-bulunmustu-mahkeme-kararini-verdi-3141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/erdogan-in-avukati-reddi-hakim-talebinde-bulunmustu-mahkeme-kararini-verdi-3141-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/erdogan-in-avukati-reddi-hakim-talebinde-bulunmustu-mahkeme-kararini-verdi-3141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/erdogan-in-avukati-reddi-hakim-talebinde-bulunmustu-mahkeme-kararini-verdi/8335/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 11:16:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Milas'ta Zeytinlik Krizi İstifa Getirdi: CHP İlçe Başkanı ve Belediye Müdürü Görevden Ayrıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Muğla’nın Milas ilçesinde CHP zeytinleri koruma mitingi yaparken, İlçe Başkanı Ahmet Kılbey’in 27 zeytin ağacını kestirdiği ortaya çıktı. “Sattım” dediği araziyi damadı Cenk Soydan’a devrettiği öğrenilmesinin ardından ise Kılbey istifa etti, damat Soydan görevden alındı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Muğla Milas'ta, CHP İlçe Başkanı Ahmet Kılbey'in bir arazide 27 zeytin ağacını kestirdiği skandalla ilgili tartışmalar sürüyor. CHP'nin zeytinlikleri koruma mitingi yaptığı Milas'ta, Kılbey'in zeytin ağaçlarını kestiği ortaya çıkmış bunun üzerine sattığını arazinin kendisine ait olmadığını söylemişti.

DAMAT GÖREVDEN ALINDI

Milas CHP İlçe Başkanı Ahmet Kılbey’in sattım dediği araziyi 29 Aralık 2025’te Milas Belediyesi'nde Ruhsat ve Denetleme Müdürü olarak görev yapan damadı Cenk Soydan'a devrettiği öğrenildi. Kılbey'e zeytin ağaçlarını sökmeleri nedeniyle 49 bin 15 TL idari para cezası kesildi.

Zeytin ağacı krizi Milas Belediyesi'ne sıçradı. Öte yandan Milas Belediyesi'nde Ruhsat ve Denetleme Müdürü olarak görev yapan Soydan görevden alındı. Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz'un "Kimin hatası varsa, aramızda olmayacak" dediği öğrenildi.

GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ

Tüm bu olayların ardından CHP Muğla İl Başkanlığı, Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey'in görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Partiden yapılan yazılı açıklamada, partinin vizyonu ve yereldeki güçlü duruşunun, şahsi görüşlerin üzerinde yer alan sarsılmaz bir bütün olduğu belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Partimizin vizyonu ve yereldeki güçlü duruşu, şahsi görüşlerin her zaman üzerinde yer alan sarsılmaz bir bütündür. Bu doğrultuda, Milas İlçe Başkanımız, son dönemde yaşanan gelişmeler ışığında; Genel Başkanımızın liderliğindeki kararlı yürüyüşümüze ve örgütümüzün disiplinli duruşuna herhangi bir zarar gelmesini önlemek amacıyla görevinden istifa etmiştir. Yeni yönetim süreciyle ilgili bilgilendirmeler en kısa sürede kamuoyu ile paylaşılacaktır."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/milas-ta-zeytinlik-krizi-istifa-getirdi-chp-ilce-baskani-ve-belediye-muduru-gorevden-ayrildi-6947.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/milas-ta-zeytinlik-krizi-istifa-getirdi-chp-ilce-baskani-ve-belediye-muduru-gorevden-ayrildi-6947.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/milas-ta-zeytinlik-krizi-istifa-getirdi-chp-ilce-baskani-ve-belediye-muduru-gorevden-ayrildi-6947-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/milas-ta-zeytinlik-krizi-istifa-getirdi-chp-ilce-baskani-ve-belediye-muduru-gorevden-ayrildi-6947.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/milas-ta-zeytinlik-krizi-istifa-getirdi-chp-ilce-baskani-ve-belediye-muduru-gorevden-ayrildi/8316/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 11:24:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ali Yerlikaya ve Yılmaz Tunç görevden alındı... İşte yerlerine gelen isimler]]></title>
			<description><![CDATA[Son dakika... Adalet Bakanlığı'na Yılmaz Tunç'un yerine Akın Gürlek; İçişleri Bakanlığı'na ise Ali Yerlikaya'nın yerine Mustafa Çiftçi getirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Resmi gazetede yayımlanan atama kararlarına göre görevden affını isteyerek ayrılan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yerine Akın Gürlek; İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya‘nın yerine ise Mustafa Çiftçi atandı.


Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi


 


Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan karara göre, Adalet Bakanlığı'na Akın Gürlek, İçişleri Bakanlığı'na ise Mustafa Çiftçi getirildi.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atama kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı. 2026/51 sayılı karar kapsamında, görevden affını isteyen ve talebi kabul edilen bakanların yerine yeni atamalar gerçekleştirildi.

ADALET BAKANLIĞINA AKIN GÜRLÜK, İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA MUSTAFA ÇİFTÇİ

Karara göre, Yılmaz Tunç'tan boşalan Adalet Bakanlığı görevine Akın Gürlek, Ali Yerlikaya'dan boşalan İçişleri Bakanlığı görevine ise Mustafa Çiftçi atandı.

Atamaların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 104'üncü ve 106'ncı maddeleri uyarınca yapıldığı belirtildi.



K
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/ali-yerlikaya-ve-yilmaz-tunc-gorevden-alindi-iste-yerlerine-gelen-isimler-1766.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/ali-yerlikaya-ve-yilmaz-tunc-gorevden-alindi-iste-yerlerine-gelen-isimler-1766.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/ali-yerlikaya-ve-yilmaz-tunc-gorevden-alindi-iste-yerlerine-gelen-isimler-1766-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/ali-yerlikaya-ve-yilmaz-tunc-gorevden-alindi-iste-yerlerine-gelen-isimler-1766.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/ali-yerlikaya-ve-yilmaz-tunc-gorevden-alindi-iste-yerlerine-gelen-isimler/8303/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 01:20:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İmralı görüşmesinin tutanakları paylaşıldı]]></title>
			<description><![CDATA[TBMM; AKP, MHP ve DEM Parti temsilcilerinin katıldığı, CHP’nin ise yer almadığı 24 Kasım 2025 tarihli İmralı görüşmesine ilişkin tam tutanakları iki ay sonra kamuoyuyla paylaştı. Daha önce yalnızca özetle aktarılan görüşmenin ayrıntıları Meclis’in sitesinde yayımlandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 24 Kasım 2025 tarihinde İmralı Adası’nda gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin tam tutanakları kamuoyuyla paylaştı.

Üç milletvekilinin katılımıyla yapılan görüşmenin ayrıntılı kaydı, Meclis’in internet sitesinde yayımlandı.

AKP-MHP-DEM PARTİ KATILMIŞ, CHP KATILMAMIŞTI

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, 24 Kasım 2025’te Meclis bünyesinde kurulan süreç komisyonu adına İmralı Adası’na giderek PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirmişti. Görüşmeye katılmama kararı alan CHP'nin tavrı eleştirilmişti.

Söz konusu görüşmenin özet tutanakları, 4 Aralık’ta yapılan komisyon toplantısında okunmuş, ancak başta DEM Parti olmak üzere muhalefet partileri tutanakların yalnızca özetle paylaşılmasına tepki göstermişti.

TBMM, görüşmeye ilişkin tam tutanakları “İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı” başlığıyla resmi internet sitesinde yayımladı.

GÖRÜŞMENİN TAM METNİ

Meclis'in resmi internet sitesinde paylaşılan tutanağın tam metni şöyle:

"Konu: Abdullah ÖCALAN'ın, 24/11/2025 tarihinde Komisyon üyeleri ile gerçekleştirdiği görüşmedeki ifadeler.

"Abdullah ÖCALAN;

Öncelikle Kürt sorununun bin yıllık bir sorun olduğunu, bu sorunun 3 aşamasının bulunduğunu, bu kapsamda konjonktürel sürecin dikkate alınması gerektiğini,

Tarihte yapılan büyük hatayı Feti (Yıldız) Bey'in de ideolojisini de gözeterek anlatmak istediğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) Ankara'da ilk gittiği derneğin Ülkü Ocağı olduğunu, siyasete orada başladığını,

Kürt sorununun devlet katından siyasi kata geçtiğini, bu ciddi sorunu şimdi siyasiler ile tartışacağını ve bunu çok önemsediğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) ilk başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli'ye teşekkür etmek istediğini, özellikle Sayın Devlet Bahçeli'nin Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini, bu kapsamda anılana şükran duyduğunu,

Tüm sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,

Yüz yıllık Türk-Kürt ilişki sistematiğine Sayın Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin sözleri ile büyük katkı sağladığını,

Kendilerinin (Abdullah Öcalan ve PKK) Turgut Özal döneminden yani 1992'den bu yana sırasıyla Erdal İnönü ve Süleyman Demirel döneminde Devlet ile irtibat ve diyalog kurduklarını,

Devlet içerisindeki bir elin kendileri (Abdullah Öcalan ve PKK) ile Kürt sorununun çözülmesini istemediğini, her seferinde darbe mekanizmasının devreye girdiğini,

(Hüseyin Yayman şehit ailelerinin hassasiyeti ile geldiklerini belirtmesi üzerine) Her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini,

Türkiye'de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmaları ve doğru yerden kapıyı aralamayı başarmaları halinde büyük bir talih kapısının açılacağını, hem de bölgeyi yeniden belirleyeceğini,

Başaramamaları durumunda darbe mekanizmasının başta Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı'na olmak üzere işleyebileceğini, Sayın Devlet Bahçeli'nin de konuşmalarında buna değindiğini,

Mehmet Ali Birand'ın 1988'de izin almadan kendisiyle (Abdullah Öcalan) röportaj yaptığını, (Turgut) Özal'ın arayıp 'ne yaptın Mehmet Ali, beni yaktın' dediğini, Ankara'ya döner dönmez bütün gücüyle bu meselenin çözülmesiyle uğraşacakken Milliyet'te yayınlanan bu röportajdan 4 gün sonra suikastın yapıldığını, 17 Nisan'da Özal'ın Özel Kalem Müdürü Kaya Toperi ile bir görüşme yapacakken Özal'ın bir anda öldüğünü ve bu suikastın örtbas edildiğini, O'nun ölümünden kuşku duyduğunu, başarılamaması durumunda, sadece Sayın Devlet Bahçeli'ye değil, bütün MHP'ye yükleneceklerini, Erdoğan'a (Sayın Cumhurbaşkanı) nasıl yüklendiklerini bildiğini,

Muhataplarının, kendisinin (Abdullah Öcalan) nasıl bir günah keçisi haline getirildiğinin farkında olduklarını, kendisine yapılan saldırıların barışa ve kardeşlik hukukuna karşı saldırılar olduğunu, bazılarının etki ajanı olduklarını ve bunları bilinçli yaptıklarını,

Sayın Devlet Bahçeli'nin 'bu sorun çözülmezse Anadolu'dan da Türklükten de geriye bir şey kalmaz' dediğini,

Mustafa Kemal (ATATÜRK)'in Çanakkale'de büyük bir savaş verdiğini, Anzaklara 'sizin şehitleriniz bizim de şehitlerimiz' dediğini, şehit ailelerinin kendisini (Abdullah Öcalan) de böyle tanımlamalarını istediğini, kendisinin (Abdullah Öcalan) de şehit ailelerine saygıyla baktığını ve acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini,

Geçmiş dönemde JİTEM Başkanı'na 'bu sorunu siz bu hale getirip benim kucağıma attınız, bütün günah benim değil' dediğini, 4 kuvvet komutanının olumlu sonuç çıkmazsa kendisinin idamının onaylanacağını ifade ettiklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) 'benim için demokratik çözümden başka bir çözüm mümkün değil' dediğini,

Amerika ve Binyamin Netanyahu'nun yeni anlaşmalar sistematiğine İbrahim Anlaşmaları denildiğini, böyle bir projenin devrede olduğunu, İran'ın Şii projesi bulunduğunu, şu an biraz geri çekildiğini ama iddialarının devam ettiğini,

Çözüm süreci her ne kadar gergin de olsa büyük bir sınavla karşı karşıya da olsa en azından gelinen nOktada 'sadece iyi niyet açısından değil önümüzdeki 100 yılı değil 1000 yılı şekillendiren bir kapıyı aralayacaklarını, 1000 yıllık, 100 yıllık ve anlık Kardeşlik/çözüm kapısı aralayacaklarını,

Medyadaki akıl almaz söylemlere rağmen Türkiye'nin böyle bir meselesi olduğunu ve ertelenemeyecek bir durumda olduğunu, kendilerinin de kesin çözüm istediğini,

Sayın (Devlet) Bahçeli'nin uzattığı bu ele, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da Malazgirt'te iç cephenin güçlendirilmesine yönelik bir konuşmasının olduğunu, ona binaen Sayın (Devlet) Bahçeli'nin katkı olarak 'el uzatıyorum' dediğini, ancak örgütün Kandil'de değişik sesler çıkardığını, hatta eylem gerçekleştirdiğini, TUSAŞ eylemine çok üzüldüğünü,

Sayın (Devlet) Bahçeli'nin kendisinin 'Eğer imkanlar tanınırsa ben devlete hizmet etmeye hazırım' sözünü hatırlatıp, 'buyurun' demesi, hatta gerekirse umut hakkı da dahil olmak üzere DEM Parti grup toplantısında konuşmasını istemesinin' tarihi olduğunu,

Sözünün arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,

Örgütte Türklerin de yer aldığını, başını da Duran Kalkan diye Türk bir örgüt mensubunun çektiğini, örgütte böyle bir Türk kökenli grubun her zaman bulunduğunu, baştan beri böyle bir geleneğin olduğunu, düşüncesi Kandil'e ulaştığında, tek taraflı Ateşkes yapıp, buna bağlı kaldıklarını,

27 Şubat Bildirisine yöneldiğini, bunu hatırlatması gerektiğini, özellikle belirtmek istediğini, her cümlenin bir programatik özelliğinin bulunduğunu, her cümlenin bir program olduğunu, (Bunun üzerine Feti Yıldız tarafından 'farkındayız' şeklinde cevap verilmiştir.)

Yapmış olduğu çağrısında Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini anlattığını, Kandil'in bu bildiriye harfiyen de uyduğunu ve (PKK) kendisini feshettiğini, bunun ardından Bese (Hülya Oran)'nin liderliğinde silah yakma eyleminin gerçekleştiğini, bu kapsamda anılanın sorumluluk gösterdiğini, bunun gerçekleşmesi ile kendisince (Abdullah Öcalan) gerekenlerin yüzde 70'nin yapıldığını, bu gelişme ardından Sabri (Ok) liderliğinde Türkiye'deki örgüt mensuplarının Türkiye'den çekildiklerini,

Süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiçbir şehit verilmediğini ve çatışma çıkmadığını ayrıca böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin arttığını, İlerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin de giderileceğini düşündüğünü,

Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin de söylediği gibi kendisi (Abdullah Öcalan) için iletişim kanallarının açılması gerektiğini,

Geçmişte S.Demirel'in Mardin'de 'Kürt realitesini tanıyorum' dediğini, ayrıca bu dönemde kendisinin (Abdullah Öcalan) yanına Halep'e Ahmet TÜRK ve Sırrı SAKIK'ı gönderdiğini, onlara 'biz Kürt kimliğini tanıyalım, siz de silahı bırakın' dediğini, o zaman bu fırsatı kaçırdığını ancak S.Demirel'in bu sorunu çözmek için çok çalıştığını,

1997'de (Necmettin) Erbakan'ın da bir girişimi olduğunu, Hafız ESAD ve Abdulhalim HADDAM'ın kendisini (Abdullah Öcalan) çağırdığını ve 3 adet mektup gösterdiğini, arkasından 28 Şubat'ın gerçekleştiğini, mektupların 5 senelik muafiyet, siyasi haklardan yoksunluk gibi konuların bir özeti olduğunu ama fırsat tanınmadığını,

Milli Güvenlik Kurulu'nun Sabri (Ok)'lerle ilişkiye geçtiğini ve 1997'de ismine 'toplumla ilişkiler' denildiğini ama sonrasında tıkandığını ve dışarıdan bir müdahale olduğunu düşündüğünü,

Kilis'te Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş'in “çıkmazsa 2 gün içerisinde Suriye'yi işgal edeceğiz' demecini verdiğini, MOSSAD üzerinden olduğunu çok iyi bildiği yoğun bir iletişim olduğunu, ARAFAT'ı içine çektikleri yol gibi 'ya Stockholm ya Kuzey Irak, başka türlü bu dünyada ayak basacak yer senin için bitti' dediklerini, bunu boşa çıkarmak için Kuzey Irak'ta beklerken şaşırtıcı bir biçimde Atina'dan çıktığını, orada Stavrakis adlı Yunanlı İstihbarat Genel Sorumlusunun 'Oslo dışında sen buradan çıkamazsın, hiçbir yere hatta kendi ülkene bile gidişine imkan tanımayacağız' dediğini, kendisinin (Abdullah Öcalan) hayretler içerisinde kaldığını, hiç hesapta olmayan bir şekilde Moskova'ya gittiğini, Jirinovski (Vladimir) adında bir Yahudi'nin kendisini karşıladığını, 'seni bir evde saklayabiliriz bunun dışında hiç bir imkan yOk' dediklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) de 'bunlar resmi parti beni Moskova'da nasıl gizleyecekler' dediğini ve aklının almadığını, sonrasında hikayenin 'senin dünya üzerinde MOSSAD dışında sığınacak bir yerin yok' şeklinde mesaj verildiğini,

Duşanbe'ye kadar götürüldüğünü ve soğuk havada 3-4 saat bekletildiğini, Sosyalist-Komünist Moskova'nın bu hale nasıl geldiğinin akıl alır gibi olmadığını, ardından Roma'ya gittiğini, bu kez de 'CIA ve MOSSAD kuş uçurtmuyor' dediklerini, tekrar Atina'yı denediklerini ve bu kez de Minsk'te havaalanında 'vatansız olarak kalabilirsin' dediklerini, bu kadar aşağılık hareket mi olacağını, sonrasında Nairobi'ye götürüldüğünü ve orada hikâyenin tamamen onların kontrolünden çıktığını, kendisine İngiliz ajanı olduğunu düşündüğü elçinin bir tabanca verdiğini, tek korumasının o olacağını ve yanında olmasını söylediklerini, daha sonra JİTEM'in kendisine (Abdullah Öcalan) 'o silahı kullansaydın seni kesinlikle orada öldürecektik' dediğini, bunları Bahçeli (SayınDevlet Bahçeli)'yi yakından ilgilendirdiği için anlattığını,

Kendisinin dahil olmaması halinde 100 yıllık Türk Kürt savaşının kaçınılmaz olacağını bunun çok önemli olduğunu,

'Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt' olmayacağını, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin buna çok bağlı olduğunu, bunun Cumhuriyet ideolojisi olduğunu, pozitivizm ile bağlantılı olduğunu, Kürt'ün tasfiyesini gerektirdiğini, buna Türkmenlerin de dahil olduğunu, onun da eritildiğini, asıl 'yaralar nasıl gelişti, isyana neler yol açtı' onu açıklamak için anlattığını,

Dolayısı ile bu ideolojinin Türkiye'de biraz etkili olduğunu, bunu (muhataplarının) çok iyi bildiklerini, her türlü isyanın nedenin de bu olduğunu,

Şeyh SAİD isyanına gelindiğinde, Kurtuluş Savaşı ideolojisinin İslami ümmet anlayışı ile sağlandığını, daha sonra bu anlayıştan ayrılınca bunun tepki doğurduğunu, o tepkinin de isyana yol açtığını, (Feti Yıldız 'Hepsine isyan denildiğini ama isyan olmadığını,' ifade etmiştir. Birçoğunun tedhiş hareketi olduğunu belirtmiştir.)

Kürt isyanlarının adının Kürtlük isyanı olduğunu, kendisininkinin de aslında bir isyan olduğunu, her ne kadar 'Modern kurtuluş savaşı, gerilla demiş olsalar da bunun Kürdi isyan olmaktan öteye gidemediğini ve bunun aşılmadığını, trajik bir hal almaya başladığını, 1993'te sonuçlandırmak istediğini, Özal'ın TALABANİ üzerinden kendilerine mesaj gönderdiğini,

Özal'ın kendilerine 'yaptığın her şey yanlış değil, Kürt kimliğini tanıtmada rolünü oynadın şayet silahlı mücadeleye devam edersen bütün çabalarının boşa gideceğini belirttiğini, kendisinin düşündüğünü ancak geciktiğini, onların haklı olduklarını, o zaman toy olduğunu, tarihi bir esnada Özal'ın vefat ettiğini,

Kendilerinin (Komisyon Üyelerinin) tanıklığını önemli bulduğunu, bilimsel tanık, şahit olduklarını, 'dışarıda bilim bunu söylüyor demeleri' gerektiği, saptırmaların çok korkunç olduğunu,

Cezaevinden gelen bir mektupta 'Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinin Kürt isyanlarının başlaması ile birlikte olduğu' şeklinde anlatıldığını, Abdulhamit'in tedbir alıp Hamidiye Mektepleri kurdurduğunu, bu tedbirin çok ciddi olduğunu, Abdulhamit'in Kürt İsyanlarının Osmanlı'nın yıkılışına neden olduğunu fark ettiğini,

Sultan Abdülmecit'in Kürt Mirlikler ile dostane bir çözüm geliştirmeye çalıştığını, o dönemde Rus Çarlığı ve Fransa'nın Suriye'de bir Süryani ve Kuzey'de (Doğu Anadolu'da) bir Ermeni devleti kurmak için çalıştıklarını,

Sayın Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin Kudüs ve Selahattin Eyyubi çıkışlarını çok önemli gördüğünü, Selahattin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethetmesinde Türk ve Kürt Birliğini sağlamasın çok etkili olduğunu düşündüğünü,

Ninesinin Türkmen kökenli olduğunu,

Selçuklu Sultanı Sancar'ın kendisine başkent olarak Med devletinin eski başkenti olan Hamedan'ı seçtiğini,

Bu coğrafyada 'Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk'ün yaşamayacağını' anladığını,

Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te başarılı olmasında Silvan'da bulunan Mervani Emirliği ve Ahlat'ta bulunan Kürt Emirliği ile anlaşarak onlardan destek alması olduğunu, bunu da Osman TURAN'ın yazmış olduğu kitapta Okuduğunu,

Malazgirt'in Kürtlerin de yaygın olarak savaştığı bir zafer olduğunu, Anadolu'nun kapısının Türklere açıldığının söylendiğini ancak Fırat'a kadar Şanlıurfa, Malatya'ya genişlediğini ve bunun Kürtlerin nefes almasını sağladığını,

ATATÜRK'ün Beyazıt'taki aşiret beyine 'eğer bu savaşta birbirimizle savaşırsak ne Kürdistan ne Türkiye kalır, ikisi de kaybeder' dediğini, birlik dışında bir kurtuluş yolu olmadığını, sonrasında savaşın kazanıldığını ve Kürt katkısının göz ardı edilemeyeceğini,

Geçtiğimiz günlerde Erbil'de bir kongre ile Almanya'da Yahudi-Kürt Kongresi yapıldığını, bunların çok önemli olduğunu, muhataplarının bundan haberleri olup olmadığını, (F. Yıldız, bildiğini söylemiştir.)

MOSSAD'ın gücünü anlamaları için anlattığını, geçmişte içinde bulunduğu uçağın NATO'nun Avrupa'nın hiçbir kentine inmeyecek dediklerini, inanılmaz bir kontrol bulunduğunu, mühim olanın bir Türk'ün elinden kendisinin vurulmuş olması olduğunu, böylelikle örgütün onların emrine gireceğini, inanılmaz suikast ve öldürmelerin Gazze'deki gibi inanılmaz bir furyanın başlayacağını, o dönem kendini yakanların olduğunu, kıyamet koptuğunu, bugün de bunu muhataplarının anlatması gerekeceğini, bugün hala önemini koruduğunu, tarihin böyle geliştiğini, kendisinin tereddütsüz hamleler yaptığını,

Bugünü yorumlamak için bu bilgilerin bilinmesi gerektiğini bu sebeple açıkladığını,

Orta Doğu'nın kaderini (muhataplarının) değiştireceklerini, topu kendilerine atacağını,

PKK isyanının sebebini anlattığını, neden sona erdirdiğini ve büyük riskin mekaniğini açıklamak istediğini, her şeyin bildikleri gibi olmayabileceğini, kendisini yanlış anlamamalarını,

(Sayın Devlet) Bahçeli'nin Devleti en az kendisi kadar bildiğini, kendisinin de abartıyor olabileceğini ama her ihtimalin hesaba katılması gerektiğini, tecrübesinin çok büyük olduğunu,

(Süreci bozmak isteyenleri kast ettiği tertipleyicilerin çok güçlü olduklarını değerlendirilmektedir.)

Kendisinin (Abdullah Öcalan) MHP'yi çok iyi tanıdığını eğer MHP'liler Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'yi haklı görmeselerdi onun arkasında durmayacaklarını ve desteklemeyeceklerini bildiğini,

CHP'nin (Meclis Komisyonu'nda) aldığı son kararın çok dikkat çekici olduğunu ancak bunu CHP'nin dışlanması için söylemediğini,

Suriye'de şu an bir şeyler döndüğünü, kendisinin (Abdullah Öcalan) Suriye'yi çok iyi tanıdığını çünkü 20 sene orada yaşadığını,

Meclis Komisyonu üyelerinin bazı konularda kendisinden (Abdullah Öcalan) daha ileride olduklarını ancak bazı konularda kendisinin (Abdullah Öcalan) onlardan daha ileri olduklarını,

Toplum için daha önemli adımlardan bahsedeceğini, normalde PKK'nın 1993'de feshedilmesi gerektiğini düşündüğünü, Türk-Kürt ilişkisinin simbiyotik bir ilişki olduğunu, bu kapsamda Ziya GÖKALP örneğinin sebepsiz bir örnek olmadığını,

Anadolu Türklüğünün Kürtlüğe, Mezopotamya Kürtlüğünün ise Anadolu'ya bağlı olduğunu,

PKK'nın sadece silah bırakmasının değil zihinsel olarak (düşmanlığın da) sonlanması gerektiğini, iki millet arasında kardeşlik ilişkisinin bulunduğunu, aralarında isyan, savaş ve çatışmanın yaşandığını, (bunun üzerine F.Yıldız; 'şehit haberi geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar hadiseye rağmen ortada bir Kürt Türk düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını' belirtmiştir.)

(Türklerin ve Kürtlerin) Bin yıldır iç içe yaşadıklarını, Urfa'da bulunan Karakeçili Türkmenlerinin kendisinden daha Kürt olduklarını, Germiyanoğullarının ise özünde Kürt iken zamanla Türkleştiklerini, bu tarihi gerçekliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini, iki kimliğin de birbirine saygı duyması gerektiğini, birbirlerini yok etmeye çalışmaların bir tuzak olduğunu,

Reel sosyalizm düşüncesini 1995'ten beri terk ettiğini, zihin dönüşümünün sancılı bir süreç olduğunu, o sürecin bırakıldığını ve zihnen silah bırakmak gerektiğini, pratikte zaman alacağını, örgüt mensuplarını hazırlaması gerektiğini, Duran Kalkan'ın kendisinden (Abdullah Öcalan) daha çok 'asla silah kullanmayacağız' dediğini,

Suriye meselesinin Türkiye kadar önemli olduğunu, ESAD ailesi ile epey ilişkileri olduğunu, zaten onların yakın himaye ve desteği ile yaşadığını,

SDG'nin ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı gücünün bulunduğunu ve sanılandan daha fazla yaygınlaştığını, buna diğer bölgelerin de dahil edilebileceğini, kongrenin belgelerinin kendisine gelmediğini ancak Avrupa'daki (Kürt-Yahudi Kongresi) ve Erbil'deki (6'ıncı Orta Doğu Barış ve Güvenlik Forumu) kongrenin de anlamının 'biz burada (İmralı) çözüme giderken onlar da orada çözüme gidiyor' olduğunu,

Ferhat Abdi ŞAHİN'in kendisine (Abdullah Öcalan) en yakın kişilerden birisi ve kendisine bağlı olduğunu,

Erbil'deki toplantıda ve Avrupa'daki kongrenin Almanların himayesinde yapıldığını, 'tam Kürtlerin devlet kurma aşamasına geldiklerinde en büyük engel şu anda Apo'dur' dediklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) yöntem olarak önerdiğinin demokratik Toplum olduğunu,

Kendisinin demokratik Toplum ve onların Kürt devletçiliği için çatıştığını,

İsrail için Kürtlerin çok gerekli olduğunu çünkü Orta Doğu'nun dengelerinin bozulmasının Kürt jeopolitiğine bağlı olduğunu, Kürt jeopolitiği olmadan İsrail'in Orta Doğu hegemonyasını gerçekleştiremeyeceğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) Türkiye Cumhuriyeti'ni proto-İsrail, Kürt devletçiliğini de post-İsrail devletçiliği olarak gördüğünü, önceden İsrail kurulması için Cumhuriyet ne kadar gerekliyse şimdi de Orta Doğu'daki hegemonya için İsrail'e Kürt devletçiliği gerektiğini, başka türlü ayakta kalamayacağını ve hegemonya kuramayacağını,

Son aldığı bilgilere göre, 'yaygın bir propaganda var, devlet olma şansınız Apo tarafından sabote ediliyor' dendiğini, bunun çok önemli bir saptama olduğunu,

Başarısız olmaları için her şeyi yapacaklarını, ama kendilerinin bir avantajı olduğunu, kendisinin Kürt hareketi içerisinde bir ağırlığı olduğunu, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin milliyetçiler içindeki ağırlığı ne ise kendisinin de Kürt hareketi içerisinde öyle olduğunu, İran, Irak ve Suriye içinde geçerli olduğunu,

Ne İsrail'in önerdiği İbrahim Anlaşması ne de İran'ın önerdiği Şii projesinin ilanının ülke çıkarımız için uygulamasının uygun olmadığını, bunun yerine demokratik entegrasyonun önemli olduğunu,

demokratik Kürt oluşumuna dikkat edilmesi gerektiğini, devlet demediğini, muhatabının ne kadar demokratik Milliyetçilik ise kendisininkinin de o kadar demokratik Toplumculuk olduğunu,

Devlet ile ilgili bir parçadan bahsetmediğini, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin bunu çok iyi bildiğini (Bunun üzerine Feti Yıldız 'Devletleşme olmadığını, federatif bir yapı olmadığını, özerklik olmadığını açıkladığını', Abdullah Öcalan' da onaylamıştır.)

Sonuç olarak aradıkları devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu, net bir şekilde söylediğini, Kürtlerin bu devletle Orta Doğu'da yer alacaklarını, kendilerini demokratik olarak organize edeceklerini, federal özerklikle ilgisi olmadığını, bunun kendi icadı olmadığını doğru sosyalizm olduğunu, sola böyle anlattığını, 200 yıllık sosyalizmi çökertenin kendilerinin sosyalizm anlayışı olduğunu,

Sonuç olarak demokratik Toplum ile Cumhuriyet'in entegre olması gerektiğini,

Komün kökeninin Kürtçe olduğunu, topluluk, toplanma anlamına geldiğini, Orta Çağda Belediyecilik olduğunu, halkın belediyeleşmesi, şirketleşmesi, yerel demokrasisi olduğunu, Türkiye için de bunu önerdiğini,

Türkiye için istediğini Suriye için de istediğini, bunun yerel demokrasi ve komün (demokratik belediyecilik) olduğunu, bu konuyu her gün düşündüğünü, bu kapsamda onlarla (SDG) diyalog kurabileceğini, onların kendisini (Abdullah Öcalan) dinleyeceklerini düşündüğünü ancak bu anlamda tek taraflı hareket etmeyeceklerini, Ahmed El-ŞARA'nın da SDG gibi demokratik Suriye için pozitif adımlar atmasının gerektiğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) boşuna tarih anlatmadığını, Suriye'de çok yoğun bir Arap milliyetçiliği bulunduğunu, orada Türkmenlerin de olduğunu, kendilerinin (SDG) aynı Kürtler gibi haklarını gözeteceklerini,

6 Şubat'ta yaşanan depremden dolayı başsağlığı dilediğini, kendilerinin (Abdullah Öcalan) yapacakları çalışmayı bu depremde hayatını kaybedenlerin anısına yapmak istediğini,

Suriye konusunda (F.Yıldız; SDG'nin 10 Mart'ta bir anlaşma yaptığını) o anlaşmanın 8 maddesi olduğunu, bunları esas aldıklarını, (Hüseyin Yayman; kendisinin [Abdullah Öcalan] o örgütün (SDG) lideri olduğunu, Suriye konusunu Meclis Komisyonu'nda ve kamuoyundaki herkesin dile getirdiğini, Türk halkının ilk olarak Suriye'de silah bırakılması açısından somut adımlar ve Diyarbakır Anneleri'nin evlatlarının ailelerine teslim edilmelerini görmek istediğini belirtmiştir.) (Diyarbakır Anneleri'nin çocuklarının ailelerine geri dönmeleri için) bir komite kurdurulduğunu, (Hüseyin Yayman; başta söylediği tarihi kardeşliğin çok önemli olduğunu, buna kimsenin bir itirazının bulunmadığını, artık darbe mekanizmasını kırabileceklerini, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli'nin bu konuda kararlı olduklarını, bu sefer bunu başarabileceklerini belirtmiştir.) darbe mekanizması konusunda da dikkatli olunması gerektiğini, yoksa bu mekanizmanın sürecin üzerinden buldozer gibi geçebileceğini,

Suriye konusunda kendisinin (Abdullah Öcalan) önerisinin yerel demokrasi olduğunu, (AK Parti'nin) kuruluş esasının belediyecilik olduğunu, yasanın eksik yönleri olduğunu ve bütün şehirlere bu yasayı yaymak istediğini, yerel demokrasi Atina demokrasisinde her bölgeden bir delege seçildiğini ve onların o bölgeyi temsil ettiklerini bunun yerellik ve demokrasi olduğunu, Suriye için ne mezhep ne etnik temelli, yerel bağlamda güçlendirilmiş bir demokrasi gerektiğini düşündüğünü, asıl sorunun bu kavramın içeriğinin nasıl doldurulacağı ve Anayasa'ya nasıl dahil edileceği olduğunu,

Bir devlet için merkezi üniter güçler kadar bölgesel yerel demokrasinin de gerektiğini, biri olmadan bir diğerinin olmayacağını, (F.Yıldız bunun üzerine; Suriye'de yerel demokrasilerin bir savunma gücü olup olmayacağı sorulmuştur.) asayiş kapsamında güçlerin bulunacağını, Suriye'de iki gücün kaynaştırılması gerektiğini, Suriye'de Arap milliyetçiliğinin güçlü olduğunu, Suriye'de ESAD ailesinin yaptıklarının ortada olduğunu, eğer demokratik şartlar sağlanmaz ise Ahmed El-ŞARA'nın da yarın bir diktatöre dönüşebileceğini,

Türkmenlerin Kürtlerden daha kötü durumda olduklarını, kendilerini ifade edecek bir cemiyeti, Türkmen komünü bulunmadığını, muhataplarının komünü anlayıp anlamadığını,

Komünün bir topluluk, sivil toplum anlamına geldiğini ve olmak zorunda olduğunu,

Bir iki ailenin çıkıp bütün Halep'in rantını kendine bağlayabileceğini ve bunun tedbirini almak gerektiğini, bunun bütün halklar için geçerli olduğunu, Türkmenlerin orada bin yıldır büyük çabaları olduğunu, onların sivil toplum olmasının işin doğası gereği olduğunu, Çerkesler ve Ermenilerin de bulunduğunu, onların da kendini modern bir sivil toplum haline getirmesi gerektiğini,

Suriye'yi sivil toplum ya da yerel demokrasi olmadan bırakmaları durumunda yeni bir Hafız ESAD çıkacağını, bunu önlemek için kendisinin (Abdullah Öcalan) gücünü kullanacağını, pratikte de elinden gelen her şeyi yapacağını,

İsrail'in kendi kültüründen bir Suriye istediğini, Suriye'yi tamamen İsrail güdümüne bırakamayacaklarını, bunun sakıncalı olduğunu, 'İsrail'le savaşalım' demediğini ama SDG de dahil ustaca, kardeşçe ve yavaşça (Abdullah Öcalan) halledeceğinin sözünü verdiğini, bir çağrıyla olmayacağını, yoğun bir ilişki gerektiğini ve diyalog olmadan nasıl yapacağını,

MHP'yi demokratik milliyetçi olarak değerlendirdiğini ve Türkiye için çok gerekli olduğunu, bu birikimin kesinlikle bir ittifak ruhu ile paylaşılması ve eski düşmanlaştırıcı bakışı aşmak gerektiğini, çatışma değil ittifak kurmak zorunda olduklarını, bütün partileri aşan bir akıl olduğunu,

'Devletin önceliğini kendi partimden önce görmeliyim' düşüncesinin diğer partiler için de gerektiğini,

Kendilerini burada buluşturanın ve yakınlaştıranın Devlet aklı olduğunu, CHP de (Komisyon görüşmesinde) olsaydı iyi olacağını,

Türkiye merkezli entegrasyona Suriye, Irak ve birlikte çalışmaları halinde İran'ın da mecburen dahil olacağını, orada Azerilerin bulunduğunu ve en az Kürtler kadar önemli olduğunu, onların da demokratik entegrasyona katılmasıyla bunun bir Orta Doğu Birliği olacağını, demokratik entegrasyonla bunun birlikte gerçekleşeceğini,

Türkiye'de demokratik Cumhuriyet, Orta Doğu'da demokratik Orta Doğu olacağını,

Acele etmeden birlikte çalışmak gerektiğini, Suriye'de üniter devlete bir şey demediğini ancak yerel demokrasisiz ve sivil toplumsuz asla olmaması gerektiğini, yeni bir diktatörlüğe kurban etmemek gerektiğini,

(Hüseyin Yayman'ın; 'petrol kaynakları ve sınır kapılarının ne olacağı' sorusu üzerine) Bir paylaşım modeli geliştirilebileceğini,

Suriye için önerdiklerini İran için de tartışacaklarını,

Kendilerinin (Abdullah Öcalan) büyük ve sorunlarını çözmüş Türkiye istediklerini, sadece silahların terki değil kafadaki izleri sildiklerini ve en önemlisi de bölgede en yakın dönemde Orta Doğu'daki bütün dinlere, halklara, kültürlere bir ortaklık modeli önereceklerini,

Bundan önce ne kadar negatif bir söylem var ise bundan sonra söylemlerin pozitif yönde gelişmesi gerektiğini, bunun için de Komisyon'un tarihi bir kapı aralayacağını, rapor hazırlayıp, meclise sunacaklarını hukuki boyutu konuşmadıklarını kendi sorumluluklarında olduğunu, ancak muhataplarının söylediklerini hayata pratiğe geçirmek için iletişim özgürlüğünün başta olması gerektiğini,

PKK'nın feshi, silahtan arındırılması adımlarından sonra da tekrar pozitif adımlar atacağını, bu sebeple Komisyonun çıkaracağı kanunun konuya özgü bir kanun olması gerektiğini,

PKK ile ilişkili olanların en üstten en alta hepsinin hukuki durumlarının açıklığa kavuşması gerektiğini, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin 'umut ilkesi' önerisinin düşünülmesi gerektiğini, bu şekilde genel aftan kurtulunmuş olacağını, Türkiye için genel affın uygun olmadığını,

Komisyona saygı ve selamlarını yolladığını, 'Kararın yetkilerinde olduğunu, dolayısıyla konunun meclise taşınması gerektiğini',

İran'ın PKK üzerinde en az İsrail kadar ağırlığının bulunduğunu, kendisinin İran'ın ideolojisine katılmadığını,

İsrail'le ikisinin devlet ilişkisi içinde kendisine 'devlet ilan edecektik, APO engelledi' diyeceklerini, engelleyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir mensubu olarak hareket edeceğini ve demokratik toplumun Kürtlerin en ideal çözüm tarzı olduğunu söyleyeceğini,

Türkiye'yi artık kendi (Abdullah Öcalan) devleti olarak gördüğünü, kendisinin (Abdullah Öcalan) Türkiye'nin demokratik Cumhuriyet olmasını istediğini,

demokratik Cumhuriyet'in inşası konusunda AK Parti'nin ciddi adımlar attığını,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) Kürt kültürünü Cumhuriyet'e dahil etmek istediğini, bunun bir zenginlik olduğunu, bunun başka türlü yorumlanmamasını istediğini,

Sayın Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin boşuna umut hakkı ibaresini kullanmadığını, bu olmadan kendisinin (Abdullah Öcalan) çalışamayacağını, bu yapıldıktan sonra Suriye konusunda başarılı olmaması durumunda yargılanmayı ve eleştirilmeyi kabul edeceğini, mevcut durumu ile İsrail'e karşı çıkamayacağını, geçmişte ESAD'ın yanında iken İsrail'in kendisini (Abdullah Öcalan) ne hale getirdiğinin gayet açık olduğunu,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) söz verdiğini,

DEM Parti için de heyet olarak (İmralı'ya) geldiklerini, Gülistan (KILIÇ KOÇYİĞİT)'ın da dahil olabileceğini,

(Hüseyin Yayman'ın; 'Bazı siyasetçilerin, kişilerin söylemleriyle süreci zehirlediğini belirtmesi üzerine) PKK'da da bazı kişilerin bunu yaptığını, süreç içerisinde (Abdullah Öcalan) çalışma imkanları artarsa hepsinin halledilebileceğini ancak zaman istediğini, imkan ve koşullarının buna uygun olmadığını, kendisi hayattayken bu hamle ve yüzyılın başarılı geçeceğini, muhatapları buna 'Terörsüz Yüzyıl' derken kendisinin 'Şiddetsiz Yüzyıl' dediğini, en az muhatapları kadar katkı yapacak gücünün bulunduğunu,

İttifak halinde yürümek gerektiğini, kendisinin Komisyon Üyeleri'nin buraya (İmralı) gelmesinden çok umutlandığını ve bir tarihi aşamanın başladığını, muhataplarının da bunu başarıya taşıyabilecek kilit isimler olmasını umduğunu, kendisinin (süreç konusunda) iyimser olduğunu,

Feti Yıldız;

Milli Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu üyeleri olarak kendi aralarında yaptıkları seçimle Milliyetçi Hareket Partisi'ni temsilen kendisinin, Hüseyin (YAYMAN) Bey'in AK Parti'yi temsilen, Gülistan (KOÇYİĞİT) Hanım'ın DEM Parti'yi temsilen kendisinin (Abdullah Öcalan) beyanlarını almaya geldiklerini,

Komisyonun şimdiye kadar 18 toplantı yaptığını, sivil toplum örgütleri, barolar, şehit ailelerinden Cumartesi Anneleri'ne kadar toplumun her kesimini dinlediğini, zengin bir dinleme olduğunu,

Sonunda yazacakları raporla bunu bir esasa bağlayıp, çözüm yollarını göstereceklerini, henüz Komisyon'un tamamlanmadığını, raporlama aşamasında olduklarını, geliş sebeplerinin bu olduğunu, bu görüşmenin Komisyon'un 19. toplantısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini,

Uzun uzun Türkiye'nin siyasal geçmişinden konuşamayacaklarını, (Abdullah Öcalan'ın) örgütün kurucusu olarak yaşamını ve geçirdiği siyasi evreleri bildiklerini, son olarak üzerine çalıştığı komünal ve liberal belediyecilik kavramlarını anladıklarını, örgütün tarihi üzerine konuşmanın şu an için gereksiz olduğunu,

(Abdullah Öcalan'ın) silahlı yöntemden siyasi yönteme geçtiğini, eşit yurttaşlık, kültürel adımlar ve komünalite üzerine yoğunlaştığını bildiklerini,

(Abdullah Öcalan'ın) Şubat 2025'de yapmış olduğu çağrısında bütün yapıların silahlı mücadeleyi bırakmasını ve örgütsel varlıklarını dağıtmaları gerektiklerini anladığını, bunun toplumu çok rahatlattığını, halkın bu gelişmeyi takip ettiğini, kendilerinin (MHP'nin) silah bırakın derken Suriye, Irak ve İran'daki yapıları da kapsamasının önemli olduğunu,

Yaşanılan sorunların demokrasi çerçevesinde çözülebileceğini, bunun ancak teröre son verilerek Terörsüz Türkiye'de mümkün olacağını,

1999 Ekim ayında duruşma salonunda kendisinin (F.Yıldız) de şehitlerin avukatı olarak yer aldığını,

1970'lerde Kürt hareketinin solun içerisinde olduğu için fark edilmediğini, şimdi tam tersi solun Kürt hareketi içerisinde olduğunu,

Kendileri burada çözüme giderken bir örgüt mensubunun da 'ne çözümü, ne silahsızlanması' diye açıkça söylediğini, 'Abdullah Öcalan'ın aldığı karar sadece Türkiye'yi ilgilendirir' diye not düşürdüklerini, SDG'nin başındaki kişinin (Ferhat Abdi ŞAHİN'in) Abdullah Öcalan'ın yetiştirdiği birisi olduğunu halkın bildiğini,

Partili ya da Türk siyasetinde olan arkadaşların Lozan'dan ve 1924 Anayasası'ndan önceki dönemin dilini kullanmamaları gerektiğini, bunun süreci zehirlediğini,

Sabri Ok'un Türkiye'den çekilirken yanında olan örgüt mensuplarının ellerinde silah olmasının Türk kamuoyunda infial yarattığını, bu noktada kendisinin (Abdullah Öcalan) yapmış olduğu çağrıya (PKK'nın) tam uymadığının görüldüğünü,

Suriye'de (SDG'nin) 10 Mart entegrasyon anlaşmasına uyulmasının elzem olduğunu,

Suriye konusunda kendisinin (Abdullah Öcalan) yeni bir açıklama yapması gerektiğini,

Bu devletin hepimizin devleti olduğunu, (Solun) Emeğin şekil değiştirdiğinin farkında olmadığını,

İlk açıklamasında 'silah bırakın' derken PKK'nın bütün bileşenlerine söylediğini bildiklerini, (bunun üzerine Abdullah Öcalan; İran'da her gün idamların yaşandığını, kendisinin (Abdullah Öcalan) İran'dan 'Azeriler ve Kürtler için demokratik haklar vermesini ve idamları sonlandırmasını' isteyeceğini, bunun için inisiyatif kullanmaları gerektiğini, tabi bunun savaş anlamına gelmediğini ancak idamlar devam ederken (PJAK) silah bırakmayacaklarını, şu an İran'la bir diyalog ve Ateşkes sürecine girmelerinin gerektiğini, bir entegrasyon çalışmasının İran'a dayatılabileceğini,)

PKK'nın Irak'tan çektiği güçlerini Suriye'ye gönderdiği yönünde gözlemler olduğunu, bu durumun daha önceki açıklama ile çelişki yarattığını,

Hüseyin YAYMAN;

Komisyon adına burada olduklarını, milletin sorularını kendisine soracağını, bütün Türkiye'nin kulağının burada olduğunu, buradaki havanın tüm bölgeyi etkileyeceğini, bunun Türkiye ve bölge adına tarihsel olduğunu,

Cumhur İttifakı olarak Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ve Sayın Devlet Bahçeli'nin bu meselenin çözümü açısından çok büyük bir risk aldıklarını, dolayısıyla milletin meselenin çözümü için daha hızlı adımlar beklediğini,

Sonuç olarak Komisyon ve Türkiye adına başarmak zorunda olduklarını, aksi halde sokaktaki iklim ve havanın bambaşka bir hale dönebileceğini,

Milletin kendisinin (Abdullah Öcalan) 27 Şubat çağrısını önemsediğini, ancak pratik adımların daha fazla olması konusunda talep bulunduğunu, tüm şehit ailelerinin hassasiyeti ile geldiklerini,

Akil insanlar heyetinde yer aldığını, çok ciddi tepkiler ile karşılaştığını, başarmak zorunda olduklarını, pratik adımlar noktasında buradan çıkacak olan neticenin ya sürecin devamına ya da başka bir sonuca yol açacağını,

Bu tarihsellik içerisinde hem TBMM Komisyonu hem bu görüşmenin çok daha tarihsel anlam kazandığını, Devlet-Örgüt görüşmelerini takip eden herkesin bildiğini, 1993-1995-1999-2009-2014 yıllarında bütün bu tarihi değiştirme fırsatının geldiğini, 27 Şubat açıklaması ve buna bağlı olarak pratik adımların hızlanması gerektiğini, Komisyon'dan beklentinin çok yüksek olduğunu ve geçmişteki hatalara düşmemek gerektiğini, görünmez bir el ve darbe mekaniğinin bulunduğunu, buradan çıkmanın yolunun Suriye'de de Türkiye'de her yerde örgütün Abdullah Öcalan'ın çağrısına uyması olduğunu,

Tarihsel hafızanın Türkler ile Kürtlerin 1000 yıllık kardeşliğini beraber sağlayacaklarını veya bugünkünden çok daha büyük bir savaş yıkım/ kriz yaşanacağını, (Bunun üzerine Feti Yıldız tarafından 'Türkiye için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek iddialarda bulunmanın süreci sabote etmek olacağını, buna dikkat edilmelidir' şeklinde ifade edilmiştir.)

Darbe tehdidi bulunduğunu, bunu açıklığa kavuşturmak gerektiğini,

Temel meselenin bütün hafızayı tarihsel gerçekliği bilen bir heyet olarak Terörsüz Türkiye gerçekleşecekse Türkiye'nin pratik adımları bekliyor olduğunu, (Bunun üzerine Abdullah Öcalan 'pozitif hamleler peşinde olduğunu' ifade etmiştir.)

Komisyona gelen herkes pratik adımlar atılması, çok hızlı hareket edilmesi gerektiğini söylediğini,

Bir direnç bulunduğunu, çünkü örgütün merkezini Kandil'den Suriye sahasına taşımasının sorunu çözmediğini, kendisinin (Abdullah Öcalan) örgütün lideri olarak kesin talimat vermesi gerektiğini, bunu tüm Kamuoyu ve Türkiye'nin beklediğini, bunu gerçekleştirdiğinde başka bir iklimin gelişeceğini,

Komisyon'da dinlenen her kesimin şiddet sona ermesi halinde Türkiye'nin çok ileri gideceğini, belirttiğini, dolayısıyla somut adıma ihtiyaç duyulduğunu, darbe mekanizmasının devreye girebileceğinin akıllarında olacağını,

Bütün tarihsel çelişkiyi ortadan kaldırmanın ve yeni bir yol bulmanın Komisyon'un görevi olduğunu,

Kendisinin Türkmen ve ülkücü kökenli olduğunu ve kardeşlik adına inisiyatif aldığını,

Komisyon'un kurulmasının tarihsel olduğunu, nitelikli çoğunlukla buraya geldiklerini, 'milletin kendilerinden sonuç nedir Suriye'de silahlar bırakılacak mı? Diyarbakır'da çocuklarını isteyen anneler çocuklarına kavuşacak mı? Silahlar sadece elde değil zihinde bırakılacak mı' sorularının cevap beklediğini,

Buradan çıktıklarında gazetecilerin soracağını, bir açıklama yapacaklarını, burada olan temel meselenin, Sayın Teşkilat Başkanı'nın dile getirdiği pedal çevirme (sorunu) olduğunu, sorunların bir günde çözülemeyeceğini kamuoyunun da bildiğini, yol haritası belirlenmesinin, pozitif mesajlar verilmesinin, toplumsal beklentilerin yükseltilmesinin çok önemli olduğunu, Türkiye'de böyle bir politik psikolojinin bulunduğunu, hep beraber bunu başarmak zorunda olduklarını,

Bu tarihi adımı tarihi bir sonuçla ilerletmek gerektiğini aksi takdirde ilerleyemeyeceğini,

İhtiyatlı iyimser olduğunu, geçmişte yaşananları asla unutmadığını ve Terörsüz Türkiye'nin gerçekleşmesi için çalışması gerektiğini belirttiğini,

Gülistan KILIÇ KOÇYİĞİT;

Gayet iyi ve sağlıklı göründüğünü, sağlığının da gayet iyi göründüğünü, birçok kesimi dinlediklerini, komisyon adına burada bulunduklarını, kendisini dinlemek istediklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) düşüncelerini de kamuoyu ile paylaşmak istediklerini,

Kürtlerin kendi örgütlülüğünü sağlayarak Cumhuriyet'e entegrasyonu, Cumhuriyet'in de bir karakteri olacağını, nasıl bir Cumhuriyet olacağını, merak ettiğini,

Sürecin ilerlemesi, kendisinin (Abdullah Öcalan) elinin güçlenmesi için bütün söylediklerinin pratiğe geçmesi için komisyona düşenin ne olduğu konusunda fikrini bilmek istediklerini,

Yarın 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü olduğunu, kadınların selamlarını ilettiklerini ifade etmişlerdir."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/imrali-gorusmesinin-tutanaklari-paylasildi-1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/imrali-gorusmesinin-tutanaklari-paylasildi-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/imrali-gorusmesinin-tutanaklari-paylasildi-1-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/imrali-gorusmesinin-tutanaklari-paylasildi-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/imrali-gorusmesinin-tutanaklari-paylasildi/8268/</link>
			<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 22:03:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Meclis'in 'emekli' hassasiyeti: 168 vekil katılmadı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeniçağ Gazetesindeki habere göre; emekliyi açlık sınırının altında sefalet ücretine mahkum eden, en düşük emekli aylığını da içeren kanunda değişiklik dün gece TBMM TV'nin canlı yayın yapmadığı saatlerde alelacele Meclis'ten geçirildi. Oylamaya 168 milletvekili katılmadı.

TBMM'de en düşük emekli aylığını da içeren 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 243 oy kabul ve 179 ret oyuyla geçirildi. Oylamaya 85 iktidar vekili, 83 de muhalefet vekili katılmadı.



İŞTE DEM BU KADAR TÜRKİYE PARTİSİ

DEM milletvekillerinin yüzde 74'ü emeklilerinin kaderini belirleyen bu oturuma katılmadı. Meclis'te 56 vekili bulunan DEM'in 47 vekilinin oylamaya katılmaması "DEM ne kadar Türkiye partisi olduğunu gösteriyor" yorumlarına sebep oldu.



MUHALEFET 'TAM' KATILSA DURUM FARKLI OLABİLİRDİ

Oylamada dikkat çeken ayrıntılardan biri de muhalefet bloğundan 83 milletvekilinin oylamaya katılmaması oldu. 64 oy farkla kabul edilen değişiklik, muhalefetin tam katılımıyla reddedilebilir ve kamuoyunda büyük yankı uyandırabilirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/meclis-in-emekli-hassasiyeti-168-vekil-katilmadi-6563.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/meclis-in-emekli-hassasiyeti-168-vekil-katilmadi-6563.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/meclis-in-emekli-hassasiyeti-168-vekil-katilmadi-6563-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/meclis-in-emekli-hassasiyeti-168-vekil-katilmadi-6563.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/meclis-in-emekli-hassasiyeti-168-vekil-katilmadi/8267/</link>
			<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 12:30:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tokat Belediye Başkanı Makam Odasındaki Dinleme Cihazı Konmasında tutuklamalar]]></title>
			<description><![CDATA[Tokat Belediyesi’ne ait Canikli Konağı’nda yapılan kontrollerde dinleme cihazı bulunmasının ardından başlatılan soruşturma kapsamında biri dışarıdan hizmet veren, biri belediye personeli iki şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tokat Belediyesi’nde güvenlik birimlerince yapılan kontrollerde Canikli Konağı’nda bir dinleme cihazı tespit edildi.

Durumun bildirilmesi üzerine Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı ve İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü koordinesinde adli ve teknik inceleme başlatıldı, konak güvenlik altına alındı. Soruşturma kapsamında belediye personellerinin de ifadeleri alındı.

Olayla ilgili gözaltına alınan dışarıdan belediyeye bilgi işlem hizmeti veren E.Y. ile belediye bilgi işlem personeli Y.Y., adliyeye sevk edilmelerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Soruşturmanın çok yönlü olarak sürdüğü bildirildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/tokat-belediye-baskani-makam-odasindaki-dinleme-cihazi-konmasinda-tutuklamalar-8711.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/tokat-belediye-baskani-makam-odasindaki-dinleme-cihazi-konmasinda-tutuklamalar-8711.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/tokat-belediye-baskani-makam-odasindaki-dinleme-cihazi-konmasinda-tutuklamalar-8711-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/tokat-belediye-baskani-makam-odasindaki-dinleme-cihazi-konmasinda-tutuklamalar-8711.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/tokat-belediye-baskani-makam-odasindaki-dinleme-cihazi-konmasinda-tutuklamalar/8197/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:08:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA['Halkın sağlığıyla oynatmam' diyen Devrek Zabıta Amiri Abdurrahim Altuntaş görevden alındı]]></title>
			<description><![CDATA[Zonguldak’ın Devrek ilçesinde yaptığı gıda denetimleriyle tanınan Devrek Belediyesi Zabıta Amiri Abdurrahim Altuntaş görevden alındı. Altuntaş’ın görevden alınmasına belediye meclis üyesinin fırınını denetlemesinin gerekçe gösterildiği ileri sürüldü.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Zonguldak’ın Devrek ilçesinde gıda işletmelerine yaptığı baskınlar ve "İnsan sağlığıyla oynatmam" çıkışıyla tanınan Zabıta Müdürü Abdurrahim Altuntaş’ın görevden alınması ilçede gündem oldu. Daha önce hijyen kurallarına uymayan bir pideciye yaptığı "Bunları vatandaşa mı yedireceksiniz?" çıkışıyla halkın takdirini toplayan Altuntaş'ın görevden alınma gerekçesiyle ilgili ortaya atılan iki farklı iddia kafaları karıştırdı.

Altuntaş, daha önce ilçede hijyen kurallarını ihlal eden bir pideciye yaptığı denetimde, “Bunları vatandaşlara mı yedireceksiniz? İnsan sağlığıyla oynatmam” sözleriyle geniş kitleler tarafından bilinir hâle gelmişti.

MECLİS ÜYESİNE KESİLEN CEZANIN ARDINDAN GERİLİM İDDİASI

İddiaya göre süreç, aynı zamanda AK Parti’den Devrek Belediye Meclis Üyesi olan Uğur Erdem’in sahibi olduğu ekmek fırınında yapılan denetimle başladı. Zabıta ekipleri, denetim sonucunda söz konusu işletmeye ceza yazdı. Bu gelişmenin ardından Meclis Üyesi Erdem ile Zabıta Amiri Altuntaş arasında gerginlik yaşandığı ileri sürüldü.

Yerel kaynaklara göre Uğur Erdem, Devrek Belediye Başkanı Özcan Ulupınar’ı arayarak bazı zabıta personelinin kahvede oturduğunu söyleyip şikâyette bulundu. Başkan Ulupınar’ın bunun üzerine zabıta personelinin bulunduğu WhatsApp grubuna “Kahvehanelerde oturulmasın” talimatı gönderdiği, Altuntaş’ın da bu mesaja “Başkanım, benim personelim 5 dakika dinlenmeyecek mi?” yanıtını vererek personelini savunduğu belirtildi. Bu tartışmanın görevden alma sürecini tetiklediği iddia edildi.

DEPREM AÇIKLAMALARI DA GEREKÇE GÖSTERİLDİ

Öte yandan Zonguldak’ın bir diğer yerel medya kuruluşu Pusula, görevden almanın arkasındaki nedenin farklı olduğunu öne sürdü. Habere göre Altuntaş, belediye başkanı ve müdürlerin bulunduğu bir toplantıda 6 Şubat depremleriyle ilgili, “Allah dostları bana 11 ilin yıkılacağını söyledi. Ben biliyordum” şeklinde bir ifade kullandı. Uzun süredir “hal ve hareketleri nedeniyle eleştirildiği” iddia edilen Altuntaş’ın bu sözlerinin, WhatsApp grubunda yaşanan tartışmayla birlikte görevden alınma kararını hızlandırdığı savunuldu.

Kaynak: Karar Gazetesi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/halkin-sagligiyla-oynatmam-diyen-devrek-zabita-amiri-abdurrahim-altuntas-gorevden-alindi-158.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/halkin-sagligiyla-oynatmam-diyen-devrek-zabita-amiri-abdurrahim-altuntas-gorevden-alindi-158.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/halkin-sagligiyla-oynatmam-diyen-devrek-zabita-amiri-abdurrahim-altuntas-gorevden-alindi-158-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/halkin-sagligiyla-oynatmam-diyen-devrek-zabita-amiri-abdurrahim-altuntas-gorevden-alindi-158.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/halkin-sagligiyla-oynatmam-diyen-devrek-zabita-amiri-abdurrahim-altuntas-gorevden-alindi/8184/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 13:19:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Danıştay’dan Kartalkaya kararı: Bakan yardımcılarına yargılama yolu]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bolu Kartalkaya'da 21 Ocak'ta meydana gelen otel yangınında 78 kişi hayatını kaybetmişti. Yangın faciasıyla ilgili devam eden davada, Danıştay, olayda ihmali ve sorumluluğu bulunan tüm görevlilerin incelenmesini talep etti. Bu karar, bakanlık yetkililerinin de yargılanmasının yolunu açtı.

Davada görevlendirilen bilirkişi heyeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerinin sorumluluk taşıdığını belirtti. Bu doğrultuda Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri için “soruşturma izni” talep etti.

Bakanlığın Kararına İtiraz

Bakanlık, olayda kendi personelinin kasıt, kusur ve ihmalinin olmadığını savunsa da, sadece eski Ankara Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanı İş Başmüfettişi Cemal Can Ayanoğlu hakkında soruşturma izni verilmesine karar verdi. Bu karara hem mağdur aileler hem de Ayanoğlu itiraz etti.

Hürriyet gazetesinden Mesut Hasan Benli'nin haberine göre Danıştay 1. Dairesi, Bakanlık müfettişlerince yapılan ön incelemede isnat edilen eylemlerle illiyet bağı bulunan görevlilerin tespit edilmediğini ve ifadelerine başvurulmadığını belirtti. Danıştay, “Dolayısıyla iddialarla ilgili usulüne uygun bir ön inceleme yapılmadan sadece Cemal Can Ayanoğlu hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin yetkili merci kararı alındığı görülmüştür” dedi.

Kararda, Grand Kartal Otel’deki iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin iş ve işlemlerin takibinden sorumlu Bakanlık görevlilerinin de incelenmesi gerektiği vurgulandı. Bu eksikliklerin giderilmesi için yeniden bir ön inceleme yapılması gerektiği ifade edildi.

Dava Sonuçları

Öte yandan, 31 Ekim'de verilen kararda otel sahibi Halit Ergül'ün de aralarında bulunduğu 11 sanığa, yangında hayatını kaybeden 34 çocuk için 34’er kez müebbet hapis cezası verildi. Ayrıca, 11 sanık yangında yaşamını yitiren 44 yetişkin için de 44’er kez 24 yıl 11’er ay hapisle cezalandırıldı.

Bu gelişmeler, yangın faciasının sorumlularının belirlenmesi ve adaletin sağlanması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/danistay-dan-kartalkaya-karari-bakan-yardimcilarina-yargilama-yolu-1781.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/danistay-dan-kartalkaya-karari-bakan-yardimcilarina-yargilama-yolu-1781.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/danistay-dan-kartalkaya-karari-bakan-yardimcilarina-yargilama-yolu-1781-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/danistay-dan-kartalkaya-karari-bakan-yardimcilarina-yargilama-yolu-1781.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/danistay-dan-kartalkaya-karari-bakan-yardimcilarina-yargilama-yolu/8169/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 12:10:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CHP'den gündemi sarsacak iddia: ESK Genel Müdürü et ticaretinin ortasında]]></title>
			<description><![CDATA[CHP Tarımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürü Mücahid Taylan’ın Macaristan'da et ticareti yapan bir şirketin ortağı olduğunu açıkladı. 2023’te sıfır olan Macaristan’dan et ithalatının 2025’te 3 milyon 602 bin 740 kilograma yükseldiği belirtildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DİLAN KUTLU / NEFES

CHP Tarımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürü Mücahid Taylan’ın Macaristan'da et ticareti yapan bir şirketin ortağı olduğunu açıkladı. Adem’in açıkladığı belgelere göre ESK Genel Müdürü Mücahid Taylan, Türkiye’nin et ithalatı yaptığı Macaristan’da faaliyet gösteren Green Farm And Trade Kft. adlı şirketin ortaklarından biri.

Taylan’ın göreve geldiği tarihte Türkiye’nin Macaristan’dan yaptığı et ithalatı rakamlarında da artış yaşandı. 2023’te sıfır olan Macaristan’dan et ithalatı, 2024’te 384 bin 508 kilograma, 2025’te ise 3 milyon 602 bin 740 kilograma yükseldi. Son üç yılda Macaristan’dan toplam 3 milyon 987 bin 248 kilogram et ithal edildi.

'İTHALAR ZİNCİRİNİN YABANCI ORTAĞI KONUMUNDA'

Adem, ESK Genel Müdürü Mücahid Taylan’ın, Türkiye’nin et ithalatı yaptığı Macaristan’da faaliyet gösteren bir şirkette ortak ve yönetici olduğuna dair belge paylaştı.

Belgede, Mücahid Taylan’ın Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de faaliyet gösteren Green Farm And Trade Kft. isimli şirketin 3 ortağından birisi olduğu görüldü. Adem, Taylan’ı bir yandan devlete ithalat sözleşmeleri imzalarken diğer yandan o ithalat zincirinin yabancı ortağı konumunda olmakla suçladı.

ESK’da Yönetim Kurulu üyeliğini yürüten Taylan, trafik kazasında yaşamını yitiren Mustafa Kayhan’ın yerine 29 Mayıs’ta göreve getirildi.

KAYHAN DÖNEMİNDE MACARİSTAN'DAN İTHALAT ARTTI

İthal ette rant tartışmalarının merkezindeki isim Mücahid Taylan, 2023’te Tarım ve Orman Bakanlığı Bakan Müşaviri olarak göreve başladığında Türkiye’nin Macaristan’dan et ithalatı sıfırdı. Ancak 2024’te Macaristan’dan 384 bin 508 kilogram et ithalatı yapıldı. 2025’te ise ithalat 3 milyon 602 bin 740 kilograma yükseldi. Türkiye son üç yılda Macaristan’dan toplam 3 milyon 987 bin 248 kilogram et ithal etti. Bu ithalatın parasal karşılığı 30,35 milyon doları buldu.

İddiayı gündeme taşıyan Erhan Adem, “Kamu adına üreticiyi koruması gereken, iç piyasada fiyat istikrarını sağlaması beklenen bir kurumun başındaki ismin, hem yurtdışındaki ticari ağlarla hem de ithalat süreçleriyle iç içe geçmiş bir yapının tam ortasında olmasının” kamu yönetiminin çürümüşlüğünü gözler önüne serdiğini söyledi.

POLONYA’DAN ET İTHALATI

Adem, NEFES’e yaptığı değerlendirmede, Polonya’dan yapılan et ithalatına da dikkati çekerek şu iddialarda bulundu:

“ESK, üretici ve tüketici için mi çalışıyor, yoksa belirli ticari çevrelerin çıkarını mı kolluyor? Son üç yılda ESK’nın yaptığı hemen tüm et ithalatı ihalelerinde Polonya merkezli Polonia Beef adlı firmanın kazanması, artık kimsenin göz ardı edemeyeceği hale geldi. Polonya ticaret siciline göre şirketin ortaklarından biri Türk vatandaşı Okan Ataş. Şirketin net satış gelirlerinin yüzde 423 artması ise ESK’nın ithalatının başladığı dönemle birebir örtüşüyor

İHALESIZ 500 TONLUK ET ALIMI

2024’ün sonunda ESK’nın Polonia Beef’ten ihalesiz şekilde 500 ton et alması, üstelik kilo başına fiyatı 5,41 eurodan 6,30 Euro’ya çıkarması, kamu zararının artık perde arkasında değil, alenen işlendiği yönünde bir algı yaratıyor.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/chp-den-gundemi-sarsacak-iddia-esk-genel-muduru-et-ticaretinin-ortasinda-4886.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/chp-den-gundemi-sarsacak-iddia-esk-genel-muduru-et-ticaretinin-ortasinda-4886.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/chp-den-gundemi-sarsacak-iddia-esk-genel-muduru-et-ticaretinin-ortasinda-4886-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/chp-den-gundemi-sarsacak-iddia-esk-genel-muduru-et-ticaretinin-ortasinda-4886.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/chp-den-gundemi-sarsacak-iddia-esk-genel-muduru-et-ticaretinin-ortasinda/8128/</link>
			<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 22:24:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yandaşlaştırılan Medya Kuruluşlarının 25 Yıllık Listesi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Orhan Uğuroğlu Yeniçağ gazetesindeki köşesinde medyanın siyasallaşmasını ele alarak işledi.

2002’den bu yana iktidar sadece medyayı değil devleti de adım adım ele geçirdi.

Kimin sesi çıkıyorsa susturuldu, kimin kalemi yazıyorsa kırıldı.

Bağımsız ve tarafsız yargıçlar sürgüne gönderildi.

Devlette cemaat ve tarikat yapılandırması sağlandı, parti devletine dönüştürüldü

Medya; demokratik ülkelerde, Yasama, Yürütme ve Yargıdan sonra 4. Kuvvet.

AKP iktidarında bu dört kuvvet tek elde toplandı: Cumhurbaşkanı.

2002 – 2025 arası el konulan ve satılıp “yandaş” olan televizyonlar:

2003: Star TV, Kral TV ve Teleon TV Uzan Grubu’ndan alınarak TMSF’ye devredildi. TMSF ihalesiyle Doğan Grubu’na 306,5 milyon dolar karşılığında satıldı. 2011’de Doğuş Grubu’na devredildi. Yandaş oldu.

2007: Dinç Bilgin’in ATV ve Sabah Gazetesi TMSF’ye devredildi.

Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın, Çalık Holding’in CEO’su olarak görev yaptığı dönemde Halkbank ve Vakıfbank’tan toplam 750 milyon dolar kredi kullandırıldı. Çalık Grubu, 1,1 milyar dolar bedelle TMSF’den satın aldı. 2013’te Kalyon - Turkuvaz Grubu bünyesindedir. Yandaş oldu.

2013: Çukurova Holding’in medya şirketlerine TMSF tarafından el konuldu. Show TV ve Skytürk 360 TMSF tarafından 402 milyon dolara satıldı. Digitürk, Katarlı beIN Media Grup’a yaklaşık bir milyar dolar bedelle satıldı. Yandaş oldu.

Akşam TV ve Alem FM de Ethem Sancak’ın TürkMedya Grubu’na devredildi. 2017’de Erdoğan ile Pınarhisar cezaevinde yatan koruması Hasan Yeşildağ’ın kardeşi Zeki Yeşildağ tarafından satın alındı. Yandaş oldu.

2015’te Koza – İpek Grubu’na ait Kanaltürk ve Bugün TV’ye, FETÖ nedeniyle kayyım atandı. Alıcıları hakkında net bilgi yok.

2016’da Samanyolu TV, Samanyolu Haber, Mehtap TV, MC TV ve Yumurcak TV kapatıldı; tüm malvarlıkları TMSF’ye devredildi. Alıcıları hakkında net bilgi yok.

2008: Eski bakan ve ünlü iş insanı Cavit Çağlar’ın Olay TV’sine 2008’de TMSF tarafından el konuldu, Çağlar tüm borçlarını ödedi ve 2010’da geri verilen ilk ve tek TV olarak dikkat çekti. Çağlar 2020’de yayınını sonlandırdı.

2025: Flash Haber TV, Göktuğ Multimedya Yayıncılık AŞ bünyesinde mahkeme kararıyla TMSF kayyımına devredildi. Yandaş oldu.

2025: İstanbul Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturması ile Can Holding bünyesindeki Habertürk TV, Show TV ve Bloomberg HT şirketlerine el konuldu. TMSF lehine kayyım atandı. Yandaş oldu.

2025: Merdan Yanardağ tutuklandı. Oğluna ait TELE 1 TV, TMSF’ye devredildi. Yandaş oldu.

İtiraf etmem gerekir. SZC TV ve HALK TV ise CHP yandaşıdır.

Özgür bir televizyon yayını var mı? Yok.

Her Partiye eşit mesafeden sadece gazetecilik / habercilik yapan bir televizyon kanalı var mı? Yok.

Ya iktidar ya muhalefet yandaşı medya var.

Ve şimdi yeni bir döneme giriyoruz.

Hüseyin Gün’ün, “casusluk soruşturması” kapsamında iftira ya da itirafları arasında, yurt dışında olan Halk TV patronu Cafer Mahiroğlu’nun da adı var.

Yine yurt dışında yaşayan bir başka isim, Sözcü Gazetesi ve TV’nin patronu Burak Akbay, yıllardır FETÖ soruşturması gerekçesiyle Türkiye’ye dönemiyor.

Tele1 susturulurken, Halk TV ve Sözcü TV tek bir gün ekran karartma ile sert protesto yapamadılar.

Haydi RTÜK’ten korktular diyelim, tek bir gün penguen yayını ile TELE1 TV’ye destek vermediler.

Bir dayanışma, bir vicdan sesi bekledik, gelmedi.

Ama unutmamak gerekir:

Dün onlara bugün sizlere gelir sıra.

Yandaş medya sarayın propaganda ve algı tetikçileridir.

Pazar keyfinizi bozduğum için özür dilerim.

Ama, bilin ki bizim keyfimiz yıllardır 365 gün yok.

Sizin de bu pazar keyfiniz kaçsın.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/yandaslastirilan-medya-kuruluslarinin-25-yillik-listesi-7004.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/yandaslastirilan-medya-kuruluslarinin-25-yillik-listesi-7004.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/yandaslastirilan-medya-kuruluslarinin-25-yillik-listesi-7004-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/yandaslastirilan-medya-kuruluslarinin-25-yillik-listesi-7004.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/yandaslastirilan-medya-kuruluslarinin-25-yillik-listesi/8102/</link>
			<pubDate>Sun, 02 Nov 2025 19:20:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP İlçe Başkanı sürekli işçiyi 'hastaneden sorumlu yönetici' atadı!]]></title>
			<description><![CDATA[AK Parti İlçe Başkanı'nın, Erdemli Devlet Hastanesi'nde görevli sürekli işçiyi 'sözlü olarak', 'hastaneden sorumlu yönetici' olarak ataması tartışmalara neden oldu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mersin’in Erdemli AKP İlçe Başkanı Ali Mustafa Poş, Erdemli Devlet Hastanesi Başhekimi Mehmet Deliktaş’ın makam odasına yönetim kurulu kadrosuyla yaptığı ziyarette, ilçe yönetiminde olan Kadir Arıcı’yı ‘Hastaneden Sorumlu Yönetici’ olarak atadığını duyurdu. İlçe Başkanı’nın skandal çıkışı, başhekim ve yönetim kadrosunu şok etti. Odada soğuk duş etkisi yaratan olayda Başhekim Dr.Deliktaş’ın AKP’li Başkana, “Başkan, hastanede tek sorumlu vardır. O da başhekim olarak benim’ diye karşılık verdiği öğrenildi.

“HAYIRLI OLSUN” ZİYARETİNDE BULUNDU

Edinilen bilgilere göre AKP Erdemli İlçe Başkanı Ali Mustafa Poş, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte bir süre önce İdari Mali Hizmetler Müdürü olarak göreve başlayan Bilal Püskül'e hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Ardından, yönetimi ile Başhekim Dr.Mehmet Deliktaş'ın odasına geçti. AKP’li yönetimi hastane yönetimi tam kadro karşılayarak bir süre sohbet edildi.

“HASTANEDEN SORUMLU YÖNETİCİ ATADIM”

Başhekimin odasında tam tekmil idareyi toplayan AKP’li İlçe Başkanı Poş, yönetimde olan ve hastanede sürekli işçi olarak çalışan Kadir Arıcı'yı göstererek, hastaneden sorumlu kişi olduğunu söyledi. Poş, Başhekim Dr. Mehmet Deliktaş'a dönerek “Sizden sorumlu kişi Kadir Arıcı’dır. Bundan sonra böyle de devam edecektir, her sorunu ona ileteceksiniz o da bize getirecek” diyerek büyük bir skandala imza attı. İlçe Başkanının çıkışı karşında şaşkınlığını gizleyemeyen Başhekim Mehmet Deliktaş, “Başkan siyasi olarak sorumlu demek istediniz herhalde’ dedi. AKP’li Poş ise “Hayır her konuda sizin sorumlunuz Kadir Arıcı” demesinden sonra, Başhekim Deliktaş Poş'a dönerek, “Başkan, hastanede tek sorumlu vardır. O da başhekim olarak benim’ diye karşılık verdi. Poş’un, başhekimin çıkışıyla bozulduğu öne sürüldü.

HASTALARI ZİYARET ETTİLER

Başhekim makamında güç gösterisiyle dikkat çeken Erdemli AKP İlçe Başkanı Ali Mustafa Poş, hastaneden sorumlu olarak gösterdiği Kadir Arıcı ve yöneticilerle birlikte hastaları da ziyaret ettiler. Poş ve yöneticilerden kimisi müzik yüklenne ziyaret görüntülerini sosyal medya hesaplarından paylaşmayı da ihmal etmediler.  
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/akp-ilce-baskani-surekli-isciyi-hastaneden-sorumlu-yonetici-atadi-6015.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/akp-ilce-baskani-surekli-isciyi-hastaneden-sorumlu-yonetici-atadi-6015.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/akp-ilce-baskani-surekli-isciyi-hastaneden-sorumlu-yonetici-atadi-6015-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/akp-ilce-baskani-surekli-isciyi-hastaneden-sorumlu-yonetici-atadi-6015.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-ilce-baskani-surekli-isciyi-hastaneden-sorumlu-yonetici-atadi/8070/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 21:35:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İYİ Parti’den ABD ile yapılan anlaşmalara sert tepki]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İYİ Parti Grup Başkanvekili Tuhan Çömez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında iki ülke arasındaki anlaşmalara değinerek “İnanılmaz tavizlerle karşı karşıyayız. Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadede ödeyeceği ağır bedeller var” dedi.


İYİ Parti Grup Başkanvekili Tuhan Çömez, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çömez, hem ABD’den gelen açıklamalara hem de hükümetin bu konularda sessiz kalmasına tepki gösterdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, “Dışarıda ileri geri konuşuyorlar, sonra da gelip Trump’la el sıkışmak için bize yalvarıyorlar” sözlerini aktaran Çömez, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ifadeleri reddediyorum. Dışişleri Bakanımıza ve ABD seyahatinde bulunan diplomatlara ‘Neden karşılık vermediniz’ diyorum. Benim ülkeme ve onu yönetenlere hiçbir irade ‘yalvarıyorlar’ diyemez. Derse de bunun karşılığını alır. Şimdi soruyorum neden karşılık vermediniz. Neden bu ülkenin itibarını korumak için gerekeni yapmadınız? Hani itibardan tasarruf olmazdı? Bu mu itibar. ABD Dışişleri Bakanı ‘bize yalvarıyorlar’ dedi. Ülkemin hiçbir ferdinin yabancı bir ülkede yalvardığına tanık olmak istemiyorum. Çıkın ve bunun cevabını verin”

"DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI BUNA KAYITSIZ MI KALACAK?"

Çömez, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın da Türkiye için “Bunlar bir çeşit otoriter rejim. Aslında onlar meşruiyet istiyorlar” dediğini hatırlatan Çömez, “Peki cevap nerede? Bu ülkenin kurtuluş mücadelesini vermiş Gazi Meclis, buna kayıtsız mı kalacak? Dışişleri Bakanlığı buna kayıtsız mı kalacak? Hiçbir cevap göremedik” ifadesini kullandı.

"CUMHURBAŞKANI, 1,5 MİLYON DOLAR PARA VERMİŞ AMA ‘MERAK ETMİYORUM’ DİYOR”

Basın toplantısında F-16 ve F-35 projelerine değinen Çömez, ödenen paranın akıbetini gündeme getirdi:

“F-16’lar hâlâ verilmedi, kısıtlamalar getirildiği söyleniyor. Milli Savunma Bakanlığı’na sorduk, cevap alamadık. F-35 projesinde 1,5 milyar dolar ödedik. 6 yıldır bekliyoruz. Erdoğan’a gazeteci sorduğunda, ‘Ben merak etmiyorum, sen neden ediyorsun’ dedi. Biz millet adına merak ediyoruz. Ortada ne uçak var ne para. Bu milletin tek kuruşunun bile hesabını soracağız.”

Çömez şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, gitmeden önce bir de imza attı ve ABD’ye ‘Ben seninle ticaret yaparken, Türk tarımını bitirecek birtakım maddelere imza atıyorum’ dedi. Mesele pirinç. Ek vergileri sıfırladı. Yaprak tütünde de ek vergileri sıfırladı. Bu ülke pirinç ithal eden ülke haline geldi. Tütün ve ütün mamullerinde yılda ödediğimiz para 1 milyar dolar. ‘Türk çiftçileri önemli değil, Coni daha çok kazansın, vergileri indirdim.’ diyor. Sert kabuk meyvelerde de vergileri indirdim diyor. Alkollü içecekler artık vergisiz gelecek. Bunu da yapan tek adam rejimi. Birçok konuda vergi indirimi geldi. Ama asıl önemli olan tarım. Tarımda yapılan vergi indirimleri Türk tarımına vurulmuş bir darbedir. Bizim hesaplarımıza göre önümüzdeki dönemlerde Türkiye’deki tarım alanında istihdam kaybı yaşanacak”

"SİZ, ’1 TRİLYON DOLARLIK DOĞALGAZ BULDUK’ DEMEDİNİZ Mİ?"

Çömez, ABD merkezli Mercuria ile yapılan doğalgaz anlaşmasını da gündeme getirerek, şirketin Güney Kıbrıs Rum Kesimi bağlantısına dikkat çekti:

“ABD’den gaz alacağız diyorsunuz ama Güney Kıbrıs merkezli bir şirket üzerinden işlem yapıyorsunuz. Bu gaz, Rusya veya Azerbaycan’dan alındığında yarı fiyatına mal edilebilecek. ‘1 trilyon dolarlık gaz bulduk’ demediniz mi? Berat Albayrak ‘Türkiye enerji devine dönüşecek’ demedi mi? Ama bugün doğalgaz fiyatlarına 6 kat zam yapıldı.”

Boeing alımına değinen Çömez, “Bir hesaba 50 milyar dolar, başka bir hesaba göre 80 milyar dolar vereceğiz. Peki bu uçakları hakikaten almamız gerekiyor mu? Peki daha ucuzu var mı? 3’te 1 fiyatına. Brezilya’nın Embrear firması var. ABD, iç hatlarında ucuz diye bunu kullanıyor ama biz Trump’la arayı yapalım diye gidip pahalısını alıyoruz. Başka bir şey daha var. Boeing firması İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımı destekleyen firmaların başında geliyor. İsrail’in bütün yedek parçasını bunlar veriyor. Sen bunlara parayı boca ederken, İsrail’in saldırılarına destek vermiş olmuyor musun?” diye sordu.

"TÜRK HEYETİNDEN BU SORULARIN HİÇBİRİNE MAKUL BİR CEVAP YOK”

KAAN uçaklarına dair tartışmalara ilişkin Çömez, “Türkiye’de atılacak her türlü teknolojik adım baş tacıdır. Destekler ve onaylarız. Ama birileri istismar ediyor ve yalan söylüyorsa bunun da karşısında dururuz. ‘Yüzde 100 yerli KAAN uçağımız göklerde’ dediniz. Biz de alkışladık. ‘Endonezya’ya satıyoruz’ dediniz ama Hakan Fidan ise ‘Bu proje durdu’ dedi. ABD’nin Türkiye’ye yaptırımları yüzünden durdu. Savunma Sanayii Başkanı ise bu işin halledileceğini söyledi. Bir ülkenin Dışişleri Bakanı ile Savunma Sanayii Başkanı karşı karşıya geldi. Şimdi merak ediyoruz. CAATSA yaptırımları kalkacak mı, kalkmayacak mı? Peki bu ilk uçağı nasıl uçurdunuz? Bunu da öğrendik. F-16 motorunu almışlar ve iki tur atıp ‘yüzde yüz yerli uçağımız havada’ demişler. Trump’ın ‘Bunların hepsi zeki çocuk. Keşke bu kadar zeki olmasalardı’ dediği Türk heyetinden bu soruların hiçbirine makul bir cevap yok” dedi.

“’BİZİM ÜLKEMİZDE SEÇİMLER HİLELİ DEĞİLDİR’ DİYEMEDİNİZ Mİ?”

ABD Başkanı Trump’ın görüşme sırasına Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “Seçim hilelerini herkesten iyi bilir” dediğini aktaran Çömez, “Buna bir cevap vermemiz gerekmiyor mu? ‘Ülke olarak ben bundan rencide oldum. Bizim ülkemizde seçimler hileli değildir’ denmesi gerekmiyor mu? Trump’a hiçbir cevap verilmedi. Meclis’te sorduk, AKP’nin yetkilisi ‘Aslında Erdoğan, ABD’deki hileleri çok iyi biliyor’ dedi. Üzülerek dinledim.” diye ekledi.

“NEREDE KALDI BİZİM YARGI BAĞIMSIZLIĞIMIZ?"

Trump’ın, Rahip Brunson’un serbest bırakılmasına dair “Hemen Erdoğan’ı aradım ve işi bitirdi” dediğini hatırlatan Çömez, “Nerede kaldı bizim yargı bağımsızlığımız? Adalet Bakanı, her Allah’ın günü yargının bağımsızlığından bahsediyor. Buna ne söyleyeceksiniz? Yargı bağımsızlığından bahsetmek mümkün değil” diye ekledi.

Konuşmasını “Bütün bunları alt alta koyduğunuzda inanılmaz tavizlerle karşı karşıyayız” diyerek sürdüren Çömez, şunları ekledi:

“Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadede ödeyeceği ağır bedeller var. Karşılığında ise ne F-35’te ne F-16’da ne de Ege adaları konusunda bir ilerleme var. Türk heyetinin bu sorulara makul bir cevabı yok.”

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/iyi-parti-den-abd-ile-yapilan-anlasmalara-sert-tepki-9018.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/iyi-parti-den-abd-ile-yapilan-anlasmalara-sert-tepki-9018.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/iyi-parti-den-abd-ile-yapilan-anlasmalara-sert-tepki-9018-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/iyi-parti-den-abd-ile-yapilan-anlasmalara-sert-tepki-9018.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/iyi-parti-den-abd-ile-yapilan-anlasmalara-sert-tepki/8052/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 22:30:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yüzyılın dev yalanı ve müthiş çalımı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeniçağ Gazetesinde Orhan Uğuroğlu yazdı. 

Eski MİT Başkanı halen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, sırdaşı AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yüzyılın dev yalanını ortaya çıkartarak siyaseten feci şekilde gömdü.
“Türkiye’nin ilk yerli ve milli uçağı” projesi 2010’da başladı ve Savunma Sanayii Başkanlığı) ile TUSAŞ arasında 5 Ağustos 2016’da imzalandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimin öncesi il prototip KAAN 18 Mart 2023’te pistte taksi testleri yaptı.
MHP’ye de seçim için asisti yapmak amacıyla 1 Mayıs 2023’te Erdoğan dedi ki;
• “KAAN ismini Devlet Bey koydu.”
Erdoğan da 14- 28 Mayıs’ta cumhurbaşkanı seçildi…
Yerli ve Milli savaş uçağımızı, 21 Şubat 2024’te uçtu.
Çok sevindik, havalara uçtuk ve ilk yerli ve milli uçaklarımıza kavuştuk…
Aradan 5 yıl geçti ve Dışişleri Bakanı Fidan dedi ki;
“Türkiye'nin yerli imkanlar ile ürettiği 5. nesil KAAN savaş uçağı için tedarik edilecek motorların lisanslarının ABD tarafından durduruldu.
Lisansların çıkarılıp motorların gelmesi lazım ki KAAN'ların üretimi başlayabilsin.”
Öğrendik ki; 5. Yeni nesil KAAN adlı yerli ve milli ilk savaş uçağımız, F16 savaş uçaklarının eski teknoloji motorları ile uçuruldu.
Türk milleti de “yerli ve milli” masalı ile mışıl mışıl uyutuldu.
Doğan görünümlü Şahin otomobilleri gibi oldu…
Yüzyılın dev yalanı ile kandırıldı.
Devlet Bahçeli’yi bilmem ama muhalefet de Türk milleti de KAAN savaş uçağının F16 motoru ile uçtuğunu ve lisans sorunu olduğunu bilmiyordu ki?
Amerika’nın 2019 yılından bu yana Türkiye'ye uyguladığı CAATSA yaptırımlarını Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türk milleti de biliyordu.
Peki, neden Türk milletinden gerçek saklandı?
11 Haziran 2025’te Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı:
• “48 adet KAAN Türkiye'de üretilerek Endonezya'ya ihraç edilecek.”
Anadolu Ajansının haberine göre; İspanya, Malezya, Çin, Japonya, Kuveyt, Katar, Azerbaycan, Belçika, İtalya, Almanya, Fransa, Bulgaristan, İngiltere, Polonya medyası bu başarıya geniş yer verdi.
Türk medyası, "Tarihi anlaşma" dedi.
Haberlerde sözleşme bedelinin 10 milyar dolardan fazla olduğu, 48 uçağın TF35000 motorlarıyla 2034'e kadar teslim edileceği yer aldı.
Soruyorum: TF35000 motorları hangi lisansla üretilecek?
Amerika lisans vermezse anlaşılan Erdoğan iktidarı dünyaya karşı yerin dibine girecek.
Erdoğan Heybeliada Ruhban okulunu açar, Trump F-35 ve F16 verir de KAAN motorlarına lisans vermezse ne olacak yerli ve milli savaş uçağı hayallerimiz?
Almanya motor vermediği için tank var motor yok hale geldi geldi ya Erdoğan.
Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı Erdoğan sakın ha:
Trump’ın iltifatları kanarak KAAN projesini rafa kaldırılma…
Trump’a gelince, kameralar önünde Hakan Fidan’a, Yaşar Güler’e, Alparslan Bayraktar ve İbrahim Kalın’a şöyle iltifat etti:
• “Hepsi çok zeki, onları kimse benden iyi tanımaz…”
Dört kafadar, çok mutlu oldular, havalara uçtular.
Bakalım; Trump sözlerini tutacak, bizimkilerin ayaklarını yere değecek mi?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Amerikan diplomalı ve tescilli “zeki” adam.
Fidan, Almanya’da NATO’nun “Süratli Reaksiyon Kolordusu karargâhında” görevindeyken 3 yılda uzaktan Amerikan Maryland Üniversitesi mezunu olmuş!
Diplomayı boş verin, asıl siyasi sorun şu:
Sırdaşı Hakan Fidan, yüzyılın dev yalanını ortaya çıkartarak Erdoğan’ı siyaset tarihine feci şekilde neden gömdü?
Hem de Trump zirvesinden “zafer” (!) ile dönen Erdoğan’a bu siyasi çalımı neden attı?
“Zeki” adamın tek nedeni olabilir:
Erdoğan’dan sonca cumhurbaşkanı olmak.
Değerli okurlarım;
“Yalanlar Gerçekler- Ekrem İmamoğlu” ve “Proje” kitaplarımı adınıza ıslak imzalı isterseniz bu linki tıklayınız: https://algolamedya.com/

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/yuzyilin-dev-yalani-ve-muthis-calimi-7777.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/yuzyilin-dev-yalani-ve-muthis-calimi-7777.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/yuzyilin-dev-yalani-ve-muthis-calimi-7777-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/yuzyilin-dev-yalani-ve-muthis-calimi-7777.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/yuzyilin-dev-yalani-ve-muthis-calimi/8044/</link>
			<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 10:25:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hakan Fidan: ABD KAAN üretimini engelledi. ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dışişleri Bakanı Fidan, ABD Kongresi’nin KAAN savaş uçağı için motor ihracatını engellediğini söyledi. Fidan’ın sözleri, geçtiğimiz Temmuz ayında TUSAŞ’ın Endonezya’ya 48 adet KAAN satışı için imza attığı anlaşmayı yeniden gündeme taşıdı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşmiş Milletler 80. Genel Kurulu kapsamında New York’taki Türk Evi’nde Türk basın mensuplarıyla bir araya geldi. Türkiye’nin diplomasi gündemini değerlendiren Fidan, ABD ile ilişkilerde en kritik sorunlardan birinin Kaan savaş uçağında kullanılacak motorların ihracatına Kongre tarafından getirilen engel olduğunu söyledi.



“KONGRE KARARI ÜRETİMİ KİLİTLİYOR”

Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington temaslarının önemine değinirken, “2019’da başlatılan CAATSA yaptırımları çerçevesinde, Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN’da kullanılacak motorların ihracat lisansları askıya alınmış durumda. Motorlar teslim edilmediği için üretim süreci başlayamıyor” dedi. Bu durumun, Ankara-Washington hattında çözülmesi gereken en öncelikli başlıklardan biri olduğunu belirtti.

Beyaz Saray'da kritik zirve: Erdoğan’ın şu anda yapacağı iş Rusya’dan petrol ve doğal gaz almamak

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşmiş Milletler 80. Genel Kurulu kapsamında ABD'nin New York kentinde bulunan Türk Evi'nde Türk basın mensuplarıyla bir araya geldi. Bakan Fidan, Birleşmiş Milletler 80. Genel Kurulu yüksek düzeyli hafta çerçevesinde gerçekleştirdikleri programı bugün itibariyle bitirdiklerini belirtti. Bakan Fidan, "Her sene olduğu gibi son derece yoğun bir diplomasi trafiği içindeydik. Sayın Cumhurbaşkanımız, New York'ta bulundukları süre boyunca çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirdiler. BM Genel Kurulu'na, iki devletli çözüm konulu konferansa ve iklim zirvesine katıldılar. Her sene olduğu gibi Türk-Amerikan toplumunun mensuplarıyla da bir araya gelme imkanları oldu. Türk ve Amerikalı iş insanlarıyla görüştüler" dedi.

Fidan, "Sayın Cumhurbaşkanımızın refikaları Sayın Emine Erdoğan hanımefendi de aile, kadının güçlendirilmesi, çevre ve kültür konularında çeşitli etkinliklere katıldılar. Benim de Dışişleri Bakanı olarak çok sayıda ikili görüşmem oldu. Ayrıca İşbirliği İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Komiseri Başkanı sıfatıyla Yıllık Koordinasyon Toplantısına başkanlık ettim. Bakan Yardımcılarımız ve bakanlığımızın diğer yetkilileri bir hafta boyunca yoğun bir çalışma içindeydi. heyetimizde bulunan diğer bakanlarımızın burada kendi konularıyla ilgili sayısız görüşmeleri oldu. Suriye, Ukrayna, Libya, Somali, arabuluculuk, G20 ve MİKTA gibi konularda çeşitli etkinliklere katıldık. Çevre, enerji, yapay zeka, gıda, güvenli ve iklim değişikliğiyle mücadele edilip tüm insanlığı ilgilendiren meselelerle ilgili platformlarda Türkiye'nin görüşlerini paylaştık, BM çalışmalarına katkı sağladık, pozisyonumuzu mümkün olunca daha da ileri götürdük" ifadelerini kullandı.



FİDAN: "FİLİSTİN DAVASINI EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE SAVUNDUK"

Bakan Fidan, Genel Kurul haftasının en önemli gündeminin Filistin olduğunu vurgulayarak, "Filistin meselesi ve Gazze'deki durum, bu Genel Kurul Haftası'nın en önemli gündem maddesiydi. Neredeyse her gün bir veya iki tane Filistin'le ilgili program vardı. Türkiye olarak Filistin konulu tüm toplantılara ya öncülük ettik, ya koordine ettik, ya destek verdik. Zaten hepsine katıldık ve Filistin davasını çok şükür en güçlü şekilde savunduk. Sayın Cumhurbaşkanımız, BM Genel Kurulu'na yaptıkları hitabın çok büyük bir kısmını sizlerle dinlediğiniz Filistin konusuna ve gazetede yaşanan soykırıma ayırdılar. Sayın Cumhurbaşkanımız, Pazartesi günü düzenlenen iki devletin çözüm konulu konferansa da hitap ettiler, biliyorsunuz bu konferans öncesinde ve sonrasında Filistin devletini şu ana kadar tanımayan, uluslararası ilişkilerde ağırlığı bulunan ve bazı batılı ülkelerin de Filistin'in tanımasına şahit olduk. Türkiye'nin Filistin meselesine dair vizyonunu ve uluslararası toplumdan beklentilerini Sayın Cumhurbaşkanımız, dünya kamuoyuyla bu iki konferansla paylaştı. Arap ligi ve İİT üyesi 8 ülkenin liderliğinin, ABD Başkanı Trump'la birlikte katıldığı Gazze konumu toplantının fikri öncülüğünü de Sayın Cumhurbaşkanımızın yapmışlardı. Bu görüşmede 800 milyona yakın Müslüman nüfusu bulunan bir grup ülke olarak, Başkan Trump'a Gazze ile ilgili beklentilerimizi açık bir dille aktardık. Gazze ile ateşkesin bir an önce sağlanması gerektiğini ve bölgeye insani yardım ulaştırmasının şart olduğunu söyledik. İsrail'in batı Şeria'yı ilhak etmesinin asla kabul edilemeyeceğini, Gazzelileri ana yurtlarından göç etmeye zorlayacak her türlü girişime karşı olduğumuzun altını topluca çizdik. Gündeme getirdiğimiz konularda olumlu bir ivmenin inşallah sağlanacağını ümit ediyoruz. Buna ilişkin ilk emareler var, inşallah sonu da gelir" diye ifade etti.

'Devlet'siz Gazze planı

Fidan konuşmasında, "Yüksek düzeyli haftada Filistin konulu güvenlik konseyi toplantısına da katılarak İİT adına bir konuşma yaptık. Bunlara ilaveten, Filistinlilere Yardım İçin İrtibat Komitesi" toplantısına, "Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA)" konulu toplantıya, Gazze'nin yeniden inşasına yönelik toplantıya ve Lahey grubu toplantısına üst düzeyde katılım sağladık. BM Genel Kurulu marjında imzaya sunulan İnsani Yardım Personeli'nin korunması bildirisine taraf olduğumuzu da özellikle belirtmek isterim. Tabiki gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın gerek benim yaptığımız ikili görüşmelerde de Filistin meselesini sürekli gündeme getirdik. Filistin için daha fazla destek sağlanmasını istedik. Genel kurul sırasında ve hemen öncesinde bazı batılı ülkelerin Filistin devletini tanıdıklarını ilan etmeleri son derece önemli bir gelişme oldu. Bu sonuç aynı zamanda İslam İşbirliği Teşkilatı Arap Ligi Ortak Temas Grubu olarak yürüttüğümüz çalışmaların somut bir neticesidir. Filistinlilerin haklı davasını her zaman her platformda savunmaya devam edeceğiz" dedi.

ABD İLE GÖRÜŞMELER VE WASHİNGTON ZİYARETİ

Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Washington temaslarının da önemine değindi. Fidan, "Sayın Cumhurbaşkanımız'ı New York'taki programının ardından sizler de takip ettiğiniz Washington'a ikili bir ziyaret gerçekleştirmesi içinde bulunduğumuz haftayı daha da önemli hale getirdi. Sayın Cumhurbaşkanımız'ın ziyaretleri genel itibariyle son derece dostane, olumlu ve yapıcı geçti. Sayın Cumhurbaşkanımız, Başkan Trump'ı hem ikili ziyaret için hem de gelecek yıl Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesi kapsamında ülkemize davet ettiler. Görüşmede CAATSA yaptırımları gibi ilişkilerimizi daha da güçlendirmemizin önünde engel teşkil eden sorunların çözülmesi gerektiği konusunda mutabakat sağlandı" ifadelerine yer verdi.

Fidan, "Bu bağlamda savunma sanayi alanında atılabilecek adımlar değerlendirildi. Ekonomik ve ticari ilişkilerin dengeli şekilde ilerletilmesi ve ticari hacminin 100 milyar dolara ulaşması için somut projeler üzerinde çalışacağız. Bildiğiniz üzere, Türk Hava Yolları'nın 75 adet geniş gövdeli ve 150 adet dar gövdeli uçak satın alması için anlaşma sağlandı. Ziyaret öncesinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, ABD'den uzun süreli LNG tedariği için anlaşmaya varmıştır. Ziyaret marjında da Stratejik Sivil Nükleer İşbirliğine ilişkin mutabakat zaptı imzalandı. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Trump bölgesel ve küresel meseleleri de ele aldılar. Tabiki Sayın Cumhurbaşkanımız Filistin konusunu gündeme getirdi. Bizim için önemli olan konuların altını kuvvetli bir şekilde çizdi. Bunların başında Gazze'de ateşkesin bir an evvel sağlanması hususu. Keza İsrail'in yayılmacı politikalarının bölgede oluşturduğu risklere ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımız dikkat çektiler. Suriye'de Amerika'yla temaslarımızın gündeminde olan konular ele alındı. Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birbirini koruması gerektiği konusunda her iki ülke de hemfikir. Sayın Cumhurbaşkanı'mız ve Başkan Trump, Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesi için atılabilecek ortak adımları da ele aldılar. Ayrıca iki ülke arasında NATO'da eşgüdümün arttırılması üzerinde duruldu. Ziyaretimiz sonunda her iki ülkenin de işbirliğini karşılıklı saygı temelinde daha da ilerletmek istediğini gördük. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başkan Trump bu yönde ortak bir iradeye sahip. New York'a ve Washington'a yaptığımız ziyaret, gerek BM temaslarımız ve gerek ABD ile ikili ilişkilerimiz bakımından son derece verimli oldu." diye konuştu.

Bakan Fidan, "Genel Kurul'un bu seneki teması, bildiğiniz üzere, birlikte daha iyi, barış, kalkınma ve insan hakları için 80 yıl ve daha fazlası olarak belirlenmişti. Türkiye olarak biz, küresel meselelere katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Aynı zamanda çok kutuplu dünyada stratejik özerkliğimizi koruyarak ve ülkemizin çıkarlarını savunan politikalar geliştirmekteyiz. Önümüzdeki dönemde de Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde diplomasi, diyaloğu ve işbirliğini ön plana çıkarmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

"SESSİZ AMA YOĞUN DİPLOMASİ VAR"

İHA muhabirinin Başkan Trump'ın "Gazze'de ateşkes sağlanmak üzere, rehineler yakında serbest bırakılacak" sözlerini hatırlatarak "Gazze meselesinde gidişatı değiştirebilecek bir gelişme bekliyor musunuz?" sorusuna Fidan, "Bu yönde çoğu kamuoyunun gözü önünde olmayan yoğun bir diplomasi trafiği var. Türkiye bunların bir kısmına öncülük ediyor, bir kısmında ciddi rol oynuyor. Başkan Trump'la 8 ülke liderinin Cumhurbaşkanımızın da dahil olduğu, İslam ülkelerinin bir araya gelmesi önemli bir toplantıydı. Bu önümüzdeki hafta İsrail Başbakanı da Başkan Trump'a bir ziyarette bulunacak. Bütün bunlarda Amerika'nın aslında kendi merkezi rolünü oynaması ve İsrail üzerindeki etkisini kullanması bizim için önemli. ABD'yi bu noktaya getirmek için takip edilmesi gereken diplomatik usulün, stratejinin, ilişki adımlarının dikkatli hesaplanması ve bunların teker teker hayata geçirilmesi gerekiyordu. Cumhurbaşkanımızın diğer liderlerle uzun süredir yaptığı görüşme, trafiği, akabinde olan gelişmelere baktığımız zaman inşallah şu anda bizim önceliğimiz Gazze'deki ateşkesin sağlanması, sivil katliamının durması, bir an önce insani yardımların girmesi yani bu fevkalade önemli. Bunu önceleyen bir ateşkes anlaşmasını paralelinde diğer hususları da gündeme getiren bir kağıt üzerinde çalışılıyor. Bu biraz dediğim gibi sessiz götürülen bir çalışma oldu. İlgili ülkeler olarak katkılarımızı verdik. Müzakereler devam ediyor. Bu konuda inşallah imsal olmak istiyoruz. Ama bizde geri adım atmak yok, bıkmak, kusanmak yok. Bu yolda elimizden gelen her şeyi bütün yaratıcılığımızı, gücümüzü kullanarak yapmaya devam edeceğiz" şeklinde cevapladı.

"FİLİSTİN DEVLETİ'Nİ REKOR SAYIDA ÜLKE TANIDI"

Basın mensupları tarafından Filistin Devleti'nin tanınması sürecine ilişkin olarak sorulan soruya Fidan, "Bildiğiniz gibi, 7 Ekim'den sonra başlayan soykırım harekatını gördüğümüzde Türkiye olarak bir strateji ortaya koyduk. Aslında uluslararası diplomasi retoriğini de şekillendiren bir söylem stratejisiydi. O da şuydu, biz daha önceki Gazze savaşlarından çıkardığımız derste bu sefer sadece ateşkese yoğunlaşmak değil, bütün bu savaşları ve katliamları mümkün kılan ortamın kaldırılmasıyla da paralel olarak yoğunlaşmak. O nedir? İki devletli çözüm, kalıcı. Hem İsrail'in hem Filistin'lerin güven içinde, barış içinde, huzur içinde yaşadığı bir ortamın elde geçirmesi. Çünkü ateşkese yoğunlaştığınız zaman bir yeri unutuyorsunuz. Ateşkes için çalışılırken biliyorsunuz sayısız defalar görüşmeler oldu, müzakereler oldu, esir değişimleri oldu, rehine değişimleri oldu. Bir ara ara birinde 60 gün sonra tekrar katlayan başladı. Ama diğer taraftan da biz aynı zamanda yaptığımız iş bölümüyle bir grup ülkeyle iki devletli çözümün ve Filistin'in tanınması gündemini sürekli ilerlettik. Ve en sonunda geldiğimiz noktada gerçekten rekor sayıda ülke Filistin'i tanıdılar. Tabii ülke sayısıyla beraber ülkelerin özgül ağırlıklarının da önemi var. Artık Avrupa ülkeleri, Anglosakson ülkeler, klasik olarak, geleneksel olarak Amerika'nın güçlü müttefikleri, Fransa, İngiltere, Avustralya, Kanada, onlar da Filistin'i tanıdılar. Bu tabi aslında hem yapılan çalışmaların etkisini gösteriyor hem de uluslararası kamuoyunun vicdanının Filistin'de yaşanan katliamı gördükten sonra kendi hükümetlerin üzerinde oluşturduğu politik baskının neticeleri. Tabi Filistin devletinin tanınması için, iki devletli çözüme gidilmesi için, 60 bin masumun şehit edilmesine, katledilmesine, 2 milyon insanın aç bırakılmasına hiç gerek yoktu. Ama maalesef insanoğlunun doğasında var. Çoğu zaman hikmetle değil, musibetle insanoğlu ders alıyor maalesef. Yani bizim insan olarak aslında gelişmemiz ve evrimimiz hikmetle hareket ettiğin yönünde olmaktır. Musibeti beklemeden iyiliği görüp ona göre hareket etmemiz lazım ama olan bu. Şu anda ortaya koyduğum tablo, Filistin Devleti artık daha çok tanınıyor. Biz bunu sürekli gündemde tuttuk, tutmayadan devam edeceğiz. İkinci aşama, tanınan bir devlet değil, yaşayan ve hayata geçen bir devlet aşaması. Bunun için atılması gereken adımlar var. Bunun için şu anda devam eden sıcak savaşın durması gerekiyor. Daha sonra Filistinlilerin kendi kendine yönetebildikleri, mali bağımsızlıkların olduğu, idari bağımsızlıkların olduğu bir atmosfere, bir pratiğe doğru eğrilmek. Buna yönelik hazırlanan kağıtta çalışmalar da var. 2-3 tane paralel çalışma gidiyor. Özellikle Filistin yönetiminin reform edilmesi meselesi var. Bunun önemi bir çalışma gibi. Burada bazı ülkeler de yer alıyor. Diğer tarafta Gazze'nin muhtemel bir ateşkes anlaşmasından sonra kendi kendisinin yönetmesiyle alakalı konular var. İki devlet bir çözüme giderken Filistin devletine yönelik atılacak adımlar. Bunlar tabi iyi senaryoda inşallah hayata geçirmek istediğimiz konular. Türkiye Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde bu meseleye yapıcı bütün katkısını inanılmaz şekilde veriyor. Bunu yaparken de gerçekten sadece burada siyasal bir kredinin hiçbir zaman için peşinde olmadık. Amacımız bu tarihsel zulmün durması ve vatandaşlarımızın vicdanının daha fazla acı çekmemesi. Çünkü onlar adına hareket etme tedbir alma sorumluluğunda olan bizleriz" dedi.

BLAİR PLANI VE GAZZE'DE ATEŞKES SONRASI DÜZEN

Blair planıyla ilgili Türkiye'nin pozisyonuna ilişkin yöneltilen soruya cevap veren Bakan Fidan, "Bizim önümüze bu Blair planıdır diye net bir somut konulan bir şey yok. Yani biz ilgili ülkeler, aktörler böyle bir plana muhatap olmadık. Sadece bizim muhatap olduğumuz, bizim de katkı verdiğimiz diğer ülkeler olarak Amerika'nın da kabul edilebileceği bir ateşkes ve Gazze'deki yaraların sarılmasıyla ilgili bir çerçeve planı. Buna yönelik müzakere süreçleri devam ediyor. burada katkılar var. Tabii burada hem Filistin tarafının ve diğer İsrail tarafının da bir noktalarını kabul etmesi gerekiyor. Biz Filistinler üzerindeki etkimizi kullanacağız. Amerikalılar da İsrail üzerindeki etkisini kullanarak bu mekanizmayla bunu hayata geçireceğiz. Burada basına da yansıdığı Tony Blair'e, özellikle bir noktada uluslararası yardımların belki organizasyonunda bir rol verilebilir, o ayrı bir şey ama bizim temas grubu ülkeleri olarak hassasiyetle üstünde durduğumuz konu, muhtemel bir ateşkes anlaşması sonrasında ki Gazze'de, Gazze'yi yine Filistinlilerin kendilerine yönetmesi" diye yanıtladı.

SURİYE DOSYASI VE SDG SORUSU: "HEDEFİMİZ GÜVENLİ VE KAPSAYICI BİR DÜZEN"

Trump'la yapılan görüşmeler sonrasında SDG dosyasındaki son durumun sorulması üzerine Fidan, "Suriye meselesi bütün yönleriyle yaptığımız görüşmelerde hep yer alıyor. Biliyorsunuz hem bölgenin güvenliği için önemli hem Türkiye'nin güvenliği için önemli. Daha da önemlisi Suriyelilerin kendisi için önemli. Milyonlarca Suriyeli hala Suriye'nin dışında mülteci sıfatıyla yaşamakta. Bunun da son bulması için Suriye'nin istikrar kalıcısıyla aramaya kavuşması ve buna ilişkin güçlü sinyalleri vermesi gerekiyor. Şimdi tabi bölgede İsrail'in saldırılarıyla başlayan yeni bir tehdit algısı oldu Suriye öznesinde. Zaten Suriye'nin kendine ilişkin has problemleri vardı. Toplumsal bütünlüğüne ilişkin tehditler vardı. Esad döneminden kalma sıkıntılar, altyapı ve ekonomik sıkıntılar, ortada sinir savaştan kalan yıkım ortada. Bütün bunları uluslararası sistemin de aktörlerin de desteğiyle giderilmesi için gerçekten mucizevi bir diplomatik başarı sağlandı. Hem Türkiye hem bölgesel ülkeler hem Avrupa Birliği hem Amerika çok büyük bir süratle Suriye'deki yeni yönetime destek verme ve Suriye'nin yaralarını sayma konusunda bir fikir birliği içerisine girdiler ve eylem birliği de başlamıştı. Tabi bu noktada İsrail'in saldırıları denklemi değiştirmeye başladı. Bu nasıl giderilebilir? Bunun ilişkin arayışlar devam ediyor. Suriyeli kardeşlerimizin bu noktada gördüğü görüşmeler var. Bizim verdiğimiz destekler var. Bizim yaptığımız görüşmeler var. Amerikanlarla bu konuyu çok Bölgesel ülkelerle yaptığımız görüşmeler var. Bu önemli bir konumu. Bunu mümkün olan en uygun diplomatik yöntemle çözmeye gayret ediyoruz. SDG'nin durumu, YPG'nin oluşturduğu muhtemel mevcut teknikle ilgili çerçeve konular. Bu konular sürekli gündemde. İki taraflı, üç taraflı sürekli ilgili takip ediliyor. Şam'daki yönetimle, SDG arasındaki müzakere süreçlerini yakından takip ediyoruz. Amerika'nın konuya ilişkin evrilen görüşleriyle, rolüyle ilgili değerlendirmelerimiz, yönlendirmelerimiz var. Türkiye'nin bu konuda çok yakın bir takibi söz konusu, ilgi kurumlarımızın değerlendirmesi söz konusu, kendi aramızda yaptığımız değerlendirmeler var, aldığımız kararlar var. Günün sonunda hedefimiz şu, Türkiye'nin milli güvenliğinin tehdit altında olmadığı, Suriye'deki Kürt kardeşlerimiz dahil hiçbir azanlık ve çoğunluk grubunun kendisini tehdit altında görmediği, özgür göründüğü, kimleri yaşayabildiği, eşit hissettiği, güvende hissettiği bir ortamın olması. Bunun için gerekli olan siyasal çerçeve, ekonomik katkı, kurumsal kapasite, Askeri ve güvenlik tedbir ne ise Türkiye'ye hepsini vermeye ve gerekenleri yapmaya hazır. Bu tek taraflı olarak değil, bölgedeki ortaklarıyla, bulabildikleri paydaşlarıyla beraber yapmaya hazır. Bu yönde çalışıyoruz açıkçası. Ama dediğim gibi, az önce saydığım hedefler doğrultusunda biz çalışıyoruz. Bu konuda çok şeffafız, netiz, hiçbir gizlediğimiz yok, ajandamız yok. Cumhurbaşkanımız da her fırsatta dünya liderleriyle yaptığı görüşmede bunun altını çiziyor. Biz de ilgili kurumlar olarak, Dışişleri Bakanı olarak bunu koordine ediyoruz kurumlarımızla. Cumhurbaşkanımızın bu vizyonunu alanda hayata geçirmenin koordinasyonunu yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Dediğim gibi Türkiye büyük ve güçlü bir ülke, ulusal kapasitesi yüksek, hangi aracı ne zaman kullanacağını iyi biliyor ama her zaman için hikmetle, iyi sözle ve barışçıl amaçlarla ve yöntemlerle başlangıç yapmak istiyoruz ve bununla gitmek istiyoruz. Muhataplarımızın bunu anlamadığı bir ortamda buna pozitif cevap vermediği bir ortamda başka yöntemleri de her zaman için devlet olarak kullanmak, bölgemize, halkımıza, milletimize, devletimize olan bir yükümlülük" dedi.

ABD İLE GÜNDEM: CAATSA, F-35, ENERJİ

Amerika ilişkilerinde son yaşanan gelişmeler ışığında ne tür ilerlemeler beklendiğinin sorulması üzerine Bakan Fidan, "ABD'ye baktığımızda özellikle iki liderin görüşmesinde çok yoğun bir gündem vardı. CAATSA, F-35, özellikle Enerji. Tabii merak ettiğimiz konu şu, hangi konulardan net mutabakat sağlandı, hangi konular bir süreç alacak? Gazeteciler olarak, özellikle Türk kamuoyu, önümüzdeki günlerde ne tür gelişmeler beklemeli, hangi başlıklar ön plana çıkacak?" şeklinde geldi. Fidan, "Şunun altında özellikle çizmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız da basınla birlikte dönüş yolunda yaptığı toplantıda ifade ettiler. Biz de zaten olayın canlı şahitleriyiz ve katılımcılarıyız. Birincisi, her iki tarafta da, Sayın Trump'ta da, Sayın Erdoğan'da da, İki ülke arasındaki sorunları tamamıyla çözme yönünde irade var. Niyet var ve irade var. Şimdi bu sorunların farklı kategorilerde, bir kısmı önceden olmuş sorunlar, bir kısmı konjonktüre dayalı sorunlar, bir kısmı siyasetin doğasından gelen sorunlar. bir kısmı dünyadaki bazı olan olaylarda, özellikle ortalıkta da farklılığımızın olduğu var. Şimdi bütün bunlar özellikle ikili ilişkilere dayalı, başka üçüncü aktörlerin olmadığı konularda, ikili ilişkilere dayalı konularda sorunların çözülmesi yönünde Sayın Trump'ın biz bir irade koyduğunu gördük. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu yönde gerçekten büyük bir ikna kabiliyeti var, biliyorsunuz. Yani küresel ölçekte sayılı liderlerden olmanın avantajını biz açıkçası ikimiz de yine burada kullanıyoruz. Somutlaştırdığınız zaman aradan herkesin bildiği konular ne? CAATSA meselesi. 2019'daki olan olaylardan sonra ortaya çıkan CAATSA. CAATSA konusu bizim için aslında şöyle büyük bir sıkıntı. Ama müttefiki ülke arasında birbirlerinden bir şey almayı engelleyen bir yasal kısıtlamanın olmasın yani sistemik olarak büyük bir problem. Şundan dolayı şu anda diyelim F-35 vesaire işte almayı beklediğimiz işte KAAN'ın (Milli Muharip Uçağı) motorları var şu anda bekliyor mecliste. Onların lisansı durmuş durumda. Yani onların lisansında hayatta geçip motorların gelmesi lazım. KAAN'ların üretimi başlayabilsin. Bütün bunların halli bir teknik konuyken aslında sistemik olarak bizim Amerika'yla olan ilişkimizde sınırlamaların olması bizi ister istemez daha farklı araçlar içerisine itecek, uluslararası hareket sistemine. Kendi yeteneklerimizi zaten geliştiriyoruz, onda bir problem yok ama hiçbir ülke kendi geliştirdiği yeteneğiyle kendi kendine yeterli olmuyor. Muhakkak hem bir ittifak kültürü, daha gelişmiş bir silah, daha gelişmiş bir şeyi alma ihtiyacımız oluyor. Veya bizden alınıyor, biz satıyoruz. Şimdi burada, daha geçen gün bir toplantıdaydım, orada da Amerikalılar, yani Banka'nın ürettiği teknolojinin Amerika içinde bir üretim alanı olabileceği, Amerika'nın da Türkiye'deki bu gelişmiş teknolojiden istifade edebileceği konusunda talepleri var, olaylar var. Yani bu konu aslında tek taraflı olmuyor. Artık Türkiye'nin de geliştirdiği yeteneklerden sonra iki taraflı gidiyor. Amerikan pazarından ünvan satabiliyor, silah satabiliyor. Her zaman bunun algısı tek taraflı gibi, aldığımız daha fazla ödeme yapıyoruz bu konuda. Yani bu müttefiklik ruhuna, stratejik ortaklık ruhuna yakışmıyor. Onun için CAATSA'nın aradan çıkması meselesi var. Bu konuda iki tarafta da irade var. Şimdi konunun ilgili muhatapları başta Savunma Bakanlıklarımızın olmak üzere konuyu daha da ileri taşıma konusunda gayret içerisinde olacaklar. Diğer taraftan enerji alanında iş birliği tabii ki önemli. Enerji meselesinde Nükleer enerji dahil, doğalgaz konuları dahil neler yapılabilir, o konuda bir fikir birliği var, atılacak somut adımlar var. Bir halk bankası meselesi var sürekli, uzun yıllardır dillerde olan, bu konuda tabii yargıya taşınmış bir konu ama idarelerin perspektifi de bu konuda önemli. Doğru bilgilendirmeleri önemli. Bu konuda atılması gereken bir takım konular var. Genel olarak ifade ettiğim gibi somut sonuçları tekrar iyi bir görüşme idi. Zaten liderlerin belli adına da bir araya gelmeleri gerekiyor. Bunlar devam eden çok sayıda ticari, teknolojik, eğitime dayalı, savunmaya dayalı, iş politikaya dayalı, bölgesel konulara dayalı politikalar var. Bunu ya bürokratlar yapıyor, ya iş adamları yapıyor, ya bizim bakanlar yapıyor. Ama bütün bunlar yapılırken en tepede seçilmiş liderlerin iradeleriyle bu konuluyor. Liderler belli aralıklarla bir araya gelip göz göze bakıp, Ben sana güvenmeye, sen bana güvenmeye devam ediyorsunuz. İradelerimizi devam ettirelim demeleri önemli. Bütün bu yürüyen çarkın. Bu sadece Türkiye'de olan ilişkilerde değil. Bu tüm ilişkilerin doğasında var. Bakın İngiltere ile de aynı şekilde bir araya gelmesi lazım. Fransa'yla da Kanada'yla da Amerika Birleşik Devletleri. Bu bütün büyük ülkeler için yeterli olan bir mekanizma. Yani günün sonunda uluslararası ilişkilerin doğasında olan özellikle irade kaynaklarının bir araya gelip Biz hala birbirimize güveniyoruz. Birbirimizle iş birliği yapmamız gerekiyor. Bundan da memnunuz. Bunun için kendi mekanizmalarımıza bu konularda talimat verip çalışmalara devam edelim. Sinyalini vermesi önemli. Ben özellikle bunu sağlamaması açısından bu ziyareti önemli buluyorum ve belli alakalarda bunun tabi olması gerekiyor. Büyük müttefikler arasında" dedi.

"TRUMP'IN SAYGISI VE YOL HARİTASI" SORUSU: "İRADE MEVCUT, TOP İCRADA"

Bakan Fidan'a son olarak yöneltilen Türkiye-Amerika ilişkilerinin güçlenmesine yönelik yakın dönemde nasıl bir yol haritası izlenebileceğine dair soruya, "ABD Başkanı Trump, Sayın Cumhurbaşkanımıza gerek New York'ta gerek Washington'da büyük bir hürmet gösterdi. Diğer ülke liderlerine olan yaklaşımından çok farklı biçimde saygı gösterdiğini defalarca söyledi. Washington'daki görüşmenin iki ülke arasındaki ilişkilerinin güçlenmesine yönelik yakın dönemde nasıl bir yol haritası oluşturacağını öngörüyorsunuz." Fidan şu değerlendirmeyi yaptı: "Az önce de ifade etmeye başladım. Washington'daki görüşmeler, yani Sayın Trump iktidara geldikten sonraki ilk devlet ziyareti oldu. Daha önce sanırım başkanımız çeşitli vesilelerle bir araya geldi. En son New York'ta bir araya çok toplantıya geldi ama yan yana oturuyorlar biliyorsunuz o toplantıda. Öncesinde, esnasında ve sonrasında siz tarzda resim çekilen anı görüyorsunuz. Biz sürekli oradayız. Orada sürekli bir iletişim var iki lider arasında. Telefonda çok sık konuşuyorlar biliyorsunuz. Düzenli bir iletişim ve koordinasyon var. Ben ilişkilerin dediğim gibi arada iki tarafta da irade mevcut. Artık geri kalanı iş dünyasına kalmış, enerji dünyasına kalmış, savunma sanayisine kalmış, ilgili aktörlere kalmış, bizlere kalmış bir konu. Biz ne kadar taşırsak, ne kadar yeni iş birliği alanı, iş dünyası ne kadar yeni ticaret üretirse, iş geliştirirse o kadar gidecek. Şu anda en azından Amerikan yönetiminde Türkiye ile ilişkilerde bir sıkıntı alanı yok. güç alanında olan konularla. Ama kongreye dayalı yasal olarak bir takım daha önceden başlatılmış sınırlamaları yine aynı şekilde siyaset üzerinden yürütülmesi ve götürülmesi gerekiyor. Bu konuda da tabii ki Amerikan yönetim liderliğinin yadsınamaz bir rolü olacağını düşünüyorum." cevabını verdi.

ANKARA ENDONEZYA’YA 48 ADET KAAN SATTIĞINI DUYURMUŞTU

Bakan Fidan’ın açıklamaları, geçtiğimiz aylarda yaşanan kritik bir gelişmeyi de yeniden gündeme taşıdı. 26 Temmuz 2025’te Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), Endonezya’ya 48 adet KAAN satışı için anlaşma imzalamıştı. Jakarta’da düzenlenen törene iki ülkenin savunma bakanları katılmış, bu satış Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği noktayı uluslararası alanda gözler önüne sermişti. Ancak motor tedariki konusundaki belirsizlik, bu anlaşmanın uygulama sürecini doğrudan etkileyebilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/hakan-fidan-abd-kaan-uretimini-engelledi-9782.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/hakan-fidan-abd-kaan-uretimini-engelledi-9782.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/hakan-fidan-abd-kaan-uretimini-engelledi-9782-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/hakan-fidan-abd-kaan-uretimini-engelledi-9782.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/hakan-fidan-abd-kaan-uretimini-engelledi/8041/</link>
			<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 22:14:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP'li ilçe başkanının evi soyuldu: Kasadan neler çıktı neler]]></title>
			<description><![CDATA[AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Fatih Aydemir’in evi 24 Ağustos günü soyuldu. Evdeki çelik kasadan 13,5 milyon TL değerinde nakit, döviz, altın çalınırken, olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında oğlu Muhammet Emin Aydemir’in arkadaşına "Babam rüşvet alıyor" dediği öne sürüldü.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Odatv haberine göre; AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Fatih Aydemir’in evi 24 Ağustos günü soyuldu. Söz konusu evde bulunan çelik kasadan 13,5 milyon TL değerinde 100 bin TL, 172 bin 575 dolar, 73 bin 640 Euro, 5 tane 50 gramlık toplam değeri 1 milyon 75 bin TL olan altın, 20 bin dolar değerinde 2 adet 5 taş elmas yüzük, 10 bin dolarlık bir adet elmas zincir, her biri 10 gram olan 19 adet Ajda bilezik çalındı.

Olayla ilgili şikayetçi olan Aydemir, ifadesinde durumu 25 Ağustos akşamı fark ettiklerini belirtti. Bu kapsamda Aydemir’in ifadesinden sonra 21 yaşındaki oğlu Muhammet Emin Aydemir’in ifadesi alındı. İfadesinde sanal bahise bulaştığını, hesaplarını kullandırdığını ve bu nedenle hakkında dolandırıcılık davası olduğunu belirten Muhammet Emin Aydemir, çelik kasadan sadece para aldığını ziynet eşyasını almadığını söyledi.

Aydemir, ziynet eşyalarını ise kendisini para için sıkıştıran kişilerin almış olabileceğini söyledi. Emniyette ‘şüpheli’ sıfatı ile ifadesi alınan Aydemir, savcılıkta ise ‘şikâyetçi’ olarak ifade verdi. Aydemir’in üç ayrı ifadesi ardından Gökhan D. ile Buluthan K. tutuklandı.

Ancak, Aydemir’in bu kişilere ilişkin verdiği ifadelerin doğru olmadığı anlaşılınca dün bu kişiler tahliye edildi. Ancak başka suçtan tutuklu oldukları için cezaevinde kalmaya devam ettiler. Aydemir’in, ‘para almak için beni ölümle tehdit etti’ dediği Mustafa E. tutuklandı.

‘RÜŞVET’ İDDİASINI MAHKEMEDE ANLATTI

Halk TV’nin haberine göre, dün sabah ise söz konusu soruşturma kapsamında Muhammet Emin Aydemir’in sık sık görüştüğü Engin C.K. gözaltına alındı. Engin C.K, babası ile Aydemir’in babasının 30 yıldır birbirlerini tanıdığını söyledi.

Olayın olduğu gün Muhammet Emin Aydemir ile beraber olduğunu belirten Engin C.K, çalınan para ve altınlarla hiçbir ilgisinin olmadığını söyledi. Engin C.K, Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda ise dikkat çeken bir bilgi verdi. Aydemir’in kendisine AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı olan babasının rüşvet aldığını söylediğini anlattı.

BİR KİŞİ DE FİRARİ KONUMDA

Engin C.K‘nın avukatı ise soruşturma dosyasında siyasi nüfuzun kullanıldığını iddia etti. Buna göre, hakimlik sorgusu sonrası, babası ile plastik pencere işi yapan Engin C.K'de tutuklandı. Soruşturma dosyasının şüphelilerinden Hakan E.A’nın ise firari konumda olduğu öğrenildi.

FATİH AYDEMİR KİMDİR

Kastamonulu olan Fatih Aydemir, 1973 yılında doğdu. Ekonomi alanında lisans eğitimi alan Aydemir, 2004–2014 yılları arasında Gaziosmanpaşa Belediye Meclis Üyesi olarak görev yaptıktan sonra AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı görevine getirildi. Evli ve dört çocuk babasıdır.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/akp-li-ilce-baskaninin-evi-soyuldu-kasadan-neler-cikti-neler-798.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/akp-li-ilce-baskaninin-evi-soyuldu-kasadan-neler-cikti-neler-798.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/akp-li-ilce-baskaninin-evi-soyuldu-kasadan-neler-cikti-neler-798-t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/akp-li-ilce-baskaninin-evi-soyuldu-kasadan-neler-cikti-neler-798.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-li-ilce-baskaninin-evi-soyuldu-kasadan-neler-cikti-neler/7986/</link>
			<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 01:24:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP’ye geçen belediye sayısı dikkat çekti]]></title>
			<description><![CDATA[31 Mart 2024'te yapılan yerel seçimlerden bugüne kadar 56 belediye başkanı, AKP'ye geçti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[23 yıldır CHP'de görev yapan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nun AKP'ye katılmasının yankıları sürüyor.

HANGİ BELEDİYELER AKP’YE GEÇTİ?

Türkiye gazetesinin haberine göre; 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden itibaren 24’ü Yeniden Refah, 14’ü bağımsız, yedisi CHP, yedisi İYİ Parti, biri Saadet Partisi, biri DEM Parti, biri DEVA Partisi, biri de bağımsız olmak üzere 56 belediye başkanı AKP'ye katıldı.

AKP'ye geçişler şimdiye kadar Konya, Aydın, Ordu, Samsun, Gaziantep, Şanlıurfa, Trabzon, Manisa, Yalova, Çanakkale, Isparta, Aksaray, Kastamonu, Batman, Elâzığ, Kütahya, Çankırı, Şırnak, Adıyaman, Erzincan, Muş, Ağrı, Bingöl, Kırşehir, Sivas ve Uşak’tan oldu.

CHP 314, AKP 346 İLÇE BELEDİYESİ ALMIŞTI

Cumhuriyet Halk Partisi, yüzde 37,81 oy oranı ile 1977 yerel seçimlerinden beri ilk kez birinci parti olmuştu.

CHP başkent Ankara ve en büyük il İstanbul dahil 14 büyükşehirde seçimi kazanırken, AKP ise yüzde 35,48'lik oy oranıyla tarihinde ilk kez ikinci parti konumunda kalmıştı.

Yeniden Refah Partisi ise girdiği ilk yerel seçimde ülke genelinde yüzde 6,19'luk oranıyla üçüncü parti olmuştu ve 1 büyükşehir, 1 il ve çok sayıda aldığı ilçelerle seçimde dikkat çekmişti.

Bunun yanında CHP 314, AKP 346 ilçe belediyesi almıştı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/akp-ye-gecen-belediye-sayisi-dikkat-cekti-4724.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/akp-ye-gecen-belediye-sayisi-dikkat-cekti-4724.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/akp-ye-gecen-belediye-sayisi-dikkat-cekti-4724-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/akp-ye-gecen-belediye-sayisi-dikkat-cekti-4724.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-ye-gecen-belediye-sayisi-dikkat-cekti/7960/</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2025 11:10:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bakanlıkta mercedes'in konforu yerli-milli TOGG'u yendi]]></title>
			<description><![CDATA[Mahinur Özdemir Göktaş’ın Aile Bakanlığı’nın sisteminde kayıtlı, hayatlarını sürdürmek için düzenli destek alan 14 milyon 148 bin 740 “yoksul’’ bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sözcüden Deniz Kayhan'ın haberine göre; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 2 milyon 363 bin lira değerindeki “Yerli ve Milli” TOGG marka makam aracından çabuk vazgeçti ve 32 milyon 600 bin liralık Mercedes AMG-S 63-E serisi araca geçti.



Göktaş, TBMM’de Aralık 2024’te yapılan Bütçe görüşmelerine ASH (Aile Sosyal Hizmetler) plakalı kırmızı renkli T10X TOGG makam aracı ile gelmiş, 3 Aralık 2024 günü de SÖZCÜ’ye “Kabinedeki yerli ve milli Bakan’’ ifadesi ile manşet olmuştu.



Bakan TOGG kullanırken 3 Aralık 2024 günü SÖZCÜ’ye manşet olmuştu.

14 MİLYON YOKSUL VAR

Bütçe görüşmeleri için 2024 Aralık ayında TBMM’ye gelen bakanların büyük bölümü Mercedes marka makam aracını tercih ederken sadece Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlı, Enerji Bakanı Alpaslan Bayraktar ve Aile Bakanı Mahinur Göktaş TOGG marka araç kullanmıştı. Göktaş, artık 32 milyon liralık Mercedes’e biniyor. Göktaş’ın Aile Bakanlığı’nın sisteminde ise “Hayatlarını sürdürmekte güçlük çeken ve düzenli yardım alan’’ 14 milyon 148 bin 740 “yoksul’’ var. Bu kişilere, aylık 5 bin 390 lira yardım yapılıyor. Göktaş’ın makam aracının değeri de 6 bin 50 yoksula yapılan aylık yardım miktarına denk geliyor. 



Masaj yapan araç

Göktaş önceki gün gittiği Karabük gezisine, vücut masajı da yapan 32 milyon 600 bin lira değerindeki, Mercedes AMG-S 63-E serisi araç ile çıktı. 791 beygir gücündeki araç saatte 290 kilometre sürat yapıyor. Aracın standart ve opsiyonel seçenekleri arasında aktif kör nokta, mesafe, direksiyon, şerit tutma asistanı ile üç aşamalı denge kontrol sistemi de var. Ekstra donanımlar ile aracın satış fiyatı 38 milyon liraya çıkıyor.



Göktaş önceki gün Karabük gezisine yeni aracıyla gitti.

Şatafatına uygun değil

Göktaş’ın 32 milyonluk Mercedes makam aracıyla şehrine geldiği CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, SÖZCÜ’ye yaptığı açıklamada “Bu ülkede milyonlar açlık ve sefalet içinde ama iktidar mensupları şatafattan vazgeçmiyor. Bakan da itibardan tasarruf etmiyor ve 32 milyonluk makam aracına biniyor. 2 milyonluk TOGG’u şatafatına uygun görmemiş 32 milyonluk Mercedes’e terfi etmiş” dedi. 
]]></content:encoded>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/mercedes-in-konforu-yerli-milli-togg-u-yendi/7955/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 11:47:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diploma skandalı TBMM'ye dayandı: Olmayan üniversiteden mezun]]></title>
			<description><![CDATA[Sahte diploma skandalı olayının patlak vermesinin ardından AKP Kırşehir Milletvekili Necmettin Erkan'ın biyografisinde yaptığı değişiklik dikkat çekti. Erkan, sınavsız diploma veren üniversite iddiası ile gündeme gelen Balkan Üniversitesi'ni biyografisinden sildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye günlerdir sahte diploma skandalını konuşuyor. Sahte diploma çetesinin, e-imzaları kopyaladığı ve e-Devlete sızarak para karşılığında resmi bir şekilde sisteme üniversite diplomaları işlediği belirtiliyor. Sahte diploma skandalında her geçen gün yeni detaylar ortaya çıkarken, AKP'li vekilin biyografisini güncellemesi dikkatlerden kaçmadı.

BALKAN ÜNİVERSİTESİ'Nİ BİYOGRAFİSİNDEN SİLDİ

AKP Kırşehir milletvekili Necmettin Erkan'ın, eski biyografisinde, lisans eğitimini Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi ile Uluslararası Balkan Üniversitesi Hukuk alanında tamamladığı görülüyor. Erkan’ın, güncellenen biyografisinden "Balkan Üniversitesi" ifadesi çıkarıldı.



Yeni metinde Erkan’ın yalnızca Eskişehir Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduğu bilgisi yer aldı.

'Sınavsız diploma veren üniversite' iddialarıyla gündeme gelen Balkan Üniversitesi, sahte diploma soruşturması kapsamında tartışmaların merkezinde yer almıştı.

ESKİ BÜYÜKELÇİ: "BOŞ BİR TABELA ÜNİVERSİTESİYDİ"

2008-10 yılları arasında Üsküp Büyükelçiliği yapan Hakan Okçal, Kuzey Makedonya'daki Uluslararası Balkan Üniversitesi'ne dair "O dönemdeki AKP akademik kadroları tarafından kurulan içi boş bir tabela üniversitesiydi... Üniversiteye Türkiye'de giriş sınavını kazanamayan herkes kabul ediliyor, devam mecburiyeti olmadan, yüzeysel bir eğitimle diploma veriliyordu. İşin acısı üniversite daha doğru dürüst Fakültelerini, departmanlarını kurmadan, gerekli standartları sağlamadan YÖK tarafından denklik verildi" demişti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/diploma-skandali-tbmm-ye-dayandi-olmayan-universiteden-mezun-2020.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/diploma-skandali-tbmm-ye-dayandi-olmayan-universiteden-mezun-2020.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/diploma-skandali-tbmm-ye-dayandi-olmayan-universiteden-mezun-2020-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/08/diploma-skandali-tbmm-ye-dayandi-olmayan-universiteden-mezun-2020.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/diploma-skandali-tbmm-ye-dayandi-olmayan-universiteden-mezun/7950/</link>
			<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 10:46:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yusuf Tekin tartışması bitmiyor]]></title>
			<description><![CDATA[Bakan Tekin'in LGS açıklamasındaki "gerizekalı" ifadesi tartışma yarattı. İYİ Partili Türkoğlu, Meclis'te kitap maliyetlerini sorgulayıp aynı ifadeyle yanıt verdi: "Kendin de anlayabilesin!"]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavlarındaki usulsüzlük iddialarına yönelik yaptığı açıklamada kullandığı "Gerizekalıya anlatır gibi tane tane anlatıyoruz" ifadesi kamuoyunda büyük tepki çekti.

İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu da Bakan Tekin'e kendi sözleri ile bir soru yöneltti. Türkoğlu, Meclis'te yaptığı konuşmada MEB kitapları ile ilgili yaptığı konuşmada Bakan Tekin’e sert sözlerle yüklendi.

"KENDIN DE ANLAYABILESIN!"

Geçen yıl bastırılan ders kitaplarının maliyetiyle bu yılki rakamlar arasındaki büyük farkı gündeme getiren Türkoğlu, “Geçen yıl 120 milyona bastırdığın ders kitapçıklarını bu yıl 3 milyara nasıl mal ettin? Yalnız, 'Gerizekalıya' anlatır gibi anlat da kendin de anlayabilesin!" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-tartismasi-bitmiyor-2202.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-tartismasi-bitmiyor-2202.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-tartismasi-bitmiyor-2202-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-tartismasi-bitmiyor-2202.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/yusuf-tekin-tartismasi-bitmiyor/7914/</link>
			<pubDate>Sun, 20 Jul 2025 23:34:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yusuf Tekin LGS iddialarını kabul etti: Soruşturma başlatıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gündemdeki konulara ilişkin açıklama yaptı. Bakan Tekin, konuşmasında LGS iddialarına da yanıt verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gündemdeki konulara ilişkin açıklama yaptı. Bakan Tekin, konuşmasında LGS'de soruların çalındığı iddialarına da yanıt verdi. Söz konusu iddiaların sınavın yapıldığı gün saat 10.45’te biten sözel oturumdan sonra, 11.57’de paylaşılan bir PDF dosyasına dayandığını belirten Bakan Tekin, "O PDF dosyası bizim materyalimiz değil. Sınavdan sonra paylaşılmış" dedi. Tekin konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını da açıkladı.

Tekin, TRT Haber’de gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 15 Temmuz’un yıldönümünde, darbe girişimiyle ilgili olarak şehitlere olan şükranlarını sunan Bakan Tekin, eğitimle ilgili de önemli konu başlıklarına değindi. LGS sınavı ve müfredat üzerine yapılan eleştirilerle ilgili net açıklamalarda bulunan Tekin, özellikle sınav güvenliği ve eğitimdeki başarılarla ilgili kamuoyunu bilgilendirdi.

"SORUŞTURMA BAŞLATILDI"

Bakan Tekin, LGS sınavı ile ilgili ortaya atılan "soru kitapçığı erken paylaşıldı" iddialarına yanıt verdi.

Tekin, "Yalan yanlış o kadar çok iddia var ki, duydukça üzülüyoruz" diyerek, sınav güvenliğinin tamamen sağlandığını vurguladı.

Söz konusu iddianın, sınavın yapılmasının ardından bir idareci tarafından paylaşılan PDF dosyasının 11:57'de yayınlanmasından kaynaklandığını belirtti.

"Sınav güvenliğini risk altına alacak herhangi bir durum olmadığını" ifade etti ve ilgili kişi hakkında soruşturma başlatıldığını aktardı.

"1 İLDEN 480 BİRİNCİ ÇIKTI" İDDİASI YALAN

Bakan Tekin, "Bir ilden 480 birinci çıktı" iddialarına da yanıt verdi. İstanbul’da 163 öğrencinin tam puan aldığını belirten Tekin, Anadolu’dan 480 öğrenci birinci çıktığı bilgisinin "yanlış ve yalan" olduğunu söyledi. Ayrıca, "719 öğrencinin tamamı farklı okullardan geldi. Bu öğrencilerin başarılarının doğruluğunu daha önce belirttiğimiz gibi açıklığa kavuşturduk" dedi. Eğitimde başarıyı ve doğru bilgiyi paylaştıklarını belirten Bakan Tekin, "Artık çocuklar üzerinden siyaset yapılmamalı" diye ekledi.

"719 ÖĞRENCİMİZİN TÜM SORULARI DOĞRU YANITLAMASI SAĞLIKLI BİR DURUM"

Bakan Tekin, LGS'de 719 öğrencinin tüm soruları doğru yanıtlamasını "sağlıklı bir durum" olarak değerlendirdi. Tekin, FETÖ sürecinde "MEB müfredatından sorular çıkmıyor" iddialarına da yanıt verdi ve "Ders kitapları yeterlidir, ilave külfet getiren kaynaklar kullanılmasın" dedi. Bu yıl 532 öğrencinin tam puan aldığını ifade eden Tekin, öğretmenler ve okulların katkılarıyla bu başarıların elde edildiğini belirtti.

PROJE OKULLARININ YAPISI NASIL DEĞİŞECEK

Tekin, proje okulları ile ilgili de önemli açıklamalarda bulundu. Yenilikçi bir mantıkla projeler oluşturduklarını belirten Bakan Tekin, meslek liseleriyle işbirliği yapmak isteyen sektörlerle yakın bir çalışma içinde olduklarını söyledi. Proje okulları kavramının geliştirilmesi gerektiğini belirten Tekin, bu alanda düzenlemelerin sürdüğünü belirtti.

ZORUNLU EĞİTİMİN SON 4 YILI DEĞİŞECEK Mİ

Bakan Tekin, 12 yıllık zorunlu eğitimle ilgili de tartışmalara değindi. Tekin, bu konuda geniş bir değerlendirme yapıldığını, akademisyenler, STK’lar ve iş dünyasının görüşlerinin alındığını belirtti. "Zorunlu eğitim konusunda alternatif önerileri gözden geçiriyoruz" dedi.

YENİ KIYAFET UYGULAMASI NASIL OLACAK

Okullarda serbest kıyafetle ilgili de açıklamalar yapan Bakan Tekin, serbest kıyafetin öğrenciler arasında ayrımcılık oluşturabildiğini söyledi. Öğrencilerin aynı kıyafeti giymelerinin pedagojik açıdan daha doğru olduğunu ifade etti. "Velilere ilave bir yük getirmemek adına, öğrenciler 4 yıl boyunca aynı kıyafeti giyecek" dedi.

Odatv
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-lgs-iddialarini-kabul-etti-sorusturma-baslatildi-9584.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-lgs-iddialarini-kabul-etti-sorusturma-baslatildi-9584.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-lgs-iddialarini-kabul-etti-sorusturma-baslatildi-9584-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/yusuf-tekin-lgs-iddialarini-kabul-etti-sorusturma-baslatildi-9584.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/yusuf-tekin-lgs-iddialarini-kabul-etti-sorusturma-baslatildi/7904/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 01:54:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP'li Eski Bakan, yönettiği bankadan 265 milyon kredi aldı]]></title>
			<description><![CDATA[‘Kuvva Gıda’ adlı şirketin sahibi olan AKP’li Veysi Kaynak yöneticisi olduğu Ziraat Bankası’ndan kendi şirketine 265 milyon lira kredi, devletten de 840 milyon lira teşvik aldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sözcüm Gazetesinden Deniz Ayhan'ın haberine göre; 

Binali Yıldırım kabinesinde Başbakan Yardımcısı olan AKP’li Veysi Kaynak, halen Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Başkanvekili olarak görev yapıyor. ‘Kuvva Gıda’ adlı şirketin de sahibi olan Kaynak, yöneticisi olduğu Ziraat Bankası’ndan kendi şirketi için 265 milyon lira kredi, devletten de 840 milyon lira teşvik aldı.

Şirket yönetiminde Kaynak’ın eşi Şule Kaynak da bulunuyor. Kaynak’ın Kuvva Gıda’daki ortağı da MADO dondurmanın sahibi ve Kahramanmaraş depreminde 35 kişinin can verdiği Manolya Sitesinin yıkılmasından sorumlu tutulan Mehmet Sait Kanbur çıktı.

“Yetersiz inşaat malzemesi kullanıp, bilinçli taksirle ölüme sebebiyet’’ suçundan 22.5 yıl hapis istemiyle yargılanan Kanbur, geçen ay Kahramanmaraş’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’e dondurma ikram etmişti.



Veysi Kaynak

ÇİFTÇİYE DEĞİL AKP’LİYE

Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ ile CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, Kaynak ve ortağının kullandığı krediyi TBMM gündemine getirdi. Özdağ ‘’Çiftçiye destek olması gereken Ziraat Bankası, AKP’li siyasetçilere çalışıyor. Banka’nın Yönetim Kurulu Başkanvekili Veysi Kaynak kendisine ait şirkete milyonlarca lira kredi vermiş’’ dedi ve şunları söyledi:

“Halen borcu 161 milyon lira ve devletten 840 milyon lira da teşvik almış. Hem kamu bankasında üst düzey görevde, hem de o kamu bankasından destek alıp, şirketini büyütüyor. Ziraat Bankası’nın işi siyasilere imkan sağlamak değil, Türk çiftçisine yardımcı olmak, tarıma katkı sağlamak. Ama kamu bankaları eski bakana, medya patronuna, organize suç örgütü liderine kredi veriyor.”

Bankalar Kanunu’na aykırı kredi kullanımı

CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay da, “Kamu bankalarında üst düzey yöneticiler, ortak oldukları şirketlere Bankalar Kanunu’na aykırı olarak kredi kullandırıyor. Çiftçi ve esnaf yerine kendi yönetim kurulu üyelerine düşük faizli krediler veriyor. Veysi Kaynak da kendisine kredi kullandırmış. Ortağı Mehmet Sait Kanbur ise Kahramanmaraş’ta 35 kişinin hayatını kaybettiği Manolya Sitesindeki yıkımdan sorumlu. Kimlere kredi verildi, detaylı biçimde araştırılması ve hatalı uygulamalarla ilgili hesap sorulması gerekiyor.”

Kaynak: Sözcü 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/akp-li-eski-bakan-yonettigi-bankadan-265-milyon-kredi-aldi-3683.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/akp-li-eski-bakan-yonettigi-bankadan-265-milyon-kredi-aldi-3683.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/akp-li-eski-bakan-yonettigi-bankadan-265-milyon-kredi-aldi-3683-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/akp-li-eski-bakan-yonettigi-bankadan-265-milyon-kredi-aldi-3683.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-li-eski-bakan-yonettigi-bankadan-265-milyon-kredi-aldi/7896/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 11:32:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İletişim Başkanlığı'na Burhanettin Duran atandı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararıyla İletişim Başkanı Fahrettin Altun görevden alınırken yerine Burhanettin Duran atandı.


Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Burhanettin Duran atandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu’na atandı.



 

 

Yerine ise İletişim Başkanlığına Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Burhanettin Duran getirildi.

Karar ile birlikte ayrıca Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu’na İkinci Başkan olarak Muhammet Ecevit Carti atandı. Kurul üyeliklerine ise, Dilek Ertürk, Fatma Çınar, Erol Gökdöl, Melahat Demir Aydın, Selma Öztürk Pınar, Tayyip Uçar, Evren Başar, Ömer Çelen ve Selami Açan atandı.

BURHANETTİN DURAN KİMDİR?

Burhanettin Duran, 1 Ocak 1970 tarihinde Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde doğmuştur. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladıktan sonra, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde yapmıştır. Akademik kariyerine Sakarya Üniversitesi'nde başlayan Duran, burada araştırma görevliliğinden bölüm başkanlığına kadar çeşitli görevlerde bulunmuştur. Daha sonra İstanbul Şehir Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır. 2010-2011 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki George Mason Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur.

Akademik çalışmaları, özellikle Türk dış politikası, siyasi İslam, demokrasi, İslamcılık tarihi ve Orta Doğu siyaseti gibi alanlara odaklanmaktadır. Çok sayıda makale ve kitap yayımlamış, "Türk Parlamento Tarihi" gibi kapsamlı çalışmalara katkıda bulunmuştur. 2013 yılından 2024’e kadar SETA Vakfı’nın genel koordinatörlüğünü yürütmüş ve bu süreçte düşünce kuruluşlarının Türkiye’deki etkisini artıran isimlerden biri olmuştur. 2018 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi olarak görev almıştır. 20 Mayıs 2024 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atanmıştır. İngilizce bilen Duran, evli ve üç çocuk babasıdır.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/iletisim-baskanligi-na-burhanettin-duran-atandi-4316.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/iletisim-baskanligi-na-burhanettin-duran-atandi-4316.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/iletisim-baskanligi-na-burhanettin-duran-atandi-4316-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/07/iletisim-baskanligi-na-burhanettin-duran-atandi-4316.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/iletisim-baskanligi-na-burhanettin-duran-atandi/7892/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 01:10:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP’den vekil olamadı ama müdürlük koltuğunu kaptı]]></title>
			<description><![CDATA[Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü görevine, AKP’nin 2023 genel seçimlerinde Afyonkarahisar’da 5’inci sıra milletvekili adayı Dr. Hakkı Öztürk getirildi. Öztürk’ün AKP’nin hemen hemen bütün organizsyonları katıldığı ortaya çıkarken ilk tebrik ise AKP Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve İbrahim Yurdunuseven’den geldi. Kentte ayrıca Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü görevine ise ilahiyat mezunu Nedim Aslan atandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sözcünün haberiner göre, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü’nde önemli bir görev değişikliği yaşandı. Yaklaşık 8 yıldır bu görevi sürdüren Dr. Serhat Korkmaz’ın görev süresinin sona ermesinin ardından, müdürlük koltuğuna Dr. Hakkı Öztürk atandı.

AKP’DEN MİLLETVEİKİLİ ADAYI OLMUŞTU

Dr. Hakkı Öztürk, 2023 genel seçimlerinde AKP’nin Afyonkarahisar 5. sıra milletvekili adayı olarak gösterilmişti.

AKP’NİN TÜM ORGANİZYONLARINA KATILMIŞ

Öte yandan Öztürk’ün AKP’nin hemen hemen bütün organizasyonlarına katıldığı ve bunları da sosyal medya hesabından paylaştığı görüldü.



İLK TEBRİK AKP’Lİ VEKİLDEN

AKP’li Sağlık Müdürü Öztürk’e ilk tebrik mesajı AKP Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’dan geldi. Özkaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğüne Sağlık Bakanlığında uzun süre genel müdür, Aile Bakanlığında müsteşar yardımcısı olarak hizmet veren yol ve dava arkadaşımız Dr. Hakkı Öztürk bey bugün itibariyle atanmıştır. Kendisine Cenab-ı Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum… 8 yıldır İl Sağlık Müdürü olarak Kadim Şehrimize hizmet veren çok kıymetli arkadaşımız kardeşimiz Doç.Dr. Serhat Korkmaz’a da özverili çalışmaları nedeniyle teşekkür ediyorum. Serhat beyin bilgi, birikim ve tecrübelerinden AFSÜ Hastanesi ve Tıp Fakültesinde yararlanmaya devam edeceğiz inşallah…” ifadelerine yer verdi.

GENÇLİK SPOR MÜDÜRLÜĞÜ’NE DE İLAHİYAT MEZUNU MÜDÜR

Afyonkarahisar Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde de görev değişimi yaşandı. Kentte İsmail Hakkı Kasapoğlu’nun yerine yeni İl Müdürü olarak Nedim Aslan atandı. Aslan’ın Sakarya Üniversitesi İlahiyat mezunu olduğu ortaya çıktı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/06/akp-den-vekil-olamadi-ama-mudurluk-koltugunu-kapti-4031.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/06/akp-den-vekil-olamadi-ama-mudurluk-koltugunu-kapti-4031.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/06/akp-den-vekil-olamadi-ama-mudurluk-koltugunu-kapti-4031-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/06/akp-den-vekil-olamadi-ama-mudurluk-koltugunu-kapti-4031.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-den-vekil-olamadi-ama-mudurluk-koltugunu-kapti/7862/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 19:41:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP'li eski bakanlara büyük şirketlere yönetim kurulu üyeleri olarak atandılar!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[AKP, eski bakanlarını ve milletvekillerini maaşsız bırakmıyor. Birçok isim, iktidara yakın şirketlerin yönetiminde yer alıyor. Ulaştırma ve Altyapı eski Bakanı Cahit Turhan Kuzey Marmara Otoyolu’nu işleten şirketin CEO’su oldu. Maliye eski Bakanı Lütfi Elvan, Kalyon Holding Yönetim Kurulu’nda görev aldı. Merkez Bankası eski Başkanı Naci Ağbal, Aksa-Kazancı Holding’e Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı oldu.

ENERJİDEN TARIMA

Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Taner Yıldız da Rönesans Holding iştiraki Tepebey Madencilik’in yönetim kuruluna getirildi. Başbakan eski Yardımcısı Nurettin Canikli, Albayrak Grubu’nda yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Albaraka Türk’e Yönetim Kurulu Başkanvekili olan Tarım ve Orman eski Bakanı Bekir Pakdemirli ise BİM’e bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanmıştı.

Günün Trend Haberleri

Ekonomi eski Bakanı Nihat Zeybekci de Turkuaz Motorlu Araçlar Tic. San. A.Ş.’nin ortakları arasında bulunuyor.



 

Diğer isimler ise şöyle: “Eski Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak Ziraat Bankası Yönetim Kurulu başkanvekili, Devlet eski Bakanı Kürşat Tüzmen Turquality Döviz Kazandırıcı Faaliyetler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Milli Savunma eski Bakanı Vecdi Gönül Türksat Yönetim Kurulu Üyesi, İçişleri eski Bakanı Abdülkadir Aksu Vakıfbank yönetiminde, Aile eski Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk hem Kardemir yönetiminde hem de İslam İşbirliği Teşkilatı Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde Genel Direktör, İBB eski Başkanı Mevlüt Uysal Halkbank Yönetim Kurulu Başkanvekili, Kahramanmaraş eski Belediye Başkanı Fatih Mehmet Erkoç Kardemir, AKP eski milletvekilleri Belma Sekmen Halkbank, Sadık Yakut Vakıfbank, Ayşenur Bahçekapılı Turkcell, Nevzat Şatıroğlu BOTAŞ, Mahmut Gürcan Emlak Katılım yönetiminde.”

‘Yandaşlar besleniyor’

CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, SÖZCÜ’ye yaptığı açıklamada “Türkiye, anonim şirket gibi yönetilirken, ağır faturayı da milletimiz ödüyor. AKP yandaşlarını beslemeye, yarattığı sermayesine yeni yollar açmaya devam ediyor, siyasi ahlakı yok sayıyor. AKP’de siyaset yapmış eski bakanların ve milletvekillerinin, iktidar tarafından beslenen ve devletin tüm ihalelerini alan şirketlerde üst düzey yönetici olması asla kabul edilemez” dedi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/akp-li-eski-bakanlara-buyuk-sirketlere-yonetim-kurulu-uyeleri-olarak-atandilar-1691.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/akp-li-eski-bakanlara-buyuk-sirketlere-yonetim-kurulu-uyeleri-olarak-atandilar-1691.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/akp-li-eski-bakanlara-buyuk-sirketlere-yonetim-kurulu-uyeleri-olarak-atandilar-1691-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/akp-li-eski-bakanlara-buyuk-sirketlere-yonetim-kurulu-uyeleri-olarak-atandilar-1691.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-li-eski-bakanlara-buyuk-sirketlere-yonetim-kurulu-uyeleri-olarak-atandilar/7813/</link>
			<pubDate>Wed, 21 May 2025 11:36:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[6 yıl Sağlık Bakanlığı yaptı 12 dev hastane kondurdu]]></title>
			<description><![CDATA[Eski Bakan Fahrettin Koca sahibi olduğu Medipol Grubu için 12 yılda 12 hastane yaptı. CHP’li Emir, “Milletin arsasıyla Bakanın üniversitesini büyüttüler, yazıklar olsun” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sözcü Gazetesindeki habere göre; Cumhurbaşkanlığı hükümet kabinesinde yaklaşık 6 yıl süreyle Sağlık Bakanlığı yapan Fahrettin Koca, kurucusu olduğu Medipol Grubu için 12 hastane yaptı. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, “Bal tutan parmağını yalar, 12 hastanenin tümü teşvikli ve kamu arazileri üzerine yapıldı. Suyun başında kendisi var. Milletin arsası, kamunun arazisiyle Bakanın özel üniversitesini büyüttüler, yazıklar olsun” dedi. Emir SÖZCÜ’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Fahrettin Koca…  12 yılda 12 hastane yapmış, hepsi teşvikli ve kamu arazisi. Gar binası, Tekel binası tahsis edildi. Vatandaşın ‘ortaokul yapın’ diye hibe ettiği arsaya çökmüşler, otopark yapıyorlar. Hepsinde imar işini bir yerinden uydurmuşlar. Koca’nın Sağlık Bakanı olduğu dönemde Medipol Hastanesi’ne 2023’ten bu yana 5,9 milyon lira destek sağlandı. Hastanelere gümrük vergisi muafiyeti, yüzde 50 vergi indirimi ve KDV istisnası da sağlandı.” Emir, ayrıca Beykoz’daki Göksu Mesire Alanı’nında AKP’li üyelerin oylarıyla Medipol Üniversitesi’ni kuran TESA Vakfı için ‘eğitim tesisi’ alanına dönüştürüldüğünü aktardı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/6-yil-saglik-bakanligi-yapti-12-dev-hastane-kondurdu-9055.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/6-yil-saglik-bakanligi-yapti-12-dev-hastane-kondurdu-9055.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/6-yil-saglik-bakanligi-yapti-12-dev-hastane-kondurdu-9055-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/6-yil-saglik-bakanligi-yapti-12-dev-hastane-kondurdu-9055.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/6-yil-saglik-bakanligi-yapti-12-dev-hastane-kondurdu/7790/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2025 11:27:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tarım Kredi’yi çiftliğe çevirdiler]]></title>
			<description><![CDATA[Tarım Kredi Kooperatiflerinin şirketlerinin çiftçi kuruluşu olması beklenirken, AKP’li eski siyasetçilerin çiftliği oldu. Maaşları 40-102 bin arasında değişen...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tarım Kredi Kooperatiflerinin şirketlerinin çiftçi kuruluşu olması beklenirken, AKP’li eski siyasetçilerin çiftliği oldu. Maaşları 40-102 bin arasında değişen Tarım Kredi yöneticilerinin çoğu AKP’li isimler. Bu isimler maaşlarının yanı sıra, aylık 70 bin 500 TL huzur hakkı ve seyahatlerinde günlük 200 Euro harcırah alıyorlar. AKP döneminde yükselen bürokratlardan Ziraat Bankası eski Genel Müdürü Hüseyin Aydın da Tarım Kredi Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda icra kurulu başkanı oldu. Tarım Kredi ve Şirketlerinde görevli AKP’li bürokratlar şöyle:



- Tarım Kredi Kooperatifleri Yönetim Kurulu Başkanı Adem Darımla: AKP Yozgat Akdağmadeni eski ilçe başkanı ve AKP Yozgat Milletvekili adayı.

- Tarım Kredi Kooperatifleri Yönetim Kurulu üyesi İsmail Can: AKP Terme Belediye Başkan aday adayı.

- Tarım Kredi Kooperatifleri Yönetim Kurulu üyesi Fikret Oy: AKP Terme Belediye Başkan aday adayı.

- Tarım Kredi Kooperatifleri Yönetim Kurulu üyesi Numan Nasıroğlu: AKP Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun kuzeni.

- Tarım Kredi Holding Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Hamurcu: AKP eski Konya Milletvekili aday adayı.

- Tarım Kredi Et Ürünleri A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Müjde Sakar: AKP Eski Genel Sekreter Yardımcısı ve Merkez Disiplin Kurulu Üyesi.




Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tarım Kredi Yönetim Kurulu üyesi Müjde Sakar ile böyle poz vermişti.


- Tarım Kredi Lisanslı Depoculuk Yönetim Kurulu Başkanvekili Hasan Fehmi Kinay: AKP Kütahya eski Milletvekili.

- TARKİM Yönetim Kurulu Üyesi Kazım Erten: AKP eski İzmir İl Başkan Yardımcısı, AKP Milletvekili Adayı.


Tahmini okuma suresi: 2 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/tarim-kredi-yi-ciftlige-cevirdiler-842.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/tarim-kredi-yi-ciftlige-cevirdiler-842.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/tarim-kredi-yi-ciftlige-cevirdiler-842-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/05/tarim-kredi-yi-ciftlige-cevirdiler-842.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/tarim-kredi-yi-ciftlige-cevirdiler/7764/</link>
			<pubDate>Fri, 02 May 2025 12:02:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Zefer Partisi Genel Başkanı Prof.Dr. Ümit Özdağ'ın Destansı Savunması ]]></title>
			<description><![CDATA[Zafer Partisi Genel Başkanı Prof.Dr. Ümit Özdağ'ın Antalya'da yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması dün Çağlayan adliyesinde görüldü. İlim insanı ve stratejist Prof. Dr. Ümit Özdağ tarih kokan mükemmel bir savunma yaptı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ümit Özdağ'ın 30 sayfalık savunma yaptığı öğrenildi. Özdağ'ın savunmasında şunları söylediği kaydedildi:

"Sayın Hâkim;

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18 Ocak 2025 tarihinde, Ak Parti Mersin İl kongresinde, Ak Parti Mersin il delegeleri ve üyelerine bir konuşma yapmıştır. Erdoğan konuşmasında şöyle demiştir:

“Ülkemizin ilk 80 yılına, asırların yorgunluğuyla, 1. Dünya Savaşı’nın yükü altında kalan Osmanlı’dan cumhuriyete geçişin sancıları damga vurmuştur. Tek parti faşizminin, milletimizin inancına, tarihine, kültürüne yönelik tahrip edici, baskıcı politikalarının ağır bedellerini ödedik.”

19 Ocak 2025'te Antalya’da Zafer Partisi il başkanları toplantısında, Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın, İstiklal Harbimizin önderi ve Cumhuriyetimizin kurucu Atatürk’ün politikalarını, milletimizin inancına tarihine ve kültürüne ağır bedeller ödeten politikalar olarak gösteren açıklamasına, şu ifadeler ile cevap verdim:

“Bu mücadelede, bu politik fikri mücadelede, mücadele ettiğim PKK gibi, FETÖ gibi, IŞİD gibi terör örgütleri vardır. Bütün bunlar karşısında Zafer Partisi, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, temel ilkelerini, milletimizin ve devletimizin bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü kararlılıkla savunmaktadır.

Ancak ne yazık ki, Zafer Partisi ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bırakmış olduğu değerli mirası sadece bunlara karşı değil, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'ye karşı da savunmak durumundadır. Recep Tayyip Erdoğan, dün Mersin'de partisinin kongresinde yapmış olduğu konuşmada şöyle söylüyor; "Ülkemizin ilk 80 yılına asırların yorgunluğuyla 1. Dünya Savaşı'nın yükü altında kalan Osmanlı'dan cumhuriyete geçişin sancıları damga vurmuştur. Tek parti faşizminin milletimizin inancına, tarihine, kültürüne yönelik politikalarının ağır bedellerini izledik.", demiş.


Değerli Zafer Partililer, Türk milleti 1000 seneden beri Anadolu'da egemenliğini sürdürüyor. 1000 sene boyunca birçok Haçlı Seferine maruz kaldık. 1. Haçlı Seferi 1095 yılında başladı, son haçlı seferi 1914,1922 yılları arasında gerçekleşti. Son büyük Haçlı Seferini Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Anadolu'da mağlup ettik ve Haçlı Ordularını Akdeniz'in soğuk sularına gömdük. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti için yeni bir Ergenekon oldu ve bu yeni Ergenekon'da aziz milletimiz güçlendi, silahlandı, sanayisini inşa etti. Yıkılış döneminin bırakmış olduğu hastalıkları bertaraf etti. Sonra Hatay'ı aldı. Sonra Kıbrıs'ta devlet kurdu.

Emin olun ki, son 1000 yılda gerçekleşen hiçbir Haçlı Seferi Erdoğan'ın ve AKP'nin Türk milletine ve Türk devletine verdiği zararı vermemiştir. Hiçbir Haçlı Seferi, Türk devletine casusları sokamamıştır. Erdoğan casus FETÖ'yü Türk devletine soktu, Türk devletini FETÖ'ye teslim etti, FETÖ'ye paralel devlet kurdurdu. Hiçbir Haçlı Seferi Türk milletini Deist, Ateist, Hristiyan yapamamıştır. Erdoğan döneminde Türk milletinin geniş kesimleri Allah'la aldatanlardan dolayı dinlerinden soğumaya başladılar ve Erdoğan döneminde Deist, Ateist oranı %16'yı aştı. Erdoğan bilmelidir ki; Cumhuriyeti kuran kadrolar Türk milletinin inancına, tarihine ve kültürüne saldırmamış, aksine Atatürk ve silah arkadaşları, Türk milletinin inancını, tarihini ve kültürünü korumuş ve geliştirmiştir. Türk milletinin inancına, kültürüne ve tarihine saldıran, tarihi "Fesli bir Deli"den öğrenen Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisidir. Evet, Recep Tayyip Erdoğan; Türk milletinin tarihine ortaklar getirerek, Türk milletinin tarihini çarptırarak, Türk milletinin tarihine zarar vermektedir. Erdoğan, Türk milletinin devletini tarikat ve cemaatler arasında dağıtarak, şirk koşanları devlete ortak ederek, Türk milletinin inancına zarar vermektedir. Ve, milyonlarca sığınmacı ve kaçağı Anadolu'ya sokarak Türk milletinin kültürünü tahrip etmektedir. Ve yaşanan şey aslında bir AKP faşizmidir ve Zafer Partisi olarak biz ana muhalefet gibi bu faşizmle normalleşmeyeceğiz. Biz mücadele edeceğiz ve kazanacağız. Zafer Türk devletinin ve Türk milletinin olacaktır!”


Sayın Hâkim;

Bu iki konuşma, siyasi parti genel başkanları arasında gerçekleşen bir polemikten öte bir nitelik taşımamakta, en ufak bir hakaret niteliği de taşımamaktadır. Konuşmamın iki yerinde de “Erdoğan ve AKP” ifadeleri birlikte geçmektedir. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı kimliğine değil, AKP Genel Başkanı kimliğine yönelik bir cevap olduğu ortadadır. Konuşma Antalya’da yapılmış olmasına rağmen; İstanbul Başsavcılığı, 20 Ocak sabahı, Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile hakkımda soruşturma başlattı. Aynı gün Ankara’da, saat 18.30 sularında, 100’e yakın polis memurunun, bulunduğumun lokantanın çevresini kuşatması sonrasında gözaltına alındım.

Aynı akşam polis ve PÖH ekipleri tarafından, ortalama 150 km hızla bir konvoy eşliğinde İstanbul’a getirildim. Geceyi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 2 metrelik bir kalasın üstünde geçirdim. 21 Ocak sabahı, Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile ifadeye getirildiğim savcılık tarafından, Kayseri’de 30 Haziran 2024'te çıkan Suriyeli sığınmacılar ile ilgili olayları kışkırtma iddiası ile tutuklamaya sevk edildim. Bundan anladığım, Kayseri Başsavcılığı’nın ve Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nün; Kayseri’de gerçekleşen olayları benim kışkırttığım kanısına, ya 7 aydır varamamışlar ya da bu kanıya varmışlar ancak görev ihmali yapıp gereken soruşturmayı açmamışlardır.

Sayın Hâkim;

Bugün yargılanmakta olduğum, Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile ilgili, savcılık daha sonra iddianame hazırlamış ancak suç unsuru olduğu iddia edilen konuşmamda hangi ifadelerimin ve neden hakaret olduğunu ifade etmemiştir.

Sayın Hâkim;

Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile ilgili düzenleme, Parlamenter Sistem döneminde, tarafsız yani partisiz Cumhurbaşkanını korumak için yapılmış bir düzenlemedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bu maddenin anlamı ortadan kalkmıştır. Cumhurbaşkanının ne zaman siyasi parti genel başkanı, ne zaman Cumhurbaşkanı olduğuna kendisinin karar verdiği bir ortamda, demokratik siyaset ortadan kalkmaktadır. Ben, Mersin Ak Parti İl Kongresinde konuşan Ak Parti Genel Başkanı’nı eleştirdim ve Cumhurbaşkanına hakaretten; 100 polis tarafından kuşatılıp, 25 polis tarafından gözaltına alındım. Bu; milletvekili dokunulmazlığına sahip olmayan hiçbir siyasetçi, hiçbir genel başkan ve hiçbir vatandaş Ak Parti Genel Başkanı’nı eleştiremez demektir. Bu hal; demokratik bir hukuk devletinde kabul edilebilecek bir hal değildir.

Sayın Hâkim;

Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan ile yaşadığımız tartışmanın konusu tarihtir, Türk Tarihi ve Türkiye’nin bugünüdür. Bundan dolayı, bugün burada yapacağım savunmanın da tarihsel bir arka planı olacaktır.

Türk Milleti, tarihin en uzun devletli milleti olma niteliğine sahip iki milletinden birisidir. Türkler ve Çinliler, milattan önce 2000 yılından, milattan sonra 2000 yıllarına kadar 4 bin senelik bir muazzam zaman diliminde, devlet organizasyonu çerçevesinde varlıklarını muhafaza etmişlerdir. Türk Milleti’nin İslam öncesi tarihi; İskitler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ana hatları üzerinden 3 bin yıla yayılır.

Türk milleti; Karahanlı Kağan’ı, Saltuk Buğra Han’ın önderliğinde, takriben 1000 yıl önce İslam dinini kabul etmiş; Karahanlı Devleti ilk Müslüman Türk Devleti olurken, bugün sahip olduğumuz Müslüman Türk milli kimliğimiz de oluşmaya başlamıştır. Karahanlıları Gazneli Türk Devleti izlemiştir. Gazneli Devleti, değişik Müslüman devletleri, bir devlet çatısı altında yönetme konusunda Türklerin ilk devlet stajı olmuştur.

Büyük Türk Tarihinin şanlı sayfalarına imza atan Selçuklular ise Oğuzların Kınık boyundandır. Tuğrul Bey komutasında Türklerin bir bölümü, Dandanakan Savaşı’nın (1040) açtığı yol ile, İran Platosu üzerinden Anadolu’ya ulaşmışlardır.

Dandanakan Savaşı ve Selçuklular’ın İran Platosu üzerinde Anadolu ve Ortadoğu’ya ulaşmalarının stratejik olarak iki büyük sonucu vardır:

Anadolu’ya ulaşmak, Anadolu’nun ebediyen Türkleşmesini ve ikinci anavatan olmasını sağlamıştır. Anadolu’dan önce ulaşılan Ortadoğu’ya varış ise İslam dünyasının içine düştüğü amansız istikrarsızlığa son verişi sağlamıştır.

Selçuklu ordularının Ortadoğu’ya inişi başlarken, Abbasi Halifeliği yok olmanın eşiğindedir. Basra Körfezi, El Cezire ve Arabistan’ı denetimi altına alan Karmatilik; İslam’ı reddeden, mal ve kadında ortaklığı savunan vahşi komünist bir hareket olarak devletleşmiştir. Karmatiler Şam’a kadar ilerlemiş, 930'da Mekke’yi işgal etmişlerdir. Kâbe soyulmuş, otuz bin hacı katledilmiştir. Bu ilkel komünist devlet, yüz yıla yakın devam edecektir. Aynı dönemde; İran’da Zerdüşiliği temsil eden Büveyhi Saltanatı iktidarı gasp etmiştir. Büveyhiler, Bağdat’taki Abbasi Halifesini kontrolleri altında tutmaktadır.

Mısır’da Fatimi Şia anlayışı, Firavunlar dinini canlandırma yolundadır. Altıncı Fatimi Halifesi El Hakim Bi Emrillah kendisini tanrı ilan etmiştir. İslam dünyasındaki bu parçalanmadan istifade eden Bizans ise saldırıya geçmiş, İslam’ın dört yüz senelik kazanımlarını püskürterek, Antakya’yı işgal etmiş, Lübnan’a girmiştir. Bizans, Kudüs’ü almaya ve İslam Dinini, Arap Yarımadasına hapsetmeye hazırlanmaktadır.

İşte Selçuklu Türk orduları böyle bir ortamda, Oğuz Elinden Ortadoğu’ya inmeye başlamışlardır. Maide Suresi 54. ayette ''Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse duysun, Allah onların yerine kendisinin sevdiği onların da kendisini seveceği müminlere karşı boyunları aşağıda kafirlere karşı başları yukarıda Allah yolunda savaşan dil uzatanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir işte o Allah’ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah ihsanı bol olan her şeyi bilendir.'' denmektedir.

Bir tarihçi, Türk tarihinin bu kesitinde yaşananları şöyle izah etmektedir;

''Tarihin bu kesitinde olaylar arasında olağanüstü bir eşzamanlılık mucizevi bir senkronizasyon vardır. Bizans haçını taşıyan zulüm orduları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu, Suriye’yi istila ve bölgenin, İslam halkını bin bir hakaret ile kat ve esir ederken, Karmatiler Kabe’yi tahrip ve telvis ederken, Türklerin İslam oluşu tesadüfi değildir. Cenabı Hak, ordularını sahneye sürmektedir.

Türkler Allah’ın Ordusu olarak göreve çağrıldıklarını hissetmişlerdir.”

Tuğrul Bey nereye geldiğini, niçin geldiğini ve kim olduğunu bilmektedir. 1043’te Halife Kaim’e gönderdiği mektupta kendisini şöyle tanıtır: ''Ben hür insanların evladıyım ve Hunların Kral hanedanına mensubum.'' Diğer bir ifade ile Tuğrul Bey, Oğuz Han’ın torunu olduğunu ifade ederken, yüksek Türklük bilincini ortaya koymaktadır.

Abbasi Halifesi El Kaim Bin Emrillah, Tuğrul Bey’i Bağdat’a davet eder. Tuğrul Bey ve Selçuklu ordusu, 1055 yılının Ramazan ayında Bağdat’a girer ve Buveyhi baskılarına son verir. Bölgedeki asayişsizliği sona erdirir.

24 Ocak 1058’de Bağdat’ta düzenlenen bir tören ile halife; Tuğrul Beyi, Doğunun ve Batının sultanı ilan eder. Tuğrul Bey’e iki kılıç takılır, başına sarık ve taç giydirilir. Sırtına, 7 İklime hakimiyeti işaret eden, tek yakalı yedi kaftan konulur.

Prof. Dr. Halil İnalcık ‘’bu andan itibaren İslam dünyasının riyaseti fiilen olduğu gibi hukuken de Türk soyuna Türk hükümetine ve hükümetlerine geçmiştir.” demektedir.

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e; Doğu’nun ve Batı’nın hükümdarı “Sultanül İslam, Rikniddünya ve D'Din” denmesinin kişisel bir iktidar olayı olmadığı, Türklüğün İslamiyet için yüklendiği misyon, o çağda, bütün Türk aydınlarınca ve milletçe bilinmekte, şevkle övünçle benimsenmektedir.''

Sayın Hâkim;

26 Ağustos 1071 Türklerin Anadolu’ya yakın tarihte kitlesel olarak girişlerinin başladığı tarihtir. Türklüğün Anadolu’daki tarihi Sümerler ile başlamıştır. Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk el yazmalarında bu husus şöyle ifade etmiştir; “Bundan yedi bin sene evvel, Elcezire’de, beşeriyetin ilk medeniyetini kuran Sümer, Elam ve Akat kavimlerinde demokrasi prensibi tatbik olunmuştur. Filhakika, bu Türk kavimler, müttehit bir cumhuriyet teşkil etmişlerdir.” (Afet İnan, Medeni Bilgiler, 11. Baskı, İstanbul, Şubat 2019, Örgün Yayınevi, s. 48)

İskit Türklerinin ve Hunların da Anadolu’ya girdikleri bilinmektedir. Daha sonra milattan sonra, 4. 5. ve 6. Yüzyıllarda, Türkleri, Anadolu’da Balkanlardan ve Kafkaslardan gelip yerleştirilen bir kavim olarak görürüz. Bizans ile iş birliği yapan bu grupların birçoğu Hıristiyanlaşmışlardır. Abbasi ordusundaki Türk Hassa birliklerinin de Tarsus’tan başlayıp Erzurum’a kadar uzanan hat üzerine yerleştikleri bilinmektedir. Özellikle 9. yüzyılda bu bölgelerdeki Türk nüfusu artmış, Eskişehir’e kadar uzanan hatta birçok kent geçici olarak Türkler tarafından işgal edilmiştir.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki Türk askeri varlığına, Bizans ancak 928-964 arasında son vermiş, Erzurum’dan Adana’ya kadar olan bölge Bizans orduları tarafından geri alınmıştır. Bu bölgedeki Türklerin yenildikleri dönemde yüz bin atlı çıkardığı bilinmektedir. Yani Türklerin 1071 öncesinde de Anadolu’daki sayıları küçümsenecek bir ölçüde değildir.

Selçukluların ilk Anadolu Seferini 1015-1016’da Çağrı Bey gerçekleştirmiştir. Daha sonraki yıllarda Selçuklular, Anadolu’nun sınırlarını özellikle de Güney Kafkasya’yı denetim altına almışlardır. 18 Eylül 1049’da Kutalmış Bey’in kazandığı Pasin Muharebesi, askeri açıdan Malazgirt’ten daha az önemli değildir ve Bizans yüz bin esir vermiştir. 1054'te Tuğrul Bey, 1055’te Yakuti Bey, Anadolu’ya tekrar girmiş, 1058’de Malatya’yı almışlardır. Selçuklular 1059’da Urfa’yı kuşatıp, aynı yıl Sivas’ı almış, 1068’de, 60'lı yıllarda Anadolu’ya birçok kez giren Afşin ise Sakarya Nehri kıyısına ulaşmış ve yine Afşin komutasındaki Türk ordusu 1070'te Denizli’ye girmiştir.

Özetle, Türkler Anadolu’ya aniden, 1071 yılında Malazgirt'le gelmemişlerdir. Hem tarihsel ve etnik bir derinliğe sahiptirler. Hem de bu coğrafyada hakim siyasi ve askeri güçlerle 1071 öncesindeki elli yıl içinde değişik boyutlarda mücadele etmişlerdir. Ancak; 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın kazandığı zafer ile Türk tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem; Türk Milleti’nin tek başına İslam Dünyası’nın kılıcı ve kalkanı olarak, birleşik Hristiyan Avrupa kıtasına karşı bugüne kadar sürecek olan savaşıdır. Bu savaşın ilk aşamasında, 1071-1683 arasındaki 612 yılda Türk Milleti, Malazgirt’ten Viyana önüne kadar ilerlemiştir. Bu savaşın ikinci aşamasında ise Türk Milleti; 1683’te Viyana’dan, 1921’de Sakarya kıyılarına kadar Birleşik Hristiyan Batı karşısında, 238 sene süren bir gerileme; hatta yok oluşa yaklaşmayı yaşamıştır.

Malazgirt Savaşı’nın Türk tarihinde yeni bir başlangıç olduğunun, dönemin Türk aydınları da farkındadır. Karahanlı soyundan Prens Kaşgarlı Mahmut Malazgirt’ten altı ay sonra 25 Ocak 1072'de yazmaya başladığı ve 10 Şubat 1074’te bitirdiği Divan-ı Lügatit Türk’te şöyle demektedir: ''Allah’ın devlet güneşini Türk burçlarında doğurmuş olduğunu ve Türklerin üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan imparatorları Türk soyundan çıktı dünya milletlerinin dizgini Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Haktan ayrılmayan Türkler Cenabı Hak tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile beraber olan kavimler bile aziz oldu. Böyle kavimler Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler himayelerine aldıkları milletleri kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır. Onlara derdini dinletebilmek ve bu suretle her arzuya nail olabilmek için de Türkçe öğrenmek lazımdır.”

Malazgirt Savaşı’nın bir diğer önemi, 1071’in önemi; bir Avrupa Devleti olan Doğu Roma’nın, nihai olarak yenilmesi ile bir Avrupa Devleti toprağı olan Anadolu’nun, Türklerin kesin hakimiyetine girmesinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim, 1071’den dört sene sonra İznik'i alınmış ve Süleyman Şah tarafından 1080’de taht şehri ilan etmiştir. İznik'in Türk Başkenti olması ve üç yüz yirmi beş konsilinin toplandığı Ayasofya Kilisesi’nin cami yapılması, Avrupa’da şok etkisi yaratmıştır. Anadolu’nun fethi 1083’te tamamen bitmiştir.

İkinci bin yıla girerken gerçekleşen bu gelişme Türklerin 1000 ile 2000 yılları arasındaki jeopolitik çerçevelerini belirlemiştir. Oğuz Türklerinin önemli bir bölümü için hedef Batıya Avrupa’ya ilerleyerek Avrupa kıtası üzerinde hakimiyet kurmak olmuştur.

Öte yandan, Hristiyan Avrupa’nın Anadolu’nun fethine tepkisi, Malazgirt’ten yirmi dört sene sonra olmuş 1096’da ilk Haçlı Seferi gerçekleşmiş ve 1270’e kadar yedi Haçlı Seferi yapılmıştır.

İlk Haçlı Seferi’nin Anadolu’ya ulaşmasını takiben Sultan 1. Kılıç Arslan'ın Haçlı Ordusuna karşı uyguladığı vur-kaç savaşları ile bu ordunun beşte dördünü imha etmesine yol açmıştır. Buna rağmen Haçlı Ordusu 1099’da Kudüs’ü fethetmiştir. Bu seferin sonucunda Bizans, Batı Anadolu’ya tekrar dönmüş, Antalya’da bir Latin Kontluğu kurulmuştur. Bunu izleyen diğer seferler de Türkleri Anadolu’dan atmayı başaramamıştır.

Türklüğün Anadolu’da tutunması; 1116-1155 arasında kırk yıl hüküm süren, Sultan 1. Mesut döneminde gerçeklemiş ve oğlu 2. Kılıç Arslan’ın, 1176’da yüz bin kişilik Bizans ordusunu, Miryokefalon Savaşı’nda ezmesiyle kesinleşmiştir. Prof. Dr. Abdülhaluk Mehmet Çay şöyle demektedir: ''26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi yeni yurt arayan Türk Milleti’ne bir müjde idi. 17 Eylül 1176 Miryokefalon Savaşı ise Anadolu’yu ilelebet Türk yapan bir zaferdir.''

Birinci Haçlı Seferi’ni sekiz Haçlı Seferi daha izlemiştir. Bunlar; İkinci Haçlı Seferi (1147-1149), Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192), Dördüncü Haçlı Seferi (1202-1204), Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221), Altıncı Haçlı Seferi (1228-1229), Yedinci Haçlı Seferi (1248-1254), Sekizinci Haçlı Seferi (1270), Dokuzuncu Haçlı Seferi (1271-1272)’dir.

Sayın Hâkim;

Bu Haçlı Seferleri Türk milletini geriletmiş, Türk ordularını ve Türk devletini yıpratmış, Anadolu’nun vatanlaşmasını geciktirmiş ancak hiçbir zaman Türk ordularını yenememiş ve Anadolu’nun Türk milletine yurt olmasını engelleyememiştir. Haçlı Seferleri’ni aşan Osmanlı Türklüğü, Anadolu’da sağlam temeller üzerine oturunca 1352’de Avrupa’ya ilk adımını atmıştır. Türk ordularının Rumeli’de ilerlemesinin karşısına yine Haçlı Orduları çıkmıştır. Sırpsındığı Savaşı (1364), Birinci Kosova Savaşı (1389), Niğbolu Savaşı (1396), Varna Savaşı (1444), İkinci Kosova Savaşı (1448), Türk ordularının Haçlı Ordularına karşı kazandığı zaferlerin isimleridir.

Yahya Kemal Beyatlı, Türk tarihinin o muhteşem yüzyılını şöyle ifade eder:

“Bin atlı, akınlarda, çocuklar gibi şendik.

Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik.

Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!”

Bir yaz günü geçtik, Tuna’dan kafilelerle.”

Rumeli’ye ilk adımı atmamızdan yüz bir sene sonra İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir. İstanbul’un Fethi’nin, aynı zamanda bir Türklük şuuru olduğunu, dönemin tarihçisi Aşıkpaşazade Derviş Ahmet Âşıkî'nin şu satırlarında buluruz; “Fethin evvel Cuma günü Ayasofya’da Cuma namazı kılındı. Ve hutbe-i İslam okundu. Sultangazi Mehmet adına kim ol Murat Gazi Han oğludur. Ve ol Gazi Mehmet Han oğludur. Ol dahi Sultan Beyazıd Han oğludur. Ve ol dahi Murat Gazi Hünkâr oğludur. El Halil Gökalp nesli kim Oğuz Han oğludur.”

Sayın Hâkim;

İstanbul fethedilirken dönemin tarihçisi Aşık Paşazadenin, Oğuz Han’a atıfta bulunmasındaki, Tuğrul Bey’in Abbasi Halifesine yazdığı mektuptaki, Divan-ı Lügat-ı Türk’teki Prens Kaşgarlı Mahmut’un temsil ettiği Türklük bilincinin, dört yüz elli sene sonra Fatih Sultan Mehmet Han’da da yaşadığını göstermektedir.

Türk ordularının Haçlı Ordularını yenerek, Avrupa içindeki ilerlemesi devam etmiştir. 1521’de Belgrad fethedilmiştir ve bugün bize duygusal olarak çok uzak gelen Belgrad için dedelerimiz sevgi dolu türküler yakmışlar:

“Belgrad kal’ası, Zemlin ovası,

Atlısı geçemez değil ki yayası”

1526’da Nazlı Budin, Türk Devletinin ve milletinin ruhunun bir parçası olmuştur. Budin’i fethetmeden önce 29 Ağustos 1526’da kazanılan Mohaç Meydan Muharebesi, Türk Milleti’nin zihnine şu dizeler ile kazınmıştır:

“Çadırlar toplansın, tuğlar dikilsin,

Tekbir sedaları arşa yükselsin.

Tuğlar başa geçsin Gülbank çekilsin.

Destur saldıralım düşman eline,

Destur saldıralım Macar eline.”

Kızıl Elma artık Viyana’dır! Budin’de, doğudan batıya sıralanan yedi cami inşa eden Osmanlı Türkleri, en batıdaki caminin adını, Kızıl Elma cami koymuşlardır. 1529’da Viyana kuşatılmıştır. Bunlar olurken Avusturya Arşidükü 1. Ferdinand'ın elçisi Ogier Ghislain de Busbecq, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu Türk Milletini şu cümleler ile değerlendirmektedir:

“Topraklarımıza hücum edenler bizim bildiğimiz zafer kazanma yöntemlerini bilmeseydi kuvvetleri bizim kuvvetlerimize denk olsaydı ve buna rağmen bu düşmanlara göğüs germeseydik bize korkak denilebilirdi. Fakat bu düşman Tanrı’nın gazabı sonucunda bize karşı gönderilmiş eski zamanlarda Attila büyük babalarımız zamanında Timur şimdi de Osmanlı tufanı gibi bir beladır.”

Özetle Fatih Sultan Mehmet, Türk olduğunu nasıl biliyor ise Avrupalılar da; Attila, Timur ve Osmanlı’nın Türk olduğunu bilmektedir.

Sayın Hâkim;

1529’da Viyana’yı kuşatan Osmanlı Türk ordusu, yüz elli dört sene sonra, 1683’te Viyana’yı, 2. kez kuşatmıştır. Dünya tarihinde yüz elli dört sene yaşayan devletlerin sayısı az iken, bir milletin, bir ordunun, Kızıl Elmasını gerçekleştirmek için yüz elli dört sene sonra tekrar aynı şehri kuşatmasının tarihte bir başka örneği yoktur. Ünlü psikiyatrist ve uluslararası çatışma çözümleyicisi Prof. Dr. Vamık Volkan bu iki kuşatmanın Viyana’nın zihnini nasıl şekillendirdiğini şöyle anlatıyor:

''Geçen yıl -2006'da- Viyana Üniversitesi’nde eğitim verdim. Ansızın farkına varıyorum ki Viyana Kuşatması bir adım ötede dokunuyorsun o geliyor, hafızalarda o var.”

Viyana, Avrupa; Türk Kuşatmasını hiç unutmadı. Bir görevi de Türk ordusunun gelip gelmediğini kontrol etmek olan gözetleme kuleleri, ancak 20. yüzyılda yıkıldı. 1683’te Türk Milleti’nin; Birleşik Hristiyan Avrupa karşısında Viyana önünde başlayan geri çekilişi, 1686’da Nazlı Budin’in kaybıyla sonuçlandı. Yüz elli sene sonra; İstanbul, Üsküp, Bursa kadar Türk olan Nazlı Budin düştü. Türk Milleti, Balkan Savaşı mağlubiyetini yaşayana kadar, 1912’ye kadar, Nazlı Budin travmasını aşamadı.

Bugün de tarih şuuru yüksek insanlarımız için Budapeşte Nazlı Budin’dir. Bir iş adamı arkadaşım Budin’e gidiyor. Budin’i savunurken şehit düşen ve mezar taşına “Kahraman Düşman” diye yazılan, Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa’nın başında Fatiha okurken, hüngür hüngür ağlıyor. Aynı mezarın başında ben de dua ettim, gözyaşı döktüm. O ziyaretim sırasında, Budin’de uzun yıllardır yaşayan bir Türk iş adamı ile sohbet ederken bana, hafta sonları Tuna üzerindeki Kızlar Adası’nda koşarak spor yaptığından bahsetti. Sordum, “O adaya neden Kızlar Adası deniyor, biliyor musun?” “Hayır, bilmiyorum.” dedi. Anlattım; “Budin Kuşatması devam ediyordu ve şehrin düşeceği anlaşılmıştı. Türk ordusu, Budin’de yaşayan otuz bin Türk kadını gemilerle tahliye etmek için adada topladı ama bu tahliye olmadan düşman gemileri, adaya çıkarak kadınları esir aldı. Otuz bin Türk kadını, Avrupa’da esir pazarlarında köle olarak satıldı.” dedim. Arkadaşım ağlayarak “Bir daha o adaya ayak basmayacağım” dedi.

Sayın Hâkim;

O Türk kadınları yüzlerce ağıt yakmıştır. O ağıtlardan birisinde, Razi Kadın şöyle ağlamaktadır.

Esir olduk kaldık bunda kimimiz,

Arşa çıktı bizim âh ü zarımız,

Aramızda şehid oldu çoğumuz,

Kıyamet gününü gördük diyesiz.

Ben Razi Kadınım, oldum zârıcı,

Her karanlığa bir aydınlık verici,

Elimde kalmadı, altınla inci,

Yanık derdim, yoktur derman diyesiz.

Nazlı Budin’in kaybının ortaya çıkardığı travma, bütün devlet coğrafyamızda yüzlerce sene şu mısralar ile ifade edildi:

Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu.

Bülbülün figânı, bağrımı deldi.

Gül alıp satmanın, zamanı geldi.

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu,

Camilerde namaz kılınmaz oldu,

Mamur olan yerler, hep harap oldu,

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Budin'in içinde uzun çarşısı,

Orta yerde Sultan Ahmet Camisi,

Kâbe suretine benzer yapısı,

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Budin'in içinde Serdar kızıyım,

Anamın babamın iki gözüyüm,

Kafeste besili kınalı kuzuyum,

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Cephane tutuştu aklımız şaştı,

Selâtin camiler yandı tutuştu,

Hep sabi subyanlar ateşe düştü,

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Serhatlar içinde Budin'dir başı,

Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,

Çerkez Alemdar'dır şehitler başı,

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Kıble tarafından üç top atıldı,

Perşembe günüydü güneş tutuldu,

Cuma günüydü Budin alındı,

Aldı Nemçe, bizim nazlı Budin'i.

Viyana önünden 1683'te başlayan geri çekiliş, on altı sene süren savaştan sonra Karlofça Anlaşması (1699) ile sonuçlandı. Kanuni’nin ölümünden yüz otuz üç sene sonra, Osmanlı padişahı ilk kez toprak kaybetti. Türküler ile 1071’den 1683’e kadar ilerleyen bir ordu ve bir millet, şimdi ağıtlar ile geri çekilmektedir. Artık anneler ağıt ninniler söylemektedir:

“Uyan yavrum sabah oldu,

Kuşlar eyler figanı.

Baban şehit geçti artık,

Uyumanın zamanı.

Nenni yavrum nenni nenni,

Serhatlar bekler seni.”

Karlofça bugün Kuzey Sırbistan’da küçük bir kasaba. Anlaşma, Karlofça Kasabası’nın kuzeyinde, küçük bir tepenin üzerine kurulan bir çadırda imzalanmış, çadırın dört kapısı varmış. Türk heyeti güney kapısında, Alman heyeti kuzey kapısında, arabulucu olan devlet heyetleri de doğu ve batı kapılarından girmişler. Sonra çadırı temsilen dört kapılı bir kapı yapılmış tepeye. 1999’da Karlofça Anlaşması’nın üç yüzüncü yılında anma toplantısına Türk Büyükelçisi de davet edilmiş. Türk büyükelçisi, “Eğer kilitli tutulan güney kapısını açarsanız gelirim” cevabını vermiş. Düzenleme komitesi “olur” cevabını verince, Türk Büyükelçisi kılıcını kuşanan askeri ateşe ile birlikte güney kapısından üç yüz sene sonra tekrar girmiş. O günden sonra kapı yine kilitlenmiş. Batı Dünyası, Türk milletine karşı duyduğu kin ve korkuyu, ruhunun derinliklerinde yaşatmaya devam ediyor.

Karlofça mağlubiyetini, 1718'de Venedik ve Avusturya ile imzalanan Pasarofça Anlaşması izlemiş. Sonra 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile Kırım’ın kaybı yaşanmıştır.

19. yüzyıl İlber Ortaylı'nın ifadesi ile “İmparatorluğun en uzun yüzyılı”dır. Yıkılış ve soykırım yüzyılıdır. Mora İsyanı ve bir gecede on iki bin Türk'ün katledilmesi, 1812'de Gagavuz Yeri'nin Rus ordusu tarafından işgali, Belgrad'ın düşmesi (1815).

Belgrad. Bize ne kadar yabancı ne kadar uzak bir kent ismi değil mi?

Sayın Hâkim;

Belgrad’a 1977 yılında gitmiştim. Daha doğrusu Belgrad’dan bir Şubat günü geçmiştim. Soğuk, puslu bir kentti. Sevmemiştim. Oysa dedelerimiz bu kenti çok sevmişler. Bu kent için çok, çok fazla kan dökmüşler. Çok ağıt yakmışlar. O ağıtları okuyunca dedelerimizden utanmıştım.

“Belgrad’dan yola çıktım, sabah 5 idi,

Kuran’ımla martinim bana eş idi.”

Ya da

“Belgrad yolu uzun urgan,

Üstümüzde yoktur yorgan.

Ağla benim enneceğim,

Ben Belgrad’da kaldım kurban.”

Belgrad Kalesi’ni çeviren hendeklerin, kan ile dolu olduğunu ifade eden mısraları okuduğumda, yıllar sonra çok duygulanmıştım. Ve 1977’de Belgrad’dan geçerken sevmediğim için kendimden utanmıştım. Sonra Belgrad Kalesi’ni ziyaret ettim. Ve kan ile dolan o hendekleri gördüm. İmparatorluğun en uzun yüzyılı, en acı yüzyılıdır.

1877-1878 Türk-Rus Savaşı (93 Harbi) ile çöküş daha hızlanmıştır. 93 Harbi’nden Plevne Müdafaasını anlatan şu mısralar aklımızda ve kalbimizdedir:

“Tuna Nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor.

Şanı büyük Osman Paşa,

Plevne’den çıkmam diyor.”

1912-1913 Balkan Savaşı ile Rumeli’den tasfiye edilmemiz; Bursa, Konya gibi Türk kentleri olan Selanik’in, Üsküp’ün düşmesi… Bu sefer Selanik için ağıt yakarız:

“Vapurun halkasına,

Denizin dalgasına,

Ben yârimi yolladım,

Selanik kavgasına.”

Ya da Edirne kadar Türk, Manastır için:

“Manastır’ın ortasında var bir havuz,

Kula düşman olmuş Arnavut, Bulgar, Sırp, Yunan boğaz boğaz.”

Özetle; 1071’den 1683’e kadar altı yüz on iki sene ilerleyen bir millet, 1683’ten 1921’e kadar iki yüz otuz sekiz sene süren bir geri çekiliş yaşamıştır. Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün adlı kitabında, arşiv belgeleri ile 1810-1918 arasında, Balkanlar ve Kafkaslarda beş milyon Türk’ün katliama uğrarken, beş milyon Türk’ün Anadolu’ya geri çekildiğini ifade etmiştir. Türk Milleti, tarihin en büyük ve en uzun soykırımlarından birisini yaşamıştır.

Rumeli’de, nehirlerde, binlerce Türk bebeğinin cesedi akmıştır. 20.yüzyılın başında Balkan Harbi’nde yaşadığımız travma o kadar büyüktür ki; Nazlı Budin travması, toplumsal hafızamızdan silinir. Nasıl büyük olmasın? Bulgar çetelerinden saklanmak için; derelerde, sazlıklar içine saklanan anneler, ağlayan, emzikteki bebeklerinin sesi duyulmasın ve Bulgar çeteciler diğer çocuklarını öldürmesin diye kendi elleriyle bebeklerini suda boğmak zorunda kalırlar.

Balkan Savaşı’nın üzerinden 3 sene geçmeden; bu sefer amacı Osmanlı Türk Devleti’nin paylaşılması olan, Birinci Dünya Savaşı başlar. Hızlı ve radikal reformlar ile savaşa hazırlanan Türk ordusu, kahramanca savaşır. Öyle uğursuz bir savaştır ki; müttefikimiz olan Almanlar bile dostumuz değildir. İsmet Paşa; İstanbul’da, Genel Kurmayda, birlikte çalıştığı bir Alman Kurmay Subay ile sohbet ederken “Almanya bu savaşı kazanır ise ödülü ne olacak?” diye sorduğunda, aldığı cevap “Türkiye” olmuştur.

Türk ordusu; bütün olumsuzluklara rağmen, adım adım savaşarak geri çekilmiştir.

1917’de Kudüs’e giren İngiliz ordusu komutanı, son Haçlı Seferi’nin başarıya ulaştığını duyurmuştur. İngiliz ordusu Kudüs’e girdiği zaman; müttefikimiz Almanya’da da kiliseler, zafer çanı çalmışlardır. İngiliz başbakanı, “Türkler Asya’nın Kızılderilileridir. Akıbetleri de öyle olacaktır.” demiştir.

1919’da dünyada üç yüz milyon Müslüman yaşamaktadır. Bu üç yüz milyon Müslümanın ancak yüzde üçünün dokuz milyonun yaşadığı Sakarya ile Aras arasındaki coğrafya işgal altında değildir. Ve Birleşik Avrupa Hristiyanlığı; bu coğrafyada direnmek isteyen Türk Milletini yok etmek için Son Haçlı Ordusu olarak Yunan Ordusu’nu kiralamış, Anadolu’nun içlerine sürmüştür.

Sayın Hâkim,

Türk Milleti’nin 1683’te Viyana önünde başlayan ve kesintisiz 238 sene süren geri çekilişi, nihayet Sakarya kıyılarında durmuştur. Sakarya kıyılarında çarpışan ordular; sadece Yunan ordusu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları değildir. Sakarya kıyılarında; Alparslan’ın orduları, Bizans orduları ile savaşmıştır. Kılıç Arslan’ın, Murat Hüdavendigar’ın, Yıldırım Beyazıd’ın, Fatih’in, Kanuni’nin orduları; Haçlı orduları ile savaşmıştır. Özetle; Mustafa Kemal Paşa, Sakarya kıyılarında, 1071-1921 arasındaki 850 senede yaşanan bütün savaşlar adına, Türk tarihi adına savaşmıştır. Şair Necip Fazıl Kısakürek bunu şöyle özetlemiştir.

‘’Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.’’

Sırtına Türk tarihi vurulan Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır. Sırtına Sakarya’da Türk tarihi vurulan Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Savaşı’ndan 11 ay sonra 26 Ağustos 1922’de şu emri vermiştir: ‘’Garp cephesindeki ordularımız tevfikatı sübhaniyeye(Allah’ın iradesine ve yardımına) istinaden; Ağustos’un 26’sı, Cumartesi günü, düşmana taarruza başlayacaktır.’’

Büyük Taarruz 1683’ten sonra, kalıcı sonucu olan ilk Türk hücumu ve zaferidir. Plevne Müdafaası savunma savaşıdır. Çanakkale Savaşı, savunma muharebesidir. Kut-ül Amare zaferi savunma savaşıdır. Ancak; geri çekilen bir ordu, 239 sene sonra, 26 Ağustos 1922’de taarruza geçmiştir. Bu taarruz, Türk İstiklal Harbi’nin zaferle sonuçlanmasının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının yolunu açmıştır.

Sayın Hâkim,

Mustafa Kemal Atatürk sadece yaşadığı dönem içinde değerlendirilerek anlaşılamaz. Atatürk’ün dünya ve Türk tarihi içindeki konumu ancak; 1683 2. Viyana bozgunu sonrasında başlayıp, 238 sene sonra 1921’de Sakarya kıyılarına kadar devam eden Türk milleti ve Türk devletinin, soykırım ve tehcirlerle üç kıtadan, Anadolu’ya çekilmesi ve yok olmasını durduran tarihi şahsiyet olarak anlaşılır ve doğru tespit edilebilir.

Alparslan Türkeş “Atatürk, Türk tarihinin Himalayası’dır.” derken, bu gerçeği ifade etmektedir. Evet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinin Himalayası’dır.

Atatürk, Budin’in kıyılarından itibaren ağıt yakan, toprak kaybeden, vatan yitiren, geri çekilen, mağlup olan bir milleti, tekrar Zafer’e götüren liderdir. Atatürk, Allah’ın Türk Milleti’ne lütfudur. Atatürk’ün kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti için 2. Ergenekon’dur. Atatürk, manevi anlamda Ergenekon’dan çıkışta Türk milletine yol gösteren Bozkurt, Börteçine’dir.

Cumhuriyetimizin kuruluşu, Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Türk milletinin tarihi, inancı ve kültürü aleyhine politikaların izlendiği, faşizan dönemi değil, Haçlı Seferleri ile yok edilmek istenen bir milletin yeniden dirilişidir. Atatürk döneminde; Türk tarihi yüzyıllar sonra ilk kez bir hanedan tarihi olmaktan kurtularak, Büyük Türk Tarihi zemininde bilimsel olarak incelenmeye başlamıştır. Hunlar ile başlayıp; Göktürk, Uygur, Karahanlı üzerinden, Osmanlı’ya ulaşan 16 büyük Türk İmparatorluğu adeta yeniden keşfedilmiştir. Büyük tarihçi Fuat Köprülü, Osmanlı tarihini yazması için görevlendirilmiştir. Örnekleri çoğaltmak için burada gerekli zamana sahip değiliz.

Atatürk döneminde; Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş, Türk Milleti Kuran-ı Kerim’i Türkçe metinden okuma imkanını elde etmiştir.

Erdoğan’ın Atatürk eleştirileri haksız, temelsiz, asılsız ve bilimsel olarak içi boş iddialardır. Erdoğan’ın, Atatürk dönemine yönelik eleştirilerinin temelinde, Atatürk’ün benimsediği laiklik politikası vardır. Türk Milleti 24 Ocak 1058’de, Tuğrul Bey’in Abbasi Halifesi tarafından, Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı ilan edilmesinden itibaren; tek başına İslam Dünyası’nın, Birleşik Hristiyan Batı Medeniyetine karşı hem kılıcı hem kalkanı olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir millet; Türk Milleti’nin taşıdığı büyüklükte bir yükü taşımamıştır. 1058’de başlayan bu savaşı; Türk Milleti, 1922’ye kadar tek başına sürdürmüştür. Bütün bu süre içinde, Türk Milleti, 1914-1918 arasında, din kardeşlerinden, bu mücadelede, sadece 1 kez destek istemiş; ancak yüzlerce yıl, Osmanlı’nın koruması, refahı ve barışı altında yaşayanların çok büyük bölümü; destek vermediği gibi, Haçlı ordularının yanında yer almıştır.

Sayın Hâkim;

Bugün Gazze’de bir soykırım gerçekleşmektedir. İsrail ordusu Gazze’yi insafsızca bombalamaktadır. Bu soykırım gerçekleşirken, Müslüman Arap ülkelerinden, Gazze için hiçbir anlamda politik, ekonomik ve sosyal destek gelmemektedir. Aksine, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi zengin Arap ülkeleri İsrail ordusu ile ortak tatbikatlar yapmaktadır. Oysa Türk Milleti; Gazze ve bütün Arap İslam dünyasını bin sene tek başına birleşik bir medeniyete karşı savunmuştur. Bu savunmanın sonunda milletimiz sadece; politik, askeri, ekonomik ve kültürel bir yıkım yaşamakla kalmıştır. Demografik olarak da yıkım eşiğine gelmiştir.

İşte Mustafa Kemal’in hilafeti kaldırması, bu jeopolitik ve stratejik gerekliliğin sonucuydu. 1923’te devletimiz, 1526’da Nazlı Budin’i fetheden devletin gücünde olsaydı, hilafeti kaldırmak, Mustafa Kemal Atatürk’ün aklına dahi gelmezdi.

Bu hususu Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta şöyle açıklamıştır:

“Millete anlattım ki bütün Müslümanları içine alan bir devlet tesis etmek vazifesi ile yükümlüymüş gibi hayal edilen bir halifenin, vazifesini yerine getirebilmesi için, Türkiye devleti ve onun bir avuç nüfusu, halifenin emrine tabi tutulamaz. Millet buna razı olamaz! Türkiye halkı bu kadar büyük bir mesuliyeti bu kadar gayrı mantıki bir vazifeyi üzerine alamaz.

Milletimiz, asırlarca bu manasız ve boş görüşten hareket ettirildi. Fakat ne oldu?! Her gittiği yerde, milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde, kavrulup mahvolan, Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz dedim. Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan telef oldu, bunu biliyor musunuz?! Ve netice ne oldu, görüyor musunuz?! dedim.

Halifeye dünyaya meydan okutmak ve onu bütün İslam dünyasının işlerinde tasarruf sahibi kılmak fikrinde olanlar, bu vazifesi yalnız Anadolu halkında değil onun 8-10 misli nüfusa sahip olan büyük Müslüman kitlelerden talep etmelidir! Yeni Türkiye’nin ve yeni Türkiye halkının, artık kendi hayat ve saadetinden başka düşünecek bir şeyi yoktur… Başkalarına verebilecek bir parçası kalmamıştır, dedim.

Diğer bir noktayı da halka iyice izah edebilmek için şunları beyan ettim: Biran için farz edelim ki, dedim, Türkiye mevzubahis vazifeyi kabul etsin… Bütün İslam alemini bir noktada birleştirerek sevk ve idare gayesinde yürüsün ve başarmış da olsun! Pekala ama tabiiyet ve idaremiz altına almak istediğimiz milletler derlerse ki, “bize büyük hizmetler ve yardımlar yaptınız, teşekkür ederiz. Fakat biz bağımsız kalmak istiyoruz. İstiklal ve hakimiyetimize kimsenin karışmasını uygun bulmayız! Biz kendi kendimizi sevk ve idareye muktediriz!

O halde Türkiye halkının bütün bu gayret ve fedakarlığı sadece bir teşekkür ve dua almak için mi göze alınacaktır?!

Görülüyordu ki, boş bir istek ve heves için, bir vehim ve hayal için Türkiye halkını mahvetmek istiyorlardı. Hilafet ve halifeye vazife ve yetki vermek fikrinin mahiyeti bundan ibaretti.”

Türk Milleti açısından, laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil; bunun ötesinde bir milli güvenlik ve milli varlığını koruma stratejisidir. Birleşik Hristiyan Batı ile bin seneye yakın bir süre tek başına savaşmak zorunda kalan Türk Milleti, 20. yüzyılın başında tükenme noktasına gelmiştir. Artık dini bir savaşı sürdürebilecek güce sahip değildir. Cumhuriyet’in önceliği; Türk Milleti’nin varlığının korunmasına, güvenliğinin sağlanmasına ve Türk halkının hak ettiği refaha kavuşmasına ilişkin mücadelenin verilmesi olmuştur.

Erdoğan’a verdiğim cevap ancak bu çerçevede değerlendirilebilir.

Sayın Hâkim;

Ben, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret etmedim. Ben, Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün politikalarının milletin inancı tarihi ve kültürünü yıprattığı ifadelerini reddederek Erdoğan’ın izlediği politikaların Türk Milleti’nin inancı, tarihi ve kültürünü yıprattığını ifade ettim.

Erdoğan’ın izlediği politikaların sonuçlarını konuşmamda tek tek ifade ettim. Erdoğan’ın, “casus FETÖ’yü Türk Devleti’ne soktuğunu, Türk Devleti’ni FETÖ’ye teslim ettiğini, FETÖ’ye paralel devlet kurdurduğunu’’ ifade ettim.

Erdoğan 15 Temmuz 2008 tarihli Ak Parti Grup Toplantısında, bir FETÖ kumpası olan Ergenekon davalarının savcısı olduğunu söylemiştir:

“Milletimiz bunu yakından takip ediyor, değerlendirmesini de buna göre yapıyor. Çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş bunlar çok önemli. Biz kendimize hiçbir vasıf tayin etmemişken bize de savcılık görevini sağ olsun onlar veriyor. Bu da güzel bir şey. Niye savcı millet adına vardır, iddia makamı millet adına ordadır, biz de millet adına evet hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım.”

Ayrıca Ergenekon kumpas davalarının savcısı, FETÖ savcısı Zekeriya Öz’e; Erdoğan’ın kendi makam aracını tahsis ettiği de basına yansıyan hususlar arasındadır.

Erdoğan, daha 15 Temmuz FETÖ’cü Darbesi öncesinde, FETÖ’nün bir casusluk örgütü olduğunu bizatihi kendisi açıklamıştır. Erdoğan, Mart 2014 Trabzon mitinginde, FETÖ ile ilgili şunları söylemiştir:

“…Bir kısım medyayı da kiraladı. Onlarla birlikte bazı işveren çevrelerini de şantajlarla emir komutası altına aldı. Şimdi bizi yıpratmak için gayret içindeler. Fakat diyorum ki, bak benim abdestimden şüphem yok, namazımdan da şüphem yok. Sen abdestinden şüphesi olanlarla uğraş. Bizimle uğraşamazsın. Ama sen şu anda ülkenin milli güvenliğini tehdit eden çalışmalar içindesin. Başbakanı, cumhurbaşkanını, meclis başkanını, bakanları dinleyemezsin. Hiçbir hakim bununla ilgili karar veremez. Ama bunlar maalesef casusluk örgütü olduğu için bizi dinlemeye varıncaya kadar bu yollara başvurdular. Düşünebiliyor musunuz? Ülkeyi yönetenlerin haremine giriyorlar. Bunu tehdit unsuru olarak kullanıyorlar.

Geçenlerde benimle ilgili söylediği ifade şu, Yazıklar olsun, yazıklar olsun!” “Bu uzun bize çok hainlik yaptı!’’ dedi. Nasıl hainlik yaptıysak on yedi üniversite kurmak için geldiler hepsini onadım. Bu muydu hainlik? Bu ne vicdandır be! Okullar için yer istedi, verdik. Uluslararası camiada davet ettiler, devlet hükümet başkanlarına bunları refere ettik. Olimpiyat dediler her türlü desteği verdik. Ne nankörlük bu ya! Ne istediniz de alamadınız?’’

FETÖ’nün bir casusluk örgütü olduğu hususu, 15 Temmuz darbesi sonrasında kurulan TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu raporunda şöyle denmektedir:

“…Türkiye’nin dış politika güvenlik ve istihbarat alanındaki plan ve faaliyetlerini ifşa etmek devlet sırlarını ortaya dökmek maksadıyla ve mensupları aracılığıyla casusluk faaliyetleri yürütmektedir…” Örgüt devlet kaynakları üzerinden gayrı milli merciler adına casusluk faaliyetleri gerçekleştirilerek elde ettiği bilgileri yabancı istihbarat kurumlarına pazarlamıştır. (FETÖ Fettullahçı Terör Örgütü İç Güvenlik Gelişmeleri serisi:3, 2019, T.C. İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanlığı sf.87-88) Erdoğan, Türk Devleti’nin milli güvenliğini tehdit eden casusluk örgütü olan FETÖ’ye her türlü desteği verdiğini Fettullahçı Terör Örgütü’nün personel ihtiyacını karşılayabilmesi için okul ve eğitim faaliyetlerine destek verdiğini, bu casus örgütün uluslararası alanda faaliyet gösterebilmesi için referans olduklarını beyan etmiştir.

FETÖ’nün casusluk örgütü olduğu, Erdoğan’ın TBMM Komisyonu’nun raporunun ve birçok mahkeme kararının gösterdiği gibi kesindir. FETÖ paralel devlet yapısını, Erdoğan’ın yanlış politikaları sayesinde kurmuştur. Erdoğan bu tespitimi de Şubat 2014’te gazetecilere FETÖ ile ilgili yaptığı şu açıklaması ile doğrulamıştır:

“2010 Referandumunda FETÖ’nün tek hedefi vardı. İdari ve adli yargıyı ele geçirmek ve bunu başardılar. Dolayısıyla “yargıya bu iş gittiği zaman orada da biz gereğini yapacağız’’ dediler. Hem birinci mahkemede hem üst mahkemede çözmüş oldular. Üç ayağını da tamamladılar. İşin istihbarat ayağı, emniyet ayağı, yargı ayağı.”

Erdoğan’ın her türlü desteği verdiğini beyan ettiği FETÖ, 2010 Referandumu ile ihtiyaç duyduğu zemine kavuşmuş ve Erdoğan’ın ifadesi ile Türk istihbaratını, Türk Emniyetini, Türk Yargısını yani Türk Devletini ele geçirmiştir.

Fettullahçı Terör Örgütü’ne yönelik soruşturma kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen eski hakimler ve savcılar yüksek kurulu üyesi Kerim Tosun, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifadede: “160’lar olarak belirlenen Yargıtay üyelerinin yüz yirmiye yakının cemaat mensubu olduğunu biliyorum.” diyen Kerim Tosun, bu kişilerden bir kısmıyla cemaat sohbetlerinde tanıştığını belirtti.

Nazım Kaynak: “Yargıtay başkanı olduktan sonra Yargıtay’da dairelerin iş bölümü değiştirildi. Bu değişikliği de bizzat cemaat gerçekleştirdi. Kamuoyunda bilinen cemaat için önemli olan Balyoz, Şike, Hipnoz, Kurdoğlu gibi davalar cemaatin güçlü olduğu dairelerin görev alanına girdi.” diye belirtmişti.

Ağustos 2016 Diyanet İşleri Başkanlığı Olağanüstü Din Şurasında konuşan Erdoğan: “Bunlar TSK’nın içinde örgütlenmiş ve saati geldiğinde oradaki silahları millete doğrultabilecek karakterde olan bir örgüttür diyorduk, inanmıyorlardı.

Yapının başında yer alan kişi ve kadro konusundaki tüm tereddütlerimize rağmen, yurt içinde yurt dışında yürütüyor gibi göründükleri yaygın eğitim, yardım, dayanışma faaliyetlerinin hatırına bunlara müsamaha gösterdik. Hatta Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Dedik ki, bir ortak yanımız var dedik. Özellikle 2012 yılından sonra bu yapıyla ilgili rezervlerimizi çok açık koymuştuk. Bu dönemde hızlanan TSK kadrolarına yönelik operasyonlar ve davalar ile ilgili de ciddi şüphelerim oluştu ve yetkilileriyle de bunları paylaştım. Çok yakından tanıdığım uzun yıllar içinde birlikte çalıştığım bazı komutanlara yöneltilen suçlamaların ve tutuklamaların gerekçeleri beni ikna etmiyordu.

Her şeye rağmen bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmamın üzüntüsü içerisindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem Milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de Milletim de bizi affetsin.”

08.06.2018 tarihinde CNN Türk’e vermiş olduğu mülakatta; “FETÖ’yü biz büyüttük, aldatıldık” cümlesini de yine Recep Tayyip Erdoğan kurmuştur.

Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in 2015’te yayınlanan “Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor” adlı kitabında ise, MGK tavsiye kararına karşı ne yaptıklarını aynen şöyle anlatıyor:

“Devlet ve ordu içindeki bu “FETÖ’cü paralel yapılanma tehlikesine” karşı MGK’nın Tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu Başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı ‘dosyasına’ kaldırmaya karar verdik.

Bu karar metni Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

Konudan MGK toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterildi.

Bütün toplumsal ve siyasi riski hükümet adına Sayın Başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim.”

Bu riski üstlenmenin bedeli; Ergenekon, Balyoz, casusluk, Selam Tevhid, MİT tırları, dava görünüşlü istihbarat operasyonları ile Türk ordusunun ağır psikolojik saldırıya maruz kalması, Deniz Kuvvetlerimizin ikinci bir Navarin baskını yaşaması, askeri sırlarımızın yabancı servislerin eline geçmesi, yargı ve polis, istihbarat servislerimizin bir casus örgütün denetimine girmesi olmuştur. Türk devlerinin stratejik hafızası örselenmiştir. Nihayet Genelkurmay Başkanlığı, FETÖ’nün eline geçince 15 Temmuz darbesi yaşanmış, yüzlerce yurttaşımız şehit olurken, TBMM’miz bombalanmıştır.

Görüldüğü üzere Erdoğan; FETÖ’nün TSK’ya yönelik operasyonlarını bildiğini, Allah dedikleri için müsamaha gösterdiklerini itiraf etmiştir.

Fetullahçı Terör Örgütü tarafından sınav sorularının çalınmasına göz yumularak yüksek öğretim kurumları ve kritik devlet kadrolarının casusların eline geçmesine müsamaha gösterilmiştir. Yapılan istatiksel analizlerde, FETÖ’nün 2000-2013 yıllarında kritik alanlar dahil tüm ÖSYM sınav sorularını ele geçirdiği tespit edilmiştir. (Organize ve Mali Suç Örgütü Olarak Fettullahçı Terör Örgütü (FETÖ) Çalıştay Raporu, 11 Şubat 2017, Ankara, sf.42)

Darbe girişiminden yargılanan kişiler Kara Harp Okulu mezunlarının yüzde doksanının FETÖ ile ilişkili olduğunu itiraf etmişlerdir. Nitekim, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi sonrasında;

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 150’si general 24706,
Emniyetten yaklaşık 38000,
Adli ve idari yargıdan yaklaşık 4000,
YÖK’ten 2346,
Sağlık Bakanlığı’ndan 2018,
Maliye Bakanlığı’ndan 1642,
Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 1519,
İçişleri Bakanlığı’ndan 369,
Başbakanlık’tan 302,
Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan 605,
TRT’den 312 olmak üzere toplamda 125.678 FETÖ’cü bürokrat ihraç edilmiştir.
Bu sayı dahi tek başına, Erdoğan tarafından üstlenilen riskin büyüklüğünü göstermektedir. Nisan 2025’te iktidarın yarı resmi yayın organı olan Yeni Şafak gazetesinin, ekonomideki başarısızlığın nedeni olarak, ekonomi bürokrasisi içindeki kripto FETÖ’cüleri göstermesi, tehlikenin hala devam ettiğinin göstergesi değil midir?

Bu kadrolara ve görevlere AKP ve Erdoğan döneminde gelmişlerdir. Erdoğan’ın; FETÖ’nün, Türk Devleti’nin harimi ismetine girmesine müsamaha gösterdiklerine ve FETÖ’ye, her istediklerini verdiklerine yönelik itirafları ile 15 Temmuz sonrası yargılama süreçleri ve devlet kurumlarınca yapılan tespitler; bu Haçlı casus örgütünün, Türk Devletine büyük zararlar verdiğini göstermektedir. Erdoğan ve resmi makamlar sözlerimi doğrulamıştır. Hiçbir Haçlı Seferi, Türk Devleti’nin içine sızamamış, Türk Devleti’nin maneviyatını bozmaya yeltenememiştir.

Sayın Hâkim;

Casus FETÖ Terör Örgütü devlet içinde örgütlenip, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Yargısı ve sonuç olarak Türk Milleti ve Türk Devleti’ne karşı; Ergenekon Balyoz, casusluk, MİT müsteşarının tutuklanması ve MİT tırları operasyonlarını yaparken, Erdoğan Başbakandı. Ve Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz sonrasında “Rabbim ve Milletim beni affetsin.” diyerek; FETÖ ile yapılan iş birliğinin, FETÖ’ye, devlet kurumlarını teslim etmenin yanlış olduğunu, bundan pişman olduğunu ifade ve kabul etmiştir.

Sayın Hâkim;

Bu yanlış politikaların, bütün Haçlı Seferlerinden daha fazla, Türk Devleti’ne zarar verdiğini söyledim. Çünkü Haçlı Seferleri, Anadolu’ya dışardan, Avrupa’dan geldi. Ancak son Haçlı Seferi FETÖ, Anadolu’dan bir beşinci kol olarak ülkemize saldırdı. Erdoğan, son Haçlı Seferi olan FETÖ’ye karşı önlem almakta çok gecikmiştir.

2003 yılında, MGK’da, FETÖ’nün bir Haçlı Seferi casus örgütü olduğu konusunda yapılan uyarıyı ciddiye almayan Erdoğan; 2015’e kadar, Türk Devleti’nin ve sonunda Ak Parti iktidarının, en yakın mesai arkadaşlarının hedef alınmasının önünü açmıştır.

FETÖ, Haçlı Seferi olduğunu da gizlememiştir. Haçlı Seferlerini olumlu gören FETÖ terör örgütü elebaşı Fettullah Gülen, 20 Ağustos 2016 tarihinde “Haçlı’nın ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Çünkü sizinle onlar arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar sizin kadınlarınıza, kızınıza ilişmezler, mabedinize ilişmezler, ilişmemiş haçlılar...” demiştir. (Farklı Boyutlarıyla FETÖ-PYD, Ankara 2019, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.93, Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı:30.01.2019/6)

FETÖ elebaşı; Papa 2. Jean Paul’a Şubat 1998 tarihli mektubunda, “…Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinler arası diyalog için papalık konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz...” demiştir. Hatta FETÖ elebaşı ve yanındakiler, Vatikan ziyaretlerinde, Papa’nın elini öpmüşlerdir. Aynı şekilde Erdoğan ve Ak Parti tarafından büyük tarihçi kabul edilen, “Amerikan kuklası bir halife gelse, gelsin de kim gelirse gelsin. Hilafeti geri getirelim.” “Keşke Yunan galip gelseydi, ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat kaldırılırdı, ne medrese lağvedilirdi, ne hocalar asılırdı, hiçbiri olmazdı” sözlerinin sahibi olan Kadir Mısıroğlu’nun hocası, Şeyh Nazım Kıbrısi de Papa’nın özel olarak kendisini ziyarete geldiğini beyan etmiş ve adamlarına Papa’nın elini öptürtmüştür. Papalık tarafından, defaatle dinler arası diyaloğun amacının, özellikle Asya kıtasının Hıristiyanlaştırılması olduğu belirtilmiştir. Papa 2. Jean Paul’un 1999 yılında yaptığı Noel Konuşmasının iyi anlaşılması gerekir. Papa konuşmasında “...Birinci bin yılda Avrupa’yı Hıristiyanlaştırdık, ikinci bin yılda ise Afrika ve Amerika kıtasını, üçüncü bin yılda ise hedefimiz Asya’dır…”, “…Kilisemiz, bütün insanlığın mutluluğu içindir. Dinler arası diyaloğun bizim için anlamı, bütün insanları İncil’e ve Kilise’ye yani Hıristiyanlığa ulaştırma yoludur…” demiştir.

Dinler arası diyalog toplantıları; öncelikle Müslümanları, İslam hakkında şüpheye düşürme keza sinsi bir şekilde Hıristiyanlaştırma, etnik kimlikleri ön plana çıkarma, İslam’ı bir nevi Protestanlaştırma ve özünden uzaklaştırma planlarını bünyesinde taşıyan, Vatikan merkezli post modern bir misyon hareketidir. (Din İstismarı ve FETÖ Gerçeği, İstanbul, 2018, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s. 128)

Bilindiği üzere FETÖ elebaşının da cenazesi, İslam’ı usullere göre değil Protestan usullere göre gömülmüştür. Türkiye’deki kurumsal dini düşünceyi yozlaştırma maksadına matuf bu çaba, İslam dinini temel bilgi ve meşruiyet kaynaklarını (Kuran-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in sünneti) zayıflatma amacı taşımaktadır. (FETÖ Fettullahçı Terör Örgütü İç Güvenlik Gelişmeleri serisi:3,2019, T.C. İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanlığı s.34)

Yüksek öğretim, milli eğitim, diyanet ve devletin kritik noktalarını ele geçiren FETÖ, Türk Milleti’ne karşı bu inançsızlaştırma ve Hıristiyanlaştırma planını uygulamıştır. FETÖ ele başı “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü yani Muhammed Allah’ın resulüdür kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır.” demiştir. (FETÖ Elebaşı Küresel Barışa Doğru (Kozadan Kelebeğe-3) s.131)

AKP ve Erdoğan’ın bütün istediklerini vermesi sayesinde, devletin imkanlarını kullanan FETÖ, benzeri propagandalarla, Türk Milletine inkültürasyon projesini uygulamıştır. Bin yıldır malıyla, canıyla Haçlı Seferlerine karşı mücadele eden bu milletin çelik zırhına, imanına saldırarak inançsızlaştırmaya çalışmıştır. Resullullah Hz. Muhammed’e olan her türlü sevgiyi din dışı addeden Vehabiliği, ajanlarıyla kurdurarak, Osmanlı’nın sonunu getiren Batı; aynı inançsızlaştırma araçlarıyla ve FETÖ eliyle Türk gençlerini inançlarından uzaklaştırmıştır.

Erdoğan, son Haçlı Seferi FETÖ’nün, devletin içinde devlet kurmasına, Erdoğan’ın ifadesi ile “paralel devlet” kurmasına izin vererek; Türk Devleti’nin, bütün Haçlı Seferleri’nden fazla zarar görmesine yol açmıştır.

Yaptığım bu tespit, düşünce hürriyeti kapsamında ifade edilmiş bir siyasi eleştiridir.

Erdoğan’ın son Haçlı Seferi FETÖ ile mücadelesi ancak 2011 seçimlerinden sonra çok yavaş başlamış, 17/25 Aralık 2014’ten sonra güçlenmiş ancak 15 Temmuz 2016’dan sonra gerçek bir mücadeleye dönüşmüştür. Özetle Erdoğan’ın son Haçlı Seferi FETÖ ile mücadelesi 2014 sonrasında başlamış olsa da bu, daha önce gerçekleşen tahribatın varlığını ortadan kaldırmamaktadır.

Erdoğan anılan politikalarını eleştirdiğim dönemde “Cumhurbaşkanı” değil “Başbakan”dır. Diğer bir ifade ile söz konusu eleştiriler teknik olarak Cumhurbaşkanının değil Başbakanın politikalarına yöneliktir.

Sayın Hâkim;

Erdoğan, savunmamın başında bahsettiğim ve benim verdiğim cevap sebebiyle yargılandığım konuşmasında; Atatürk döneminde izlenen politikaları, Türk Milleti’nin kültür ve tarihine zarar verdiğini ifade etmiştir. Oysa Erdoğan döneminde, Türk Milleti’nin geniş kesimleri, Allah ile Türk milletinin manevi değerleri ile milletimizi aldatanlardan dolayı, dinlerinden soğumaya başlamış ve Erdoğan döneminde deist, ateist sayısı yüzde on altıyı aşmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din İşleri Yüksek Kurulu’nun karar ve yayınlarında bu durum: “Türkiye’de deizm ve ateizmin artması, Müslümanların sözleri ve fiilleri arasındaki uçuruma ahlak bağlamında bir tepki” şeklinde açıklanmıştır. (Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı-Güncel İnanç Problemleri, sf.53, İstanbul Aralık 2020, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı: 05.02.2020/5)

Görüntüde dindar görünen bazı kişilerin, dünyevi veya şahsi çıkarı söz konusu olduğunda, tam tersi bir davranış ve tepki gösterdiği görülen bir gerçektir. Bu durum “gösterişçi dindarlık/şov Müslümanlığı” olarak kavramsallaştırılmıştır. Ülkemiz ve İslam coğrafyası üzerinde düşündüğümüzde; dindarlık görüntümüz ile günah ve dünyevi olanı haksız elde etmeye yönelişimiz tam bir çelişki arz etmektedir.

Bu gerçek ekonomik veya siyasi kriz zamanlarında tavan yapmakta fırsatçılık adeta en geçerli akçe konumuna yükselmektedir. Dindarların bu çelişkileri, dindar olmayan çevrelerin yaşantılarını daha bir tahkim etmekte ve onları dinden ve dini alandan uzaklaştırıcı bir etken olmaktadır. Günümüzde deist veya ateist olduğunu iddia eden kişilerin bu yöne gitmesindeki temel etkenlerin dindarlar tarafından sergilenen bu ahlaki çelişkiler olduğu kendi beyanlarından anlaşılmaktadır. Onların bu çelişkileri, dindarlar üzerinde sürekli görmeleri kendi ateist ve deist duruşlarını da güçlendirmektedir. Böylece takva boyutunu yakalayamamış Müslüman kişi; yaşantısıyla, doğrudan dine zarar verirken dolaylı olarak da din karşıtı akımların güçlenmesine ve insanların oralara doğru kaymasına katkı sağlamaktadır. (Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı-Güncel İnanç Problemleri, sf.154, İstanbul Aralık 2020, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı: 05.02.2020/5)

Din ve dini değerlerin, tarihi geçmişi olmasına rağmen, son zamanlarda giderek artan bir biçimde, bir kısım dini görünümlü cemaat, tarikat ve gruplar tarafından, ticari ve siyasi yönden dünyevi amaçlar için istismar edilmesi; dinin ve dine bağlılığın, insanlar katında değerini düşürmektedir. Bu durum, bazı insanları dinden uzaklaştırarak dinsizliğe ve ateizme sürüklemektedir. Dinin ticari ve siyasi ikbal için istismar edilmesi, düpedüz Kuran’ın ruhuna, İslam’ın evrensel ve ebedi amaçlarına aykırıdır. (Selim Özarslan, Ülkemizde Ateizme Yönelme Sebepleri, Diyanet İlmi Dergi cilt:55 sayı:4 Ekim-Kasım-Aralık 2019, sf. 1022)

Sayın Hâkim;

2011 sonrasında 5 milyon kayıtlı ve 2 milyon kayıtsız Suriyeli, 2 milyon Afgan, 2 milyon Afrikalı ile İranlı, Pakistanlı, Rus, Ukran ve sair 2 milyon sığınmacı ve kaçak Anadolu’ya sokulmuştur. Bu durumun milli dokumuzu bozmasının yanında; gelenlerin içerisinde yüksek sayıda Selefi cihatçı zihniyette kişiler mevcuttur. Selefiler, Bektaşilik dahil ehlisünnet geleneğinden gelen cemaat ve tarikatların baş düşmanıdır.

Emperyalizm tarafından kullanılmaya en yatkın gruplardan birisi olan Selefilik’e örnek olarak İŞİD ve El-Kaide verilebilir. Maalesef ki milyonlarca sığınmacı ve kaçağın kontrolsüzce ülkemize akın ettirilmelerinin sonucu olarak, Selefilik de Anadolu içerisinde hızla yayılmaktadır. Anadolu’nun demografisinin bozulması, Türk Milleti’nin kültür ve inancının bozulmaya çalışılması, Türk Devleti’ne casusların sokulması, Erdoğan’ın beyanlarıyla devlet kurumlarının resmî açıklamalarıyla doğrulanmaktadır.

Sözlerimde Erdoğan’ın kişiliğini hedef alan hiçbir hakaret unsuru yoktur. Eylem ve politikalarının eleştirisi vardır. Bunları Erdoğan’ın kendisi söylemekte, kabul etmekte ve hatta “Rabbim ve Milletim beni affetsin” diyerek, pişmanlığını dile getirmektedir.

Erdoğan’ın kendisinin kabul ettiği, benimsediği fikirlerinin tarafımca dile getirilmesi, Hakaret fiilinin TCK kapsamında tanımlanan unsurlarına uygun düşmediği için isnat edilen fiilin sübuta erdiğini kabul etmek mümkün değildir.

Sayın Hâkim;

Son olarak; sahip olduğum devlet terbiyesi sebebiyle, tüm Türk vatandaşlarının edinmesi gerektiğini düşündüğüm bir düstura değinmek zorundayım.

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı en sert şekilde yıllardır eleştiriyorum. Bu eleştirilerimden dolayı hiç hakaret iddiası ile hakkımda soruşturma açılmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdim, ancak hiç hakaret etmeyi düşünmedim. İzlediği politikalar ve yanlış bulduğum açıklamalardan ötürü ne kadar öfkelensem de hakaret etmeyi düşünmedim. Çünkü ister Cumhurbaşkanına hakaret için yasal düzenleme olsun ister olmasın; Recep Tayyip Erdoğan, armasında 16 Türk Devleti’nin varlığının ifade edildiği kadim Türk Devleti’nin son halkası olan Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet başkanıdır.

Benim geldiğim ve mensubu olmaktan şeref duyduğum Türk Milliyetçisi siyaset geleneğinde devlet başkanlarına hakaret edilmez. Siyasi olarak eleştirsek dahi, önünde Türk Sancağının eğildiği tek makam olan Türk Devlet Başkanı’na hakaret edilmez. O makamda olduğu sürece, o makama saygımızdan ötürü Cumhurbaşkanlığı makamını ve makamın onurunu sadece korumak değil aynı zamanda iç ve dış düşmanlara karşı savunmak da her namuslu Türk Cumhuriyeti yurttaşının görevidir. Ayrıca sayın Cumhurbaşkanı bilmektedir ki Ümit Özdağ gerek 15 Temmuz gerek 15 Temmuz sonrasında gerçek ve muhtemel saldırılara karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında, FETÖ gibi yapılanmalara karşı durmuştur.

Bununla beraber, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamında oturan herkesten, Erdoğan dahil, İstiklal Harbimiz Başkomutanı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saygı duyulmasını beklemek de bizim milli namusumuza düşen görevdir.

Aynı şekilde Cumhurbaşkanı olsa dahi; hataları söylemek ile hakaret etmeden ve eleştiri sınırlarını aşmadan eleştirmek, savunmamda bahsettiğim yargı kararlarında da belirtildiği gibi bir “yurttaşlık görevidir”.

Nitekim benim burada bir başka davadan ötürü tutuklu bulunmamın nedeni, terörsüz Türkiye adı verilen, Öcalan ve PKK terör örgütü ile yapılan ikinci müzakere sürecine Zafer Partisi’nin karşı çıkmasıdır. Birinci terörle müzakere sürecinde analar ağlamasın diyerek yola çıkılmıştı. Elbette analar ağlamasın ancak müzakere ederek bir anlaşma sağlamaya çalıştığınız yapı, sorumlu, namuslu, sözüne güvenilir insanlar topluluğu değil ki. Aksine bu yapı Türkiye’ye düşman her devlet ile açık kapalı iş birliği yapmış, uyuşturucu dahil her türlü kriminal faaliyetin içinde olan bir katiller çetesidir.

Bu çetenin yöneticilerinin, binlerce insanı hiç acımadan ölüme gönderdiğini, binlerle asker ve sivili şehit ettiğini biliyoruz. Bundan dolayı birinci terörle müzakere süreci sonunda analar daha fazla ağlamıştır. Üstelik birinci terörle müzakere sürecinden istifade eden PKK; YPG adı altında Türkiye’nin göz yumması, hatta 2013’e kadar desteği ile Suriye’nin kuzeyinde yapılanma ve işgal fırsatı bulmuştur. O zaman PKK ile müzakere olmaz diye uyarmıştık, bugün de uyarıyoruz. Terörsüz Türkiye, Allah korusun, daha fazla terörlü bir Türkiye’ye yol açmamalıdır. Terör örgütü ve arkasındaki emperyalist güçler; 20. yüzyılın başında, Musul-Kerkük’ü vatandan kopararak petrol kaynaklarımızı gasp ettikleri gibi 21. yüzyılın başında da Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizi kopararak, hem su kaynaklarımızı gasp etmeyi hem de Türkiye ile Türk Dünyası arasındaki bağı kopartmayı amaçlamaktadırlar.

Dün olduğu gibi bugün de; PKK’ya güvenmenin doğru olmadığını söylüyorum, Zafer Partisi söylüyor. PKK’yı tatmin etmek için Anayasamızı değiştirmeyelim. Milli üniter ve laik devletten vazgeçmeyelim. PKK, gerçekten şartsız teslim olacak ise kimse buna karşı çıkmaz. İşte bugün, benim burada olmamın nedeni; PKK ile müzakere değil, mücadele edelim dememdir.

İktidarın çok sevdiği bir propagandist gazeteci vardır. İsminin baş harfleri ROK’tur. ROK, Öcalan ile müzakerelerin de gayrı resmi sözcüsüdür. ROK, İmralı süreci başladığı zaman; “Bu süreçte Türk Milliyetçiliği yapana, bedel ödetecekler.” demiştir. Ben şimdi Silivri’de tutuklu olarak, Öcalan için rehin tutularak, bu bedeli ödüyorum.

Allah, Türk Milletini ve Türk Devletini korusun. Ben bu bedeli, hayatım boyunca güvenliği için mücadele ettiğim, Türk Milleti ve Türk Devleti için elbette öderim. Ben burada bulunarak; şehitlerimizin aziz anılarına, gazilerimizin değerli varlıklarına saygı duruşunda bulunuyorum.

Sayın Hâkim;

Sonuç olarak, suç unsuru olduğu iddia edilen sözlerim; yukarıda açıkladığım gerekçelerle, siyasi eleştiri sınırlarını aşmadığından, beraatımı talep ederim.

Anayasamızın 138. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; “Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında, mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bir Alman köylüsünün Berlin’de hakimler var diyerek, kralına kafa tuttuğu bir dünyada, Türkiye’de hakimlerin olduğunu, bazı vicdanların ve onurların, tek efendisinin sadece onur ve vicdan taşıyan o kişiler olduğunu biliyoruz.

“Adalet mülkün temelidir” düsturunu, sadece duvarda yazan bir yazı olmaktan çıkarıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli yapacak olan husus; sizin, Anayasaya, yasalara, hakkaniyete ve hukukun diğer kaynaklarına uygun olarak ve Türk milleti adına, milletin vicdanına uygun ve bağımsız olarak vereceğiniz hükümdür.

Tüm Türk Milletine ve bağımsızlığını koruma mücadelesi veren Türk yargı mensuplarına saygılarımı sunarım"

11.13: Ümit Özdağ’ın duruşmasının görüldüğü İstanbul Adliyesi koridorlarında polis barikatı önünde “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” sloganları atılıyor.

12.37: Ümit Özdağ’a destek için mahkeme salonu önünde toplanan vatandaşlar, hep bir ağızdan Andımız’ı okudu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/zefer-partisi-genel-baskani-prof-dr-umit-ozdag-in-destansi-savunmasi-2275.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/zefer-partisi-genel-baskani-prof-dr-umit-ozdag-in-destansi-savunmasi-2275.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/zefer-partisi-genel-baskani-prof-dr-umit-ozdag-in-destansi-savunmasi-2275-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/zefer-partisi-genel-baskani-prof-dr-umit-ozdag-in-destansi-savunmasi-2275.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/zefer-partisi-genel-baskani-prof-dr-umit-ozdag-in-destansi-savunmasi/7759/</link>
			<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 02:01:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP'li eski Bakan torpil isteğini kazayla WhatsApp'tan paylaştı! İlk sıradan işe alındığı ortaya çıktı...]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kahramanmaraş Türkoğlu Hacıbek Mahallesi Muhtarı Sinan Kilit, Orman Müdürlüğü'nün mülakatına giren yeğeni için torpil istedi.

TORPİL İSTEĞİNİ PAYLAŞTI

"Greyder operatörü" olmak için mülakata giren yeğeni için torpil isteyen Kilit, eski Tarım ve Orman Bakanı, Kahramanmaraş milletvekili Vahit Kirişçi'ye yazarak, "Avni Gök vatandaşımıza yardımcı olursanız muhtarlık ve mahallem adına çok teşekkür ederim" talebinde bulundu. 

Günün Trend Haberleri

Kirişçi ise torpil talebini kazayla WhatsApp durumunda paylaştı.



Vahit Kirişçi'nin muhtarın torpil talebini gerçekleştiği ise açıklanan işe alım listesiyle belli oldu.

İLK SIRADAN KADROYU KAPMIŞ!



Vekile ismi giden şahsın mülakatta en yüksek puanı alarak kadroya birinci sıradan girdiği görüldü. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/akp-li-eski-bakan-torpil-istegini-kazayla-whatsapp-tan-paylasti-ilk-siradan-ise-alindigi-ortaya-cikti-8565.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/akp-li-eski-bakan-torpil-istegini-kazayla-whatsapp-tan-paylasti-ilk-siradan-ise-alindigi-ortaya-cikti-8565.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/akp-li-eski-bakan-torpil-istegini-kazayla-whatsapp-tan-paylasti-ilk-siradan-ise-alindigi-ortaya-cikti-8565-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/akp-li-eski-bakan-torpil-istegini-kazayla-whatsapp-tan-paylasti-ilk-siradan-ise-alindigi-ortaya-cikti-8565.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/akp-li-eski-bakan-torpil-istegini-kazayla-whatsapp-tan-paylasti-ilk-siradan-ise-alindigi-ortaya-cikti/7752/</link>
			<pubDate>Sun, 27 Apr 2025 13:25:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Fanatik AKP'li eski vekil bile yanlışlıklara isyan ederken ]]></title>
			<description><![CDATA[AKP'li Külünk, "Hesapsız kitapsız bölümler açılıyor, ondan sonra ortada yüzlerce, binlerce devletten kadro bekleyen üniversiteliler. Bu çocukların hayallerini yıkmaya kimin ne hakkı var ya? Kimin ne hakkı var?" diye isyan etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen eski AKP MKYK üyesi Metin Külünk akademide kadrolaşmada liyakatsizliğe dikkat çekti, adalet çağrısında bulundu. 

"KİM GİRİYOR YA?"

Külünk, "Üniversitede akademik kariyer yapmak istiyorum ama şartların çok iyi olmasına rağmen ben giremiyorum.' Çok sık duyduğumuz feryat. Kim giriyor ya? O bölüm başkanının kendi belirlediği bir talebesi giriyor, ya rektörün istediği birisi belirliyor kadroları." dedi.

"BUNDAN BİLİM ÇIKAR MI?"

Külünk şu ifadeleri kullandı:

-Kendi arasında dön baba dönelim şimdi, bundan bilim çıkar mı? Buradan Harward çıkar mı? Georgetown çıkar mı? London School of Economics çıkar mı?

"GÜMÜŞHANE'DE ULUSLARARASI İLİŞKİLERİN NE İŞİ VAR?"

-Yani birkaç tane üniversitemiz var bu anlamda seviyesi yukarıda, başka? Bu modellemeye… Yani Gümüşhane’de uluslararası ilişkilerin ne işi var ya?

Gümüşhane’de hukuk fakültesi?

Veya atıyorum ben… Anadolu’nun her yerinde hukuk fakültesi...

"YAZIK DEĞİL Mİ BUNLARA?"

-Yüz binlerce üniversiteden mezun olmuş, kamu kurumlarının kapısında “Bu kurumun hukuk işlerini, ticari işlerini ben takip edeyim” diyen hukuk mezunu evlatlarımız

Yazık değil mi bunlara ya?

Hesapsız kitapsız bölümler açılıyor, ondan sonra ortada yüzlerce, binlerce devletten kadro bekleyen üniversiteliler. Bu çocukların hayallerini yıkmaya kimin ne hakkı var ya? Kimin ne hakkı var?

"EĞİTİM DEVRİMİ ŞART"

Dolayısıyla, eğitim devrimi şart! Liselerde bu ezbercilik nedir ya? Kaldıralım bunu ya, herkes yeteneğini keşfetsin. Yani şimdi herkesi eşitliyoruz. Neyle? Aynı sorularla.

Niye? Niye? Niye? Sebep ne? Sebep ne? Niye, niye, niye, niye? Bırakın bu ülkenin değerleri, kendi içsel fark edişlerin önünü açalım. Şimdi benim bir torunumun sosyal zekâsı çok güçlü, diğer torunumun ben zekâsı. Niye ikisini eşitliyoruz? Bırak, o sosyal zekâsıyla sıyrılsın, çıksın kendi yeteneklerine göre o da.

ÇÖZÜM: LİYAKAT EHLİYET HAK ADALET
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/fanatik-akp-li-eski-vekil-bile-yanlisliklara-isyan-ederken-9576.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/fanatik-akp-li-eski-vekil-bile-yanlisliklara-isyan-ederken-9576.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/fanatik-akp-li-eski-vekil-bile-yanlisliklara-isyan-ederken-9576-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/fanatik-akp-li-eski-vekil-bile-yanlisliklara-isyan-ederken-9576.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/fanatik-akp-li-eski-vekil-bile-yanlisliklara-isyan-ederken/7719/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 12:13:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İGDAŞ Genel Müdürü Ali Ender Çolak istifa etti!]]></title>
			<description><![CDATA[İGDAŞ Genel Müdürü Ali Ender Çolak, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifa ettğini açıkladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 


İBB iştiraki İGDAŞ'ın Genel Müdürü Ali Ender Çolak görevinden istifa ettiğini duyurdu. Çolak sağlık sorunları sebebiyle istifasını sundu.

Habertürk'ün haberine göre, iş hayatına Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) başlayan Çolak, 1989-2008 yılları arasında bu kurumda uzman, daire başkanı ve son olarak da Kurul Başkan Yardımcısı görevini yürüttü.

Bu dönemde Bireysel Emeklilik Sistemi ve Kurumsal Yönetim İlkelerinin oluşturulması süreçlerinde rol alan Çolak, aynı zamanda OECD Kurumsal Yönetim Yönlendirme Komitesi ve Danışma Kurullarında üyelik yaptı. Ender Çolak sermaye piyasalarının Avrupa Birliği’ne uyumu Eşleştirme Projesinin de eş başkanlığı görevini yaptı.

2008-2011 yılları arasında Anel Grup Finans ve Yenilenebilir Enerji’den sorumlu Başkan Yardımcısı, 2011-2023 yılları arasında da Baymak, BDR Thermea Group CEO’su görevlerini Ender Çolak yaptı.

Çolak'ın istifası İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar'ın ardından gelmesi dikkat çekti.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/igdas-genel-muduru-ali-ender-colak-istifa-etti-3515.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/igdas-genel-muduru-ali-ender-colak-istifa-etti-3515.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/igdas-genel-muduru-ali-ender-colak-istifa-etti-3515-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/igdas-genel-muduru-ali-ender-colak-istifa-etti-3515.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/igdas-genel-muduru-ali-ender-colak-istifa-etti/7697/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 13:03:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Minicik İlçe Belediyesinde AKP'li başkandan büyük vurgun]]></title>
			<description><![CDATA[Diş tedavisinden güneş gözlüğüne, bilgisayarından takım elbisesine her harcamasını belediyeye ödeten başkan, 17.5 milyon lira kamu zararı yarattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Belediye şirketi üzerinden aldığı kredi kartı ile özel harcamalar yapan Isparta Atabey eski Belediye Başkanı AKP’li Tevfik Atasoy’la ilgili İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı rapora SÖZCÜ ulaştı. 96 bin liralık implant diş masrafını belediyeye ödeten, 3 yıl önce 25 bin liraya güneş gözlüğü alan Atasoy’un, 17 milyon 595 bin lira kamu zararına neden olduğu belirlendi. Zimmet çıkarıldı ve zararı ödemesi istendi. Mevsimlik işçilerin maaşını hesaplarına yatırıp, daha sonra bir bölümünü elden geri aldığı belirlenen  Atasoy, cep telefonu, altın, bilgisayar, takım elbise aldı, otelin ücretleri ile yemek faturalarını da belediyeye ödetti.

Muhasebecisi şikayet etti

Atasoy, 40 bin lira Başkan maaşı ve 90 bin lira da Belediye şirketi Ertokuş’tan ikinci maaş olmak üzere 130 bin lira ücret alıyordu. Atasoy’un tüm harcamalarını belediyeye fatura ettiği, muhasebeci Ecir Taşkıran’ın müfettişlere verdiği belgelerle kanıtlandı. Taşkıran’ın şikayeti 22 Ocak 2024 günü gazetemiz SÖZCÜ’de “Başkan yedi, içti, gezdi, faturaları Belediyeye kesti” manşetiyle duyuruldu. İktidar bunun üzerine 15 yıllık Başkan Atasoy’u çizdi ve son yerel seçimde aday göstermedi. 
Bakanlık müfettişleri, şikayet üzerine rapor hazırladı ve Atabey Belediyesi’ndeki usulsüzlükleri tek tek belirledi. Belediye’nin 21 sözleşmeli personelinden 16’sını mevzuata aykırı olarak çalıştırdığı belirtilen raporda “Atamaların usulsüz olduğu anlaşıldığından sözleşmeli ve daha sonra kadroya geçirilen personellere usulsüz ödenen 16 milyon 899 bin 748 TL’nin geri alınması gerekmektedir” denildi.

Günün Trend Haberleri

Diş tedavisini ‘görevde kırılmıştı’ diye savundu

Raporda, Belediye’nin 14 şahsa ait özel dükkanın çatısını ücretsiz onarıp, 185 bin 290 lira zarara neden olunduğu da vurgulandı. Atasoy,görevde olduğu dönemde 96 bin liraya implant diş yaptırdı ve fatrurayı belediyeye ödetti. Atasoy bu konuda “Arabayla inşaata giderken kaza yaptım, dişlerimin hepsi kırıldı. Bunları yaptırdım, kanuni hakkım olduğu halde sonradan parayı iade ettim. Kaza sonrasında tedavi harcamasını benim mi karşılamam lazım? Dişlerim kırılınca 8 ay dişsiz kaldım” savunmasını yaptı.



SÖZCÜ YAZINCA ADAYLIĞI BİTMİŞTİ

Muhasebecinin şikayeti 22 Ocak 2024 günü gazetemiz SÖZCÜ’de “Başkan yedi, içti, gezdi, faturaları Belediyeye kesti” manşetiyle duyuruldu. İktidar bunun üzerine 15 yıllık Başkan Atasoy’u çizdi ve son yerel seçimde aday göstermedi.  Sözcü
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/minicik-ilce-belediyesinde-akp-li-baskandan-buyuk-vurgun-26.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/minicik-ilce-belediyesinde-akp-li-baskandan-buyuk-vurgun-26.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/minicik-ilce-belediyesinde-akp-li-baskandan-buyuk-vurgun-26-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/04/minicik-ilce-belediyesinde-akp-li-baskandan-buyuk-vurgun-26.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/minicik-ilce-belediyesinde-akp-li-baskandan-buyuk-vurgun/7684/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Apr 2025 12:22:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması dünya basınında]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, dünya basınında da büyük yankı uyandırdı.


Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, dünya basınına da yansıdı. The Guardian, İmamoğlu protestolarının “demokrasi mücadelesine dönüştüğüne” dikkat çekerken; Reuters, “Bu kararın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetine karşı ülkenin en büyük protestolarını tetikleyebileceği” ifadesini kullandı.

Türkiye Belediyeler Birliği ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberinde çok sayıda kişinin 19 Mart Çarşamba günü gözaltına alınmasından itibaren gelişmeleri izleyen dünya basını, tutuklamaları son dakika olarak geçerken, gazetelerde manşetlerine taşıdı. İmamoğlu’nun tutuklanmasının dünya basınına yansımaları şu şekilde oldu;

BBC, DÖRT GÜN SÜREN PROTESTO GÖSTERİLERİNİ “BARIŞÇIL” OLARAK NİTELENDİRDİ

 

İngiltere merkezli yayın kuruluşu BBC, “İstanbul Belediye Başkanı resmi olarak tutuklandı ve suçlandı” başlığını kullandı. Haberde, İmamoğlu’nun “yolsuzlukla” suçlanarak tutuklandığı belirtilirken; dünkü protesto gösterileri ve polisin şiddetli müdahalesi de ele alındı. Konuya ilişkin “BBC'nin konuştuğu hiç kimsenin ismini vermek ya da yüzünü göstermek konusunda kendini rahat hissetmemesi çok manidar. Cumartesi gecesi sokaklarda olan ve tutuklanmayı göze alan pek çok kişi BBC'ye, inanabilecekleri bir gelecek için mücadele ettiklerini söyledi” denildi.

Haberde, geçen dört gün boyunca düzenlenen ve binlerce kişinin katıldığı protesto gösterilerini BBC, “barışçıl” olarak nitelendirirken; “İmamoğlu, Erdoğan'ın en zorlu siyasi rakiplerinden biri olarak görülüyor. Pazar günü yapılacak olan CHP'nin cumhurbaşkanı adayı seçiminde yarışan tek kişi” değerlendirmesi yapıldı.



THE GUARDİAN: “TÜRKİYE'DE PROTESTOLARI 'DEMOKRASİ MÜCADELESİNE' DÖNÜŞÜYOR”

İmamoğlu’nun tutuklanmasını manşete taşıyan İngiltere merkezli The Guardian gazetesi, “Türkiye'de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı protestoları 'demokrasi mücadelesine' dönüşüyor” başlığını attı. Haberde, “İmamoğlu'nun gözaltına alınmasına duyulan öfkenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a muhalefetin mihenk taşı olduğu” kaydedilirken, şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye Cumhurbaşkanı'nın uzun süredir İstanbul'u muhalefetin kontrolünden geri almaya çalışması, Erdoğan'ın siyasi kariyerine belediye başkanı olarak başladığı şehirde toplanma yasağına meydan okuyan protestocuların coşkularını ve öfkelerini körükledi. Yüzlerce kişi, hükümet karşıtı sloganlar atarak sokağa dökülürken; bir metro istasyonunun önünde duran bir protestocu gösterileri ‘yıllardır biriken baskıya bir cevap’ olarak nitelendirdi. ‘Ekonomiyle, eğitimle, sağlık sistemiyle ilgili sorunlar var’ diyerek hayat pahalılığının arttığı ekonomik krize gönderme yaptı ve ‘Bu hükümetten bıktık usandık’ dedi.”



AP: “TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE İLİŞKİN ENDİŞELER DE DERİNLEŞİYOR”

ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP) de “Türk mahkemesi İstanbul Belediye Başkanı’nın yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmasına karar verdi” başlıklı haberinde, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın en önemli rakibi bugün, bir mahkeme tarafından resmen tutuklandı ve yolsuzluk suçlamasıyla yargılandığı davanın sonucunu beklemek üzere hapse atılmasına karar verildi” denildi. Haberde, “Bu durum, aynı zamanda Türkiye'de demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin endişeleri de derinleştiriyor” denildi.



CNN: “TÜRKİYE GENELİNDE PROTESTOCULAR TOPLANMA YASAĞINA MEYDAN OKURKEN İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANI HAPSE ATILDI”

ABD merkezli CNN televizyon kanalı, konuya ilişkin “Türkiye genelinde protestocular toplanma yasağına meydan okurken İstanbul belediye başkanı hapse atıldı” başlığını kullandı. İmamoğlu’nun ‘yolsuzluk’ yaptığı gerekçesiyle tutuklandığı belirtilen haberde, “Perşembe gününden bu yana on binlerce kişi, İmamoğlu'nun gözaltına alınmasına karşı büyük ölçüde barışçıl gösterilerde, metropol İstanbul ve başkent Ankara da dahil olmak üzere ülke çapında bir düzineden fazla şehirde sokaklara döküldü” denildi.

Haberde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının PKK ve Kürdistan Topluluklar Birliği'ne (KCK) yardım ettiği iddiasıyla yürütülen ayrı bir soruşturmayla ilgili olmadığı belirtildi.

NYT: "TÜRKİYE, CUMHURBAŞKANI ADAYI OLMASI BEKLENEN İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANI’NI TUTUKLADI"

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi, İmamoğlu'nun tutuklanmasına ilişkin, "Türkiye, cumhurbaşkanı adayı olması beklenen İstanbul Belediye Başkanı’nı tutukladı" başlığını kullandı. NYT, "Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun destekçileri, İmamoğlu'na yöneltilen yolsuzluk suçlamalarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başlıca siyasi rakibini saf dışı bırakmaya yönelik bir oyun olduğunu söyledi" ifadelerini kullandı.

EL CEZİRE: “İMAMOĞLU'NA YÖNELİK EYLEMLERİN SİYASİ OLARAK ELEŞTİRİLMESİNİN ARDINDAN GELDİ”

Katar merkezli El Ceziye yayın kuruluşu, İBB Başkanı İmamoğlu’na ilişkin, “Türk mahkemesi İstanbul belediye başkanının tutuksuz yargılanmasına karar verdi” başlığıyla verdiği son dakika haberinde “Mahkeme, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önemli rakiplerinden İmamoğlu'nun yolsuzluk suçlamasıyla yargılandığı davanın sonucunu beklemek üzere hapse atılmasına karar verdi” ifadesini kaydetti.

El Cezire, mahkemenin “İmamoğlu'nu cezaevine gönderme kararının”, ana muhalefet partisi, Avrupalı liderler ve on binlerce protestocunun İmamoğlu'na yönelik eylemleri siyasi olarak eleştirmesinin ardından geldiğini belirtti.

REUTERS: “BU KARAR CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN HÜKÜMETİNE KARŞI ÜLKENİN EN BÜYÜK PROTESTOLARINI TETİKLEYEBİLİR”

Reuters haber ajansı da konuya ilişkin, “Türk mahkemesi, İstanbul Belediye Başkanı’nı tutukladı” başlığını kullanırken; “Türk medyasında yer alan haberler baz alınarak, bu kararın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümetine karşı on yıldan uzun bir süredir ülkenin en büyük protestolarını tetikleyebileceği” belirtildi.

LE MONDE: “BİR YARGIÇ, GÖZALTINA ALINMASI BİR PROTESTO DALGASINI TETİKLEYEN İSTANBUL İMAMOĞLU'NUN TUTUKLANMASINA KARAR VERDİ”

Fransız gazetesi Le Monde da “Bir yargıç, gözaltına alınması bir protesto dalgasını tetikleyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasına karar verdi” başlığına yer verirken; haberde, “yolsuzluk’ ve ‘terörizm’ ile suçlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başlıca muhalifi, dün akşam 90 sanıkla birlikte mahkemeye çıkarılırken, yüz binlerce kişi ona destek için toplandı” denildi. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ülke genelinde bir “protesto dalgası” yarattığı hatırlatıldı.

DW: “BU TUTUKLAMANIN, ERDOĞAN'IN İKTİDARINA KARŞI BİR MEYDAN OKUYUCUYU ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK SİYASİ AMAÇLI BİR GİRİŞİM OLDUĞU SÖYLENDİ”

Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle (DW), “Erdoğan'ın rakibi İmamoğlu hapiste” başlıklı haberinde “İmamoğlu’nun destekçilerinin, bu tutuklamanın, Erdoğan'ın yirmi yılı aşkın iktidarına karşı popüler bir meydan okuyucuyu ortadan kaldırmaya yönelik siyasi amaçlı bir girişim olduğunu söylediğine” dikkat çekti.

DW, ayrıca Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2028 yılında yapılacağı belirtirken, “Erdoğan’ın ancak bir anayasa değişikliği yapılırsa ya da erken seçim kararı alınırsa yeniden aday olabileceği” kaydedildi.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-tutuklanmasi-dunya-basininda-9930.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-tutuklanmasi-dunya-basininda-9930.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-tutuklanmasi-dunya-basininda-9930-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-tutuklanmasi-dunya-basininda-9930.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/ekrem-imamoglu-nun-tutuklanmasi-dunya-basininda/7666/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 18:00:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şişli Belediyesi'ne kayyum atandı!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son dakika... Son dakika... Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın 'kent uzlaşısı' soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından Şişli Belediyesi'ne kayyum atandı. Kayyum olarak Şişli Kaymakamı Cevdet Ertürkmen getirildi.


İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir, Beylikdüzü ve Şişli Belediye Başkanlarını görevden uzaklaştırılmasıyla ilgili açıklama yapıldı.

Bakanlıktan yapılan açıklama şu şekilde:

İstanbul ili Şişli ilçe Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, ‘Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme’ suçundan İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 23.03.2025 tarihli ve 2025/348 sorgu sayılı kararına istinaden tutuklanmış; Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevinden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45 ve 46’ncı maddeleri uyarınca Şişli Kaymakamı Cevdet Ertürkmen, İstanbul Valiliğince Şişli Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.

 

 



 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediyesi-ne-kayyum-atandi-6606.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediyesi-ne-kayyum-atandi-6606.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediyesi-ne-kayyum-atandi-6606-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediyesi-ne-kayyum-atandi-6606.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/sisli-belediyesi-ne-kayyum-atandi/7665/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 17:58:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık tutuklandı]]></title>
			<description><![CDATA[İBB'ye yönelik 'yolsuzluk' soruşturmasında gözaltına alınan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık tutuklandı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik "yolsuzluk" soruşturması kapsamında gözaltına alınan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık hakkında karar çıktı. Çalık'ın tutuklanmasına karar verildi.

İBB Başkanı İmamoğlu ile birlikte "yolsuzluk" suçlaması yöneltilen soruşturmada, aralarında Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ile İBB yöneticilerinin de olduğu 100 kişiye gözaltı kararı verilmişti.

Tutuklanma  talebi ile mahkemeye sevk edilen Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık hakkında karar verildi. Mahkeme, Çalık'ın tutuklanmasına hükmetti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beylikduzu-belediye-baskani-mehmet-murat-calik-tutuklandi-8617.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beylikduzu-belediye-baskani-mehmet-murat-calik-tutuklandi-8617.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beylikduzu-belediye-baskani-mehmet-murat-calik-tutuklandi-8617-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beylikduzu-belediye-baskani-mehmet-murat-calik-tutuklandi-8617.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/beylikduzu-belediye-baskani-mehmet-murat-calik-tutuklandi/7664/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 12:57:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şişli Belediye Başkanı Emrah Şahan tutuklandı]]></title>
			<description><![CDATA[Gözaltına alınan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan terör soruşturması kapsamında tutuklandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu da hedef alan terör soruşturma kapsamında gözaltına alınan isimlerden Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan tutuklandı.

Resul Emrah Şahan 'terör örgütüne yardım' ile suçlanıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediye-baskani-emrah-sahan-tutuklandi-7839.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediye-baskani-emrah-sahan-tutuklandi-7839.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediye-baskani-emrah-sahan-tutuklandi-7839-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-belediye-baskani-emrah-sahan-tutuklandi-7839.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/sisli-belediye-baskani-emrah-sahan-tutuklandi/7663/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 12:51:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İmamoğlu ve Beraberindekiler Tutuklandı]]></title>
			<description><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakim karşısındaki savunmasını tamamladı. 07:40'ta tamamlanan mahkeme sorgusu yaklaşık 2 saat sürdü. İmamoğlu için karar açıklandı...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakim karşısındaki savunmasını tamamladı. 07:40'ta tamamlanan mahkeme sorgusu yaklaşık 2 saat sürdü. İmamoğlu için karar açıklandı. İmamoğlu ve beraberindeki çoğu kişi için tutuklama kararı çıktı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 'yolsuzluk' soruşturması kapsamında tutuklandı.

EKREM İMAMOĞLU'NUN SORGUSU TAMAMLANDI

Mahkemeye sevk yazısının yazılmasından ardından 2 saat gibi kısa bir süre içinde Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının talep edildiği mahkeme sorgusu 05.40 itibari ile başladı. İmamoğlu'nun, "silahlı terör örgütüne yardım", "suç örgütü kurma", "ihaleye fesat karıştırma", "rüşvet alma" suçlarından tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği’ndeki ifadesi başladı.

Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde savcılığa hakkındaki iki ayrı soruşturma kapsamında ifade veren Ekrem İmamoğlu, her iki soruşturma kapsamında da tutuklanması istemiyle Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildi. İmamoğlu'nun isteği ile yeniden Saraçhane'ye giden Özgür Özel Dilek İmamoğlu ve Mansur Yavaş yeniden Çağlayan'a dönerek İmamoğlu'nun sorgusuna katıldı.

EKREM İMAMOĞLU VE 91 KİŞİ İÇİN KARAR ÇIKTI

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakim karşısındaki savunmasını tamamladı. 07:40'ta tamamlanan mahkeme sorgusu yaklaşık 2 saat sürdü. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve çoğu kişi mahkeme, tutuklanmasına karar verdi.

KARARLAR AÇIKLANIYOR

Emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen bazı şüphelilerin nöbetçi sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlandı. 19 kişi tutuklanırken, 9 kişi serbest bırakıldı.

Hakimlik şüpheliler, Ekrem İmamoğlu, Ali İlbak, Adem Tuncay, Ahmet Köksal, Ali Nuhoğlu, Eyüp Subaşı, Kamil Timur Delibaş, Murat Abbas, Mete Sarıaltun, Alper Aydın, Serdal Taşkın, Serkan Öztürk, Mustafa Nihat Sütlaş, Süleyman Atik, Ahmet Çiçek, Yusuf İlbak, Servet Yıldırım, Serdar Haydanlı, Buğra Gökçe ve Murat Ongun tutuklanmasına hükmetti.

Şüpheliler Ahmet Palazoğlu, Alihan Aydın, Ercan Saatçi, Alperen Aydın, Bayram Taşkın, Canan Münüklü, Cemal Ufuk Karakaya, Birsen Şahin ile Vahit Doğan hakkında ise hakimlik "yurt dışı çıkış yasağı" ve "imza şeklinde adli kontrol tedbiri" uygulayarak serbest bırakılmasına karar verdi.

İBB BAŞKANI EKREM İMAMOĞLU TUTUKLANDI

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yolsuzluk iddiaları kapsamında mahkeme, tutuklama kararı verildi.

Kaçma şüphesiyle İmamoğlun tutuklandı!  Çok ilginç şeyler oluyor. Türkiye cumhurbaşkanı adayının kaçma şüphesiyle tutuklanması çok garip durum olarak hukuk tarihine geçecek!

MURAT ONGUN TUTUKLANDI

İBB Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İmamoğlu'nun Basın Danışmanı Murat Ongun için tutuklama kararı çıktı.

ÖZGÜR ÖZEL'İN İŞARET ETTİĞİ KİLİT İSİM TUTUKLANDI

İPA Yönetim Kurulu Başkan Buğra Gökçe ve İnşaat A.Ş Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, Kültür A.Ş. Müdürü Murat Abbas, Özgür Özel'in işaret ettiği isim 4.5G Grup şirketini kuran Serdar Haydanlı hakkında tutuklama kararı çıktı.

ÜNLÜ SANATÇI SERBEST BIRAKILDI

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Cemal Ufuk Karakaya, İBB Kentsel Tasarım Şube Müdürü Bayram Taşkın serbest bırakıldı.

Yolsuzluk soruşturması kapsamında, Ali İlbak, Ahmet Köksal, Ali Nuhoğlu ve Adem Tuncay tutuklandı. Aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ercan Saatçi, Alihan Aydın, Ahmet Palazoğlu serbest bırakıldı.


Tahmini okuma suresi: 2 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-ve-beraberindekiler-tutuklandi-3603.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-ve-beraberindekiler-tutuklandi-3603.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-ve-beraberindekiler-tutuklandi-3603-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-ve-beraberindekiler-tutuklandi-3603.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/imamoglu-ve-beraberindekiler-tutuklandi/7661/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 10:17:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şişli ve Beylikdüzü belediye başkanları hakkında gözaltı kararı!]]></title>
			<description><![CDATA[Son dakika haberi... İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik soruşturma kapsamında, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan gözaltına alındı. Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık hakkında gözaltı kararı verildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Şili Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltı kararlarının "kent uzlaşısı" soruşturması kapsamında gerçekleştirildiği bildirildi.

"KENDİMİZİ MİLLETİMİZE EMANET EDİYORUZ"

Gözaltına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Başkan Çalık, "Sabah saatlerinde evimde yapılan aramayla birlikte gözaltına alındım. Ne Ekrem İmamoğlu Başkanımız ne de gözaltı kararı verilen ben ve diğer arkadaşlarımız yalnız olmadığımızı biliyoruz. Yol arkadaşlarım aynı inanç ve kararlılıkla çalışmaya devam edecekler. Halkımıza hizmetimiz kesintisiz devam edecek. Kendimizi milletimize emanet ediyoruz" ifadelerini kullandı.

ARAMAYA AVUKATLARIN KATILMASINA İZİN VERİLMEDİ

Avukat Hüseyin Ersöz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Şahan'ın evinde yapılan aramaya avukatların katılmasına izin verilmediğini belirterek, şunları kaydetti:

"Şişli Belediye Başkanı Emrah Şahan’ın evinde devam eden aramaya katılmak için meslektaşlarımız yanına gittiler. Ancak arama işlemlerine katılmamız engelleniyor. Avukatlar evin kapısında bekletiliyor. Buna gerekçe olarak da “avukat görüş kısıtlaması” gösteriliyor. CMK’ya aykırı bu keyfi uygulamalara son verilmesi, Şişli Belediye Başkanı Emrah Şahan’ın avukatının hukuki yardımından faydalanmasının engellenmemesi gerekiyor."

ŞAHAN SAĞLIK KONTROLÜNE GETİRİLDİ

Öte yandan gözaltına alınan Resul Emrah Şahan, sağlık kontrolünden geçirilmek üzere hastaneye götürüldü.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-ve-beylikduzu-belediye-baskanlari-hakkinda-gozalti-karari-300.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-ve-beylikduzu-belediye-baskanlari-hakkinda-gozalti-karari-300.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-ve-beylikduzu-belediye-baskanlari-hakkinda-gozalti-karari-300-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/sisli-ve-beylikduzu-belediye-baskanlari-hakkinda-gozalti-karari-300.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/sisli-ve-beylikduzu-belediye-baskanlari-hakkinda-gozalti-karari/7646/</link>
			<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 11:54:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İBB Başkanı İmamoğlu evinde sahur vakti ablukaya alınmasının ardından polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. İBB'ye bağlı Medya A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı ve İmamoğlu'nun basın danışmanı Murat Ongun da gözaltına alındı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gözaltına alındı. İmamoğlu’nun yanı sıra basın danışmanı Murat Ongun, kampanya direktörü Necati Özkan ve çeşitli belediye yetkilileriyle birlikte yaklaşık 100 kişi hakkında da gözaltı işlemi uygulandığı bildirildi. Operasyonun, Medya A.Ş. ve Kent Uzlaşısı ile ilgili olduğu kaydedildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, sabah saatlerinde yapılan büyük bir operasyonla gözaltına alındı. İmamoğlu ile birlikte 100 kişi gözaltına alınırken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen iki ayrı soruşturma kapsamında "suç örgütü liderliği" ve "terör örgütüne yardım" suçlamaları yöneltildi. Gözaltına alınmadan önce paylaştığı videoda "Büyük bir zorbalıkla karşı karşıyayız ama yılmayacağımı bilmenizi istiyorum" diyen İmamoğlu, operasyonun siyasi bir hamle olduğunu vurguladı.

CHP İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, sabahın erken saatlerinde İmamoğlu’nun konutuna çok sayıda kolluk kuvvetinin geldiğini belirterek, “Ekrem İmamoğlu’nun konutuna 20 araç dolusu kolluk kuvveti sevk edildi ve gözaltına alınıyor” açıklamasında bulundu.

Benzer bir açıklama CHP’li Gökhan Günaydın’dan da geldi. Günaydın, “An itibariyle Ekrem İmamoğlu’nun konutuna 20 araç dolusu kolluk kuvveti gelmiş durumda” ifadeleriyle gelişmeyi duyurdu.

İMAMOĞLU'NDAN İLK AÇIKLAMA: YILMAYACAĞIMI BİLMENİZİ İSTİYORUM

İmamoğlu gözaltına alınırken, video paylaşarak "Milletimizin iradesini gasp etmeye çalışan bir avuç akıl, sevgili polislerimi bu kötülüğe alet ederek, 16 milyon İstanbullunun konutunun kapısına yüzlerce polis yığmıştır. Büyük bir zorbalıkla karşı karşıyayız ama yılmayacağımı bilmenizi istiyorum. Hepinizi çok seviyorum, kendimi milletime emanet ediyorum. O kişiye ve onun bütün bu süreci aparat gibi kullanan aklıyla mücadeleye devam edeceğim" dedi.

MURAT ONGUN GÖZALTINDA

İBB'ye bağlı Medya A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı ve İmamoğlu'nun basın danışmanı Murat Ongun, sosyal medya hesabından gözaltına alındığını duyurdu. Ongun, gözaltı kararına tepki göstererek, "Bizi susturarak Ekrem İmamoğlu’nu savunmamızı, desteklememizi engelleyeceklerini sanıyorlar" ifadelerini kullandı.

Paylaşımında, vatandaşlara İmamoğlu’na destek olma çağrısında bulunan Ongun, “Bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu Türk milletine emanettir. Koruyun, kollayın, destekleyin! Milleti yenemezler. Her şey çok güzel olacak” dedi.


Gözaltına alınıyorum. Bizi susturarak Ekrem İmamoğlu’nu savunmamızı, desteklememizi engelleyeceklerini sanıyorlar. Tüm sosyal medya mecralarında hesapları olan vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu Türk milletine emanettir. Koruyun, kollayın, destekleyin!…
— Murat Ongun (@Mrt_Ongun) İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NDAN AÇIKLAMA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, 31 Mart yerel seçimlerinde uygulandığı belirtilen "kent uzlaşısı" çalışmaları gerekçe gösterilerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Ekrem Şahan, Reform Enstitüsü Başkanı Mehmet Ali Çalışkan, Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat'ın da aralarında bulunduğu 7 kişi hakkında gözaltı kararı verdiği bildirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın "kent uzlaşısı" çalışmaları gerekçe gösterilerek yürütülen soruşturmaya ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

"Cumhuriyet Başsavcılığımız Terör Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında; PKK/KCK terör örgütünün başta İstanbul olmak üzere metropol illerde etkinliklerinin arttırılması amacıyla fiilen 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleşen yerel seçimlerde hayata geçirdiği kent uzlaşısı faaliyetiyle ilgili olarak terör örgütü yöneticilerinden Cuma kod adlı Cemil Bayık ve Hüseyin Avareş kod adlı Mustafa Karasu'nun söz konusu seçim öncesinde görüş ve talimatlarını terör örgütüne müzahir medya aracılığıyla ilettiği, İstanbul yerel seçimleri için Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kent uzlaşısı temelinde terör örgütünün Halkların Demokratik Kongresi (HDK) çatı yapılanmasıyla ittifak
yapıldığına dair tespitlerin terör örgütüne müzahir medya tarafından duyurulduğu, İstanbul ili yerel seçimleri öncesi ittifak yaptığı tespit edilen HDK yapılanmasının Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının raporlarına göre Yargıtay tarafından terör örgütünün çatı yapılanması olarak kabul edilen Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) benzeri ve terör örgütünün TBMM’ye alternatif meclis niteliğinde olduğu, bu tespite binaen başta ilimiz olmak üzere birçok ilde HDK mensuplarına yönelik eş zamanlı yakalama ve gözaltı işlemlerini tatbik edildiği, soruşturmaların gerçekleştirildiği ve halen devam ettiği, Ayrıca belirtilen tespitler üzerine CHP kontenjanından seçilen belediye meclis üyeleri ile atanan belediye başkan yardımcıları incelendiğinde bir kısmının terör örgütü ile iltisakları bulunduğu ve 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimden yalnızca birkaç gün önce CHP’ye üye kaydı yaptırdıkları, bugüne kadar İstanbul ili muhtelif ilçelerinde CHP kontenjanından seçilen belediye meclis üyeleri ile atanan belediye başkan yardımcılarından Ataşehir ve Kartal Belediye Başkan Yardımcıları ile 8 İBB meclis üyesi olmak üzere toplam 10'unun HDK verilerinde geçtiği ve örgüt mensupları olduklarının tespiti ile soruşturmalarımız kapsamında gözaltına alındıkları ve tutuklandıkları, bu şahıslar dışında 8 belediye meclis üyesinin HDK haricinde terör örgütüne dair başkaca irtibatlarına binaen soruşturmalarımız
kapsamında tutuklandıkları, bu zamana kadar anlatılan şekilde 18 terör örgütü mensubu meclis üyesinin tutuklandığı, geri kalan şüphelilere ilişkin soruşturma işlemlerine devam edildiği, soruşturma kapsamında elde olunan bilgi ve belgelere göre; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Şişli Belediye Başkanı Resul Ekrem Şahan, Reform Enstitüsü başkanı Mehmet Ali Çalışkan, PKK/KCK terör örgütünün ideolojik alan yapılanmasında faaliyet gösterdiği tespit edilen firari şüpheli A.B., A.B.’nin sahibi olduğu Spectrum House çalışanı H.A. (2018 yılında terör örgütünün kırsal alanına eleman aktarılması hususunda tespit bulunan) ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir'in iştirak halinde 'Kent Uzlaşısı' faaliyetinin içerisinde yer aldıkları, yine İBB iştiraki İstanbul Planlama Ajansı ve BİMTAŞ bünyesinde terör örgütü mensupları/ sempatizanlarının işe alındığı, şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde, belediye meclis üyesi listelerinin kendisinin onayıyla belirlenmesi de nazara alındığında terör örgütünün yönetimince de ifade edilen metropollerde etkinliğinin arttırılması amacını taşıyan kent uzlaşısı faaliyetine bilerek iştirak etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledikleri anlaşılmakla adı geçen 7 şüpheli hakkında 19 Mart saat 06.15 itibariyle eş zamanlı yakalama, gözaltı, arama ve el koyma işlemleri icrası amacıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir."

İMAMOĞLU: "MİLLET İRADESİNE DARBE VURULUYOR"

Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından paylaştığı videoda şunları kaydetti:

"Üzülerek söylüyorum. Milletimizin iradesini gasp etmeye çalışan bir avuç akıl, sevgili polsilerimi kötülüğe alet ederek 16 milyon İstanbullu'nun kapısına yüzlerce polis yığmıştır. Büyük bir zorbalıkla karşı karşıyayız ama yılmayacağız. Ben kendimi milletime emanet ediyorum. Dimdik ayakta duracağımı herkes bilsin. Onun bu süreci aparat gibi kullanan aklıyla mücadeleye devam edeceğim. Yüzlerce polisi İBB Başkanı’nın evine getirdiler."

Millet iradesine darbe vuruluyor. pic.twitter.com/waXHu23ZVN

— Ekrem İmamoğlu (@ekrem_imamoglu) March 19, 2025

"BU SAATTEN SONRA EKREM İMAMOĞLU TÜRK MİLLETİNE EMANETTİR"

Murat Ongun, gözaltına alındığını şu ifadelerle duyurdu:

"Gözaltına alınıyorum. Bizi susturarak Ekrem İmamoğlu’nu savunmamızı, desteklememizi engelleyeceklerini sanıyorlar. Tüm sosyal medya mecralarında hesapları olan vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu Türk milletine emanettir. Koruyun, kollayın, destekleyin! Milleti yenemezler. Her şey çok güzel olacak."

İKTİDAR YANLISI GAZETEDEN OPERASYON AÇIKLAMASI!

İktidara yakınlığı ile bilinen Sabah gazetesi haber koordinatörü Abdurrahman Şimşek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, Ekrem İmamoğlu dahil 105 kişiye yönelik operasyon başlatıldığını ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün operasyonu 3 bin polisle yönettiğini duyurdu.

VATAN EMİNYET'E GÖTÜRÜLDÜ

İmamoğlu, sağlık kontrolünün ardındaniçin İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Vatan Yerleşkesi'ne getirildi.

Öte yandan, İmamoğlu'nun evinde yapılan arama tamamlandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-ve-iki-ilce-belediye-baskani-gozaltina-alindi-3123.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-ve-iki-ilce-belediye-baskani-gozaltina-alindi-3123.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-ve-iki-ilce-belediye-baskani-gozaltina-alindi-3123-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-ve-iki-ilce-belediye-baskani-gozaltina-alindi-3123.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-ve-iki-ilce-belediye-baskani-gozaltina-alindi/7645/</link>
			<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 11:45:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çalışan Memurlara Da Bayram İkramiyesi Verilmelidir!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Değerli Basın Mensupları ve Kamuoyu,
 
Bilindiği üzere, ülkemizde emeklilere her bayram öncesinde ekonomik destek sağlamak amacıyla bayram ikramiyesi ödenmektedir. Bu uygulama, emeklilerimizin bayramlarını daha rahat ve huzurlu geçirmelerine katkı sunmaktadır. Ancak, aynı ekonomik zorluklarla mücadele eden ve kamu hizmetlerinin kesintisiz yürütülmesini sağlayan çalışan memurlarımız bu uygulamanın dışında bırakılmaktadır.
 
Kamu çalışanları, ülkemizin gelişmesi ve vatandaşlarımıza daha iyi hizmet sunulması için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Artan enflasyon, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı, memurlarımızın da alım gücünü ciddi şekilde düşürmektedir. Bu nedenle, yalnızca emeklilere değil, çalışan memurlara da bayram ikramiyesi ödenmesi büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir.
 
Talebimiz nettir:
 
Bayram ikramiyesinin yalnızca emeklilere değil, tüm kamu çalışanlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi,
Memurlarımızın da bayramlarını ekonomik kaygılardan uzak, daha huzurlu bir şekilde geçirmelerinin sağlanması,
Kamu çalışanlarının özverili emeklerinin karşılığının verilmesi ve çalışma barışının korunması.
Bu talebimizin hayata geçirilmesi, devletimizin sosyal adalet ve eşitlik ilkesine uygun bir adım olacaktır. Kamu çalışanları, ülkemizin refahı için fedakârca çalışmaktadır ve ekonomik desteklenmeyi hak etmektedir.
 
Yetkilileri, çalışan memurlarımızın da bayram ikramiyesinden faydalanması yönünde adım atmaya davet ediyor, kamuoyunun desteğini bekliyoruz.    
 
Liyakat-Sen Genel Merkezi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/calisan-memurlara-da-bayram-ikramiyesi-verilmelidir-8399.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/calisan-memurlara-da-bayram-ikramiyesi-verilmelidir-8399.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/calisan-memurlara-da-bayram-ikramiyesi-verilmelidir-8399-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/calisan-memurlara-da-bayram-ikramiyesi-verilmelidir-8399.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/calisan-memurlara-da-bayram-ikramiyesi-verilmelidir/7643/</link>
			<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 01:38:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ekrem İmamoğlu'nun diploması iptal edildi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik başlatılan 'usulsüz diploma' soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı. Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, İmamoğlu'nun diploması iptal edildi.

"Üniversitemiz Yönetim Kurulu’nun 18 Mart 2025 tarih ve 61. toplantısında alınan 3 sayılı karar ile; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24.02.2025 tarih ve 2025/44681 soruşturma sayılı ve ekinde yer alan Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkanlığı'nın 17.02.2025 tarih ve E-68918934-663.08[2024/519-04-R]-12 sayılı “Araştırma Raporu”nda yer alan tespitler çerçevesinde Üniversitemizde görevlendirilen İnceleme Komisyonu tarafından hazırlanan rapor uyarınca, Yükseköğretim Kurulu kararlarına ve mevzuatın aradığı şartlara aykırı olarak 1990 yılında Üniversitemiz İşletme Fakültesi İngilizce programına usulsüz yatay geçiş yapan 38 kişiden kaydı silinen 10 kişinin yatay geçiş kararlarının; geri kalan ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkanlığı'nın “Araştırma Raporu”nda adı geçen kişi dahil mezun olan 28 kişinin yatay geçiş kararlarının ve bu kararlara dayalı olarak bu kişilerin elde ettikleri mezuniyetlerin ve diplomaların “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle geri alınmak suretiyle iptal edilmesine; Üniversitemizin tüm fakültelerinde yapılmış olan yatay geçişlerle ilgili inceleme ve araştırmalara devam edilmesine ve akabinde gerekli iş ve işlemlerin tesis edilmesine karar verilmiştir. Alınan karar ve bu karara dayanak teşkil eden bütün bilgi ve belgeler İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na (YÖK) ivedilikle gönderilecektir."



 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-diplomasi-iptal-edildi-5642.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-diplomasi-iptal-edildi-5642.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-diplomasi-iptal-edildi-5642-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/ekrem-imamoglu-nun-diplomasi-iptal-edildi-5642.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/ekrem-imamoglu-nun-diplomasi-iptal-edildi/7641/</link>
			<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 20:53:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Turizm Bakanı kendi şirketine orman arazisini peşkeş çekti, 5 yıldızlı otel dikecek’iddiası]]></title>
			<description><![CDATA[CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Nebula Otelcilik’in Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un ETS şirketinin bir iştiraki olduğunu açıkladı.   CHP...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Nebula Otelcilik’in Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un ETS şirketinin bir iştiraki olduğunu açıkladı.

 

CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın sosyal medyadaki açıklaması şöyle:

“Kahramanımız yine Mehmet Nuri Ersoy.

Kendi Bakanlığından kendi şirketine (ETS’nin iştiraki Nebula Otelcilik’e) Antalya’daki orman vasfındaki hazine arazisini peşkeş çekti. 5 yıldızlı otel dikecek. Otelin yatırım değeri 4,7 milyar TL.

Hepsinin belgesini görselde paylaşıyorum.

Tam 8 futbol sahası büyüklüğündeki bu hazine arazisi, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’nde olduğu için bu arazi üzerindeki tüm tasarruf yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda.

Yetki Bakan’da olunca bunu kendi şirketinin çıkarı için kullanmaya utanmamış. Ne yapmış?

Bakanlık’taki Arazi Tahsis Komisyonu araziyi Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy’un şirketine tahsis ediyor.

Yetmiyor, daha önce yargı kararlarıyla 23 kez iptal edilmesine rağmen, projeye uygun imar planını da Kültür ve Turizm Bakanlığı yapıyor.

“ÇED gerekli değildir” kararı da alınıyor.

Üstelik Bakanlık’taki Arazi Tahsis Daire Başkanlığı, Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı. Genel Müdür de eski ETS çalışanı Neşe Çıldık.

Yani bir hazine arazisinin imara açılmasına da Bakan’ın şirketine tahsis edilmesine de ETS’nin eski bir çalışanı olan bürokrat imza atıyor. Ve tüm dolaplar Kültür ve Turizm Bakanlığı şapkasıyla döndürülüyor.

Delillerimiz, kanıtlarımız da mı yüzünüzü kızartmıyor Bakan Ersoy?

 

Kendi şirketinizi, sülalenizin şirketlerini düşündüğünüz kadar bu Devlet’i düşünmediniz.

Sizin utanç eşiğiniz tam olarak neresi?”



Kaynak: Cumhuriyet 


Tahmini okuma suresi: 3 dakika.]]></content:encoded>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turizm-bakani-kendi-sirketine-orman-arazisini-peskes-cekti-5-yildizli-otel-dikecek-iddiasi/7633/</link>
			<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 21:10:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İmamoğlu’nun diploması: AYM'nin emsal kararına göre iptal mümkün değil]]></title>
			<description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2023 yılında Resmi Gazete'de yayımlanan bir kararında, hile ve açık bir hatanın olmaması durumunda diplomanın 60 gün geçtikten sonra...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2023 yılında Resmi Gazete'de yayımlanan bir kararında, hile ve açık bir hatanın olmaması durumunda diplomanın 60 gün geçtikten sonra iptal edilemeyeceğine karar verdiği ortaya çıktı.

Kemal Vuraldoğan

Kısa Dalga - Kısa Dalga yazarı avukat Kemal Vuraldoğan, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği bir karara göre, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptalinin mümkün olmadığını belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin Resmi Gazete’de de yayımlanan Abidin Pişgin kararına göre, hile, açık hata vs yoksa diploma mezuniyet tarihinden sonraki 60 gün içinde iptal edilebiliyor. AYM, 60 günden sonra diplomanın iptal edilmesini eğitim hakkının ihlali olarak görüyor.

Kemal Vuraldoğan, bugün yayınlanan yazısında İmamoğlu’nun diploması konusundaki tartışmalara açıklık getirecek emsal AYM kararına ilişkin şunları yazdı:

Hukuka karşı tabutta rövaşata…

“Anayasa Mahkemesine giden olayda Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulundan mezun olan bir vatandaşımız 2011 yılında yüksek lisansını, 2015 yılında doktorasını bitirmiş. Yardımcı doçent olarak çalışmaya başlamış. Yıl olmuş 2016, Gürcistan Uluslararası Karadeniz Üniversitesinden yapılan yatay geçişlerin mevzuata uygun yapılıp yapılmadığı hususunda inceleme başlatılmış, yardımcı doçentin doktora yeterlilik sınavına girebilmesi için yönetmelikte aranan seminer dersini almış olma şartını taşımadığı tespit edilip doktora mezuniyetinin iptaline karar verilmiş. Anayasa Mahkemesi en az 50-60 yıllık Danıştay içtihadını hatırlatmış bu kararında, “…İdarenin ilgilisinin hilesi yahut açık hata sonucunda tesis ettiği hatalı işlemler dışında kalan işlemleri geri almasına yönelik yargısal içtihat dikkate alındığında bu işlemlere yönelik iptal süresinin iptal davası açma süresiyle sınırlandırıldığı anlaşılmıştır…”. Kararın Türkçesi şu: hile, açık hata vs yoksa diploma mezuniyet tarihinden sonraki 60 gün içinde alınır. 60 gün içinde aldın aldın yoksa bir daha alamazsın.İmamoğlu mezun olalı neredeyse 7.000 gün olmuş... Bu saatten sonra İmamoğlu’nun diplomasını geri almak demek, bir diğer unutulmaz bakanımızdan ilham alarak yazayım, “Neo klasik hukuk düşüncesinden, epistemolojik bir kopuşu temsil eden heteredoks yaklaşımdır, günümüzde giderek ön plana çıkan; davranışsal hukuk ve nöro hukuka karşı tabutta röveşatadır...”



Anayasa Mahkemesi’nden diploma iptali kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Vuraldoğan’ın işaret ettiği kararda, Abidin Pişgin adlı akademisyenin doktora diplomasının iptal edilmesiyle ilgili bireysel başvurusunda eğitim hakkının ihlal edildiğine hükmetti. 18 Ekim 2023 tarihli karar, Resmi Gazete’de yayımlanarak kamuoyuna duyuruldu.

Abidin Pişgin, Süleyman Demirel Üniversitesi’nde (SDÜ) tamamladığı doktora eğitiminin ardından 2015’te mezun olmuş ve Ardahan Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaya başlamıştı. Ancak 2016’da, Gürcistan’dan SDÜ’ye yatay geçiş sürecinde mevzuata uygunluk incelemesi yapıldı. İnceleme sonucunda, Pişgin’in doktora yeterlik sınavına girebilmek için zorunlu olan seminer dersini almadığı tespit edildi. SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu, 11 Mayıs 2016’da aldığı kararla Pişgin’ın doktora mezuniyetini iptal etti.

Pişgin, iptal kararının kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğunu, seminer dersi zorunluluğunun açıkça bildirilmediğini ve idarenin hatası nedeniyle mağdur edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ayrıca, diploma iptaliyle işini kaybettiğini ifade etti. Adalet Bakanlığı ise idarenin eğitimde takdir yetkisine sahip olduğunu ve işlemin meşru olduğunu savundu.

AYM, oybirliğiyle verdiği kararda, idarenin yeterlik sınavına kabulde hata yaptığını ve bu kusurun sorumluluğunu başvurucuya yüklediğini belirtti. Diplomanın mezuniyetten bir yıl, sınavdan ise üç yıl sonra iptal edilmesi, “iyi yönetişim” ve “tutarlılık” ilkelerine aykırı bulundu. Mahkeme, kamu yararıyla bireysel hak arasında dengenin bozulduğunu ve Pişgin’e orantısız bir külfet yüklendiğini vurgulayarak, Anayasa’nın 42. maddesindeki eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Kararda, ihlalin giderilmesi için Isparta İdare Mahkemesi’nde yeniden yargılama yapılması ve Pişgin’e 19.094,70 TL yargılama gideri ödenmesi hükmedildi. Ödeme, kararın tebliğinden itibaren dört ay içinde yapılacak; gecikmede faiz uygulanacak.

Sahtecilik yoksa iptal de yok

Anayasa Hukuku profesörü Tolga Şirin de bugünkü T24 yazısında aynı karara işaret ederek "Ekrem İmamoğlu’nun diplomasına yönelik girişimler, hukuki dayanaktan yoksun bir geriye yürütme çabasına dayanıyor. 1990 yılında geçerli olan mevzuat açık olup, bugünkü düzenlemeleri geçmişe uygulamak mümkün olmuyor. Üstelik, diplomanın geçersiz sayılması/geri alınması gibi ağır sonuçlar doğuracak işlemler, ancak sahtecilik veya ağır usulsüzlükler gibi olağanüstü hallerde gündeme gelebiliyor" ifadelerini kullandı.


Tahmini okuma suresi: 3 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-nun-diplomasi-aym-nin-emsal-kararina-gore-iptal-mumkun-degil-1867.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-nun-diplomasi-aym-nin-emsal-kararina-gore-iptal-mumkun-degil-1867.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-nun-diplomasi-aym-nin-emsal-kararina-gore-iptal-mumkun-degil-1867-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/imamoglu-nun-diplomasi-aym-nin-emsal-kararina-gore-iptal-mumkun-degil-1867.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/imamoglu-nun-diplomasi-aym-nin-emsal-kararina-gore-iptal-mumkun-degil/7628/</link>
			<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 12:52:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dekan'ı gönderen İstanbul Üniversitesi Rektörü, Erdoğan'ın mesai arkadaşı çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun diplomasına "Uygun" raporu veren Dekan Kamil Ahmet Köse'nin istifası sonrası yeni gelişme yaşandı. İmamoğlu'nun eleştirdiği İstanbul Üniversitesi Rektörü Osman Bülent Zülfikar'ın, Erdoğan’ın İBB Başkanı olduğu dönemde belediyede hangi görevde yer aldığı ortaya çıktı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Odatv'de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında başlatılan “usulsüz diploma” tartışmaları sürüyor. Son olarak 2020'de, İmamoğlu’nun diploması hakkında “uygundur” raporu veren İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kamil Ahmet Köse istifa etme kararı almıştı. Köse'nin bu süreçte baskı yaşadığı öne sürülmüştü. İmamoğlu, yaşananlar üzerine üniversite yönetimini ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Osman Bülnet Zülfikar'ı eleştirmişti. İmamoğlu, Zülfikar’ın 27 Ekim 2024’te İmamoğlu’nun yatay geçişinde hiçbir sorun olmadığına yönelik raporunu paylaşmıştı.

ERDOĞAN'IN İBB BAŞKANLIĞI DÖNEMİNDE, SAĞLIK HİZMETLERİ DAİRE BAŞKANLIĞI YAPTI

Temmuz 2023’te İstanbul Üniversitesi’ne Erdoğan’ın imzasıyla rektör olarak atanan Osman Bülent Zülfikar'ın, daha önce Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde belediyede Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı yaptığı ortaya çıktı. Cumhuriyet gazetesinden Engin Deniz İpek'in haberine göre, Zülfikar 2004-2008 yılları arasında Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliğine seçilmişti.

"KAMUYU ZARARA UĞRATTI" RAPORU MU VAR

Rektör olarak atanmasının ardından, geçmişte Zülfikar hakkında “Kan hastalıklarının tedavisi için gereksiz yere yüksek bedelli kan ilaçları yazdığı, eczane ve ilaç şirketleri ile işbirliği yaparak kamuyu zarara uğrattığı ve parasal konularda zaafiyeti olduğu” şeklinde soruşturma raporunun basına yansıdığı belirtildi.

ÖĞRETİM ÜYESİ KARDEŞİNİ BAŞDANIŞMANLIĞA ATADI

Zülfikar'ın 2023 yılında ise, aynı üniversitede öğretim üyesi olan kardeşi Prof. Dr. Haluk Zülfikar’ı rektör başdanışmanlığına ataması da çok konuşulmuştu.

ÜNİVERSİTE SİTESİNDEN "OTEL ODASI VERMEDİLER" AÇIKLAMASI

2023 yılının sonunda ailesiyle beraber tatil için Konya’ya giden Zülfikar'ın, otelde oda bulamadıkları için üniversitenin internet sitesinden bir tepki mesajı paylaştırdığı da ifade edildi.



160 YILLIK HALILAR MAKAM ODASINA MI SERİLDİ

Öte yandan Zülfikar'ın, 160 yıllık tarihi Emirgan Mirgün Köşkü’nün binlerce dolar değerindeki demirbaş halılarını, makam odasına serdirdiği ve zehirlenme korkusu yaşadığı için üniversitede yediği yemeklerin özel aşçılar tarafından yapıldığı da iddialar arasında yer aldı.

OSMAN BÜLENT ZÜLFİKAR KİMDİR

Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Bitlis'te doğdu. 1975 yılında İstanbul Haydarpaşa Lisesini, 1981 yılında İstanbul Tıp Fakültesini tamamladı. Aynı fakültede 1986 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlığını aldı. 1991 yılında Doçent olan Dr. Zülfikar, 1992 yılında Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi uzmanı unvanı aldı. Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Türkiye Hemofili Derneğini" kurdu.

1994-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Dairesi Başkanı olarak görev yaptı. 2000 yılında Profesör unvanını kazanan Dr. Zülfikar, 2004-2008 yılları arasında YÖK üyeliği, 2008-2013 yılları arasında Tıpta Uzmanlık Kurulu Başkan vekilliği yaptı. Çocuk Sağlığı, Hematoloji, Onkoloji ve Kalıtsal Kanama Bozuklukları alanlarında hekimlik yaptı. Bunların yanı sıra Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Asli üyeliği ve Eylül 2021’den beri İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, 1 Ağustos 2023 günü İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne atandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/dekan-i-gonderen-istanbul-universitesi-rektoru-erdogan-in-mesai-arkadasi-cikti-7660.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/dekan-i-gonderen-istanbul-universitesi-rektoru-erdogan-in-mesai-arkadasi-cikti-7660.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/dekan-i-gonderen-istanbul-universitesi-rektoru-erdogan-in-mesai-arkadasi-cikti-7660-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/dekan-i-gonderen-istanbul-universitesi-rektoru-erdogan-in-mesai-arkadasi-cikti-7660.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/dekan-i-gonderen-istanbul-universitesi-rektoru-erdogan-in-mesai-arkadasi-cikti/7627/</link>
			<pubDate>Sat, 15 Mar 2025 12:14:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Devlet memurunun sadakat göstereceği tek yer, devlettir!]]></title>
			<description><![CDATA[Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, dışarıdan yapıların, kamu yönetiminin hissedarı olmayacağına dikkat çekerek, “Hiçbir kişi ya da oluşuma, siyasal/ideolojik/sosyal renklerinden ötürü müsamaha gösterilemez! Kamusal hayatı, kamu yöneticileri yönetir. Devlet ortak kabul etmez, kamu kurumlarını dizayn etme ve kamuyu yönetme hadsizliğine de müsaade edilemez!” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Talip Geylan açıklamasında şunları söyledi:  

“Ülkemiz, kamuda paralel bir yönetime zemin verilmesinin bedelini, 15 Temmuz kalkışmasıyla çok acı şekilde tecrübe etmiştir. İşte bu tecrübe, devletin dışındaki yapılara sadakat gösteren oluşumların kamu yönetiminde konuşlanmasının, devlet ve millet hayatı için ne büyük bir tehlike doğurduğuna çok açık şekilde işaret etmektedir. Şekli, menşei ve sıfatı ne olursa olsun hiçbir “Dışarıdan” yapı, kamu yönetiminin hissedarı olamaz! Hele ki, kamu yönetiminde sorumluluk alan fakat devletin dışında başka unsurlara “Sadakat” gösteren her kişi, devletin memuru değil, biat ettiği oluşumun emireri ve yeri geldiğinde tetikçisidir. Bu da ihanettir! İhanetin, rengi olmaz! Hiçbir kişi ya da oluşuma, siyasal/ideolojik/sosyal renklerinden ötürü müsamaha gösterilemez! Kamusal hayatı, kamu yöneticileri yönetir. Devlet ortak kabul etmez, kamu kurumlarını dizayn etme ve kamuyu yönetme hadsizliğine de müsaade edilemez!”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/devlet-memurunun-sadakat-gosterecegi-tek-yer-devlettir-9327.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/devlet-memurunun-sadakat-gosterecegi-tek-yer-devlettir-9327.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/devlet-memurunun-sadakat-gosterecegi-tek-yer-devlettir-9327-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/devlet-memurunun-sadakat-gosterecegi-tek-yer-devlettir-9327.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/devlet-memurunun-sadakat-gosterecegi-tek-yer-devlettir/7607/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 13:09:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Beykoz Belediye Başkanı görevden uzaklaştırıldı]]></title>
			<description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı, dün tutuklanan Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler'i "geçici tedbir" olarak görevden uzaklaştırdı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler'in de aralarında olduğu 13 kişi dün tutuklandı. Köseler bugün İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden uzaklaştırıldı.

Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "İhalaye fesat karıştırma” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarından başlatılan soruşturmada, Köseler’in de aralarında bulunduğu 13 kişi tutuklandı, 5 kişi serbest bırakıldı.

Tutuklama kararının ardından İçişleri Bakanlığı harekete geçti. Köseler'i görevden uzaklaştıran Bakanlık, kararını yazılı açıklamayla duyurdu.

Açıklamada, "Anayasa'nın 127. maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmıştır." ifadelerine yer verildi.

KÖSELER NEYLE SUÇLANIYOR?

Savcılığın Köseler'e tutuklama talebiyle hakimliğe yazdığı sevk yazısında, Beykoz Belediye Başkanlığı bünyesindeki farklı müdürlüklerin yaptığı birçok mal ve hizmet alımında, birbiriyle irtibatlı aynı firmalardan dönüşümlü tekliflerin alındığı belirtilerek, ihale usulüne etki etmek amacıyla, belirli yasal sınırların altında kalmak için konusu aynı olan işlerin bölünüp, yakın tarihlerde aynı yüklenicilere ihale edildiği, benzer firmalardan yan teklif alındığı, bazı ihale yüklenicisi, firma ve teklif veren diğer firmalar arasında adres ve ortaklık düzeyinde organik bağ olduğu kaydedildi.

Yazıda, ihale yüklenicisi firmanın ihalenin yaklaşık maliyetini belediye idaresinden önceden öğrendiği ifade edilerek, ihalelerde açıklık, eşit muamele, rekabet, doğruluk ve gizlilik ilkelerine aykırılık oluşturan bu türlü durumların, ihaleye katılımın en üst düzeyde gerçekleşmesini ve ihalenin kamu menfaati için en uygun koşullarda yapılmasını engellediği aktarıldı.

Belediye başkanının ise ihale sürecinde bilgi, talimat, gözetim, önleme ve denetim sorumluluğu olduğu belirtildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beykoz-belediye-baskani-gorevden-uzaklastirildi-595.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beykoz-belediye-baskani-gorevden-uzaklastirildi-595.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beykoz-belediye-baskani-gorevden-uzaklastirildi-595-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/03/beykoz-belediye-baskani-gorevden-uzaklastirildi-595.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/beykoz-belediye-baskani-gorevden-uzaklastirildi/7589/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Mar 2025 13:42:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ Kamu 399 iletişim sendikasından basın açıklaması ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[PTT’DE USULSÜZLÜĞÜN FATURASI EMEKÇİYE KESİLEMEZ!

Son dönemde Bursa’da PTT’de yaşanan usulsüzlükler nedeniyle 17 taşeron firma çalışanı ve bazı yöneticiler işten çıkarılırken bazılarının da kadrosu düşürüldü. Ancak bu süreçte, yaşanan sorunların faturasının yine görev bilinciyle çalışan emekçilere kesildiğini görmekteyiz. İşten çıkarılan taşeron çalışanların yerine yeni personel alınmamış, onların yükü mevcut çalışanlara yüklenmiştir. Bu durum, zaten ağır çalışma koşulları altında görev yapan PTT emekçilerinin iş yükünü dayanılmaz bir seviyeye çıkarmış ve büyük bir mağduriyet yaratmıştır.

Bu yetmezmiş gibi, çalışanlara yönelik baskılar ve mobbing uygulamaları da artmıştır. İş yoğunluğu katlanarak artarken, çalışanların haklı talepleri görmezden gelinmekte, kurum içi adaletsizlik derinleşmektedir. Çalışanların moral ve motivasyonunun yok sayıldığı bu uygulamalar kabul edilemez.

Buradan yetkililere açıkça sesleniyoruz:

Yaşanan usulsüzlüklerin sorumluları kimse, hukuk önünde hesap vermelidir. Ancak suçsuz emekçilerin bu sürecin bedelini ödemesine izin vermeyeceğiz!

Eksik personel derhal tamamlanmalı, çalışma koşulları iyileştirilmelidir.

Çalışanlara yönelik baskı ve mobbing uygulamalarına son verilmelidir.


Sendika olarak sürecin takipçisi olacağımızı ve PTT emekçilerinin haklarını sonuna kadar savunacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. İş barışını bozan, emekçileri mağdur eden bu yanlış uygulamalara karşı hukuki ve sendikal mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kamu 399 iletişim Sendikası Yönetim Kurulu Adına 

Genel Başkan Erdoğan Alparslan
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/02/kamu-399-iletisim-sendikasindan-basin-aciklamasi-6846.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/02/kamu-399-iletisim-sendikasindan-basin-aciklamasi-6846.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/02/kamu-399-iletisim-sendikasindan-basin-aciklamasi-6846-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/02/kamu-399-iletisim-sendikasindan-basin-aciklamasi-6846.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kamu-399-iletisim-sendikasindan-basin-aciklamasi/7557/</link>
			<pubDate>Sat, 15 Feb 2025 22:39:37 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>