<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>TÜRK DÜNYASI</title>
         <link>https://www.kamudannethaber.com/turk-dunyasi/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?]]></title>
			<description><![CDATA[Araştırmacı ve Doğu Türkistan aktivisti Yücel Tanay, Çin’in son yıllarda her konuda baskı altına aldığı, kurduğu toplama kamplarında zulmettiği Uygur Türklerini yazdı. Milyonlarca Uygur Türkünün İslam dünyanın yetimi olduğunu söyleyen Tanay, Müslüman başkentlerin Pekin’e karşı suskunluğunu ‘bilinçli ve çıkar sessizliği’ olduğunu söylüyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karar Gazetesinde Yücel Tanay'ın yazdığına göre;  Uygur Türkleri bugün yalnızca Çin’in baskısı altında bir halk değildir; aynı zamanda Türk dünyasının yetimi hâline getirilmiş bir millettir. Doğu Türkistan’da yaşananlar artık tartışmalı bir “insan hakları ihlali” değil, sistematik bir kültürel, demografik ve kimliksel yok etme sürecidir. Buna rağmen Türk dünyası, bu tarihsel traji karşısında büyük ölçüde sessizdir.

Bu sessizlik ne cehaletle ne de bilgi eksikliğiyle açıklanabilir. Aksine, bu suskunluk bilinçli bir tercihin, çıkar hesaplarının ve korkuların ürünüdür.

UYGURLARIN TÜRK DÜNYASINDAKİ YERİ

Uygurlar, Türk dünyasının kenarında kalan bir topluluk değil; Türk medeniyetinin kurucu unsurlarından biridir. Bugün ‘Doğu Türkistan’ dediğimiz coğrafya, Türk dilinin ve düşüncesinin yazıya döküldüğü ana merkezlerden biridir.

Türk dilinin ilk büyük sözlüğü olan Divânu Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmud tarafından Kaşgar merkezli Doğu Türkistan havzasında hazırlanmıştır. Bu eser yalnızca bir sözlük değil; Türk boylarının dili, kültürü ve dünya görüşünü kayıt altına alan bir medeniyet manifestosudur.

Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eseri de aynı coğrafyada kaleme alınmıştır. Bu eser, Türk-İslam siyaset düşüncesinin temel metni olup; adalet, devlet ahlakı ve yönetim felsefesini sistemli biçimde ortaya koyar.

Bunun yanı sıra Atabetü’l-Hakayık, Karahanlı dönemi Kur’an tercümeleri ve ilk Türkçe tefsir–fıkıh metinleri Doğu Türkistan havzasında ortaya çıkmıştır.

Dolayısıyla bugün Doğu Türkistan’da hedef alınan şey yalnızca yaşayan Uygur halkı değil; Divânu Lügati’t-Türk’ün, Kutadgu Bilig’in ve Türk medeniyet hafızasının doğduğu coğrafyadır.

UYGUR MEDENİYETİNİN KATKILARI

Uygurlar, yalnızca siyasi ve kültürel bir Türk topluluğu değil; insanlık tarihine somut bilimsel ve teknik katkılar sunmuş bir medeniyetin taşıyıcısıdır. Doğu Türkistan havzası, tarımdan tıbba, yazıdan baskı teknolojisine kadar birçok alanda öncü uygulamaların ortaya çıktığı bir merkez olmuştur.

Tarım ve Su Mühendisliği:

Tarımda bir su mühendisliği harikası olarak kabul edilen kariz (karez) sistemi, Uygurlar tarafından geliştirilmiş ve yüzyıllar boyunca kurak coğrafyalarda sürdürülebilir tarımı mümkün kılmıştır. Yer altı su kanallarıyla suyu kilometrelerce uzaklıktan yüzeye taşıyan bu sistem, bugün dahi hayranlık uyandıran bir mühendislik çözümüdür.

Tıp:

Bazı araştırmacılar, akupunktur tedavi yönteminin Uluğ Türkistan’da, özellikle Uygur tıp geleneğinde sistematik biçimde uygulandığını; Uygur tıp metinlerinin Çin ve İslam dünyasıyla etkileşim içinde geliştiğini belirtmektedir. Bu durum, Uygurların erken dönem tıp bilgisindeki rolüne işaret etmektedir.

Yazı ve Alfabe:

Eski Türklerin yazıda kullandıkları ikinci millî alfabe Uygur alfabesidir. Uygur yazısı sağdan sola doğru yazılır; 18 harften oluşur ve harfler genellikle bitişik yazılırdı.

VIII. yüzyılın ilk yarısında kullanılmaya başlanmış, kısa sürede diğer Türk kavimleri arasında yayılmıştır. X. yüzyıldan itibaren Arap alfabesinin yaygınlaşmasına rağmen önemini yitirmemiş; Moğol hâkimiyeti döneminde (XIII. yüzyıl) yeniden canlanarak uzun süre Moğolların resmî yazısı olmuştur. Bu durum, Uygur yazı geleneğinin Avrasya ölçeğindeki etkisini göstermektedir.

Matbaa, Kağıt ve Yazı Araçları:

Uygur Türkleri, kağıt ve baskı tekniğini erken dönemlerde bilmekteydi. Matbaanın ilk kullanıcılarının Çinliler olduğu yönündeki yaygın görüşe karşılık, bazı araştırmacılar hareketli tahta harfli matbaanın Uygurlar tarafından kullanıldığı kanaatindedir. Uygurların bu baskı tekniği, Moğollar aracılığıyla XIII. yüzyılda Avrupa’ya ulaşmış, böylece matbaanın Batı’ya yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu bağlamda Gutenberg, matbaanın mucidi değil; mevcut tekniği geliştiren kişi olarak değerlendirilir.
Yazı araçları konusunda da Uygurlar dikkat çekici yenilikler yapmıştır. İnsanlar yazı için kuş kanadı kullanırken, Uygurlar ağaç çubuk içine odun kömürü yerleştirerek “karataş” adı verilen yazı aracını geliştirmiştir. Bu terimin, Rusçaya “karandaş” olarak geçtiği ve hâlen kullanıldığı belirtilmektedir.

Kağıt Üretimi:

Dünyanın birçok bölgesinde hayvan derisi, papirüs veya bambu üzerine yazı yazılırken, Uygur Türkleri samandan kağıt üretmeyi başarmışlardır. “Hotan Samanı” tabiri buradan gelmektedir. Uygurlar kağıdı Avrupa’dan yüzyıllar önce biliyorlardı. Kağıt yapım tekniği, VIII. yüzyılda Müslümanlar tarafından öğrenilmiş; Semerkant’ta kağıt imalathaneleri kurulmuş ve XI. yüzyılda Endülüs üzerinden Avrupa’ya yayılmıştır.

Bu katkılar, Uygurların yalnızca tarihsel bir topluluk değil; bilim, teknoloji ve kültürde öncü bir medeniyet olduğunu açıkça göstermektedir. Bugün Doğu Türkistan’da yürütülen asimilasyon politikaları, yalnızca bir halkı değil; insanlık tarihine yapılmış bu katkıların mirasını da hedef almaktadır.

Türk Dünyası Ülkeleri – Çin İlişkileri: Sessizliğin Arka Planı Türk dünyasının sessizliğinin temelinde, Çin ile kurulan asimetrik ekonomik ve siyasi ilişkiler yatmaktadır. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden Batı Türkistan’daki Türk devletlerini borçlandırma, yatırım bağımlılığı ve ticari baskı yoluyla kendisine bağlamıştır.

Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkeler, Çin’le ilişkiler zarar görmesin diye Uygur meselesini bilinçli biçimde gündem dışı bırakmaktadır.

Uygurlar “akraba topluluk” olmaktan çıkarılıp, diplomatik bir risk unsuruna indirgenmiştir.

ŞİÖ KİME HİZMET EDİYOR?

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), resmî söylemde “terörle mücadele” ve “bölgesel güvenlik” amacıyla kurulmuştur. Ancak pratikte bu yapı, Çin’in Uygur politikasını meşrulaştıran ve ihraç eden bir mekanizma hâline gelmiştir.

ŞİÖ çerçevesinde Uygur aktivistler “ayrılıkçı” ilan edilmiş, Çin’den kaçan Uygurlar takip altına alınmış; bazıları iade edilmiş ya da susturulmuştur. Bu yapı, Türk dünyasının güvenliğine değil; Çin’in güvenlik tanımına hizmet eden bir işbirliği düzeni hâline gelmiştir.

VATANDAŞLIK BEKLEYEN UYGURLAR VE G-87 KODU

Bu sessizliğin en sarsıcı örneklerinden biri Türkiye’de yaşanmaktadır. Türkiye’de yıllardır yaşayan, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve Türk vatandaşlığı başvurusu yapmış binlerce Uygur, herhangi bir adli suç isnadı olmaksızın G-87 (Genel Güvenlik) kodu gerekçe gösterilerek hedef hâline getirilmektedir.
Bu kod; oturum iptalleri, ikamet başvurularının reddi, ani gözaltılar ve geri gönderme merkezlerine sevkler için fiilî bir zemin oluşturmaktadır. Çin’e iade edilmeleri hâlinde tutuklanma veya kaybolma riski açık olan bu kişiler aylarca belirsizlik içinde tutulmakta; bu durum geri göndermeme (non-refoulement) ilkesini fiilen zedelemektedir.

TÜRKİYE’DE HİSSEDİLEN GÖLGE

Son yıllarda Çin’in sınır ötesi baskı (transnational repression) faaliyetlerinin Türkiye’de de hissedildiğine dair iddialar, tanıklıklar ve açık kaynak raporları artmıştır. Çin konsolosluklarıyla bağlantılı olduğu ileri sürülen bazı dernek ve yapıların, Uygur toplumu üzerinde fişleme, baskı ve istihbarat amaçlı faaliyetler yürüttüğüne dair iddialar kamuoyuna yansımıştır.

Türkiye’de bazı Uygurların şüpheli saldırılara uğradığı, bu saldırılar sonucu hayatını kaybedenler ya da kalıcı biçimde sakat kalanlar olduğuna dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Buna ek olarak, Doğu Türkistan davasını savunan isimler hakkında hakaret ve tazminat davaları açıldığı; uzun yargı süreçleriyle yıldırma ve susturma etkisi yaratıldığı ifade edilmektedir.

SAYISAL GÜÇ, SİYASİ KIRILGANLIK

Dünyadaki en büyük Uygur diasporalarından biri Kazakistan’da bulunmaktadır. Tarihsel ve coğrafi bağlar nedeniyle Kazakistan uzun süre Uygurlar için ilk sığınak olmuştur. Ancak Çin’le derinleşen ekonomik ve güvenlik ilişkileri, bu diasporayı kırılgan ve baskıya açık hâle getirmiştir. Bu bağlamda kamuoyuna yansıyan tartışmalı örneklerden biri, eski Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in damadı olduğu bilinen, Uygur asıllı Mansimov ile ilgilidir. İddialara göre; Pekin’de eğitim görmüş, ileri düzeyde Çince bilen ve Çin’le yakın temaslara sahip olduğu belirtilen bu isim, Kazakistan’daki Uygur toplumuna yönelik baskı ve denetim mekanizmalarının işletilmesinde dolaylı bir rol oynamıştır.

Bu iddialar, Uygur kimliğinin rejimler arası ilişkilerde araçsallaştırıldığı, diasporanın Çin’le ilişkilerde pazarlık unsuru hâline getirildiği endişesini güçlendirmektedir. Sayısal olarak güçlü olmak, siyasi olarak korunmak anlamına gelmemekte; aksine Çin’le yakın ilişkiler kuran ülkelerde Uygur diasporası daha görünmez ve daha savunmasız hâle gelmektedir.

SESSİZLİĞİN BEDELİ

Bugün Doğu Türkistan’da dil yasaklanıyorsa, çocuklar ailelerinden koparılıyorsa, tarih yeniden yazılıyorsa; bu yalnızca Uygurların meselesi değildir. Bu, Türk dünyasının kendi köklerine yönelmiş bir tasfiye sürecidir.

Uygurların çığlığı, bir etnik grubun değil; Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk medeniyetinin çığlığıdır. Bu çığlığa kulak tıkamak, yalnızca Uygurları değil; kendi geçmişimizi ve geleceğimizi inkâr etmektir.
Türk dünyası bugün susarak rahat edebilir.

Ama tarih, bu sessizliği affetmeyecektir.

Uygur meselesi yalnızca bir insan hakları ihlali değil; Türk tarihine, Türk kimliğine ve insanlık mirasına karşı işlenen sistematik bir suçtur. Doğu Türkistan’da yürütülen politikalar, bir halkın yalnızca bugününü değil, geçmişini ve geleceğini de hedef almaktadır. Uygur Türkleri, yazıdan bilime, tarımdan devlet geleneğine kadar Türk medeniyetinin temel taşlarını oluşturan bir halktır.

Türk dünyasının büyük bölümünün bu soykırım karşısındaki sessizliği, ahlaki olduğu kadar tarihî bir sorumluluk krizidir. Ekonomik çıkarlar, Çin’le kurulan bağımlılık ilişkileri ve siyasi konjonktür, hakikatin üzerini örtemez. Sessizlik sürdükçe bu durum yalnızca bir kayıtsızlık değil, fiilî bir ortaklık hâline gelmektedir. Doğu Türkistan susturuldukça Türkistan’ın tamamı susturulmaktadır. Bugün Uygurlar için konuşmayanlar, yarın kendi tarihleri ve kimlikleri için de söz söyleyemez hâle gelecektir. Uygur davası, bir coğrafyanın değil; Türk dünyasının onur, hafıza ve vicdan meselesidir.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/turk-dunyasi-uygur-soykirimini-neden-gormuyor-4857.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/turk-dunyasi-uygur-soykirimini-neden-gormuyor-4857.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/turk-dunyasi-uygur-soykirimini-neden-gormuyor-4857-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/turk-dunyasi-uygur-soykirimini-neden-gormuyor-4857.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turk-dunyasi-uygur-soykirimini-neden-gormuyor/8497/</link>
			<pubDate>Tue, 19 May 2026 00:22:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İnsanlık neden susuyor? Doğu Türkistan’da Zulüm Sürüyor]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[06 Mayıs 2026, Çarşamba 10:06

Yeni Asya'ın haberine göre; Doğu Türkistan’da yıllardır süren ağır insan hakları ihlâllerinin raporlarla belgelenmesine rağmen Türkiye ve dünya genelinde somut adımların atılamaması ‘insanlık neden susuyor?’ sorusunu gündeme taşıyor.

Yaklaşık 70 yıldır Çin yönetimi altında yaşayan Uygur Türklerinin maruz kaldığı hak ihlâlleri ve zulümler uluslararası toplumun sessizliği yüzünden devam ediyor. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR), Ankara Sivil Toplum Platformu ve Bilkent Human Rights Society iş birliğiyle Ankara’da düzenlenen “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlâlleri Endeksi 2025” tanıtım programı, konuyu tekrar gündeme taşıdı. DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Elif Esen, burada yaptığı konuşmada Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlâllerine dikkat çekerek Türkiye’nin bu tablo karşısındaki yaklaşımını ele aldı.

Dijital hapishaneler belgelendi

Bölgede artan baskılara değinen Esen, camilerin Çin mimarisine göre yeniden inşa edilmesini “kuşaklar arası kültürel sürekliliği kesmeye yönelik yapısal bir politika” olarak nitelendirdi. Dijital gözetim uygulamalarına da dikkat çeken Esen, Çin bağlantılı şirketlerin diaspora üzerinde casus yazılımlar geliştirdiğinin belgelendiğini ifade etti. 

Sessizlik meşrulaştırılmamalı

Türkiye-Çin ilişkilerinin ekonomik boyutuna da değinen Esen, “Bu bağımlılık artık Uygur Türklerine yönelik sessizliği meşrulaştırmamalı” ifadelerini kullandı. 2017 yılında imzalanan iade anlaşmasının TBMM komisyonlarında beklediğini hatırlatan Esen, meselenin yalnızca yasal metinler olmadığını belirterek “Tahdit kodlarının denetlenmesi, geri gönderme merkezlerindeki şartların şeffaflaştırılması ve üçüncü ülke sevklerinin durdurulması mümkündür; bu bir siyasî irade meselesidir” dedi.

Türkiye ve İslâm ülkeleri neden sessiz?

Türkçe DW’nin haberine göre Frankfurt Küresel İslâm Araştırmaları Merkezi (FFGI) Direktörü Prof. Dr. Susanne Schröder, Müslüman ülkelerin bu tavrının gerisinde, ekonomik hesaplar ve çıkarlar olduğunu ifade ediyor. Dünya genelinde Müslümanların haklarını savunma iddiasındaki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın neden Uygurlar içim U dönüşüne gittiğini ise Alman uzman şu sözlerle açıklıyor: “Türkiye’nin Batı ile ilişkileri kötüleşti. Türkiye siyasî alternatif ve bu bağlamda da Çin ile ittifak arayışında. Ayrıca Türkiye ekonomisi zorda ve acilen iyi ticarî ilişkilere ihtiyacı var.”

Raporlarda neler var?

Raporlara göre Çin yönetimi, bölgede yaşayan Uygur Türklerinin dinî, kültürel ve sosyal hayatlarını sınırlandıran politikalar uyguluyor. Dil kullanımı, ibadet hürriyeti ve kültürel faaliyetler üzerindeki kısıtlamaların yanı sıra, nüfus politikaları ve zorunlu göç uygulamaları da dikkat çekiyor. Uluslararası insan hakları raporlarında, bölgede yaygın ayrımcılık, dinî baskılar ve kültürel asimilasyon politikalarının sistematik şekilde sürdürüldüğü ifade ediliyor. Bu raporlara rağmen Çin’in ekonomik ve siyasî gücü, küresel ölçekte güçlü bir tepkinin oluşmasını zorlaştırıyor.

BM de susuyor

Öte yandan Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların konuya ilişkin sınırlı tepkiler vermesi, eleştirilere sebep oluyor. Uzmanlar, insan hakları ihlallerinin önlenmesi konusunda uluslararası toplumun daha etkin rol alması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin de çeşitli platformlarda Doğu Türkistan meselesini gündeme getirdiği, ancak bu çabaların tek başına yeterli olmadığı belirtiliyor. Özellikle İslâm dünyasının ortak bir duruş sergilemesi gerektiği ifade ediliyor.

Dünya bu zulmü görmeli

Yesevi Hareketi Ankara Şubesi tarafından düzenlenen “Dünyada Uygur Türkleri ve Asya’da Uygur Türklerine Yönelik İnsan Hakları İhlalleri” panelinde konuşan Uygur Araştırma Merkezi İcra Kurulu Direktörü Abdulhakim İdris Uygur Türklerinin yaşadığı süreci tarihî bir çerçevede değerlendirerek “Çin’in 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal etmesiyle başlayan süreç, özellikle 1990’lardan sonra artarak devam etti ve 2017’de soykırım boyutuna ulaştı. Bölgenin dünyanın gözünden uzak olması ve Çin’in teknolojik imkânları bu süreci daha görünmez hâle getiriyor” ifadelerini kullandı. Uluslararası raporlara dikkat çeken İdris, “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları raporlarına göre Çin, Uygur bölgesinde insanlığa karşı suç işliyor” diyerek iddiaların uluslararası düzeyde de gündeme geldiğini vurguladı.

Ailemden haber alamadım

Konuşmasında kişisel deneyimlerine de yer veren İdris, Uygurlu olarak yaşadığı trajediyi şu sözlerle anlattı: “Ben en son annemle babamla 25 Nisan 2017’de konuştum. O günden beri hiçbir haber alamadım.” Ailesine yönelik baskıları anlatan İdris, “Evimize Çinli görevliler yerleştirildi, akrabalarım gözaltına alındı. 20’den fazla yakınım kayıp” dedi. Babasının vefatını aylar sonra öğrendiğini belirterek, “Babamın nasıl öldüğünü bile bilmiyorum.” ifadelerini kullandı. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/insanlik-neden-susuyor-dogu-turkistan-da-zulum-suruyor-8481.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/insanlik-neden-susuyor-dogu-turkistan-da-zulum-suruyor-8481.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/insanlik-neden-susuyor-dogu-turkistan-da-zulum-suruyor-8481-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/05/insanlik-neden-susuyor-dogu-turkistan-da-zulum-suruyor-8481.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/insanlik-neden-susuyor-dogu-turkistan-da-zulum-suruyor/8482/</link>
			<pubDate>Wed, 06 May 2026 23:22:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ata Toprakları Olan Türkistan'a  Seyahat Notları]]></title>
			<description><![CDATA[Sabri Şenel’in kaleminden "Ata Yurdu" Türkistan’a dair derin bir yolculuk. İstanbul’dan Buhara’ya, Semerkant’tan Taşkent’e uzanan bu notlarda; Türk tarihinin altın çağını, İslam medeniyetine hizmet eden büyük bilgeleri ve acı tatlı hatıralarıyla yaşayan bir coğrafyanın ruhunu keşfedeceksiniz.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul Havalimanı’ndan başlayan yolculuk, adeta doğduğum topraklara giderken yaşadığım duygularla örtüşüyordu; zira iki yıldır memleketim Gümüşhane’ye gidemedim. Sanki kendi memleketime gider gibiydim, aynı duyguları yaşıyordum. Burası sıla diyarı değil; ata yurtları, Turan topraklarıydı. Ömrümüz Türk milletine hasretle, aşkla geçmişti. Kaderin bizden ayırdığı, aynı soydan geldiğimiz boylarla aynı Türk ailesinin parçalarıydık. Tarihsel süreçler bu hissiyatı zayıflatsa da aynı kanı ve soyu taşıdığımız insanlar, yüce Türk milletinin evlatlarıydı.

Bu şuurla, bu bilinçle yetiştik; bu, sosyolojinin, dinin, tarihin, aklın, bilimin ve Türk milletinin parçası olmanın gereğiydi. Komünizm döneminde SSCB’nin baskı ve zulüm politikaları dikkatlerimizi hep buralara yoğunlaştırmıştı; aklımız, gönlümüz hep buralardaydı. "Ağlama sen nazlı gardaş, ölirem ağlayı ağlayı" türküsünü hep gözyaşları içinde söylerdik. İşte bu hasret ve umutlar, bizi ve Türkistan Türklerini bir kader kavşağına getirmişti. Sonunda pırıl pırıl Türk Cumhuriyetleri 1991 yılında hep birden bağımsızlığını ilan etti; özerk Türk toplulukları ve esaret altındaki Türkler nefes alır oldu.

Zorluklara rağmen bu dünya, hassas ve fedakâr Türk milletinin evlatları olan Ahmet Yesevi ve Alperenlerine, misyonu olan yüce Türk bilgelerine vefa olarak artık sıra Türkiye Türklerindeydi. Bütün olumsuzluklara, zor şartlara rağmen yılların ihmali artık tarih olmalı, yeni bir sayfa açılmalıydı. Bu konuda Türk devletinin ve Türk milletinin fedakâr, cefakâr evlatlarına yürekten teşekkür ederiz. Buna rağmen yapılacak çok şey vardı; verilen hizmetlere teşekkür etmekle birlikte yeni kardeşlik, birlik ve bütünlük için yeni adımlar atılmalıydı. Ama asla "ağabey" veya üstenci bir tavırla değil, aynı safta kardeşçe yol almalıydık; zira Türk milleti dünyanın her yerinde tek millettir. Bu, milli bilincin, varlık ve bekamızın olmazsa olmaz şartıdır.

Özbekistan, Harezm bölgesinde yolumuz, Karaman Türklerinin hâlen yaşadığı ana yurdu olan bir köye düştü. Harezm bölgesinde tarih, kültür ve inanç önderlerinin, manevi önderlerin kabirlerini ve eserlerini izleyerek tarihe yolculuk yapmaya devam ediyoruz.

TÜRK ÇAĞININ OĞUZLARLA BAŞLANGIÇ YILLARI VE SULTAN ALPARSLAN’IN DOĞDUĞU BÖLGE!

Türk boylarının Özbekistan Kızılkum Çölü’ndeki tarihi serüvenine, Oğuzların çöldeki çileli mücadelesine ve Sultan Alparslan’ın doğduğu bölgede tarihe yolculuk yaptık! Dünyada tarihi eserlerin çok yoğun bulunduğu ender yerleri sırasıyla geziyoruz. Buhara’da olmak, binlerce yıllık Türk tarihinin huzurunda olmaktır. Allah’a böyle bir millete mensup olduğumuz için sonsuz şükür ve dua ediyoruz. Ait olduğumuz milletin insanlığa ve İslam dinine hizmetinden bir kez daha onur ve gurur duyduk. Bölge, tarihi yapılarla adeta açık hava müzesine dönmüş; bu kadar tarihi yapının bir arada olduğu başka bir ülkeye ve şehre az rastlanır. Buhara’da Selçuklu’dan kalan tek caminin önünde durduk, izledik ve resimledik.

BU MEYDANI GÖRMEDEN ÖLMEYİN!

Semerkant Registan Meydanı’ndayız. Semerkant’tayız, Abdülhâlik Gucdüvânî’nin dergâhındayız! Semerkant’ta Bayezid-i Bistâmî’nin manevi huzurundayız! Semerkant’ta astronomi ve matematik bilgini Uluğ Bey’in manevi huzurundayız. Zengin tarihi, kültürel, mimari mirası gezmekle bitmez; şehirleri bizzat görmek gerekir. Gezimizde tur firması sahibi Mehmet Bey’in bozkurtça uluyan minik kızı Feride, milli futbolcu Merih Demiral’ın bozkurt işaretine Türkistan’dan adeta bir cevaptır. Bütün Türkler bir millettir. Tarih sahnesine Türkler yeniden geliyor.



Semerkant’ta Emir Timur’un kabrinin başındayız. Timur hakkında, onun doğduğu toprakta olmak müthiş bir duygudur. Semerkant’a bağlı Yenikışla köyünde Türkmen evine misafir olduk. Rahmetli ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Bu meydanı görmeden ölmeyin.” diyor. Semerkant Registan Meydanı’nda Uluğ Bey Medresesi’ndeyiz. Uluğ Bey, Emir Timur’un torunudur. Meydanın etrafındaki üç medresede dini ilimler yanında astronomi başta olmak üzere birçok ilim dalında insanlığa Türkün altın çağını yaşatmışlardır. ABD, aya ilk ayak bastığı yere Uluğ Bey ismini vermiş; o dönemki Uluğ Bey, Farabi, İbn-i Sina ve El-Harezmî’nin öğretileri ders olarak okutulmaktadır. Dünyadaki bugünkü bilimsel gelişmelerin temelinde Türk bilgelerinin emeği, alın teri ve cefası vardır. İnsanlık Türklere çok şey borçludur. Türk asrının yeniden başlaması işte bu ruha, öze ve misyonu güncellemeye bağlıdır.

Allah’ın peygamberine gelen vahyin mesajını onun sünneti ile korumak, hadis rivayeti için yollara düşenleri anmak, anlamak ve manevi huzurunda olmak çok hoş bir duygudur. Bu uğurda çile, cefa çekmek; vahyin mesajını bozmaya çalışanlara karşı Peygamberimizin evrensel mesajını insanlığa saf, duru biçimde sunmak Türkistan coğrafyasının en temel özelliğidir. İşte Kütüb-i Sitte’nin hadis rivayetçileri, Peygamberimizin sünneti ile vahyi korumanın hem âlimi hem de neferi oldular. İşte bu karşılıksız sevdanın yolunun yolcusu; Kütüb-i Sitte’nin dört hadis rivayetçisi olan Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin milletinden olmak Türk milleti için çok büyük onurdur. Ahmet Yesevi’yi Anadolu’ya gönderen işte bu manevi iklimdir. Bizi Anadolu’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da Müslüman yapanlar bu yolun yolcularıdır. Manevi hazzı yüksek, Türk milletine ve İslam alemine Türk-İslam yorumu ile hizmet eden çok kıymetli manevi şahsiyetlerin kabri başında ellerimizi Mevla’ya açtık. “Yarabbi, Türk milletine ve insanlığa esareti, zulmü yeniden tattırma ulu Allah’ım!” diye çok dua ettik.

Sahih-i Buhari adına yapılan ve bir ay önce hizmete açılan görkemli binalar; Mekke ve Medine’deki kutsal beldelerdeki ruhu, özü ve manevi havayı yansıtıyordu. İslam’ın Türk yorumu milyonların İslam’ı tercih etmesini sağlıyor; aradan asırlar geçmesine rağmen bugün hâlâ dün gibi güncele cevap vererek bilgelikte el üstünde tutuluyor. Kur’an’ın mesajının sahih hadislerle anlaşılmasını sağlayacak titizlikle araştırılıp insanlığa sunulmuş, çok büyük bir ihtiyaç karşılanmış; hurafe, bidat ve uydurma hadislere meydan okunmuş; İslam’ın itikat ve ameli düzenleyen vahye örtüşmesi sağlanmıştır.

Semerkant’ta Maturidi’nin kabrini ziyaret ettik. Etrafta adına yakışır hummalı bir çalışma ile yeni bina ve çevre düzenlenmesi yapıldığı için Özbekistan devletine teşekkür ederiz. Onun düşünceleri çevresinde şekillenen Maturidilik; İslam inanç tarihinde akıl-nakil dengesini gözetmesiyle tanınan ana akım Ehl-i Sünnet temsilcisidir. Gerek dil ve üslup özellikleri gerekse yaşadığı Semerkant ve çevresinin Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir bölge olması göz önüne alındığında, Maturidi’nin Türk asıllı olduğu bilinmektedir. Maturidi, Hanefi mezhebinin dördüncü, hatta üçüncü kuşak âlimlerindendir.

BATIDA OSMANLI VE DOĞUDA BABÜRLERİN BATIŞ SEBEBİ?

Babürlüler, Timurlular, Şeybaniler ve hanlıklar; Abdülhâlik Gucdüvânî çizgisinde kurulan büyük devletlerdir. Bugünkü Hindistan’da kurulan Türk devleti Babürlüler, Selçuklu ve Osmanlı işte bu ruh ve mana ikliminde kuruldu. Osmanlı ve Babürlüler, Ahmet Yesevi çizgisini terk ettiği için batmış ve tarih sahnesinden silinmiştir.

Tarihî süreçlere damgasını vurmuş olan, mağlubiyeti hiç tatmamış; Ankara Savaşı ile sağlanan zaferle hemen Türkistan’a dönmeyen Timur, İzmir’e yönelmiş ve şehri Ada Şövalyeleri’nden savaşla ele geçirerek Türk milletine hediye etmiştir. Semerkant’ta son olarak bir sahabe kabri ve adına yapılan, Özbekistan mimarisini yansıtan, birbirinden rengârenk el emeği göz nuru çinilerin süslediği gizemli bir mekânda dolaştık. Burada yatan sahabe Kusem bin Abbas, Peygamberimizin amcasının oğludur. Efendimizin "Bana en çok benzeyen" dediği ve cenazesini yıkama görevinde bulunan bu sahabe, binlerce kilometre yol katederek buralara gelmiş ve tebliğ görevini yapmıştır. İşte bu vazife Maide Suresi 54. ayette işaret edilen Türklere yüklenmiş; Türkler de saf, temiz, duru misyonu üç kıta, yedi deniz hükümranı hatta dünyanın uçsuz bucaksız, çok geniş coğrafyalarına ulaştırmıştır. Türklerin kurduğu tarikat, cemaat ya da devletler bu amaca asırlarca hizmet etmiştir. Semerkant-Taşkent yolunda Gümüşhane’ye gider gibiyiz; ne farkı var? Taşkent’e geldik, tarihi ve günü birlikte yaşamaya devam ediyoruz.



TAŞKENT ŞEHİTLER ANITI’NDAYDIK!

Taşkent’te Şehitler Meydanı’ndayız. Stalin’in, İkinci Dünya Savaşı yıllarında milyonlarca Türkü katlettiği; aydınları, özgürlük mücadelesi veren muhalif veya engel gördükleri insanlar başta olmak üzere yakınlarını darağaçlarına götürdüğü toplu katliamların yapıldığı alçak zulüm ve karanlık yılları temsilen yapılan anıtın ve şehitler adına yapılan okulun önündeyiz.

Bugün Taşkent’te yüreğimiz burkuldu. İnsanlık dışı bir dönemi yeniden hatırladık.

Şehitler Hatırası

Taşkent’te bulunan Şehitler Hatırası Anıtı, Sovyet dönemi baskılarında hayatını kaybeden binlerce kişiyi anmak için inşa edilmiştir. 1930’larda Stalin’in tasfiyeleri sırasında; binlerce Özbek aydını ve vatandaşı sürgün edilmiş, işkence görmüş ve idam edilmiştir. Anıtın bulunduğu bölgenin, 13.000’den fazla kişinin idam edildiği yer olduğuna inanılmaktadır.

Bu anıt kompleksi, Özbekistan’ın tarihindeki bu karanlık dönemi unutturmamak ve kayıpların anısını yaşatmak için 2000 yılında açılmıştır. Geçmişi hatırlamak, geleceği inşa etmektir. Unutmayalım, unutturmayalım; milletleri yaşatacak olan müşterek tarih bilincidir.

SEN DAİM KALBİMİZDESİN CİĞERİM!

Yanan ateş, annelerin hiç sönmeyecek yürek ateşidir. Gerek 1917 Bolşevik İhtilali gerek İkinci Dünya Savaşı; milyonlarca insanın katledildiği, sürgüne gönderildiği, anaların gözyaşlarının sel gibi aktığı, hatta ağlayacak ananın bile kalmadığı, gözyaşı pınarlarının kuruduğu, insanların neslini kökünü kurutan Sovyet komünizmi dönemi ve özellikle Stalin; en çok insan kanı, özellikle Türk kanı akıtan adi bir diktatör olarak hiç unutulmamalıdır. Bunu tekrar denemek isteyenlerin kanlı hevesleri kursaklarında kalmalıdır.

Şehitleri unutma, unutturma; unutursan yok olursun. İşte o meydanda yanan ateş ve anne anıtı, annelerin hiç sönmeyecek yürek yangınıdır. Aslında Türkistan sıla; diğer Turan yurtları gurbettir. Biz buralardan giden ataların torunlarıyız. Buralara gelmek atalarımıza vefadır. Türkistan’dan tüm Turan yurtlarına ve Türkün yaşadığı her yere selam olsun. Bir gün mutlaka Turan ideali gerçekleşecek; Türk milleti ve dünya insanlığı huzura kavuşacaktır. Bu, bir bayrak, bir sancak gibi evlatlarımıza, torunlarımıza vasiyetimizdir.

Taşkent’te örnek bir davranışa şahitlik ettik. Yetim iki Özbek kızını ülkelerinden alıp İstanbul’da okutan ve her türlü masrafını karşılayan İnayet Bebek ve eşi mimar ablamız örnek aile; kızlarla bugün Taşkent’te buluştular. Bu buluşmada, kızların anne ve babaya bir sarılmaları vardı ki görülmeye değerdi. Herkes gözyaşlarına boğuldu. Ben hikâyeyi biliyordum, tevafuk her şey yanımda oldu; gözyaşlarıma engel olamadım. Öyle bir "Annem! Babam!" demeleri vardı ki nefesleri kestiler. İşte insanlık budur; bu örnek davranışı için model aileyi kutluyorum.

Taşkent’i gezmeye devam ediyoruz. Taşkent, Türkistan’ın modern şehir yüzü olma yolunda; 1966 depremi ile yerle bir olan şehir yeniden ayağa kalktı, yaşanılır pırıl pırıl bir şehir oldu. İnsanlar sel gibi buraya akıyor, İstanbul’u aratmayan bir trafik yoğunluğu var. Şehrin gece yüzünden görüntüleri izledik. Yazmaya devam edeceğim.

Sabri Şener

Kaynak: Heber Alp

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turkistan-seyahati-notlari-505.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turkistan-seyahati-notlari-505.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turkistan-seyahati-notlari-505-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turkistan-seyahati-notlari-505.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turkistan-seyahati-notlari/8471/</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 23:22:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi' nin açıldığı ve Türk Milletinin egemenliğini ilan ettiği tarihtir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1924'te 23 Nisan gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir.

Bu güzel bayuramın oluşumunda başte Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarına ve katkı sağlayan herkese teşekkür ederiz. 

Milli irademizin hüküm altına alındığı gün olan 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/23-nisan-milli-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun-4947.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/23-nisan-milli-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun-4947.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/23-nisan-milli-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun-4947-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/23-nisan-milli-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun-4947.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/23-nisan-milli-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlu-olsun/8460/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 21:21:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Halterde çifte zafer: Yusuf Fehmi Genç Avrupa Şampiyonu!]]></title>
			<description><![CDATA[Gürcistan'da podyuma çıkan milli haltercimiz Yusuf Fehmi Genç, erkekler 71 kiloda rakiplerine nefes aldırmadı. Silkme ve toplamda iki altın madalya birden kazanan genç sporcu, Avrupa'nın zirvesine yerleşti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Nefeslerin tutulduğu Batum'daki dev organizasyonda podyumda adeta ay-yıldızlı rüzgar esti. Tüm gözlerin çevrildiği şampiyonada kilolarca ağırlığın altına giren milli gururumuz, rakiplerinin hesaplarını şaşırtarak tarihi bir zafere imza attı.

Altın Getiren İnanılmaz Kaldırış

Türkiye Halter Federasyonu'ndan gelen resmi bilgilere göre, 71 kilo kategorisinde madalya savaşı kelimenin tam anlamıyla nefes kesti. Silkme kategorisinde 185 kiloluk inanılmaz bir kaldırış gerçekleştiren Yusuf Fehmi Genç'in, toplamda ulaştığı 332 kiloluk dereceyle iki altın madalyayı birden boynuna taktığı kaydedildi.

Millimizin koparmada kaldırdığı 147 kiloyla bronz madalyayı da hanesine yazdırdığı vurgulandı.

Engin Kara'nın Zorlu Sınavı

Aynı sıklette ter döken Engin Kara'nın kıyasıya mücadelesi de dikkatlerden kaçmadı.

Koparmada 143 kiloyla altıncı olan sporcunun, silkmede 164 kiloluk dereceyle dokuzuncu sırayı aldığı aktarıldı. Kara'nın zorlu turnuvayı toplamda 307 kilo ile altıncı olarak tamamladığı ifade edildi.

Gözler şimdi, şampiyonanın yarınki ayağında kadınlar 69 kiloda podyuma çıkacak Nuray Güngör ile erkekler 79 kiloda madalya arayacak Kaan Kahriman'ın yapacağı o kritik kaldırışlara çevrildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/halterde-cifte-zafer-yusuf-fehmi-genc-avrupa-sampiyonu-9797.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/halterde-cifte-zafer-yusuf-fehmi-genc-avrupa-sampiyonu-9797.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/halterde-cifte-zafer-yusuf-fehmi-genc-avrupa-sampiyonu-9797-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/halterde-cifte-zafer-yusuf-fehmi-genc-avrupa-sampiyonu-9797.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/halterde-cifte-zafer-yusuf-fehmi-genc-avrupa-sampiyonu/8459/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:46:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Rıza Kayaalp'ten tarihi rekor: Karelin'i tahtından İndirdi 13. kez Avrupa şampiyonu oldu]]></title>
			<description><![CDATA[Türk güreşinin yaşayan efsanesi Rıza Kayaalp, Arnavutluk'ta düzenlenen 2026 Avrupa Güreş Şampiyonası'nda Macar rakibi Darius Atilla Vitek'i 7-1 mağlup ederek 13. kez altın madalyanın sahibi oldu. Bu tarihi zaferle birlikte Rus efsane Aleksandr Karelin’in 12 altın madalyalık rekorunu tarihe gömen Kayaalp, Avrupa güreş tarihinin en başarılı sporcusu unvanını tek başına ele geçirdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen 2026 Avrupa Güreş Şampiyonası, Türk spor tarihi için unutulmaz bir ana sahne oldu. Grekoromen stil 130 kiloda mindere çıkan milli gururumuz Rıza Kayaalp, turnuva boyunca gösterdiği üstün performansı finalde de taçlandırdı.

 


 


 

Final müsabakasında Macar rakibi Darius Atilla Vitek ile karşılaşan Kayaalp, minderde adeta fırtına gibi esti. Rakibine şans tanımayan efsane güreşçi, maçı 7-1 gibi net bir skorla kazanarak Avrupa'nın zirvesindeki yerini bir kez daha perçinledi.

Minderde skandal: Rıza Kayaalp'e Tokat atan rakip diskalifiye oldu

ULAŞILAMAZ DENİLEN REKOR KIRILDI: KARELİN GERİDE KALDI

Kayaalp'in Tiran'da boynuna taktığı bu altın madalya, sadece bir Avrupa şampiyonluğundan çok daha fazlasını ifade ediyor. Turnuva öncesinde efsanevi Rus güreşçi Aleksandr Karelin ile birlikte 12'şer Avrupa şampiyonluğu bulunan Rıza Kayaalp, bu zaferle sayıyı 13'e çıkardı. Milli güreşçimiz, yıllarca "kırılamaz" gözüyle bakılan Karelin'in rekorunu geride bırakarak Avrupa şampiyonaları tarihinin en çok altın madalya kazanan güreşçisi olarak adını tarihe altın harflerle yazdırdı.



FİNALLERİN DEĞİŞMEZ İSMİ: 15 FİNAL, 13 ALTIN

Kariyerinde Avrupa şampiyonalarında toplam 15 kez final heyecanı yaşayan milli sporcu, bu finallerin 13’ünden altın, 2’sinden ise gümüş madalya ile ayrıldı. Rıza Kayaalp, bu akılalmaz istatistiğiyle organizasyon tarihinde hem en fazla altın madalya kazanan hem de en fazla final müsabakasına çıkan sporcu konumuna yükseldi.

Bugüne dek katıldığı hiçbir Avrupa şampiyonasından madalyasız dönmeyerek inanılması güç bir istikrara imza atan efsane ismin altın yılları şöyle sıralandı: 2010, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2021, 2022, 2023 ve son olarak 2026. (2011 ve 2024 yıllarında ise gümüş madalya)


 


SADECE AVRUPA'NIN DEĞİL, DÜNYANIN EFSANESİ

Rıza Kayaalp'in başarıları sadece Avrupa kıtasıyla sınırlı değil. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük güreşçilerinden biri olduğunu her defasında kanıtlayan şampiyon sporcunun dünya arenasında da eşsiz bir koleksiyonu bulunuyor.

Kariyerinde Dünya Şampiyonalarında 5 altın, 3 gümüş ve 2 bronz madalyası bulunan Kayaalp, sporun zirvesi olan Olimpiyat Oyunları’nda ise 1 gümüş ve 2 bronz madalya kazanarak kırılması güç bir kariyere imza atmış durumda.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/riza-kayaalp-ten-tarihi-rekor-karelin-i-tahtindan-indirdi-13-kez-avrupa-sampiyonu-oldu-1109.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/riza-kayaalp-ten-tarihi-rekor-karelin-i-tahtindan-indirdi-13-kez-avrupa-sampiyonu-oldu-1109.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/riza-kayaalp-ten-tarihi-rekor-karelin-i-tahtindan-indirdi-13-kez-avrupa-sampiyonu-oldu-1109-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/riza-kayaalp-ten-tarihi-rekor-karelin-i-tahtindan-indirdi-13-kez-avrupa-sampiyonu-oldu-1109.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/riza-kayaalp-ten-tarihi-rekor-karelin-i-tahtindan-indirdi-13-kez-avrupa-sampiyonu-oldu/8455/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:11:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sürgün, işgal ve Kırım Türklerinin bitmeyen mücadelesi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kırım Yarımadası tarih boyunca Rusya’nın stratejik hedefleri arasında yer alırken, Rus Çariçesi II. Katerina, Sovyetler Birliği’nin lideri Josef Stalin ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dönemlerinde bu bölgede yaşayan Kırım Tatarlarına yapılan baskılarla Tatarlar sürgüne ve zorunlu göçe maruz kaldı. Kırım Tatarlarının vatanı tarih boyunca Ruslar tarafından iki defa ilhak edildi, her ilhaktan sonra yarımadada yaşayan Türk nüfusu bilinçli şekilde azaltıldı. Rusya, ilk olarak, 19 Nisan 1783 tarihinde Kırım'ı ilhak etti. Bu ilhakın üzerinden bugün tam 243 yıl geçse de Kırım Türklerinin üzerindeki baskı ve zulüm günümüzde de hâlâ devam ediyor.

Kırım

, Karadeniz'in kuzey kıyısında yer alan ve Karadeniz ile Azak Denizi ile çevrelenen Ukrayna’da yer alan bir yarımadadır. Ukrayna'nın Herson Oblastı'nın güneyinde, Rusya'nın ise Kuban bölgesinin batısında yer alan Kırım toprakları, tarih boyunca 

Kimmerler, Antik Yunanistan, İskitler, Gotlar, Hunlar, Bulgarlar, Hazarlar, Bizans Yunanları, Kıpçaklar, Moğollar, Venedikliler, Cenevizliler, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu

 vb. devletler tarafından ya kısmen ya da tamamen kontrol altına alındı.

Kırım'ın, Karadeniz'in kenarında ve Kafkasya'ya ilerleyen yol üzerinde olması

 Kırım’ı Ruslar için çok cazip hale getiriyordu. Rusya'nın tarihî emeli Karadeniz sahillerini eline geçirerek sıcak denizlere inmektir. 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı sonucunda Kırım'ı savaş yoluyla alamayacağını anlayan Rus İmparatorluğu strateji değişikliğine gitti. Yaşanan savaş sonrasında imzalanan 

Belgrat Antlaşması 

ile Kırım’ı ele geçiremese de bu hedefinden asla vazgeçmedi. 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşlarında büyük başarı elde eden Rus İmparatorluğu, imzalanan 

Küçük Kaynarca Antlaşması 

ile 

Kırım Hanlığı

’nın bağımsızlığını Osmanlı Devleti’ne kabul ettirdi. Böylece bu adım, Kırım’ın Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edilmesine giden süreçte ilk adım oldu. 

Rus İmparatorluğu bir yandan yeni elde edilen bölgeleri inşa etme ve yerleştirme çalışmaları yürütürken bir yandan da Kırım için Osmanlı Devleti ile çekişmeye devam etti.



İşgal ve sürgünün içinde bir umut: Bahçesaray



Kırım Hanlığı'nın bağımsız hale geldiği tarihten 1783’teki Rus İmparatorluğu’nun ilhakına kadar geçen süreçte Rus İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında Kırım üzerinde 

nüfuz mücadelesi 

devam etti. Küçük Kaynarca Antlaşmasının iki tarafça onaylanmasından kısa bir süre sonra Kırım Hanlığı’nda taht mücadeleleri başladı, yaşanan 

taht mücadeleleri ve iç karışıklıklar

 da iki devlete Kırım Hanlığı’na müdahale etme imkânı veriyordu. Rus İmparatorluğu, Kırım Hanlığının başına 

Şahin Giray

’ın geçmesini sağlayıp ve bunu Osmanlı Devleti’ne kabul ettirerek bir yandan Kırım’ın Osmanlı etkisine girmesini engelledi bir yandan da Kırım’da kendi nüfuzunun artmasını sağladı. Halk üzerinde kurduğu baskıdan dolayı birçok Tatar Osmanlı topraklarına göç etti.

 



Kırım’da Şahin Giray’a karşı başkaldırmalar devam ederken Rus İmparatorluğu Şahin Giray’a karşı çıkan isyanı bastırmak ve Şahin Giray’ın hanlığını devam ettirmek için askerî güç kullandı. 

Hazırlıklarını tamamladıktan sonra Kırım Hanlığı’na bağlı bir yarımada olan Kırım, 19 Nisan 1783 yılında Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edildi.

 Rus İmparatorluğu bu ilhakla Karadeniz’de daha güçlü bir konum kazandı ve Kırım'ı, 1783 yılında bir vilayeti haline getirdi.



1787'de Kırım meselesi yüzünden Osmanlı-Rus İmparatorluğu arasında bir kez daha savaş yaşandı ve Osmanlı kesin bir mağlubiyete uğradı, 

1792 Yaş Antlaşması

 ile Kırım'ı Rus İmparatorluğu'na terk etti. 

Kırım, Rusya’da patlak veren 1917 Rus Devrimi’ne kadar Rus İmparatorluğu tarafından yönetildi.

 Devrimin yarattığı karışıklığı fırsat bilen Kırım devrimden hemen sonra kısa sürecek olan Kırım Halk Cumhuriyeti’ni ilân etti ama Kırım sık sık el değiştirdi.

Tatarların dinmeyen acısı

Kırım yarımadası, 

İkinci Dünya Savaşı

 döneminde bir süre Nazi Almanyası'nın kontrolünde kalsa da Kızıl Ordu tarafından geri alındı. Kırım Tatarları, Sovyet ordusunda savaşmalarına rağmen bazı Rus komutanlar tarafından Almanlarla iş birliği yaptıkları iddiasıyla suçlandı.


Kırım Tatarlarına yönelik baskı ve imha politikasının bahanesi olan bu iddia üzerinden Kırım Tatarlarının vatanlarından sürülmesi istendi.


Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin, çıkardığı bir gizli kararname ile Kırım Tatarlarının Orta Asya'ya sürgün edilmesi kararı aldı.

 Sovyet askerleri, 

18 Mayıs 1944'

te saat 03.00 sıralarında ansızın başlatılan operasyonla, çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan Kırım Tatarlarını hayvanların taşındığı tren vagonlarına dolduruldu.



Üç gün içerisinde 

250 bin

e yakın Kırım Tatarı, Orta Asya'nın değişik bölgelerine ve Sibirya'ya tren vagonlarında sürgün edildi. Sürgüne maruz kalan Kırım Tatarlarının bir kısmı 

kötü ve ağır şartlardan yolda bir kısmı da sürgün edildikleri bölgelerde hayatını kaybetti.


Kırım, Stalin'in ölümünden sonra 1954'te Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne hediye edildi. 1965 itibarıyla yarımadadan sürgün edilen Kırım Tatarları öz vatanlarına dönüş çalışmalarına başladı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Kırım Tatarlarının vatanı, Ukrayna'ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti olarak ilân edildi.




Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)

 yönetimi, tarihî hatalarını düzeltmek amacıyla 

19 Şubat 1954’te imzaladığı bir kararla Kırım’ı, Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne verdi.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Kırım'da yapılan referandumla, yarımada Ukrayna’ya bağlı

 "özerk cumhuriyet" 

olarak varlığını sürdürdü. 

ABD, İngiltere ve Rusya, 1994'te imzaladıkları Budapeşte Memorandumu'yla Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü tanıdı.



 



 

Tarihin tekerrürü

Ukrayna'nın başkenti Kiev'de

 2014

'te baş gösteren meydan olaylarıyla birlikte tarih yeniden tekerrür etti ve Rusya, Kırım'ı yasa dışı bir şekilde yeniden ilhak etti. 

Rusya Federasyonu, SSCB döneminde alınan karara, imza attığı Budapeşte Memorandumu'na rağmen Kırım’ı tekrar ilhak etme politikasını uyguladı.

Rusya yerine Avrupa Birliği ve NATO'ya yaklaşmak isteyen Ukrayna halkı meydanları doldurunca Moskova yanlısı dönemin Ukrayna Devlet Başkanı 

Viktor Yanukoviç

 ülkeden kaçtı. Ukrayna'daki karışıklığı fırsat bilen Rusya ise Sivastapol'da bulunan Rus askerleri ile yarımadaya sevk ettiği Rus yanlısı paramiliter birliklerini harekete geçirdi.


Rus yönetimi altında Kırım Tatarları, Çarlık Rusyası ve Sovyet Rusyası'nda olduğu gibi yine baskı politikalarına maruz bırakıldı. Rus güvenlik güçlerinin baskıları nedeniyle binlerce Kırım Tatarı evlerini terk ederek yarımadadan ayrılmak zorunda kaldı. Yarımadada kalan Kırım Tatar halkının evlerine, camilerine, okullarına baskınlar ve gözaltılar Kırım'ın ilhakından beri sürmektedir.




Kırım Parlamentosu

’nu basan Rus yanlıları Kırım’ın bağımsızlığının ilân edilmesi için referandum kararı alınmasını istedi. Ardından üzerlerinde hiçbir arma ve işaret bulunmayan

 "yeşil adamlar" 

diye tabir edilen askerî kıyafetli Rus özel kuvvetlerine ait silahlı güçler, Kırım Parlamentosu ve hükümet binalarını ele geçirdi. Rus özel kuvvetleri mensubu silahlı "yeşil adamların" gölgesinde 6 Mart'ta toplanan Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu, Kırım’ın Rusya'ya bağlanması için referandum yapılması kararı aldı.

 

"Yeşil adamlar"ın gölgesinde, baskı ve sindirme politikasıyla referandum yapıldı

Parlamentonun

 "Kırım, Ukrayna'nın bir parçası olarak mı kalsın yoksa Rusya'ya mı bağlansın?"

 sorusunun yönelttiği referandum kararına, uluslararası kuruluşlar ve pek çok devlet tepki gösterdi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi art arda toplansa da daimi üye Rusya'nın veto hakkı nedeniyle herhangi bir karar alınamadı.



Rus yanlısı "yeşil adamlar"ın kontrolündeki yarımadada Ukrayna ve Kırım Tatarlarına baskılar arttı. Rus yönetimini istemeyen yerel halk bölgeden sürüldü. 

Mart 2014'te yapılan ve Ukraynalılarla Kırım Tatarlarının protesto ettiği sözde referandumda Kırım’ın Rusya'ya bağlanması yönünde karar çıktı.


	Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 21 Mart’ta Kremlin Sarayı'ndaki törende, 
	"Kırım ve Sivastopol'ün Rusya'ya bağlanmasını ve yeni federal bölgeler oluşturulmasını" 
	öngören yasayı imzaladı. Böylece yarımadanın yasa dışı ilhakını onaylamış oldu.






Yasa dışı ilhak tanınmadı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Rusya’nın Kırım’ı ilhakının yasa dışı olduğunu içeren tasarıyı kabul etti, fakat pek çok ülke gibi Türkiye de bu yasa dışı ilhakı tanımadı.


	
	Bugün, Rusya’nın yasa dışı olarak üzerinde varlığını sürdürdüğü Kırım topraklarında halk maddi ve manevi olarak büyük sıkıntı içinde yaşıyor. Türk ve Müslüman Kırım Tatarları, bir yandan Rus kolluk güçlerinin baskılarına maruz kalarak manevi olarak sıkıntı çekiyor diğer yandan da Rus ekonomisinde yaşanan problemler yarımada halkı üzerinde etkisini olumsuz bir şekilde gösteriyor.
	


Tarihî ve doğal güzelliğiyle turizm cenneti yarımada bugün Rusya’nın askerî üssü konumundadır. Ekonomisinin tamamen Rusya'ya bağımlı olduğu bölge halkı fakirleşti.



Kırım topraklarının tamamen Ruslaştırılması politikası çerçevesinde yarımadada bulunan Kırım Tatarlarının ev, cami ve okullarına Rus güvenlik görevlilerince baskınlar yapılıyor. Rusya’nın ilhakına, baskısına karşı çıkan Tatarlar ise ya kayıplara karıştı ya da hapishaneye atıldı.

Kaynak: gzt
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/surgun-isgal-ve-kirim-turklerinin-bitmeyen-mucadelesi-6545.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/surgun-isgal-ve-kirim-turklerinin-bitmeyen-mucadelesi-6545.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/surgun-isgal-ve-kirim-turklerinin-bitmeyen-mucadelesi-6545-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/surgun-isgal-ve-kirim-turklerinin-bitmeyen-mucadelesi-6545.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/surgun-isgal-ve-kirim-turklerinin-bitmeyen-mucadelesi/8448/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 13:20:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kerkük'e 100 yıl sonra Türk Vali seçildi]]></title>
			<description><![CDATA[Irak’ın Kerkük vilayeti valiliği görevine, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa seçildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Irak’ın Kerkük vilayeti valiliği görevine, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa seçildi.

Kerkük Vilayet Meclisi’nde yapılan oturumda eski Vali Rebvar Taha’nın istifası kabul edilirken, meclis üyeleri yeni vali olarak ITC Başkanı Ağa’yı seçti.

Kerkük Valiliği yaklaşık 100 yıl sonra yeniden Türkmenlere geçti.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ MEZUNU

Muhammed Seman Ağa, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanıdır. 1982 yılında Kerkük’te doğmuştur. Türkiye’de Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde eğitim almıştır. Siyasi hayatına gençlik hareketleri içinde başlamış, özellikle Türkmen öğrenci ve gençlik yapılanmalarında aktif rol oynamıştır.

2006-2008 yılları arasında Türkmeneli Öğrenci ve Gençler Birliği Başkanlığı görevini yürütmüştür. Daha sonra ITC içinde çeşitli görevler üstlenmiş, 2010-2019 yılları arasında Kerkük teşkilat sorumlusu olarak çalışmıştır. 2019 yılında ITC sözcüsü olmuş, 2022’de ise Siyasi Büro üyeliğine getirilmiştir.

 

13 Nisan 2025 tarihinde Irak Türkmen Cephesi Başkanlığına seçilmiştir. Başkanlığı döneminde Türkmenler arasında birlik sağlanması, Irak siyasetinde daha güçlü temsil elde edilmesi ve özellikle Bağdat’ta etkinliğin artırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerde Türkmenlerin köprü rolünü güçlendirmeyi savunan bir siyasi çizgi izlemektedir.

Genel olarak, teşkilat içinden yetişmiş ve kademeli şekilde yükselmiş bir siyasetçi olarak değerlendirilmektedir.

Odatv.com
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/kerkuk-e-100-yil-sonra-turk-vali-secildi-8543.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/kerkuk-e-100-yil-sonra-turk-vali-secildi-8543.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/kerkuk-e-100-yil-sonra-turk-vali-secildi-8543-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/kerkuk-e-100-yil-sonra-turk-vali-secildi-8543.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kerkuk-e-100-yil-sonra-turk-vali-secildi/8444/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türk Milliyetçileri Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey'i Andı ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Derleyen: Mehmet ARSLAN 

Türk tarihinin en kırılgan dönemlerinden biri olan I. Dünya Savaşı’nın ardından vatan toprakları işgal altına girmişti. Vatanseverler Anadolu’da kurtuluş ateşini yakarken; başkent İstanbul’daki Padişah, hükümetin birçok yetkilisi, Hürriyet ve İtilaf Fırkası üyeleri ve bazı kesimler, Allah’tan çok İngilizlerden korkuyordu.

Bu çevreler, hem İngilizlere yaranmak hem de İngilizlerin desteklediği Ermeni ve Rumlara karşı aşırı derecede iyi davranarak İngilizleri memnun edebileceklerini; onların "dünya milletlerinin en medenisi" olduğu inancıyla Türklere merhamet edip koruyacaklarını zannediyorlardı. Bu sebeple İngilizler, Ermenilere soykırım yapıldığı iddiasıyla bu sözde suçun sorumlularının cezalandırılmasını istemişlerdi. Bunu bir emir telakki eden dönemin yönetimi; düzmece mahkemelerde, düzmece bir heyet ve düzmece şahitlerle çeşitli yargılamalar yaptı. Daha önce aynı suçlamalardan yargılanıp beraat etmiş olan vatan evlatları, bu düzmece mahkemede idama mahkûm edildiler.

Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey de bu devlet adamlarının başında geliyordu. Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da Beyazıt Meydanı’nda azınlıkların sevinç çığlıkları arasında asılarak idam edildi.

Yıllardan beri Boğazlıyan Kaymakamı’nı anma törenlerini Anadolu Aydınlar Ocağı organize etmektedir. Dünkü anma töreni de yine Anadolu Aydınlar Ocağı tarafından, Kartal Belediyesi’nin sponsorluğuyla gerçekleştirildi. Milli Şehidimizin kabri Kadıköy’de olduğu için anma töreni mezarı başında yapıldı. Katılımın çok geniş olduğu bu törene —her iki belediye de CHP’li olmasına rağmen— Kadıköy Belediyesi yerine 22 kilometre uzaklıktaki Kartal Belediyesi’nin destek vermesi dikkat çekici bir durumdu.

Milli Şehidimizi anma törenine; birçok emekli subay, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, eğitimci, Türk milliyetçisi siyasetçi, toplumun kanaat önderleri ve duyarlı vatandaşlar katıldı. Ancak ne İstanbul Valisi veya bir temsilcisi ne Garnizon Komutanlığı ne Kadıköy Kaymakamı ne de çevre ilçe kaymakamları ile belediye başkanları oradaydı. Devletin bekası uğruna idam edilen asil bir vatan evladını anmaya gelen tek bir mülki amir yoktu. Kısacası; Kartal Belediyesi hariç, Milli Şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i anma töreninde "devlet" yoktu!

Anma töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı Tabip Albay Prof. Dr. İbrahim Öztek’in konuşmasıyla başladı. Öztek konuşmasında şunları kaydetti:

107 YIL SONRA BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY’İN ARDINDAN

Bundan tam 1291 yıl önce (735), Bilge Kağan milletini şöyle uyarıyordu:

"Ey Türk milleti! Törene ve birliğine sahip çık, zafiyete uğrama. Aldanıp gittiğin yerlerde yok oluyorsun. Titre ve kendine dön; yoksa öleceksin!"

Türk milleti, dünyanın değişik coğrafyalarında pek çok kez töreyi ve birliği terk ederek yok oldu. Son 300 yılda zafiyetimiz nedeniyle Balkanlar’ı, Girit’i, Kıbrıs’ı, Adalar vilayetimizi, Kırım’ı, Kafkaslar’ı, Kerkük’ü ve Türkistan’ı kaybettik. Birlik olacağımıza birbirimizle savaştık, zayıf düştük ve her seferinde fırsat bekleyen düşmanlarımızca soykırıma uğratıldık.

Tarihin Acı Tanıklığı

Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde, Batılı bilim insanlarının ifadelerine göre dört milyona yakın soydaşımız katledildi. Bunların iki milyonu Ermeniler eliyle gerçekleşti. Kazım Karabekir Paşa, düşman elinden kurtardığı Erzurum’a girerken, “Benim gördüklerimi Allah başka gözlere göstermesin!” diyordu.

Bugün de bölgemizde başka soykırımlar yaşanmıyor mu? Kana doymayan ve bin yıldır koruyup kolladığımız hainler, tehcir günlerini bahane ederek önce 10 Nisan 1919 günü Kaymakam Mehmet Kemal Bey’in, ardından da Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey ve Erzincan Jandarma Komutanı Memuru Abdullah Avni Bey’in idamlarını sağlayarak Türk milletinden intikam aldılar.

Milli şehidimiz Kemal Bey, son anında bile Türklük şuuruyla, cephede savaşan bir nefer gibi şehadet şerbetini içmek için yürümüştür. Kemal Bey, 1884 yılında Beyrut vilayetimizde doğmuş; ilk eğitimini Rodos, Antalya ve İzmir’de görmüştür. 1908 yılında Mülkiye Mektebi’ni birincilikle bitirmiştir. Beyrut, Adalar Vilayeti, Rodos, Makedonya ve Şam gibi, bugün Anadolu dışında kalmış olan vilayetlerimizde görev yapmıştır. Bunu şunun için söylüyorum: Henüz yüz yıl önce buralar zafiyete düşerek kaybettiğimiz Türk vatan topraklarıydı.

İhanet ve Adalet

İstanbul’un işgaliyle birlikte vasıfsız, dirayetsiz ve ruhları satılmış işbirlikçi yöneticiler ile bin yıldır adaletle yönettiğimiz Ermeni ve Rumlar başta olmak üzere Türk düşmanları, aşağılık nefislerini tatmin etmek için efendileri Türklerden intikam alıyorlardı.

Ermeniler, Anadolu ve Azerbaycan’da yaptıkları soykırım girişimlerini unutmuş; dünya parlamentolarını ayağa kaldırarak "1915’ten günümüze soykırım sürüyor" iddiasıyla İstanbul sokaklarında ırkçı ve faşizan emellerini dile getiriyorlardı. Bilmeleri gerekir ki; Türklerin genlerinde soykırım kromozomu yoktur. İsteseydik hepsini Türk ve Müslüman ederdik. Demek ki merhamet ederek hata etmişiz.

Geleceğin Tehditleri ve Türk Birliği

Bugün de güzel yurdumuz emperyalist güçlerin ve Haçlı zihniyetinin hedefindedir. Bu zihniyet, bir damla petrolü bölgemizdeki bir insanın kanından üstün tutmaktadır. Bugün Türkiye her ne kadar petro-gaz arterlerine ev sahipliği yapıyorsa da unutmayalım ki; yarın Fırat ve Dicle’nin suları dünyanın en kıymetli hazinesi olacaktır. Buna hazırlıklı olmalıyız.

Artık Türk Birliği kurulmuştur. 300 milyon Türk, Bilge Kağan’ın uyarılarına kulak verecektir derken; bir de bakıyorsunuz ki bazı Türk devletleri KKTC yerine Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma gafletinde bulunuyorlar. Bugün hala Türkler; Yunanistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Kırım’da ve Doğu Türkistan’da zulüm görmektedir. Ege’de haklarımız hiçe sayılmaktadır.

Son büyük Türk imparatorluğundan tam 50 devlet türemiştir. Ecdadımızın adalet, merhamet ve şefkatle yönettiği bu devletler, Türk’e şükran duymalı ve her yıl bir "Türk’e Şükran Günü" düzenlemelidirler.

Uyanış Çağrısı

Dünyadaki dengeler her geçen gün değişmektedir. Rus ve komünizm istilasının yerini emperyal güçlerin istilası almaktadır. Haritalara bakın; Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) aslında bir Amerikan imparatorluğu projesidir ve Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun toprakları üzerine kurgulanmıştır. Maksadı malumdur: Orta Doğu’yu kendine göre şekillendirmek, enerji kaynaklarına el koymak ve Çin’i kıtasına hapsetmektir.

Son "füzeler savaşı" bunun en canlı örneğidir. Büyük Türk Selçuklu Devleti’nin kurulduğu ve Türkiye’den sonra en çok Türk nüfusuna sahip olan bir kardeş ülke, yanı başımızda füzelerle vuruluyor ve biz seyrediyoruz.

Unutmayın; "Su uyur, düşman uyumaz." Herkes biliyor ki, Türk milletine yön verecek olan kalkınmış ve güçlü Türkiye, emperyal güçlerin hedefindedir. İnsan şöyle düşünmek zorunda kalıyor: Acaba yanlış ittifaklar içinde miyiz? Bu ittifaklar nedeniyle kendi emniyetimizi tehlikeye mi atıyoruz? Birileri "yanınızdayız" diyerek ülkemizi bir ateş çemberine mi sürüklüyor? Bunları gözden geçirmek zorundayız.

Biz gaflet uykusundan uyanmazsak, töreye sahip çıkıp birliği sağlamazsak, silkinip kendimize dönmezsek; tek suçu vatan görevini yerine getirmek olan Şehit Kaymakam Kemal Bey gibi daha nice vatan evladına sahip çıkamaz, yeni şehitler veririz.

Ruhları şad olsun” dedi.

Daha sonra emekli iki general ve Kartal Belediye başkanı aynı konu üzerine etkili konuşmalar yaptılar. Konuşmaların bitiminden sonra iki imam-hatip tarafından kuran okunarak dualar edildi. Duanın bitiminden sonra Mehmet Kemal Bey’in mezarına karanfiller bırakıldı…

Huşu dolu bir atmosferde gerçekleşen törende, katılımcılar o vakarlı duruşlarını bozmadan kabir başında son dualarını edip sessizce dağıldılar.

Var olsun Türk Milleti. Var olsun vefa ve vefaya değer verenler.

Özel haber

Kamudannethaber.com 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turk-milliyetcileri-mlli-sehit-bogazliyan-kaymakami-mehmet-kemal-bey-i-andi-4609.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turk-milliyetcileri-mlli-sehit-bogazliyan-kaymakami-mehmet-kemal-bey-i-andi-4609.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turk-milliyetcileri-mlli-sehit-bogazliyan-kaymakami-mehmet-kemal-bey-i-andi-4609-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/turk-milliyetcileri-mlli-sehit-bogazliyan-kaymakami-mehmet-kemal-bey-i-andi-4609.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turk-milliyetcileri-mlli-sehit-bogazliyan-kaymakami-mehmet-kemal-bey-i-andi/8428/</link>
			<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 12:41:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Galatasaray Kadın Voleybol Takımı, Avrupa’da şampiyon oldu!]]></title>
			<description><![CDATA[Galatasaray Daikin Kadın Voleybol Takımı, CEV Kupası finalinde 3-2 kazandığı maçın rövanşında İtalya'nın Reale Mutua Fenera ekibini 3-1 yenerek şampiyon oldu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Galatasaray Daikin Kadın Voleybol Takımı, CEV Kupası finalinde 3-2 kazandığı maçın rövanşında İtalya’nın Reale Mutua Fenera ekibini 3-1 yenerek şampiyon oldu.

Dolu tribünlere karşı oynanan mücadele, karşılıklı sayılarla başladı. Sarı-kırmızılıların hücum hataları sonucu İtalyan temsilcisi, 4 sayılık farkı yakaladı: 10-14. Galatasaray, rakibine İlkin Aydın’ın art arda hücumlarıyla karşılık verdi ve 16-16’lık eşitlik sağlandı. Çekişmeli geçen seti 27-25 alan İtalyan ekibi, 1-0 öne geçti.

İkinci sete iyi başlayan taraf Reale Mutua Fenera oldu. İtalyan ekibinin 8-5 öne geçmesi sonrası Galatasaray Daikin molaya gitti. Molanın ardından taraftarının da desteğiyle toparlanan sarı-kırmızılılar, seti 25-22 kazanarak durumu 1-1 yaptı.

Üçüncü sete iyi başlayan sarı-kırmızılı takım, Yasemin Güveli’nin ortadan hücum ve bloklarıyla 10-8 öne geçince Reale Mutua Fenera mola aldı. Ritim tutan Galatasaray, İlkin Aydın’ın servis turuyla farkı açmaya devam etti. Setin kalan bölümünde oyuna ağırlığını koyan Galatasaray Daikin, seti 25-18 aldı ve 2-1 öne geçti.

Dördüncü sette de üstün bir mücadele ortaya koyan Galatasaray Daikin, seti 25-18’lik skorla alarak müsabakayı 3-1 kazandı ve şampiyonluğa uzandı.

Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek ve teknik direktör Fatih Terim, müsabakayı salonda takip etti.

AVRUPADA İLK KUPA

Galatasaray Daikin Kadın Voleybol Takımı, İtalyan başantrenör Alberto Bigarelli önderliğinde tarihi bir başarıya imza attı.

Avrupa’nın iki numaralı organizasyonu CEV Kupası’nda 2025-2026 sezonunu şampiyon tamamlayan sarı-kırmızılılar, tarihinde ilk kez voleybolda Avrupa kupasını müzesine götürme başarısını elde etti.

CEV Challenge Kupası’nda 2009-2010 sezonunda üçüncü olan Galatasaray, CEV Kupası’nda ise 2011-2012, 2015-2016 ve 2020-2021 sezonlarında ikincilik derecesi elde etmişti.

TÜRK KADIN VOLEYBOLUNUN 26. KUPASI

Türk kadın voleybolu, Galatasaray Daikin’in CEV Kupası şampiyonluğuyla kulüpler düzeyindeki 26. uluslararası kupasını kazandı.

Türkiye, Dünya Kulüpler Şampiyonası ve CEV Şampiyonlar Ligi’nde 8’er, CEV Kupası’nda 5, CEV Challenge Kupası’nda ise 4 şampiyonluk elde etmişti.

Son olarak sarı-kırmızılı takımın da CEV Kupası’nı kazanmasıyla Türkiye, bu alanda altıncı, Türk kadın voleybol tarihinde ise 26. kez kupaya uzandı.

GALATASARAY’DAN TÜRK SPORUNDA İLK

Galatasaray Kulübü, futbol, basketbol ve voleybolda Avrupa’da kupa kazanan ilk ve tek Türk takımı olarak tarihe geçti.

Futbolda 2000 yılında UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupa’yı müzesine götüren sarı-kırmızılılar, erkek basketbolunda 2015-2016 sezonunda ULEB Avrupa Kupası’nı kazanmayı başardı.

Kadın basketbolunda ise Avrupa Ligi’ni 2013-2014’te kazanan Galatasaray, Avrupa Kupası’nda ise 2008-2009 ve 2017-2018 sezonlarında mutlu sona ulaşmıştı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/galatasaray-kadin-voleybol-takimi-avrupa-da-sampiyon-oldu-287.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/galatasaray-kadin-voleybol-takimi-avrupa-da-sampiyon-oldu-287.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/galatasaray-kadin-voleybol-takimi-avrupa-da-sampiyon-oldu-287-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/04/galatasaray-kadin-voleybol-takimi-avrupa-da-sampiyon-oldu-287.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/galatasaray-kadin-voleybol-takimi-avrupa-da-sampiyon-oldu/8422/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 00:18:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Batı Trakya Türkleri yargılanıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Yunanistan’ın Türk nüfusunun bulunduğu İskeçe kentinde kendi seçtikleri müftü ile Cuma namazı kılmak isteyen Türklerin davası yarın görülecek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yunanistan’ın Türk nüfusunun bulunduğu İskeçe kentinde kendi seçtikleri müftü ile Cuma namazı kılmak isteyen Türklerin yarın görülecek dava öncesi yapılan açıklamada 11 Ekim 2024 tarihinde İskeçe Çınar Camisinde cuma namazı sırasında yaşanan olayların 1985 yılından bu yana devam eden müftülük meselesinin, toplumun iradesi ile devlet uygulamaları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı vurgulandı.

İskeçe Adliyesinde yarın (27 Mart Cuma) görülecek Çınar Camii “provokasyonu” davası öncesinde, davada yargılanan 4 sanık Hüseyin Baltacı, Ozan Ahmetoğlu, Bahri Belço ve Murat Köse tarafından yapılan açıklamada 11 Ekim 2024 tarihinde İskeçe Çınar Camisinde cuma namazı sırasında yaşanan olayların münferit bir tepki olmadığı, Batı Trakya Türk Azınlığının uzun yıllardır çözüme kavuşturulamayan müftülük sorununa yönelik birikmiş rahatsızlığın bir sonucu olduğu ifade edildi. 1985 yılından bu yana devam eden müftülük meselesinin, toplumun iradesi ile devlet uygulamaları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı vurgulandı. Açıklamada ayrıca Batı Trakya Türk Azınlığının kendi iradesiyle seçtiği müftüleri meşru kabul ettiği, buna karşılık uluslararası anlaşmalar ve demokratik ilkelerle bağdaşmadığı belirtilen atama yoluyla görevlendirilen müftülerin tanınmadığı dile getirildi. Yargılanan sanıkların eylemlerinin bireysel olmadığı belirtilirken, olayların büyümesinin önüne geçildiği de kaydedildi.

İskeçe Çınar Camisinde yaşanan olayların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, yargılanan dört kişinin eyleminin bireysel bir müdahale değil, toplumsal haklara ve iradeye sahip çıkma amacı taşıdığı kaydedildi. Ayrıca olay sırasında daha büyük gerginliklerin önüne geçildiği ifade edildi.

NE OLMUŞTU?

11 Ekim 2024 Cuma günü Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Genel Sekreteri Yorgos Kalancis’in de katılımıyla gerçekleştirilen İskeçe Medresesinin açılışının ardından Yunan devletince atanmış müftüler Çınar Camisi’nde cemaatle birlikte cuma namazı kılmak istemiş ancak Türkler tarafından camiden uzaklaştırılmıştı. Yunanistan'da, Batı Trakya Türk Azınlığı'nın dini liderleri, müftüler ve azınlığa ait vakıfların idare heyetleri, devlet tarafından atama yoluyla belirleniyor. Türk azınlık ise bu uygulamalara karşı çıkarak kendilerinin seçtiği müftülerin görev yapmasını istiyor

Kaynak: Yeniçağ 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bati-trakya-turkleri-yargilaniyor-5677.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bati-trakya-turkleri-yargilaniyor-5677.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bati-trakya-turkleri-yargilaniyor-5677-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/bati-trakya-turkleri-yargilaniyor-5677.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/bati-trakya-turkleri-yargilaniyor/8400/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 20:22:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Avrupa'daki seçimlere Türkler damga vurdu]]></title>
			<description><![CDATA[Almanya'nın Bavyera eyaletinde yapılan yerel seçimlerde iki Türk kökenli aday belediye başkanlığını kazandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[22 Mart Pazar günü yapılan ikinci tur seçimlerde 23 bin nüfusa sahip Kitzingen'de Özgür Seçmenler Partisinin (Freie Waehler) adayı Enis Tiz, Münih'in güneyinde bulunan ve 65 bin nüfuslu Rosenheim'da da Sosyal Demokrat Partinin (SPD) adayı Abuzer Erdoğan belediye başkanı seçildi.

31 yaşındaki Enis Tiz oyların yüzde 55,3'ünü almayı başararak Bavyera'nın en güçlü siyasi partisi olan Hristiyan Sosyal Birlik Partisinin (CSU) adayını geride bıraktı ve Kitzingen Belediye Başkanı oldu.

Rosenheim kentinde de SPD'nin adayı yine 31 yaşındaki Abuzer Erdoğan oyların yüzde 53,4'ünü alarak belediye başkanı seçildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/avrupa-daki-secimlere-turkler-damga-vurdu-9554.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/avrupa-daki-secimlere-turkler-damga-vurdu-9554.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/avrupa-daki-secimlere-turkler-damga-vurdu-9554-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/avrupa-daki-secimlere-turkler-damga-vurdu-9554.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/avrupa-daki-secimlere-turkler-damga-vurdu/8397/</link>
			<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:21:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tarih Baba Ortaylı Hocayı Mahşeri Kalabalıkla Ebedi Âleme Yolcu ettik]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye'de ve Türk Dünyası'nda tarih bilincinin uyanmasına büyük katkısı olan Profesör Doktor İlber Ortaylı hoca, tedavi gördüğü hastanede 13 Mart Cuma günü hayatını kaybetmiştir. Türk tarihine yön veren İlber Ortaylı hoca, pratik zekası, müstesna hitabeti ve geniş tarih bilgisiyle yediden yetmişe herkesin sevgisini kazanmış, geride devasa bir entelektüel miras bırakmıştır. O, bütün hayatında tam bir "Türk Savunma Hattı Cephesi Komutanı" gibi hareket etmiştir. Bu konuda kesinlikle taviz vermemiştir. Bilge kişiliği ve ikna edici üslubuyla hak eden herkese hak ettiği dersini vermiştir.

İlber Ortaylı, katıldığı bir panelde Makedonya için sürekli "Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti" ifadesini kullanan Yunan akademisyene, "Eski Osmanlı Yunanistan Cumhuriyeti" diyerek karşılık vermiş ve diplomatik nezaket çerçevesinde tarihi bir ayar vermiştir. Bu zeki karşılık, Yunanistan'ın Osmanlı geçmişine atıfta bulunarak tezi çürütmüştür.

Tarih Baba ve tarihin gülen yüzü Prof. İlber Ortaylı, Tahran'daki bir UNESCO toplantısında besmeleyi Arapça çekmemesi yönündeki uyarılmasına karşılık, esprili bir dille Farsçasını söylediğini belirtmiştir. Ortaylı, bu anısını "Sakın Bismillahirrahmanirrahim deme dediler. Ben de Farsçasını söyledim. O da kızmadı, o da anlamadı." şeklinde aktararak, diplomatik veya kültürel bir duruma mizahi bir yaklaşım getirmiştir.

Tarih Baba ve Türk tarihinin gülen yüzü Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın cenaze namazına haber sitemizin yazarı ve genel yayın sorumlumuz Mehmet Arslan da katılmıştır. Haber merkezimize aktardığına göre; Tarihin gülen yüzü ve tarihi sevdiren adam Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın cenazesine katılabilmek için insanlar çeşitli güzergahları kullanarak cenazenin kaldırılacağı Fatih Camii'ne ulaşabilmek için yollara düştüler. Biz de arkadaşlarla yola çıktık. Yenikapı metro istasyonunda görevli hanımefendiye Fatih'e en yakın hangi metro gider sorumuza, genç hanımefendi "İlber Ortaylı'nın cenazesine mi gideceksiniz? Allah rahmet eylesin. Çok üzüldüm." dedikten sonra bineceğimiz metro ve ineceğimiz durağı söyledi. Bu genç hanımefendinin duyarlılığı bizi mutlu etti.

Fatih Sultan Mehmet Han'ın yaptırdığı muhteşem Fatih Camii'ne geldik. Cami avlusuna her taraftan yoğun bir insan akışı vardı. İnsanlar çok önceden gelmişti. Biz de alanda dolmaya başlayan alanda dolaşırken birçok arkadaşımıza rastladık.

İkindi ezanı okunmasıyla muhteşem Fatih Camii'nin içi tıklım tıklımdı. Ek cemaat yerinde de yer bulamayan bizler yine şanslıydık; caminin iç avlusuna serilen hasırlarda namaz kılabilme imkânımız oldu. Camiye ait bütün hasırlar avluya serilmesine rağmen yetmediği için büyük bir kalabalık cemaatle namaz kılamadı. Onlardan kat kat fazlası da dışarıdaydı. Devasa büyüklükteki Fatih Camii'nin dış avlusu ve hemen yanındaki parklar da insanlarla doluydu.

Alan o kadar kalabalıktı ki biz ne kadar gayret etsek de önlere kalabalıktan geçmek mümkün olmadı. Hatta bazı kısımlarda kımıldamaya bile imkân yoktu. Cenaze namazını kıldık. Hakkımızı helal ettik. Tekbir sesleriyle duygulandık. Tarih Baba'nın defnedileceği hazire kısmına daha önce adları belirlenmiş kişilerin ve ailesinin girişine izin verildi. Ama kalabalık caminin dış avlusundan ayrılmadı ve devamlı tekbirler getirildi. Hatta cenaze namazı kılındıktan sonra bile hala insan seli devasa alana doğru gelmeye devam ediyordu.

Cenazede kimler vardı?

Cenazede tarih gülen yüzü, tarihi sevdiren Tarih Baba Prof. Dr. İlber Ortaylı Hocamızı çok seven bütün Türkiye vardı. Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Trabzonsporlu, Başakşehirli, Karagümrüklü, bütün kulüp taraftarları, ülkücüler başta olmak üzere, vatanlı solcular, bölücü parti haricinde her türlü partililer, dindarlar, laikler, liberaller, siyasal takıntısı olmayan insanlar, tarih severler, kültür meraklıları, her türlü yazar-çizerler, entelektüeller, zengin insanlar, orta halli insanlar, fakir insanlar, işçiler, işverenler, esnaflar, sanatkârlar, sanatçılar, çarşaflı, başörtülü, başörtüsüz, mini etekli, at kuyruklu saçlı kişiler, yaşlı, genç, sakat, tekerlekli sandalyeyle gelen, bebek arabasıyla getirilen, genç çocuklar, yaşlı ihtiyarlar, ilim adamları, devlet adamları, polisler, emekli askerler, siyasetçiler, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite öğrencileri, her kademeden hocalar, sünnet sakallılar, rastgele sakalılar, çene üzerinde sakallılar, sarıklılar, takkeliler, açık başlılar, dua edenler, resim çekenler, dikkat edenler ve hasılı herkes oradaydı. Yalnız birkaç ülke düşmanı grup mensupları yoktu: İslam'ı Arap adetleri sanarak, Türk Osmanlı tarihinden bihaber olduğunun da farkında olmayan sahte Osmanlı torunları olan Türk düşmanları, Hizbullahçılar, vatansız marksistler ve bir de Türkiye'nin bir kısmında ABD ve İsrail güdümünde devlet kurmak isteyen bölücü hain oğlu hainler yoktu.

Ünlü tarihçi Veli Şirin Bey bana dönerek, "Başkan, buraya gelen ne istediğini ortaya koydu, gördün mü?" dedi. "Ne istiyormuş?" dedim. Kendilerini yönetenlerin artık Türk olmasını istediklerinin en net kanıtı bu değil mi? Bak, "Ben Türkiyeli değilim, Türk'üm" dediği için bu kadar insan burada büyük bir mesaj vermek için toplanmıştır, dedi.

Bence tarihçimiz Veli Bey çok haklı. Tarihin gülen yüzü İlber Hocamıza rahmet olsun. Mekânı cennet olsun inşallah.

Kamudannethaber.com 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarih-baba-ortayli-hocayi-mahseri-kalabalikla-ebedi-aleme-yolcu-ettik-1160.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarih-baba-ortayli-hocayi-mahseri-kalabalikla-ebedi-aleme-yolcu-ettik-1160.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarih-baba-ortayli-hocayi-mahseri-kalabalikla-ebedi-aleme-yolcu-ettik-1160-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarih-baba-ortayli-hocayi-mahseri-kalabalikla-ebedi-aleme-yolcu-ettik-1160.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/tarih-baba-ortayli-hocayi-mahseri-kalabalikla-ebedi-aleme-yolcu-ettik/8387/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 12:58:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Eski ÇKP yetkilisinden Doğu Türkistan İtirafı: "Toplama kampları kapatılmadı, zulüm sürüyor!"]]></title>
			<description><![CDATA[Çin Komünist Partisi'nin işgal altındaki Doğu Türkistan'da ve azınlıklar üzerinde kurduğu zulüm mekanizması, yıllarca bu sistemin içinde yer alan üst düzey bir yetkili tarafından ortaya çıkarıldı. ABD'ye iltica eden eski ÇKP yetkilisi Ma Ruilin, Kızıl Çin'in İslam'ı yok etme planlarını, cami yıkımlarını ve halen açık olan toplama kamplarını kan donduran sözlerle itiraf etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli Gazetenin haberine göre; Yıllardır kapalı kapılar ardında sistematik bir asimilasyon ve soykırım politikası yürüten Kızıl Çin'in karanlık yüzü, sistemin tam kalbinden gelen bir itirafla bir kez daha uluslararası kamuoyunun gündemine oturdu.

24 yıl boyunca Çin Komünist Partisi (ÇKP) hiyerarşisinde görev yapan ve son olarak Kansu eyaletinde "Birleşik Cephe Çalışma Departmanı" (United Front Work Department) Parti Sekreter Yardımcılığı gibi kritik bir pozisyonda bulunan Hui kökenli Müslüman Ma Ruilin, Şubat 2024'te ABD'ye sığındı.

CNN'e konuşan Ma, Çin'deki şatafatlı hayatını terk etme sebebini "sistemin şeytani yapısı ve vicdan azabı" olarak açıkladı.



- İSLAMI KÖKTEN SİLMEYE ÇALIŞIYORLAR!

Ma Ruilin'in yönetici pozisyonunda bulunduğu Birleşik Cephe Çalışma Departmanı, Çin'deki dini grupları ve azınlıkları kontrol altında tutan devasa bir zulüm aygıtı olarak biliniyor.

Ma'nın bu departmanın faaliyetlerine dair yaptığı itiraflar, Pekin yönetiminin din düşmanlığını gözler önüne serdi.

Yürütülen politikaların doğrudan inancı yok etmeyi hedeflediğini belirten Ma, şu çarpıcı ifadeleri kullandı:


"İslamiyet söz konusu olduğunda acımasızca camileri yıkıyorlar. Hristiyanların ise haçlarını söküyorlar. Hangi din olursa olsun, en katı kural şu: Çocukların cami, kilise veya tapınaklara girmesi kesinlikle yasak. Sadece bu kural bile, dinin nesilden nesile aktarılmasını kalıcı olarak kesip atmayı amaçlıyor."




George Orwell'ın 1984 distopyasını aratmayan bir gözetim toplumu inşa edildiğini vurgulayan eski yetkili; her caminin girişine yüz tanıma özellikli kameralar yerleştirildiğini, dini cemaatlerin içine sivil polisler ve muhbirler sızdırıldığını, hatta Hac ibadetini yerine getiren kafilelerin bile ÇKP ajanları tarafından saniye saniye izlendiğini kaydetti.



- DOĞU TÜRKİSTAN İTİRAFI!

Milyonlarca Uygur Türkü'nün hapsedildiği işgal altındaki Doğu Türkistan (Sincan) hakkında dünyayı ayağa kaldıracak gerçekleri teyit eden Ma, Çin'in yalanlarını da çürüttü.

Pekin yönetiminin "mesleki eğitim merkezi" yalanıyla örtbas etmeye çalıştığı tesislerin birer esir kampı olduğunu belirten Ma, zulmün bugün de devam ettiğini şu sözlerle itiraf etti:


"Özellikle Doğu Türkistan'da, eğer İslami inancınızı yaşar veya ifade ederseniz, sizi bekleyen yer toplama kamplarıdır. Devasa sayılarda masum insanı o zindanlara kapattılar. İşin en acı tarafı, şu an bile insanları tutuklayıp bu kamplara kapatmaya devam ediyorlar."


Öte yandan bir Hui Müslümanı olarak sistemde yükselmesine rağmen her zaman "ikinci sınıf vatandaş" muamelesi gördüğünü belirten Ma; Uygur, Hui, Moğol ve Tibetli Müslümanların Çin devletinin ana akımına uydurulmak için sistematik bir etnik temizlik ve asimilasyona maruz kaldığının altını çizdi.



- “HALKA FAYDALI BİR ŞEY YAPMIYORDUK!”

Geride bıraktığı annesi ve kız kardeşlerini bir daha asla göremeyeceğini, Çin rejimi tarafından "vatan haini" ilan edileceğini ve ailesinin büyük bir baskı göreceğini bildiğini söyleyen Ma Ruilin, sessiz kalmanın vicdani yüküne dayanamadığını ifade etti.

ABD'ye ilticasını "ruhsal bir kurtuluş" olarak tanımlayan eski ÇKP yetkilisi, şu sözlerle konuşmasını noktaladı:


"Çin'de hayatta kalabilmek için sürekli olarak kötülük yapmaya devam etmek zorundasınız. Halka faydalı hiçbir şey yapmıyorduk. ABD bana en azından kötülük yapmama özgürlüğü verdi."




 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/eski-ckp-yetkilisinden-dogu-turkistan-itirafi-toplama-kamplari-kapatilmadi-zulum-suruyor-8135.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/eski-ckp-yetkilisinden-dogu-turkistan-itirafi-toplama-kamplari-kapatilmadi-zulum-suruyor-8135.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/eski-ckp-yetkilisinden-dogu-turkistan-itirafi-toplama-kamplari-kapatilmadi-zulum-suruyor-8135-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/eski-ckp-yetkilisinden-dogu-turkistan-itirafi-toplama-kamplari-kapatilmadi-zulum-suruyor-8135.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/eski-ckp-yetkilisinden-dogu-turkistan-itirafi-toplama-kamplari-kapatilmadi-zulum-suruyor/8382/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 01:45:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tarihi sevdiren adam ve tarihin gülen yüzü  Prof.Dr. İlber Ortaylı Hakka yürüdü ]]></title>
			<description><![CDATA[Bir süredir hastanede tedavi gören tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'dan acı haber geldi. Sağlık sorunları sebebiyle bir süredir yoğun bakımda tedavi gören 78 yaşındaki Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlık sorunları sebebiyle Koç Üniversitesi Hastanesi'nde bir süredir yoğun bakımda tedavi gören 78 yaşındaki tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

AİLESİNDEN RESMİ AÇIKLAMA GELDİ

Türkiye'nin değerli tarihçilerinde İlber Ortaylı'nın hayatını kaybettiğine dair açıklama ailesinden geldi. İlber Ortaylı'nın ailesi:

"Okurları, öğrencileri ve sevenleri onu hiçbir akademisyene nasip olmayacak büyüklükte sevgi ve saygıyla sarmaladı. Onun adına derin bir şükran duyuyoruz."



SON PAYLAŞIMI ORTAYA ÇIKTI

Hayatını kaybeden ünlü tarihçi İlber Ortaylı’nın ocak ayında yaptığı son paylaşım:

“Biraz sıkıntılar ve sağlık sorunlarıyla dolu bir yıl geçirdim. Şimdi ise daha iyiye gidiyorum.”

İLBER ORTAYLI’NIN KIZ KARDEŞİ NURİYE ORTAYLI'DAN AÇIKLAMA

Hastane önünde gazetecilere açıklama yapan İlber Ortaylı’nın kız kardeşi Nuriye Ortaylı:

"Çok uzun bir süredir çeşitli sağlık sorunları ile boğuşuyordu. Hayatını aktif yaşamayı seven birisi olduğu için mümkün olduğunca gayret etti, hep enerjik kaldı"

İLBER ORTAYLI’NIN EŞİ: "MÜMKÜN OLDUĞUNCA GAYRET ETTİ VE ENERJİK KALDI"

Ortaylı'nın vefatına ilişkin eşi Ayşe Özdolay ile kızı Tuna Ortaylı Kazıcı hastane önünde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Ortaylı’nın hastalığını kimseye yansıtmadığına değinen Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı. Bütün bu süreçte Koç Üniversitesi hastanesinde çalışan herkes, bütün bölümler, hemşiresi, doktoru, bütün çalışanlardan çok büyük bir destek aldık. Hem o, hem biz aile olarak. Çok teşekkür ediyoruz. Olabilecek en iyi bakımı aldı. Hem tıbbi, hem insani olarak. Onlara da çok şükran borçluyuz. Arayan, soran, destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.

Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı ise, "Babam, çok severek ve dolu dolu yaşadı. Umarım, bu hayatında birilerine dokunmuşluğu ve bu şekilde faydası olmuştur" dedi.

ERDOĞAN'DAN BAŞSAĞLIĞI MESAJI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hayatını kaybeden İlber Ortaylı için başsağlığı mesajı yayımladı.

Entelektüel kişiliği, bilgi ve birikimi, kitapları, araştırmaları ve akademik çalışmalarıyla milletimizin saygısını kazanan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi, çok değerli Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın vefatından derin üzüntü duydum. Sayın İlber Ortaylı’ya Allah’tan rahmet niyaz ediyor; kederli ailesine, öğrencilerine, dostlarına, tüm sevenlerine ve akademi dünyamıza başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Rabb’im mekânını cennet eylesin.



İLBER ORTAYLI KİMDİR?

78 yaşındaki Tarihçi ve yazar İlber Ortaylı, tarihçi kimliğinin yanı sıra popüler kültür ve tarih eserleriyle geniş kitlelerce sevilen bir isimdi. Tarih bilgisinin yanı sıra kültürel birikimi ve kendine has hitabet tarzıyla Türkiye’de önemli bir yere sahip olan Ortaylı'nın öne çıkan eserleri arasında "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı", "Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek", "Tarihin İzinde" ve "Bir Ömür Nasıl Yaşanır" yer alıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarihi-sevdiren-adam-ve-tarihin-gulen-yuzu-prof-dr-ilber-ortayli-hakka-yurudu-7307.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarihi-sevdiren-adam-ve-tarihin-gulen-yuzu-prof-dr-ilber-ortayli-hakka-yurudu-7307.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarihi-sevdiren-adam-ve-tarihin-gulen-yuzu-prof-dr-ilber-ortayli-hakka-yurudu-7307-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/tarihi-sevdiren-adam-ve-tarihin-gulen-yuzu-prof-dr-ilber-ortayli-hakka-yurudu-7307.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/tarihi-sevdiren-adam-ve-tarihin-gulen-yuzu-prof-dr-ilber-ortayli-hakka-yurudu/8381/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 01:08:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çin'de 'etnik birlik' yaftasıyla kültürel asimilasyon yasası: Uygur kimliği tehdit altında]]></title>
			<description><![CDATA[Çin, etnik azınlıkların Çin ulusal aidiyetiyle daha güçlü bağ kurmasını zorunlu kılan yeni yasayı kabul etti. Uygurlar başta olmak üzere tüm azınlıklar, Mandarin eğitimi ve “vatanseverlik” temelli eğitimle kültürel asimilasyona tabi tutulacak. Ulusal sembollerin korunması ve dini pratiklerin Çinleştirilmesi gibi hükümler, topluluk üzerindeki devlet denetimini güçlendiriyor. Yasa temmuzda yürürlüğe girecek ve etnik birlik vurgusunu artırmayı hedefliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çin Ulusal Halk Kongresi, etnik azınlıkların Çin ulusal kimliğiyle bütünleşmesini zorunlu kılan “Etnik Birliği ve İlerlemeyi Teşvik Yasası”nı kabul etti. Uygur Türkleri ve diğer azınlık gruplar, eğitimden dini uygulamalara kadar birçok alanda devlet politikalarıyla sıkı denetime tabi olacak. Yasayla birlikte Mandarin eğitimi ve ulusal semboller vurgusu ön plana çıkarken, kültürel ve dini kimliğin korunması üzerindeki riskler artıyor.

Kültürel asimilasyon yasası kabul edildi

Çin'de etnik azınlıklara ulusal aidiyet için birlik olma ve ortak topluluk hissini güçlendirme misyonu yükleyen bir yasa kabul edildi.

Çin'in yasama organı Ulusal Halk Kongresi (ÇUHK), yıllık genel kurul toplantısının bugün yapılan kapanış oturumunda Etnik Birliği ve İlerlemeyi Teşvik Yasası'nı oylayarak kabul etti.

Meclisteki 2 bin 756 delegenin lehte oyuna karşı 3 aleyhte ve 3 çekimser oyla kabul edilen yasa, azınlık topluluklarının Çin ulusal aidiyeti ile daha güçlü bağ kurmasını talep eden fikirleri yasal bir çerçeveye oturtuyor.

Yasaya bahane 'büyük risklerin' önlenmesi

ÇUHK Daimi Komitesi Başkan Yardımcısı Li Hongcong, oturumda yaptığı konuşmada, yasanın Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2012'de iktidara gelmesinden bu yana etnik birlik konusunda ortaya atılan fikirleri ve kaydedilen ilerlemeleri yasal hükümlere dönüştürmeyi amaçladığını belirtti.

Li, yasadaki tedbirlerin etnik konularla bağlantılı "büyük risklerin" ve "gizli tehlikelerin" önlenmesi ve çözülmesi için güvence sağlayacağını savundu.

Az sayıda bağlayıcı hükme sahip olan yasa, etnik azınlıklara, "Çin ulusu için ortak topluluk hissinin güçlendirilmesi" şeklinde adlandırılan bir misyonun taşıyıcısı olma görevi yüklüyor.

Etnik politikaları genel ulusal güvenlik perspektifiyle birleştiren yasa, etnik azınlıkların anaokulundan itibaren Mandarin Çincesini öğrenmesini şart koşarken "vatansever bir eğitim sisteminin" önemine işaret ediyor.

Öte yandan bayrak, marş, amblem gibi ulusal sembollerin onurunun korunmasına yönelik hükümler de yasada yer alıyor.

7 bölüm ile 60 maddeden oluşan yasa, temmuzda yürürlüğe girecek.

"Etnik birlik" ve "entegrasyon" vurgusu son dönemde arttı

Yasanın, Pekin yönetiminin, azınlık grupların Çin ulusal aidiyeti ile daha güçlü bağ kurmasını talep eden "etnik birlik" vurgusunu artırdığı bir döneme denk gelmesi dikkati çekiyor.

Tekil etnik ve dini aidiyetler yerine Çin ulusal kimliğinin öne çıkarılmasına odaklanan bu politika, etnik gruplar üzerinde devlet kontrolünü artırırken "dinin Çinlileştirilmesi" gibi kavram ve uygulamaları gündeme getiriyor.

Nüfusun hakim çoğunluğunu Han Çinlilerin oluşturduğu ülkede aralarında Uygur Türkleri, Tibet ve Moğol halklarının da olduğu, resmi olarak tanınan 56 etnik grup bulunuyor
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/cin-de-etnik-birlik-yaftasiyla-kulturel-asimilasyon-yasasi-uygur-kimligi-tehdit-altinda-9103.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/cin-de-etnik-birlik-yaftasiyla-kulturel-asimilasyon-yasasi-uygur-kimligi-tehdit-altinda-9103.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/cin-de-etnik-birlik-yaftasiyla-kulturel-asimilasyon-yasasi-uygur-kimligi-tehdit-altinda-9103-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/cin-de-etnik-birlik-yaftasiyla-kulturel-asimilasyon-yasasi-uygur-kimligi-tehdit-altinda-9103.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/cin-de-etnik-birlik-yaftasiyla-kulturel-asimilasyon-yasasi-uygur-kimligi-tehdit-altinda/8377/</link>
			<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 22:47:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türk Ocakları Pendik Şubesinden Büyük İftar Organizasyonu]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Yayın Sorumlumuz ve Beykoz Türk Ocağı eski başkanı Mehmet Arslan’ın da katım sağladığı iftar programı hakkında haber merkezimize verdiği bilgilere göre;

Beş yıldızlı Pendik Marriott Otel’de, Türk Ocaklılara 11 Mart 2026 Çarşamba günü zengin menülü bir iftar verildi. Hınca hınç dolu olan iftar salonuna, Türk Ocakları İstanbul Şubesi, Beykoz Şubesi, Kadıköy Şubesi ve Ümraniye Şubesi başkanları, eski ve yeni başkanları, yönetim kurulu üyeleri, çok sayıda ilim adamı, milliyetçi kanaat önderleri ve Türk Ocaklılar katıldı.

Misafirler girişte şube başkanı Ahmet Kara ve yönetim kurulu üyeleri karşılayarak oturacak masalarını misafirler gösterdiler. Büyük bir dikkat ve hürmetle misafirlere masalarına kadar refakat edildi. Oturanlar sahneye baktıklarında Türk Ocakları Pendik Şubesi ambleminin olduğu  sahne ekranında “GELENEKSEL İFTARIMIZA HOŞ GELDİNİZ” yazısı mükemmel bir organizasyonun belgesi gibiydi. 

İftar saati yaklaşınca masalar doldu. Akşam ezanı okununca Ocak yetkilisi iftar vakti olduğunu anons etti. Anonsla birlikte herkes iftarını açmaya başladı. Zengin menü aralarında otel çalışanları çeşit çeşit içecekler sundular. Çaylar durmadan bardaklara dolduruldu. En son muhteşem bir kabak tatlısı ile yemek finali yapıldı. 

Bu gece için Ocak Başkanı Kara’nın iftar yapılan salonun yanındaki bir yeri mescit olarak düzenlettirmesi takdire değer bir davranıştı. Çay içilirken şube yetkilisi katılımcıları genel olarak selamlayarak herkese hoş geldiniz dedi. Bu güne kadar yapılan programlar hakkında kısa bilgi verdi. 

Daha sonra konuşmasını yapmak üzere Türk Ocakları Pendik Şube Başkanı Ahmet Kara’yı kürsüye davet etti.

Ahmet Kara’nın  konuşmasında


“Çok değerli belediye başkanımız,
Siyasi Partilerimizin ilçe başkan ve yönetim kurulu üyeleri,
Türk Ocaklarımızın kıymetli başkan ve yönetim kurulu üyeleri,
Sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri,
Eğitim camiamızın saygıdeğer yöneticileri ve meslektaşlarım,
Çok muhterem iş insanlarımız,
Basınımızın mümtaz temsilcileri,
Hanım efendiler ve beyefendiler;

Geleneksel hale gelen iftarınıza/iftarımıza hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Türk Ocakları, Türkiye’nin en köklü ve eski sivil toplum kuruluşudur. Bu durum, omuzlarına ağır bir görev ve sorumluluk yüklemektedir.

Çanakkale destanında, bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin eski adıyla Darul Fünun öğrencilerinin ise ayrı bir yeri var. 1915'te Darul Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2.500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkale'ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu'ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular. Bu nedenle sonraki yıl açılışta siyaha boyanan Darul Fünun, 1921 yılında hiç mezun veremedi.

Liselerimizin bazıları mezun vermedi. Bu evlatlarımızın fedakarlık ruhunu ve sorumluluklarımızı hissederek sorumluluklarımızı ifa etme gayreti içinde olduğunuzu bilmenizi isteriz.

İstanbul, İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve İtalya) tarafından 106 sene önce işgal edildi. İlk işgal ettikleri yerlerden birisi de Türk Ocakları binasıydı. İşgal, 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü. Bu durum çok manidar değil mi? Düşmanlarımız dostunu ve düşmanını çok iyi tanıyor. Burada bulunan birbirinden değerli hazirunu tenzih ederek ifade etmek isterim ki, biz düşmanlarımız kadar dostlarımızı tanımıyoruz.

Millî Mücadele’de yapılan mitinglerde Türk Ocakları'nın çok önemli rolü olmuştur.

Sultanahmet Mitingleri, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgali üzerine Türk Ocağı ve Karakol Cemiyeti tarafından İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'nda ilki 23 Mayıs 1919'da düzenlenen, her birine yaklaşık 150-200 bin kişinin katıldığı dört mitingdir.

Sultanahmet Mitingleri:




	23 Mayıs 1919
	30 Mayıs 1919
	10 Ekim 1919
	13 Ocak 1920




Mitinglerin önemli konuşmacıları Türk Ocağı'ndan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Halide Edip Adıvar, Mehmet Emin Yurdakul’dur.

Adnan Adivar, Arif Nihat Asya, Dündar Taşer, Fethi Tevetoğlu, Galip Erdem, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hüseyin Nihal Atsız, İsmail Hakkı Yılanoğlu, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Mehmet Akif Ersoy, Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Fuat Köprülü, Mehmet Kaplan, Mümtaz Turhan, Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Osman Turan, Erol Güngör.

Bu saydığım şahsiyetler alanlarının en iyileri. Huzurlarınızda saymamın sebebi, Türk Ocakları'nın ne kadar önemli bir kurum olduğunu, Türkiye’mizin kalkınması için fikir üreten en önemli aydınların Türk Ocağı'lı olmasıdır. Türk Ocakları çizgisini geliştirerek bu günlere gelmiştir.

Türk Ocakları, milletin birliği ve devletin bekası esasına halel getirebilecek tutum, davranış ve söylemler konusunda hassastır.

Türk milleti, Birinci Dünya Savaşı sonunda galip devletlerin dayattığı Sevr projesine karşı Gazi Mustafa Kemal Paşa liderliğinde destansı bir Millî Mücadele vermiş ve neticede Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır. Cumhuriyet de bu tarihî mirası devraldığı için Türk dilini devlet dili olarak kabul etmiş ve bu topraklarda yaşayan halkı da etnik ve mezhebî kökenine bakmadan “Türk milleti” olarak tanımlamıştır.

İsrail hükümetinin Gazze’de yaşayan Filistinlilere karşı uyguladığı yüz yılın soykırımında, kadın, erkek, siviller, gazeteciler, yardım kuruluşu çalışanları, sağlık çalışanları vb. yanında binlerce masum bebek, acımasızca katledildi.

Açıkça söylemek gerekirse, bu soykırımda en az Netanyahu kadar ABD yönetimi ve İsrail’e engel olmak için kılını kıpırdatmayan ve sürekli İsrail’in kendini savunma hakkından dem vuran Batılı devletler de sorumludur.

Küresel egemenlik savaşının paramparça ettiği coğrafyamız, bu defa da İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı saldırılarla yayılması muhtemel bir bölgesel savaş tehlikesiyle karşı karşıya.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, yeniden şekillenen ve çok kutupluluğa giden dünyada; denge siyaseti çerçevesinde tarihî mirasının ona yüklediği görev istikametinde Türk Devletleri Birliği, İslam Dünyası ve Balkanlar ekseninde bir güç merkezi olmak için gerekli ve yeterli imkân ve kabiliyete sahiptir. Bin yılı aşkın bir süredir bu coğrafyada yaşayan ve ortak kültür değerlerini paylaşan unsurlar arasına nifak sokma girişimleri karşısında Türk milleti ve Türkiye olarak, üniter millî devlet yapımızı güçlü tutmak, etnik ve mezhebî farklarına bakılmaksızın bütün yurttaşlarımızı Türk millî kimliği etrafında toplamak için yeni ve yaratıcı stratejiler geliştirme yükümlülüğü ile karşı karşıyayız.

Türkiye’nin savunma sanayisi alanına yaptığı yatırımların önemi de her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye’nin bu zorlu süreçte asıl ihtiyacı olan hususlar şunlardır:




	Yönetimde kuvvetler arası denge ve denetleme mekanizmalarının yeniden kurulmasıyla liyakat sistemi güçlendirilmelidir.
	Siyasi rekabeti husumete dönüştürmeden adaletin, devletin temeli olduğu gerçeği hayata geçirilmelidir.
	TBMM gerçekten milletin sesi olma işlevini yeniden kazanmalıdır.
	Kamu kurum ve kuruluşları, Anayasa, kanunlar ve ilgili mevzuata uygun bir şekilde denetlenmeli; yolsuzluk ve suiistimaller asgariye indirilmelidir.




Sözün özü; liyakat, adalet, danışma ve denetleme ilkelerinin hakkıyla hayata geçirilmesi şart ve elzemdir. Çok telaffuz ettiğimiz iç cephenin sağlamlaştırılması bu şekilde gerçekleşebilir.

“Şehitlerin kanlarıyla sınırları çizilen bu vatanda, teröristbaşı’nın malum açıklamasında da ‘Cumhuriyet’in tek tipçi yorumları’ ifadesiyle ülkedeki bölücü terörün temel sebebi olarak açıkça suçlanan Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurulan Türk Millî Devleti’nin temel ilke ve esaslarının derece derece aşındırılarak değiştirilmesine yönelik bir ‘çözüm’, asla kabul edilemez. Daha açık bir ifadeyle, millî devlet ve üniter yapı esası, Türkçenin tek resmî dil oluşu ve Türk vatandaşlığı tanımı tartışmaya açılamaz.”

Bu süreç kapsamında TBMM’de kurulan Komisyon; üzülerek ifade edelim ki, Türk Ocakları başta olmak üzere, üniter millî devlet esası, resmî dil, eğitim dili gibi konularda açık ve net tavrı olan gönüllü kuruluşların görüşlerine başvurma gereğini duymamıştır.

Tekrar ve yüksek sesle duyuruyoruz:




	Anayasa’da, üniter ulus-devlet yapısını bozacak hiçbir değişiklik yapılamaz.
	Devlet’in resmî dili ve ülkenin eğitim dili Türkçedir.
	Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlık tanımı değiştirilemez.
	Yerel yönetimlerle ilgili olarak siyasi özerkliğe varacak hiçbir yasal ve anayasal değişiklik kabul edilemez.




Pendik Şubemizin 2004 yılından bu güne gelinceye kadar ocağın var olması, gerçek anlamda sivil toplum kuruluşu olarak devam etmesinde maddi ve manevi katkılarınızla en büyük pay sahibi sizlersiniz. Yönetim kurulu olarak hepinize ayrı ayrı teşekkür ederiz. Allah, yaptığınız ve yapacağınız yardımlarınız için bire bin versin. Yapıcı her tür öneri ve eleştirileriniz yolumuzu aydınlatacaktır. Ocağımız, kamu yararına çalışır dernek statüsündedir.

Hepinizin oruçlarını Allah kabul etsin. Birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Şimdiden Ramazan Bayramınızı tebrik ederim” demiştir.

Daha sonra masa sohbetleri, karşılaşan arkadaşlar birbirleriyle hal hatır sordular. Fotoğraf çekinildi. Sonra katılımcılar Başkan Kara’yı bu güzel organizasyondan dolayı tebrik ederek vedalaştılar. 

Kamudannethaber olarak bu güzel organizasyonu yapan Türk Ocakları Pendik Şubesi Başkanına ve yönetim üyelerine teşekkür ederiz. 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-pendik-baskanligindan-buyuk-iftar-organizasyonu-6418.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-pendik-baskanligindan-buyuk-iftar-organizasyonu-6418.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-pendik-baskanligindan-buyuk-iftar-organizasyonu-6418-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-pendik-baskanligindan-buyuk-iftar-organizasyonu-6418.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turk-ocaklari-pendik-baskanligindan-buyuk-iftar-organizasyonu/8373/</link>
			<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 01:04:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Almanya tarihinde bir ilk: Cem Özdemir, eyalet başbakanı oldu]]></title>
			<description><![CDATA[Baden-Württemberg eyalet seçimlerinde Yeşiller Partisi'nin adayı Cem Özdemir, başa baş geçen yarışı kazanarak eyaletin yeni Başbakanı oldu. Almanya'nın ekonomik kalbi sayılan eyalette kazanılan bu zaferle Özdemir, Almanya tarihinde bir eyaleti yönetecek ilk Türk kökenli siyasetçi unvanını aldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Almanya siyasi tarihinde 8 Mart 2026, göçmenlerin entegrasyonu ve siyasi temsili açısından bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Ülkenin endüstri ve teknoloji merkezi Baden-Württemberg'de pazar günü yapılan eyalet parlamentosu (Landtag) seçimlerini Yeşiller Partisi birinci sırada tamamladı. Partinin başbakan adayı Cem Özdemir, Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin genç adayı Manuel Hagel ile girdiği kıyasıya yarışı kazanarak eyalet başbakanlığı koltuğuna oturdu.

Özdemir, 15 yıl boyunca eyaleti yöneten ve "yeşil muhafazakârlık" akımının mimarı sayılan partisinden Winfried Kretschmann'ın emekliye ayrılmasıyla boşalan koltuğu devralacak.



SANDIK VERİLERİ: YEŞİLLER ÖNDE, AFD'DE BÜYÜK YÜKSELİŞ

ARD ve ZDF tarafından yayınlanan saat 15.59 tarihli ilk projeksiyonlara (Hochrechnung) göre, seçimler eyaletteki siyasi dengelerde ciddi sarsıntılara yol açtı.

Kıyasıya Zirve Yarışı: Yeşiller Partisi, 2021 seçimlerine göre 2,2 puanlık bir kayıp yaşasa da %30,4 oy oranıyla birinci parti konumunu korudu. En yakın rakibi CDU ise oylarını 5,6 puan artırarak %29,7 ile Yeşiller'in hemen ensesinde yer aldı.

Aşırı Sağın Yükselişi: Seçimin en çarpıcı sonuçlarından biri aşırı sağcı AfD'nin (Almanya için Alternatif) sıçraması oldu. AfD, oylarını 8,9 puan birden artırarak %18,6 ile eyaletin en güçlü üçüncü partisi konumuna yerleşti.

Sosyal Demokratlar ve Liberaller Çöktü: Başbakan Olaf Scholz'un partisi SPD (Sosyal Demokrat Parti) eyalette adeta hezimet yaşadı. Oylarında 5,4 puanlık erime görülen SPD, barajın hemen üstünde %5,6'da kaldı. Hür Demokrat Parti (FDP) ise 6,1 puanlık dramatik bir düşüşle %4,4 oy alarak %5'lik seçim barajının altında kaldı ve parlamentoya veda etti.

Sandalye Dağılımı ve Koalisyon İhtimali: 154 sandalyeli eyalet parlamentosunda Yeşiller 56 (-2), CDU 54 (+12), AfD 34 (+17) ve SPD 10 (-9) milletvekili ile temsil edilecek. Projeksiyonlar, mevcut Yeşiller-CDU koalisyonunun 110 sandalye ile (çoğunluk için 78 gerekiyor) rahat bir şekilde hükümeti kurmaya devam edeceğini gösteriyor.

MERCEDES VE PORSCHE'NİN MERKEZİNDE "EKONOMİ" VURGUSU

Almanya'nın ekonomik lokomotifi olan, Mercedes, Porsche ve Bosch gibi dünya devlerine ev sahipliği yapan Baden-Württemberg'de seçim kampanyasının ana odak noktası ekonomiydi.

Seçim sürecinde radikal çevreci politikalardan ziyade merkeze hitap eden bir strateji izleyen Özdemir, kampanyasını "Ekonomi, Ekonomi, Ekonomi" mottosu üzerine inşa etti. Şirketleri boğan bürokrasiyi azaltmayı, teknolojik yenilikçilik ile iklim korumasını dengelemeyi vaat eden Özdemir, eyaletteki "yeşil muhafazakâr" seçmen tabanını konsolide etmeyi başardı.

Özdemir zafer konuşmasında, "Baden-Württemberg'i daha güçlü, daha rekabetçi ve geleceğe tam anlamıyla hazır hale getireceğim" ifadelerini kullandı.

MADENCİ TORUNLUĞUNDAN EYALET ZİRVESİNE

1965 yılında Baden-Württemberg'in Bad Urach kasabasında, Türkiye'den gelen bir maden işçisinin torunu olarak dünyaya gelen Özdemir'in siyasi kariyeri ilklerin tarihi niteliğinde.

1990'lardan bu yana federal siyasette aktif rol alan Özdemir; Avrupa Parlamentosu üyeliği, Yeşiller Partisi Eşbaşkanlığı ve 2021-2025 yılları arasında yürüttüğü Federal Tarım Bakanlığı (ve Eğitim Bakanlığı) görevleriyle Almanya siyasetinin en tanınan yüzlerinden biri oldu. Federal bakanlık seviyesine yükselen ilk Türk kökenli isim olan Özdemir, şimdi eyalet başbakanı olarak siyasi kariyerinde zirveye ulaştı.

Seçim kampanyası boyunca hem Trump destekçilerinden hem de Erdoğan sempatizanlarından sert eleştiriler alan Özdemir, bu durumu "Doğru yolda olduğumun en büyük kanıtı" sözleriyle değerlendirmişti. Özdemir'in eyalet başbakanı olması, Almanya'daki milyonlarca Türk kökenli göçmen için siyasi temsil anlamında tarihi bir eşiğin aşılması olarak kabul ediliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/almanya-tarihinde-bir-ilk-cem-ozdemir-eyalet-basbakani-oldu-1941.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/almanya-tarihinde-bir-ilk-cem-ozdemir-eyalet-basbakani-oldu-1941.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/almanya-tarihinde-bir-ilk-cem-ozdemir-eyalet-basbakani-oldu-1941-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/almanya-tarihinde-bir-ilk-cem-ozdemir-eyalet-basbakani-oldu-1941.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/almanya-tarihinde-bir-ilk-cem-ozdemir-eyalet-basbakani-oldu/8367/</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 23:23:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türk Ocakları Beykoz Şubesinde Nöbet Değişimi]]></title>
			<description><![CDATA[Beykoz Türk Ocağı Şubesinde dün gerçekleştirilen 9. olağan genel kurulda görev değişimi yapıldı. Aday olmayan Fevzi Geylan başkanlığı Mehmet Pulant'a teslim etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beykoz Türk Ocakları 9. Olağan kongresi, Merkez Mahallesi’ndeki şube binasında gerçekleşti. Haber sitemizin yazarı, genel yayın sorumlusu ve Beykoz Türk Ocağı'nın eski başkanı Mehmet Arslan'ın divan başkanı olarak yönettiği genel kurul hakkında haber merkezimize verdiği bilgiye göre; Dün, yani 7 Mart 2026, saat 14.00’te yapılan Beykoz Türk Ocakları 9. olağan genel kurulunda üyeler saatler öncesinde şube salonunda toplanmaya başlandı. Toplananlar, mevcut savaş ve Türkiye'nin durumları hakkında sohbet ettiler. Beykoz Türk Ocağı Başkanı Fevzi Geylan, hazirun listesindeki imzaları kontrol ederek toplantı için gerekli nisabın sağlandığını beyan ederek 9. olağan genel kurulu açtığını duyurdu.

Olağan genel kurulu yönetmek üzere, kurucu başkan ve mevcut başkan Geylan'ın teklifi ile Ocağın ilk başkandan sonra 2. başkanlığını yapan Mehmet Arslan ve iki üye daha haziruna teklif edildi. Divan, oy birliği ile seçildi. Divan yerini alınca mevzuatlar gereği saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasından sonra şube başkanı Fevzi Geylan’a açılış konuşmasını yapmak üzere söz verildi. Geylan konuşmasında şunları söyledi:

“Öncelikle ocak başkanlığım dönemimde bana ve ocağımıza destek veren herkese teşekkür ediyorum. Ocağımız üyelerinden  vefat ettiği için aramızda olamayan İlyas Horasan, Erdal Gültekin, Osman Akça, Zekai Dede, Mehmet Balta, Hacı Bilal Kırılmaz, Tuğrul Selçuk, Ahmet Cingil, Mehmet Gani Yazar, Abdullah Şensoy, Nihat Eser, Fahrettin Akhan, Süleyman Karabulut, Elif Pulant, Mehmet Nurettin Gökçek'e  Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun inşallah. Katkılarını asla unutmayacağız. Değişen ekonomik şartlara ve pandemi döneminde yaşanan zorluklar, insanların bir araya gelmelerini olumsuz yönde etkiledi. Pandemi nedeniyle toplanmanın yasak olduğu dönemlerde artan kira miktarları ve stopajla birlikte ödemekte zorlandık. Ocak kiramızı ödedikten sonra hiçbir zaman bir sonraki kira hazır olmadı. Pandemi nedeniyle toplantı yapamadık. Toplantı yapamayınca ve bir araya gelemeyince, salgının da büyük etkisiyle insanların daha fazla evde kalma alışkanlıkları oluştu. Bu durum ocağımızı da büyük çapta etkiledi. Buna rağmen, imkanlar ölçüsünde birçok faaliyetle ocağımızı ayakta tutmaya gayret ettik. İstanbul’da ve bazı komşu illerdeki şubelerin toplantılarına katılım sağladık. Ülkemizin önemli meseleleri ve gündemdeki bazı konular hakkında konferanslar ve sempozyumlar düzenledik. Bu genel kurulda seçilecek arkadaşlara canı gönülden yardımcı olacağımı buradan beyan ediyorum.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Divan Başkanı Arslan, şube başkanı Geylan’ın fedakarlığına ve samimiyetine vurgu yaparak, çektiği ve hiç kimseye bahsetmediği bazı zorlukları dile getirdi. Gündem gereği yönetim ve denetim faaliyet raporları okundu. Lehte ve aleyhte söz almak isteyen olmayınca oylamaya geçildi. Yapılan oylamada iki rapor da oy birliği ile kabul edildi.

Divan Başkanı Arslan, gündem gereği yönetim kurulu, denetleme kurulu ve genel merkez delegeleri belirleme maddesine gelindiğini belirterek, aday olmak isteyenlerin listelerini divana vermelerini istedi. Mevcut şube başkanı Fevzi Geylan, yeniden aday olmayacağını önceden duyurduğu için aday almadı. Bu sebeple Beykoz’daki milliyetçi camia tarafından tanınan iş adamı Mehmet Pulant başkanlığında divana bir liste verildi. Verilen listede:

Yönetim Kurulu Üyelikleri:


	Mehmet Pulant
	Mehmet Bilir
	Ahmet Dağcı
	Cemal Uygun
	Mustafa Afşin Kırca
	Süleymen Saklı
	Batuhan Uyar


Genel Merkez Genel Kurul Delegeleri:


	Mehmet Pulant
	Mehmet Bilir
	Ahmet Dağcı


Denetleme Kurulu Üyeleri:


	Şeref Kurtuluş
	Kamil Bülbül
	Melih Perçin


Divan başkanı listeyi sunan şube başkanı adayı olan Mehmet Pulant’a söz verdi. Pulant, haziruna hoş geldin dedikten sonra, şube başkanı Fevzi Geylan Bey aday olmayınca ben ekibimle aday oldum. Hedefim, var olanı daha ileri götürmek için ekibiyle canla başla çalışacağını beyan etti. Ocak binasını yapısal manada daha kullanışlı hale getirmek için bazı tadilatlar yaptıracağını da belirterek konuşmasını bitirdi.

Divan başkanı Arslan, uzun yıllar yaptığı çeşitli STK başkanlıkları, okul müdürlükleri ve en önemlisi de “Yönetim ve Planlama Dalında” yaptığı tezli yüksek lisans gereği kazanmış olduğu “Yönetim ve Planlama Uzmanlığına” dayanarak, STK’larda ve çeşitli organizasyonlarda çok önemli bir anlayışın yıkılmasına gerektiğine vurgu yaptı.  “Şube başkanı çalışmaz, çalıştırır.” STK ve organizasyonlarda kurulların görev şemasında görevleri belirli olmasına rağmen, yönetim kurulu üyelerinin hiç görevi yokmuş gibi davranmalarını ve bu yönetim kurulu üyelerinin yapmadıkları görevleri başkanların yaptıklarını, bu sebeple üyelerin de her işi başkandan beklemelerinin doğru olmadığını dile getirdi. “Size katılmıyorum. Başkan canla başla çalışacak. Biz Pulant başkandan çok şey bekliyoruz. Durmadan çalışmasını istiyoruz.” sözlerine, divan başkanı, yönetim ilminde ve pratikte yönetim şemasındaki yönetim kurulu üyelerinin, yardımcılıkların veya sekreteryanın bütün görevlerini kontrol etmekten, yapmaktan ve yaptırmaktan başkanların 1. derecede sorumlu olduklarını belirtti. Yani kısaca, şube başkanları yönetim kurullarının işlerini düzgün yapmalarını organize eder, denetler ve yapılacak işlerin zamanında yapılmasını sağlar.

Divan başkanı yine STK’larda yetkisi ve görevi iyi anlaşılmayan “denetleme kurulu” üyelerinin yetkileri hakkında bilgi verdi. Denetleme kurulları organizasyonlarda yapılan işlerin mevzuatlara uygunluğunu denetlediği gibi, pratikte her yönde verim alma adına yönetim kuruluna tavsiyede bulunabilir. Denetleme kurulları, bir kurul halinde çalışacakları gibi, tek başına da bir denetleme kurulu gibi hareket etme yetkisini kullanabilir. Denetleme kurulları veya denetleme kurulu üyeleri, tek başına makul gerekçelere dayanarak o STK’yı genel kurula götürebilir diyerek, bu ana kadar atıl kalan yetki ve görevlere vurgu yaptı.

Gündemin seçim maddesi gereğince divana başka aday listesi verilmeyince, Mehmet Pulant’ın sunduğu liste oylamaya sunuldu. Listeye göre:

Yönetim Kurulu: Mehmet Pulant, Mehmet Bilir, Ahmet Dağcı, Cemal Uygun, Mustafa Afşin Kırca, Süleyman Saklı, Batuhan Uyar.
Merkez Genel Kurul Delegeleri: Mehmet Pulant, Mehmet Bilir, Ahmet Dağcı.
Denetleme Kurulu: Şeref Kurtuluş, Kamil Bülbül, Melih Perçin oy birliği ile seçildi.

Divan başkanının tebrik etmesinden sonra yeni seçilen başkana söz verdi. Başkan Pulant, kendine ve ekibini bu ocağa layık gördükleri için haziruna teşekkür etti. Bu ana kadar görev yapan başkan ve yönetim kurulu üyelerine ve görevi devreden Fevzi Başkan’a teşekkür etti. Hazirundan çalışmalarına yardımcı olmalarını rica ederek, Türk Ocağımızı daha da güçlendirerek bölgemizde söz sahibi yapalım. “Ben elimden gelen her şeyi yapacağım. Ama sizleri de yanımda görmek isterim.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Gündem maddesi gereğince üye aidat miktarının belirlenmesi konusunda çeşitli metotlar ve rakamlar ortaya atıldı. Çeşitli konuşmalardan sonra, üye aidatının 100 TL olmasına, daha çok üye yaparak ocak aidatının giderlere yetebilecek miktarlarda olmasına, aidatın haricinde gönüllü bağışların da banka hesaplarına yapılmasına karar verildi.

Dilek ve temenniler maddesinde, yeni seçilen başkan Pulant’a, yeni yönetim kurulu üyelerine, eski başkan ve başkan yardımcılarına, ocağa emeği geçen birçok kişi çeşitli konularda dilek ve temennilerini dile getirdiler.

Dilek ve temennilerin bitiminden sonra, divan başkanı Türk Ocakları Beykoz Şubesinin 9. Olağan genel kurulunun tamamlandığını belirterek kapanışı yaptıktan sonra tebrikler ve fotoğraf çekimleri yapıldı.

Kamudannethaber olarak "Türk Milletine ve Türk Ocaklarına hayırlı olsun" diyoruz.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-beykoz-subesinde-nobet-degisimi-126.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-beykoz-subesinde-nobet-degisimi-126.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-beykoz-subesinde-nobet-degisimi-126-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/03/turk-ocaklari-beykoz-subesinde-nobet-degisimi-126.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turk-ocaklari-beykoz-subesinde-nobet-degisimi/8364/</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 13:39:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doğu Türkistan'a Ramazan gelmedi]]></title>
			<description><![CDATA[Çin’in ‘kültürel soykırım’ uyguladığı Uygur Türklerine yönelik dini baskılar Müslümanların kutsal ayında şiddetlendi. Dini ibadetler sıkı denetim altında. Oruç belli etmeden tutuluyor, namaz gizlice kılınıyor. Bu ‘suçları’ işleyenler tespit edilirse ‘eğitim’ kamplarına gönderiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Karar gazetesinde Feyza Çalıkoğlu'nun haberine göre; Çin hükümeti Ramazan’ın gelişiyle birlikte Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinde “Uygurlar oruç ayını özgürce yaşıyor” şeklinde bir propaganda kampanyası başlattı ama bölgeden gelen haberler ve uluslararası gözlemcilerin raporları durumun bu yıl da değişmediğini, hatta baskıların arttığını ortaya koydu. Çin Komünist Partisi tarafından yayımlanan bildiriyle kamu personeli, öğrenci, öğretmen, devlet kontrolündeki şirket ve kuruluşlarda çalışanların Ramazan boyunca oruç tutmalarının yasaklandığı duyuruldu. Müslümanlar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildi.

BM: UYGULAMALAR İNSANLIĞA KARŞI SUÇ

oğu Türkistan’da 2014’ten bu yana ağırlaştırılan asimilasyon politikası kapsamında şiddetli bir ‘kültürel soykırım’ uygulanıyor. Türk ve Müslüman kimliklerini silmeyi hedefleyen baskılar dini gelenekleri özellikle hedef alıyor. Kültürlerini yaşatmaya çalışanlar ‘eğitim amaçlı’ denilen toplama kamplarında Çinlileştirilmeye çalışılıyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 2022 ve 2026 tarihli iki ayrı değerlendirmede Çin’in uygulamalarını ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımladı. Müslüman Uygurlara yönelik ‘kültürel soykırım’ karşısında İslam dünyasının genelinde ise Pekin’in siyasi ve ekonomik ağırlığı yüzünden sessizlik hakim.



UYGURLARIN ORUÇLARI VE NAMAZLARI GİZLİ

Çin’in ‘kültürel soykırım’ uyguladığı Uygur Türklerine yönelik dini baskılar her yıl olduğu gibi bu ramazanda da şiddetlendi. İnsanlar ibadetlerini gizlice yerine getiriyor. İnsan hakları örgütleri ve bölge kaynaklarına göre, bir kişinin oruç tuttuğuna dair herhangi bir işaret ‘aşırılık’ kapsamında değerlendirilebiliyor. Bu ‘suçları’ işleyenler tespit edilirse derhal ‘toplama’ kamplarına gönderiliyor. Bu yüzden sahur vakti ışık yakmak da risk sayılıyor.

Doğu Türkistan’da 2014’ten bu yana şiddetli bir ‘kültürel soykırım’ uygulayan Çin hükümeti Müslüman Uygur Türklerine yönelik baskılarını ramazan dolayısıyla daha da ağırlaştırdı. Aynı süreçte eş zamanlı olarak Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinde “Uygurlar oruç ayını özgürce yaşıyor” şeklinde bir propaganda kampanyası başlatılması da dikkat çekti. Ancak bölgeden gelen haberler ve uluslararası gözlemcilerin raporları durumun bu yıl da değişmediğini, hatta baskıların arttığını ortaya koydu. Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından her yıl yayımlanan ramazan yasakları bildirisinin bu yıl da yeniden yayımlanarak yürürlüğe girdiği bildirildi.Yürürlüğe giren bildiride, Doğu Türkistanlılar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca sigara ve alkol satmaya devam etme ve oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildi. Bu zorunluluğu yerine getirmeyen iş yerlerinin tamamen kapatılacağı belirtildi.

SAHURDA IŞIK AÇMAK BÜYÜK RİSK

Çin Komünist Partisi tarafından yayımlanan bildiriyle Müslüman parti üyeleri, kamu personeli, öğrenci, öğretmen, devlet kontrolündeki şirket ve kuruluşlarda çalışanların ramazan boyunca oruç tutmalarının yasaklandığı duyuruldu. Oruç tutulmasını, vakit namazları ile teravihlerin eda edilmesini zorlaştırmak için çalışma şartları ağırlaştırıldı, mesai saatleri değiştirildi. Müslümanlar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildi. İnsan hakları örgütleri ve bölge kaynaklarına göre, Ramazan ayındaki dini pratikler hükümet tarafından “aşırı aadikallik” kapsamında değerlendiriliyor. Bölgeden gelen bilgilere göre, sahur ve iftar saatlerinde evlerinin ışıklarını yakmak bile aileler için risk oluşturuyor. Ayrıca, okula giden çocukların ebeveynlerinin oruç tuttuğunu öğretmenlere veya okul yetkililerine bildirmesi durumunda, aileler hakkında suçlama yapılabiliyor. Bu nedenle Uygurlar, ibadetlerini gizli şekilde yerine getirmek zorunda kalıyor; Ramazan boyunca oruç tuttuklarını yakınlarına dahi belli etmemeye çalışıyorlar. Toplumsal ve resmi gözlem altında ibadetlerini saklamak zorunda kalmaları, bölgedeki baskı ortamını gözler önüne seriyor.

UYGUR HAREKETİ’NDEN ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI

İnsan hakları örgütü Uygur Hareketi (CFU), Ramazan ayının başlangıcında yaptığı açıklamada, Çin’in Uygur Müslümanlara yönelik uygulamalarına son verilmesi için uluslararası topluma çağrıda bulundu. Açıklamada, Uygurların oruç ve diğer dini ibadetlerinin “aşırıcılık” olarak nitelendirildiği ve Ramazan döneminde baskıların arttığı savunuldu. 2025 yılında Nobel Barış Ödülüne aday gösterilen Uygur Hareketi Başkanı Ruşen Abbas, Uygur Müslümanlarının Ramazan’ı ibadet yerine gözetim ve baskı altında geçirdiğini belirterek bunun “İslam’a karşı aktif bir soykırımın parçası” olduğunu ifade etti. Abbas, küresel kamuoyunu ve özellikle Müslüman ülkeleri Uygurlar için somut adımlar atmaya çağırdı.”Bu Ramazan ayında, küresel Müslüman topluluğu ve tüm insan hakları savunucuları bir araya gelmeli ve Uygur soykırımına son vermek için somut adımlar atmalıdır, çünkü hiç kimse Uygurlara karşı işlenen vahşetlerden ve Çin’in İslam’a yönelik saldırısından habersiz olduğunu iddia edemez”dedi.

Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından hazırlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” raporunda da benzer iddialara yer verildi. Raporda, Çin’de faaliyet gösteren Douyin platformunda paylaşılan bir gönderiye atıf yapılarak, Kaşgar’ın Peyziwat ilçesinde yaşayan bir kişinin Ramazan boyunca her gün yemek yediğini gösteren videoları yerel parti yetkililerine göndermek zorunda olduğunu belirttiği aktarıldı. Aynı raporda, ilçedeki bir polis memurunun, Uygurlar dahil bölge sakinlerinin oruç tutmasına izin verilmediğini ve bunun günlük video kayıtlarıyla kanıtlanmasının istendiğini ifade ettiği öne sürüldü. Uygulamanın Gülbağ, Bayawat ve Terim beldelerinde sürdüğü iddia edildi.

Okul yemekhanelerinde ‘yüz tanıma sistemi’yle Müslüman öğrencilerin oruç tutup tutmadıklarının despit edildiği de kaydedildi. Yemekhane kayıtları üzerinden öğrencilerin oruç tutup tutmadığının tespit edilmeye çalışıldığı ve bazı öğrencilerin bu gerekçeyle “aşırı radikallik” suçlamasıyla cezalandırıldığı iddia edildi. Uygur gazeteci Muhammed Ali Atayurt da mahallelerde çok sayıda güvenlik kamerası bulunduğunu, bu kameraların gelişmiş yüz tanıma sistemleriyle donatıldığını ve kişilerin biyometrik verilerini analiz edebildiğini söyledi. Atayurt, söz konusu teknolojilerin İsrail tarafından Batı Şeria’da ve bazı Batı ülkelerinde de kullanıldığını ancak kimi ülkelerde yasaklandığını belirtti. Atayurt, “Doğu Türkistanlılar bu yıl yine Ramazan ayını kısıtlamalarla, oruçsuz ve teravihsiz geçirdiği açıkça ortada” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/dogu-turkistan-a-ramazan-gelmedi-6203.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/dogu-turkistan-a-ramazan-gelmedi-6203.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/dogu-turkistan-a-ramazan-gelmedi-6203-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/dogu-turkistan-a-ramazan-gelmedi-6203.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/dogu-turkistan-a-ramazan-gelmedi/8331/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 13:25:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kadın Türkmen vekilin evine silahlı saldırı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Irak Türkmen Cephesi (ITC) Milletvekili Gülsel Muhammed'in evine silahlı saldırı düzenlendi. Saldırgan gözaltına alındı.

Irak'ın Kerkük kentinde ITC Milletvekili Gülsel Muhammed'in evi kurşunlandı. Kimliği belirsiz kişilerce yapılan silahlı saldırıda ölü ya da yaralı olmadığı açıklandı.

Saldırıyı henüz üstlenen olmazken ITC Başkanı Muhammed Seman Ağa, saldırıyı sert şekilde kınadı. "Bu saldırı, Kerkük vilayetinde güvenlik ve istikrarı sarsmaya yönelik tehlikeli bir girişim ve açık bir hukuk ihlalidir." diyen Ağa, Kerkük'teki ilgili güvenlik makamlarını konuyla ilgili acil ve şeffaf bir soruşturma başlatmaya, failleri ortaya çıkarmaya ve adalete teslim etmeye çağırdı.

SALDIRGAN YAKALANDI

Kerkük Polis Müdürlüğü, gece saatlerinde saldırının failinin yakalandığını açıkladı. Olaydan hemen sonra bölgedeki güvenlik kameralarının incelenmesinin ardından saldırıyı gerçekleştiren kişinin adresine ulaşıldığı ve gözaltına alındığı duyuruldu. Açıklamada 20 yaşındaki saldırganın mahkemeye çıkarılacağı bildirildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/kadin-turkmen-vekilin-evine-silahli-saldiri-8240.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/kadin-turkmen-vekilin-evine-silahli-saldiri-8240.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/kadin-turkmen-vekilin-evine-silahli-saldiri-8240-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/kadin-turkmen-vekilin-evine-silahli-saldiri-8240.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kadin-turkmen-vekilin-evine-silahli-saldiri/8328/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:41:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Galatasaray Juventus'u tarihi farkla yenerek turun kapısını araladı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Galatasaray Şampiyonlar Ligi’nde Juventus’u 5-2’lik tarihi bir farkla yenerek rövanş öncesi son 16 turunun kapısını ardına kadar araladı.

Şampiyonlar Ligi son 16 play-off turu ilk maçında Galatasaray Juventus’u konuk etti.



RAMS Park’ta oynanan dev mücadeleye Galatasaray hızlı başladı. Maça taraftarının güçlü desteğiyle etkili baskılı başlayan Sarı Kırmızılılar 15. dakikada son haftaların formda ismi Gabriel Sara’nın Di Gregorio’yu çaresiz bırakan şutuyla öne geçti.



Ancak santradan oyunu başlatan Juventus bu gole dakika sonra Koopmeiners ile karşılık verdi.



Maçta tam rüzgarı arkasına alacakken Juventus’un hızlı cevabı moralleri bozsa da baskılı oyununu devam ettiren Galatasaray buna rağmen 32’de Koopmeiners’in ikinci golüne de engel olamadı ve devreye 2-1 geride girdi.



İlk yarıda etkili oyununu skora yansıtamayan Galatasaray ikinci yarıya Noa Lang’ın 49. dakikada attığı golle hızlı başladı.



Skora dengeyi getirdikten sonra Galatasaray tabiri caizse Juventus’a Ali Sami Yen cehennemini yaşattı.
Beraberlik golünden 10 dakika sonra Sanchez ile öne geçen Galatasaray, 67’inci dakikada Cabral’ın kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalan Juventus karşısında Noa Lang’ın 75’te bir kez daha ağları havalandırmasıyla farkı açtı.



Karşılaşmada son sözü 87’de Sacha Boey söyledi ve Galatasaray İtalya’da oynanacak rövanş maçı öncesi 5-2’lik tarihi zaferle turun kapısını araladı.

GALATASARAY-JUVENTUS İLK 11'LER

Galatasaray: Uğurcan, Sallai, Sanchez, Abdülkerim, Jakobs, Torreira, Sara, Barış, Yunus, Lang, Osimhen.

Juventus: Di Gregorio, Bremer, Kelly, Cambiaso, Kalulu, Locatelli, Koopmeiners, Conceiçao, Kenan, Thuram, McKennie.

GALATASARAY 5-2 JUVENTUS (ÖNEMLİ ANLAR)

1' Danny Makkelie'nin ilk düdüğüyle Galatasaray-Juventus maçı başladı.

YUNUS AKGÜN UZAKTAN ŞANSINI DENEDİ

5' Sara ile paslaşarak önünü açan Yunus Akgün uzaklardan sert bir şutla şansını denedi. Top az farkla direğin yanından dışarı gitti.

GALATASARAY SARA İLE ÖNE GEÇTİ

15' Ceza sahası içerisinde yaşanan karambolde Gabriel Sara önüne doğru açılan topu ceza sahası içerisinde net bir vuruşla ağlara gönderdi.

JUVENTUS KOOPMENERS İLE BERABERLİĞİ YAKALADI

16' Juventus santrayla birlikte gole cevap verdi. Kalulu'nun kafa vuruşunda Uğurcan'dan seken topu Koopmeiners tamamladı.

OSIMHEN'İN KAFA VURUŞUNDA DI GREGORIO GOLE İZİN VERMEDİ

29' Sara'nın ortasında Osimhen kafayı vurdu. Köşeye giden topu Di Gregorio kurtardı.

JUVENTUS ÖNE GEÇTİ

32' Juventus'ta Koopmeiners kendisinin ve takımının ikinci golünü atarak Juventus'u öne geçirdi.

JUVENTUS TEHLİKELİ GELDİ

37' Conceiçao'nun şutunda top direğin üstünden dışarı çıktı.

YUNUS AKGÜN DI GREGORIO'YU GEÇEMEDİ

39' Yunus Akgün'ün sert şutunda Di Gregorio gole izin vermedi.

45' Noa Lang'ın kornerden ortasında arka direkte kendini boşa atan Sallai net fırsattan yararlanamadı. Şutunda top üstten dışarı gitti.

İLK YARI SONUCU: GALATASARAY 2-2 JUVENTUS

 

GALATASARAY İKİNCİ YARIYA GOLLE BAŞLADI

49' Barış Alper'in çaprazdan şutunda kaleci Di Gregorio'dan seken topu tamamlayan Noa Lang skora eşitliği getirdi.

GALATASARAY SANCHEZ İLE YENİDEN ÜSTÜNLÜĞÜ YAKALADI

60' Gabriel Sara'nın sağ kanattan kullandığı serbest vuruşta kale önüne yapılan ortada Davinson Sanchez kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi.

JUVENTUS 10 KİŞİ KALDI

67' Juan Cabal, Barış Alper Yılmaz'a yaptığı müdahale sonrası ikinci sarı karttan kırmızı kartla oyundan atıldı.

GALATASARAY NOA LANG İLE FARKI İKİYE ÇIKARDI

75' Galatasaray Noa Lang ile farkı ikiye çıkardı. Lang kendisinin ikinci takımının dördüncü golünü attı.

SACHA BOEY 5. GOLÜ ATTI

87' Galatasaray Sacha Boey'nin golüyle skoru 5-2'ye getirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/galatasaray-juventus-u-tarihi-farkla-yenerek-turun-kapisini-araladi-1482.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/galatasaray-juventus-u-tarihi-farkla-yenerek-turun-kapisini-araladi-1482.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/galatasaray-juventus-u-tarihi-farkla-yenerek-turun-kapisini-araladi-1482-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/galatasaray-juventus-u-tarihi-farkla-yenerek-turun-kapisini-araladi-1482.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/galatasaray-juventus-u-tarihi-farkla-yenerek-turun-kapisini-araladi/8315/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 01:09:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çin'in zulmü Meksika gündeminde: Uygur Türkleri köle işçi olarak kullanılıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Tijuana’da UABC Ekonomi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası forumda, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlalleri ve “zorla çalıştırma” iddiaları ile küresel tedarik zinciri riskleri ele alındı. Sunumu yapan Ruşen Abbas’ın değerlendirmelerine Çin’in Çin Halk Cumhuriyeti Tijuana Başkonsolosluğundan yalanlama ve kınama geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tijuana'da Kritik Forum: Çin Tedarik Zincirleri ve Zorla Çalıştırma İddiaları

Meksika'nın Tijuana kentinde düzenlenen bir forumda, Çin'in Uygur bölgesindeki uygulamaları masaya yatırıldı. Toplantıda, bu durumun sadece bir iç mesele olmadığı, küresel ticaret ağlarını ve tedarik zincirlerini etkileyen ciddi bir risk faktörü haline geldiği vurgulandı.

"Riskli Ağlar" ve Küresel Markalar

Uygur Hareketi Başkanı Ruşen Abbas, Çin'de 17 farklı sektörde faaliyet gösteren en az 100 şirketin, Uygur işçilerin zorla çalıştırıldığı tedarik zincirleriyle bağlantılı olduğunu öne sürdü. Abbas, bu ağların içinde Nike, Heinz ve Zara gibi küresel devlerin de bulunabileceğini iddia ederek, batılı tüketicileri ve yatırımcıları uyardı.


"Çin kökenli herhangi bir otomobil veya Çin tedarik zinciriyle bağlantılı herhangi bir ürün, zorla çalıştırılmış Uygur işçilerle ilişkilendirilebilir." - Ruşen Abbas


Farkındalık ve Dengeli Yaklaşım Çağrısı

Etkinliğe katılan ABD'nin Tijuana Konsolosu Christopher Teal ve Hoover Enstitüsü araştırmacısı Glenn Tiffert, bu konuda farkındalığın artırılması gerektiğinin altını çizdiler. Ancak, ekonomik ve teknolojik alanlarda Çin'in bütününe yönelik "toptancı" bir ret yaklaşımı sergilenmemesi gerektiği konusunda dengeli bir tutum sergilediler.

Çin'den Sert Tepki: "İç İşlerine Müdahale"

İddialara Çin Halk Cumhuriyeti Tijuana Başkonsolosluğu'ndan sert bir yanıt geldi. "Ciddi Bildirge" başlığıyla yayımlanan açıklamada; "soykırım" ve "modern kölelik" iddiaları kesin bir dille reddedildi.

Çin Başkonsolosluğu'nun Savunması:


	
	İç İşleri Vurgusu: İddiaların, ABD tarafından Çin'in iç politikasına müdahale etmek amacıyla üretildiği savunuldu.
	
	
	Demografik Veriler: Uygur nüfusunun son 77 yılda 2,2 milyondan 12 milyona yükseldiği ve yaşam beklentisinin 30'dan 77 yıla çıktığı belirtildi.
	
	
	İstikrar ve Kalkınma: Bölgede sosyal istikrarın sağlandığı ve ekonomik kalkınmanın sürdüğü iddia edildi.
	

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/cin-in-zulmu-meksika-gundeminde-uygur-turkleri-kole-isci-olarak-kullaniliyor-2739.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/cin-in-zulmu-meksika-gundeminde-uygur-turkleri-kole-isci-olarak-kullaniliyor-2739.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/cin-in-zulmu-meksika-gundeminde-uygur-turkleri-kole-isci-olarak-kullaniliyor-2739-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/cin-in-zulmu-meksika-gundeminde-uygur-turkleri-kole-isci-olarak-kullaniliyor-2739.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/cin-in-zulmu-meksika-gundeminde-uygur-turkleri-kole-isci-olarak-kullaniliyor/8311/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 01:23:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yazarımız Dr. Sakin Öner  "Dil ve Edebiyatta Türk Milliyetçiliği Tarihi" kitabını Denizli’de okuyucusuyla buluşturdu]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Milliyetçiliği Tarihinde Ezber Bozan Eser: Köklere Dönüş

1970’li yılların başından bu yana, Türk milliyetçiliği fikrinin yalnızca Tanzimat’la başladığına veya 1789 Fransız İhtilali’nden "ithal" edildiğine dair süregelen iddialar, tarihsel bir eksikliği de beraberinde getiriyordu. Oysa milliyetçilik, Türk milletinin genlerinde, sözlü edebiyatımızdan destanlar dönemine kadar uzanan kadim bir mirastır.

50 Yıllık Bir Birikimin Meyvesi

Başlangıçtan Tanzimat’a kadar; sanatçılarımızın, ilim insanlarımızın ve devlet adamlarımızın millî hassasiyetle ortaya koyduğu nazım ve nesir türündeki sayısız eser, bu fikrin sanıldığı gibi "yeni" olmadığının en büyük kanıtıdır. Yarım asırdır bu eksikliğin rahatsızlığını hisseden ve Türk milliyetçiliğini kökenlerinden Cumhuriyet’e kadar kapsayan kapsamlı bir eserin eksikliğini gören yazarımız, "iş başa düştü" diyerek kalemi eline aldı.

2025’ten Bugüne: Büyük Buluşma

2025 yılının ortalarında tamamlanan ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından iki cilt halinde yayımlanan bu dev eser, okuyucuyla buluştuğu ilk andan itibaren büyük ilgi gördü:


	
	İlk İmza Günü: 10 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi.
	
	
	Denizli Buluşması: 8 Şubat Pazar günü, Yeni Ufuk Dergisi ve Töre Devlet Kitabevi organizasyonuyla Denizli’de tarihi bir gün yaşandı.
	
	
	Gençlik Paneli: Dr. Sakin Öner’in oturum başkanlığında düzenlenen "Türk Gençliği" konulu panel, Çatalçeşme Parkı Oda Tiyatrosu’nda yoğun bir katılımla gerçekleşti.
	


Gelecek Gençlerin Elinde

Panelin ardından düzenlenen imza gününde en dikkat çekici ve umut verici detay ise katılımcı profili oldu. İmza kuyruğundaki okuyucuların %80’inin üniversite öğrencisi gençlerden oluşması, Türk milliyetçiliği fikrinin köklerine olan merakın ve bağlılığın en taze kanıtı oldu.



"Türk milliyetçiliği bir ithal fikir değil; destanlarımızdan süzülüp gelen bir varoluş biçimidir."

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/yazarimiz-dr-sakin-oner-dil-ve-edebiyatta-turk-milliyetciligi-tarihi-kitabini-denizli-de-okuyucusuyla-bulusturdu-9531.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/yazarimiz-dr-sakin-oner-dil-ve-edebiyatta-turk-milliyetciligi-tarihi-kitabini-denizli-de-okuyucusuyla-bulusturdu-9531.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/yazarimiz-dr-sakin-oner-dil-ve-edebiyatta-turk-milliyetciligi-tarihi-kitabini-denizli-de-okuyucusuyla-bulusturdu-9531-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/yazarimiz-dr-sakin-oner-dil-ve-edebiyatta-turk-milliyetciligi-tarihi-kitabini-denizli-de-okuyucusuyla-bulusturdu-9531.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/yazarimiz-dr-sakin-oner-dil-ve-edebiyatta-turk-milliyetciligi-tarihi-kitabini-denizli-de-okuyucusuyla-bulusturdu/8302/</link>
			<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 22:43:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: Anadolu’da Kürdistan diye bir yer yok]]></title>
			<description><![CDATA[Kutlu Parti Genel Başkanı ve tarihçi Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, YENİÇAĞ’a verdiği röportajda, “Terörsüz Türkiye” sürecinde teröristbaşı Öcalan’a verilmek istenen “umut hakkı”, Suriye’de yaşanan ve tüm bölgeye etkileyen birçok konuyu değerlendirdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeniçağ Gazetesinde Fatih ERBOZ / Söyleşi Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu ile yaptığı söyleşiye aşağıdadır.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı ardından kurulan TBMM Milli Dayanışma Birlik ve Kardeşlik Komisyonu çalışmalarını tamamlayıp komisyon raporunu açıklamaya hazırlanıyor. Son günlerde Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ve Suriye’deki terörist Mazlum Abdi’ye ise başta Fransa olmak üzere ABD ve Batılı ülkelerin diplomatik temsilcileri ziyaretlerini artardı. Bu süreçte Kürt sorunu ve Kürtlerin bölgedeki siyasal durumlarının tarihsel arka planını Kutlu Parti Genel Başkanı ve tarihçi Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu YENİÇAĞ’a verdiği röportajda anlattı. Halaçoğlu’nun sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:


	YENİÇAĞ: İçinden geçtiğimiz süreçte Fransa Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede özellikle Irak ve Suriye’de Kürt bölgeleriyle yakın temasa geçen politikasını yoğunlaştırdı. Fransa’nın Kürt bölgeleriyle olan ilişkisinin tarihsel sürecini ana başlıklarıyla nasıl tanımlarsınız?


HALAÇOĞLU:

Fransa’nın Orta Doğu’ya ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. Bunu Haçlı Seferlerinden başlatabiliriz. Yine Napolyon’un Akka Seferi de sayılabilir. Keza Fransa, İngiltere ile birlikte Osmanlıların Ruslar ile olan 1853 Kırım Savaşları sırasında da Zeytun Ermenilerini savaşa getirebileceklerinden söz etmiş ve olumsuz cevap almıştı. Ancak asıl Orta Doğu ile ilgisi İngiltere, Rusya, İtalya ile birlikte Osmanlı Devleti’nin paylaşılması anlaşması olan 1916’da imzalanmış Sykes Picot Anlaşması’yla netlik kazanmıştır. Bu anlaşmayla Fransa, Anadolu’da Adana, Antep, Maraş ve Urfa ile Suriye’yi alacaktı. İşte Fransa’nın bugünkü politikasında bu hevesi yeniden depreşmiştir ve oyunun dışında kalmamak için Kürtlere, kendilerinin yanında olduğunu göstermek için böyle bir politika izlemektedir. Nitekim Birinci Dünya Savaşı ile Suriye Fransa mandası altına alınmış ve 1946’ya kadar Fransız mandasında kalmıştır. Avrupa’da Brüksel’de 1978 yılında açılan Enstitüden sonra 24 Şubat 1983’te sinema sanatçısı Yılmaz Güney, dil bilimci Abdurrahman Şerefkendi ve şair Cigerxwîn tarafından Kürdoloji Enstitüsü açılmış, bu enstitü 1993’te vakıf haline getirilmişti. Dolayısıyla Fransa, Orta Doğu’daki siyasi varlığını göstermek için Kürtler üzerinden geçmişte olduğu gibi bir politika yürütmektedir.


	YENİÇAĞ: Kürt dili alfabesi tarihsel süreç içinde mi şekillendi yoksa özellikle Osmanlı Devleti’nin son döneminden itibaren artan bölgesel paylaşım politikaları kapsamında Batılı başkentlerde mi var edildi?


HALAÇOĞLU:


Bu konuda son zamanlarda birçok değerlendirmeler söz konusudur. İslâmiyet öncesinde İbn-i Vahşîyye, “Şewqu’l-müstehâm fî ma’rifeti rümûzi’l-eqlâm” isimli eserinde Kürtlerin tarih boyunca çok sayıda alfabe kullandıklarını belirtmiştir. Nitekim 17. Yüzyılda Kurmança lehçesinde Kürtçe yazılmış Ahmed-i Hani’nin Mem u Zîn’i, Osmanlıların kullandığı Arap-Fars alfabesinin karışımından oluşan bir alfabeyle yazılmıştır. Keza 1597’de Şeref Han tarafından yazılan Şerefnâme ise yine Fars alfabesi ile yazılmıştır. Günümüzdeki Lâtin alfabesi ile hazırlanan Kürt alfabesi ise 1926 yılına gelindiğinde bir türlü yapılamayan Kürtçe Latin Alfabesi Asuri-Nasturi bir filololog olan İshak Maragulov tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de Latin alfabesine geçilmesi, Kürt entelektüelleri arasına büyük bir etki yaratmıştır. Celadet Ali Bedirhan, 1932 yılında Rêzimana Elifbaya Kurdî adlı eseriyle Kürtçe uyumlu Latin alfabesini hazırlamıştır.

Zamanımızda Kürtler, Arapça, Latince ve Kril alfabelerini kullanmaktadırlar. Suriye’de yaşayan Kürtler, Arap ve Latince alfabelerini; Irak’ta ve İran’da yaşayan Kürtler, Arap-Fars alfabesini; Ermenistan’da yaşayan Kürtler, Latin alfabesinin yanı sıra Kril alfabesini; Azerbeycan’da yaşayan Kürtler ise hem Kril, hem de Latin alfabesini kullanmaktadır. Türkiye de yaşayan Kürtler ise çoğunlukla Latin alfabesini kullanmakla birlikte Arap alfabesini de kullanmaktadır.



	YENİÇAĞ: Osmanlı Devleti içinde Kürt bölgelerinin tarifi nasıl yapılıyordu? Kürdistan denen ve bugün ülkemizde de yapılan coğrafya tanılarının esas kökeni hangi kaynaklar?


HALAÇOĞLU:

Osmanlı kaynaklarında Kürdistan olarak belirtilen saha, el-Cezire, Süleymaniye, Hemedan bölgesi olarak geçmektedir. Ancak Tanzimat Fermanı’na bağlı olarak, o tarihe kadar Yurtluk-Ocaklık şeklinde yönetilen doğu bölgelerinde merkezî idareyi güçlendirmek için Aralık 1847’de Diyarbakır merkez olmak üzere bir Kürdistan Eyaleti kurulmuş, ancak bu eyalet 1864’te lağvedilmiştir. Aslında bu durum, daha önceki tarihlerde Anadolu’da bir Kürdistan adıyla eyaletin ve coğrafyanın olmadığını göstermektedir.




	YENİÇAĞ: Irak ve Suriye’de gerçekleştirilen demografik yapı değişikliğiyle oluşturulan yapay Kürt bölgelerinin benzeri İran’da da olabilir mi?


HALAÇOĞLU:


Aslında İran’ın Irak sınırında Kürdistan Eyaleti bulunmaktadır. Çoğunluğu Kürt olmak üzere eyaletin nüfusu 1 milyon 600 bindir. Ne gariptir ki İran’da da PKK’nın bir benzeri olan PEJAK adıyla bir terör örgütü vardır. Zaten İran’daki PEJAK, Türkiye’deki ve Irak’taki PKK ve Suriye’deki PYD terör grupları KCK adı altındaki teşekkülün birer parçasıdır.

İran’daki PEJAK da tıpkı PKK veya PYD gibi ayrılıkçı birer terör örgütüdür ve bir kısım yabancı devletlerin desteğinde faaliyet göstermektedirler. Bunun en güzel örneğini yakın zamanda Suriye’deki ABD’nin desteğinde büyük silah yardımları alarak Fırat’ın doğusunu tamamen kontrol altına alan PYD örgütünde gördük. Ancak bugün belli olmaktadır ki, ABD tarafından organize edilen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile bu örgütler, bölgedeki devletleri zayıf düşürme ve parçalamayla İsrail’in bölgedeki etkinliğini artırma ve güvenliğini sağlama adına kullanılmıştır.



	YENİÇAĞ: Türkiye kendi sınır güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için nasıl bir politika izlemeli, bunun tarihsel arka planını nasıl oluşturmalı?


HALAÇOĞLU:


BOP’un Türkiye ayağı, 2001’den itibaren yaşadığımız olaylara bakarak değerlendirecek olursak; demografik yapının değiştirilmesi, buna bağlı olarak iç huzurun bozulması, siyasî ve ekonomik baskılar, ordu, hukuk, din ve eğitime siyasetin sokulması, inanç yozlaşması, millî değerlerin ve bilincin yok edilmesi, kurucu değerlerin toplum içinde tartışılır hale getirilmesi, parlamenter sistemin ortadan kaldırılarak sorgulanamayan, denetlenemeyen bir yönetim biçiminin gelmesi gibi toplumun dayanışma ve güven duygusunu zayıflatıcı gibi bir hüviyette kendini göstermiştir. Bu çerçevede Anayasa tartışılır hale getirilmiş, ülkede bir takım siyasi parti yetkilileri, toplumu ırk, din, dil, mezhep ayırt etmeden tanımlayan 66. Maddedeki “Türk” tanımını bozacak açıklamalar yapmıştır.

Orta Doğu’daki son gelişmeler göstermektedir ki, sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye gerek sınır güvenliği ve gerekse toprak bütünlüğünü korumak için ciddi önlemler almak zorundadır.

Her şeyden önce, Türk toplumunun önceliğini düşünmek, sığınmacı olarak gelenleri emniyetli bir şekilde ülkelerine göndermek, sınırlarını güvenilir hale getirmek ve bu çerçevede gerekirse yeniden mayınlamak, para karşılığı vatandaşlık vermekten vazgeçmek, insan hakları, ifade ve basın özgürlüğünü sağlamak, liyakatli yöneticileri iş başına getirmek, tarım ve hayvancılığı geliştirmek, işsizliği önlemek, dengeli bir ücret politikası uygulamak, israftan kaçınmak, eğitim, hukuk, ordu ve Diyaneti siyasetten arındırmak, çift meclisli bir parlamenter sistem getirmek gibi reformlar yapması gerekmektedir. Özellikle birden fazla maaş almayı önlemesi, eğitimi ara eleman da yetiştirecek bir şekilde yeniden düzenlemesi, hukuk sistemimizin siyasetten arındırılarak, gerektiğinde bir jüri sistemiyle mahkemelerin çabuk ve adil bir şekle sokulması, Büyükşehir Yasası’nın kaldırılarak köy kültürünün yeniden getirilmesi ve köye dönüşü teşvik edecek biçimde tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, özellikle toplumu birleştirici millî bayramlarımızın değerlerimizin kutlanması büyük önem taşımaktadır.



	YENİÇAĞ: TBMM’de kurulan ve “Terörsüz Türkiye” hedefi ile yola çıkan komisyonun tarihsel bir perspektifi mevcut mu?


HALAÇOĞLU:


Bildiğim kadarıyla tarihte böyle bir uygulama söz konusu olmamıştır. Zira terör adı üzerinde, hukuk tanımamakla ilgilidir. Hukuk tanımayan ve çocuk-yaşlı, sivil-asker demeden binlerce kişinin kanına girmiş bir örgütü muhatap alarak, hukuk çerçevesinde onlarla masaya oturması söz konusu olamaz. Üstelik bu örgüt ülkenin bütünlüğünü bozmak istiyorsa.

Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye” denilerek kurulan komisyonun hukuki bir dayanağı olmamasına karşın, binlerce insanımızın kanına girmiş örgüt liderinin, terörü sona erdirmesi için onun görüşlerine başvurması ise ayrı bir garabettir. Zira bu hareket, “Biz terörle baş edemiyoruz, sen çağrıda bulun ve terör sona ersin anlamına” gelmektedir. Nitekim tutanaklara bakacak olursak bölücü başının ifadelerinde bu yatmaktadır ve terörü sadece kendisinin sonlandırabileceği ima edilmektedir. Peki buna karşılık komisyon, mahkemenin idam cezası verdiği bölücü başı bebek katiline ne verecektir? Umut hakkı! Yani 50 bin kişinin katiline af. Bunun bahanesi “Analar ağlamasın, yeni şehitler olmasın.” Aslında kim ister ki şehit olsun veya analar ağlasın? Konu burada terörün sonlandırılması için yürütülen yanlış politika. Terör örgütleri kendi başlarına ortaya çıkmaz ve muhakkak dışardan onlara önemli bir destek sağlanır. Tarihte de hep böyle olmuştur. Mesela Şeyh Sait ve Seyid Rıza isyanlarında ve diğerlerinde olduğu gibi. Nitekim PKK terör örgütünün kuruluşu doğrudan Ermeni Asala terör örgütünün sona ermesiyle bağlantılıdır. PKK kim tarafından veya kimler tarafından kurulmuştur artık herkes bilmektedir. Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü, fakat ABD ve Batılı diğer ülkelerin terör örgütü olarak görmediği PYD’nin kuruluşunda olduğu gibi.

Sonuç olarak şunu herkesin bilmesi gerekmektedir. Terör örgütleri dağdan inip düze çıktıklarında, bu defa da ülkenin üniter yapısını bozmak için her türlü kanunsuzluğu yapacaktır ve bunun örneklerini günümüzde bayrağımıza yapılan saldırılardan ve pervasız Türkiye Cumhuriyeti değerlerine karşı tavırlarından görmekteyiz. Açıkçası, terör örgütü kendini feshedip, nedamet getirip, gelip devlete teslim olmadıktan sonra, terör örgütleriyle uzlaşarak doğru bir sonuca erişmek mümkün olmayacaktır.



	YENİÇAĞ: Cumhuriyetin ilk yıllarında bu konuda günümüze ışık tutacak çözüm örnekleri nelerdi?


HALAÇOĞLU:


Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, dışardan o ülkenin birlik ve beraberliğini bozmak için kurulan terör örgütleriyle masaya oturularak bir çözüm getirildiği görülmemiştir. Keza Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde, meselâ tam da yurdu işgal etmiş düşmanla mücadele edilirken 1920’de çıkarılmış olan Koçgiri İsyanı, 1925’te Kerkük-Musul meselesi dolayısıyla İngilizlerin teşvikiyle çıkarılan Şeyh Sait İsyanı, 1937’de Hatay meselesi dolayısıyla Fransız ve İtalyan destekli Seyid Rıza İsyanı buna örnek olarak gösterilebilir. PKK’nın kuruluş amacı da son olaylarla daha da berraklaşmıştır. ABD’nin İsrail’in güvenliğini sağlamak için, bölgede İsrail’i tehdit edecek devletlerin bölünmesi veya etkisiz duruma düşürülmesi, Yahudilikle tarihi bir geçmişi olan Kürtlere bölgede bir devlet kurmalarının sağlanmasının, BOP’un bir parçası olduğu artık aşikârdır. Bunun için de Irak, Suriye, İran ve Türkiye olarak dört ülke seçilmiştir. Nitekim bazı ABD kuruluşları tarafından hazırlanan haritalarda bu açık şekilde görülmektedir.

Bu politikanın etkisiz hale getirilmesi için bir yandan bölge ülkelerinin iş birliği içinde olmaları şarttır. Öte yandan ülke içinde gerçek demokrasi ve adaletin sağlanması, ayırımcılık yapılmaması, millî değerleri ön plânda tutan bir eğitim politikasının uygulanması, Türkiye vatandaşı olmasının bir ayrıcalık olduğunun gösterilmesi, kanunların herkese eşit uygulanması belli başlı sayacaklarımızdandır.



	YENİÇAĞ: Suriye’de ve Türkiye’de yeni anayasa aynı süreçte mi yazılır? Eğer öyle ise neden?


HALAÇOĞLU:


Suriye ve Türkiye iki ayrı devlettir. Suriye’de BOP çerçevesinde meydana gelen olaylar ülkede yeni bir yönetimin oluşmasına sebep olmuştur. Bu oluşum içerisinde Fırat Nehri’nin doğusunda önemli bir coğrafî bölgeyi kontrolüne alan PYD’nin, Irak’ın kuzeyindeki gibi ayrı bir coğrafya oluşturulması, Türkiye açısından doğru bulunmamaktadır. Dolayısıyla Suriye’de yeni hazırlanacak anayasanın şekli Türkiye için büyük önem taşımaktadır ve anayasanın hazırlanmasında muhakkak etkili olmak mecburiyetindedir.

Tabii ki Türkiye’de de özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen sistemi getiren Anayasa’nın değiştirilmesi gerekmektedir. Zira bu sistemde hükümetin denetlenemediği, sorgulanamadığı, hataları halinde Meclis’te gensoru verilemediği, Meclis’in yetkilerinin sınırlı olduğu, Meclis dışında Cumhurbaşkanına da yasama yetkisinin verildiği bir durum söz konusudur. Dolayısıyla Anayasamızın da, ilk dört madde ile 42 ve 66. Maddeleri dışında, parlamenter sistemdeki eski hataların tekrarlanmadığı, mesela hiçbir şekilde iki dönemden fazla milletvekilliğinin olmadığı, birden fazla maaş alınamayan, milletvekili sayısı 300-350’ye düşürülerek bağımsız 150 kişilik hiçbir parti yönetiminde bulunmamış, örgün üniversite mezunu olup üzerinden 10 yıl geçmiş olan, askerliğini Türkiye’de yapmış ve başvuru tarihinden itibaren son 10 yıl Türkiye’de ikamet etmiş olanlardan bir senato şeklinde, yani çift Meclisli parlamenter sisteme dönecek bir anayasa olmalıdır. Bu sistemde Cumhurbaşkanı Çankaya köşkünde ikamet edecek, şimdiki Külliye’de ise bakanlıklar yer alacaktır.


PROF. DR. YUSUF HALAÇOĞLU KİMDİR?

Adana Kozan’da 1949 yılında dünya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Kozan’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümünü 1971 yılında bitirdi. Doktorasını 1978 yılında, Doçentliğini 1983’te tamamladı. 1989’da Profesör oldu. 1989-1992 yılları arasında Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür Vekili olarak görev yaptı. 1992-1993 yılları arasında Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Rektör Vekili oldu. 1993-2008 yılları arasında da Türk Tarih Kurumu Başkanlığı görevinde bulundu. 2011-2018 tarihleri arasında üç dönem Kayseri milletvekili seçildi. Azerbaycan Bilimler Akademisi, Rusya Tabii Bilimler Akademisi, Türkmenistan Gündoğar Halklarının Medenî Mirasını Araştırma Akademisi üyesidir. Türk Kültürünü Araştırma ve Türk Dünyasına Hizmet ödülleri sahibidir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/prof-dr-yusuf-halacoglu-anadolu-da-kurdistan-diye-bir-yer-yok-2153.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/prof-dr-yusuf-halacoglu-anadolu-da-kurdistan-diye-bir-yer-yok-2153.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/prof-dr-yusuf-halacoglu-anadolu-da-kurdistan-diye-bir-yer-yok-2153-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/prof-dr-yusuf-halacoglu-anadolu-da-kurdistan-diye-bir-yer-yok-2153.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/prof-dr-yusuf-halacoglu-anadolu-da-kurdistan-diye-bir-yer-yok/8296/</link>
			<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:21:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Almanya’da 1 Milyon 300 Bin Türk’ün 30 Bini Türk Pasaportuna Başvurdu]]></title>
			<description><![CDATA[Alman pasaportuna sahip 1 milyon 300 bin Türk’ün sadece 30 bini Türk pasaportu istedi: Almanya’daki Türklere çifte vatandaş olma hakkı tanınmıştı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Başkanı Abdulhadi Turus, önceki gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Komisyonu’na gelerek bir sunum yaptı.

1 MİLYON 300 BİN TÜRK’ÜN 30 BİNİ PASAPORTA BAŞVURDU

Turus, sunumunda, yurtdışında yaşayan Türklerin sorunlarından ve bunlara yönelik çözümlerinden bahsetti. Ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Almanya’da 2024 yılında çifte vatandaşlık yasasının çıkmasıyla kaç Türk’ün bu haktan faydalanıp Türk vatandaşlığına başvurduğunu sordu. Turus, “Şu ana kadar 30 bine yakın başvuru olmuş fakat tabii ki beklenti daha yüksek” yanıtını verdi. Perspektif’in derlediği verilere göre Almanya’da, sadece Alman pasaportuna sahip yaklaşık 1 milyon 300 bin Türk bulunuyor. Yani bu kişilerin yalnızca yüzde 2’si Türk pasaportuna başvurdu.

Turus, “Bunun sebeplerinden biri maalesef Avrupa'da yükselen ırkçılık. Bu, artık kimliğinizi belirtme noktasında ciddi sıkıntılar oluşturuyor. Bugün Almanya'da yeni bir hükümetin oluşması, o hükümetin aşırı sağa yatkın olması ‘Ben çifte vatandaşlığa geçersem orada yaşamıma sıkıntı oluşturur mu?’ düşüncesini doğuruyor. Bunları biz bütün araştırmalarımızda görüyoruz. Ama bizim de buna karşılık vatandaşlarımıza, arkalarında Türkiye'nin olduğunu anlatabilecek şekilde konuşmamız gerekiyor” sözlerini sarf etti.

Öte yandan yine verilere göre Almanya’da, sadece Türk pasaportuna sahip 1 milyon 385 bin kişi, daha önce kazanılmış haklar çerçevesinde çifte vatandaşlığa sahip 346 bin kişi bulunuyor.

MAVİ KART SAVUNMASI

AKP İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya, 30 bin sayısının düşük olmasına gerekçe olarak, “Yaklaşık 800 binin üzerinde Mavi Kart sahibi var. Dolayısıyla, Mavi Kart’a baktığınız zaman, Türkiye'de seçme ve seçilme hakkı, emekli olma hakkı hariç her türlü hakkı mahfuz olan bir yapıdan bahsediyorsunuz. Dolayısıyla, insanlar ‘Zaten ben Türkiye'de her türlü hakka sahibim’ noktasında hareket edebiliyor, o konforlu alanın varlığını düşünüyor olabilirler. Ama bunları daha detaylı olarak tabii ki mütalaa etmekte fayda var” ifadelerini kullandı. Sırakaya, çifte vatandaşlık konusunda bürokrasinin yavaş işliyor olma ihtimalinden de söz etti.

‘NİYE YILLARCA UĞRAŞTIK?’

Utku Çakırözer ise, Turus’un bahsettiği ırkçılık kaygısı ile ilgili, “Madem bu böyleydi, niye bütün iktidarlar yıllarca çifte vatandaşlık çıksın diye uğraştı? Burada sağcı, ırkçı, vesaire, tamam onlarla mücadele edelim ama hiç mi bize düşen bir şey yok? Eğer siz de duruma böyle bakıyorsanız, yanlış bakıyorsunuz. Burada temel gerekçe nedir? Mavi Kart mı, askerlik mi?” diye sordu. Çakırözer, bu konuların açıkça konuşulabilmesi için gerekirse komisyonun gizli oturum yapmasını önerdi. Komisyon Başkanı, AKP İstanbul Milletvekili Seda Gören, Dışişleri Bakanlığının konsolosluklardan sorumlu genel müdürünün de katılımıyla böyle bir oturum yapılabileceğini söyledi. AKP İstanbul Milletvekili Oğuz Üçüncü de bu konunun üzerine odaklanılması gerektiğini belirtti.

ABDESTHANE VE “TÜRKİSTAN” KONULARI DA KONUŞULDU

Öte yandan komisyonda farklı başlıklar da gündeme geldi. Abdulhadi Turus, gümrük kapılarından Türkiye'ye giriş yapan yurttaşlara Türk bayrağı hediye etmeye başladıklarını kaydetti. AKP'li Oğuz Üçüncü ise, “Karşılama programı yapıyorsunuz, insanlar 3 bin kilometre yolculuktan sonra sizin güler yüzünüzle, çok güzel bir intibayla ülkeye giriş yapıyor. Her şey güzel. Ama 50 adım ileride, caminin abdesthanesinde, yaptığınız bütün çalışmalar çöp oluyor. Dolayısıyla, ben bütünsel bir bakış tavsiye ediyorum. Yani sizin yaptığınız güzelliklere diğer kurumlar nasıl katkı sunabilir? Diyanet İşleri Başkanlığının o alandaki varlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, kimin katkısı olacaksa, sizin bu gayretleriniz gölgelenmesin. İnsanlar geldiğinde de, gittiğinde de, ‘Güzel tesislerde abdest alabildik, namazımızı kılabildik’ diyebilsinler” dedi.

Ayrıca, İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun, Turus’un, sunumunda “Orta Asya” ifadesini kullanmasını eleştirerek, “Türkistan demek gerekir. Orta Asya, şarkiyatçıların kavramıdır” dedi. Turus, buna, “Biz daha yeni, Orta Asya Dairesi’nin ismini Türkistan Dairesi olarak değiştirdik” yanıtını verdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/almanya-da-1-milyon-300-bin-turk-un-30-bini-turk-pasaportuna-basvurdu-8239.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/almanya-da-1-milyon-300-bin-turk-un-30-bini-turk-pasaportuna-basvurdu-8239.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/almanya-da-1-milyon-300-bin-turk-un-30-bini-turk-pasaportuna-basvurdu-8239-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/02/almanya-da-1-milyon-300-bin-turk-un-30-bini-turk-pasaportuna-basvurdu-8239.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/almanya-da-1-milyon-300-bin-turk-un-30-bini-turk-pasaportuna-basvurdu/8294/</link>
			<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 12:05:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nusaybin-Kamışlı sınır hattında bayrak indirmeyi lanetliyoruz]]></title>
			<description><![CDATA[Nusaybin-Kamışlı sınır hattında terör örgütü YPG yandaşları tarafından Türk bayrağına hain bir saldırı gerçekleştirildi. Türkiye'den sınırdaki provokasyona ilişkin peş peşe açıklamalar geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mardin'in Nusaybin ilçesinde, Suriye'deki gelişmeler bahane edilerek gerçekleştirilen provokatif bir eylem, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Olay, terör örgütü YPG/SDG destekçilerinin, Türkiye sınırında bulunan tampon bölgedeki Türk bayrağını indirmesiyle gerçekleşti.

Olayın Gelişimi


	Tarih ve Yer: Olay, Nusaybin-Kamışlı sınırında meydana geldi.
	Eylem: YPG/SDG yandaşları, sınır hattındaki Türk bayrağını hedef alarak indirdi.
	Devlet Tepkisi: Milli Savunma Bakanlığı, bayrağa yönelik saldırıyla ilgili idari tahkikat başlattı. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı da adli soruşturma başlattı.


Tepkiler ve Açıklamalar


	Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "Şanlı bayrağımıza yapılan alçak saldırıyı lanetliyorum."
	CHP Genel Başkanı Özgür Özel: "Hiçbir provokasyon amacına ulaşamayacak."
	Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran: "Bu hain teşebbüsün failleri tespit edilerek gerekli adli işlemler uygulanacaktır."


Adli Süreç ve Güvenlik Önlemleri


	Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: Saldırı sonrası 356 şüpheli hakkında soruşturma başlatıldığını, 35 kişinin tutuklandığını ve 77 kişinin gözaltında olduğunu açıkladı.


TBMM'deki Kınama

Olay, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de kınandı. Meclis Başkanvekili Celal Adan, bu girişimi milletin birliğine ihanet olarak nitelendirdi.

Sonuç

Mardin Nusaybin'deki bayrak indirme olayı, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde büyük bir tepkiyle karşılandı. Devlet kurumları, bu tür provokasyonlara karşı kararlı bir duruş sergileyeceklerini belirtti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/nusaybin-kamisli-sinir-hattinda-bayrak-indirmeyi-lanetliyoruz-4766.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/nusaybin-kamisli-sinir-hattinda-bayrak-indirmeyi-lanetliyoruz-4766.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/nusaybin-kamisli-sinir-hattinda-bayrak-indirmeyi-lanetliyoruz-4766-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/nusaybin-kamisli-sinir-hattinda-bayrak-indirmeyi-lanetliyoruz-4766.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/nusaybin-kamisli-sinir-hattinda-bayrak-indirmeyi-lanetliyoruz/8261/</link>
			<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 19:15:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Rumlar okullarımıza saldırıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Milli Gazetenin haberine göre; Okula izinsiz girip, derslikleri yakıp, kitapları yırtan saldırganlar kayıplar karışmıştı. Yunan makamalar her zaman ki gibi...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli Gazetenin haberine göre; Okula izinsiz girip, derslikleri yakıp, kitapları yırtan saldırganlar kayıplar karışmıştı. Yunan makamalar her zaman ki gibi olayı ört bas etmeye çalıştı. Bu olayın öncesinde de benzer bir olay yaşanmıştı.


YUNAN YETKİLİLERİN UMURLARINDA DEĞİL

Yunanistan’ın bu vurdumduymazlığı üzerine Dışişleri Bakanlığı bir kınama yayınladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Batı Trakya'da Rodop iline bağlı Karacaoğlan köyündeki Türk Azınlık İlkokulu'na yönelik kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen saldırıyı kınadıklarını belirtti.
Keçeli, sosyal medya platformundaki hesabından Batı Trakya'da bulunan bir Türk Azınlık İlkokulu'nun tahrip edilmesi hakkında açıklama yaptı.
Keçeli, "Batı Trakya bölgesindeki Karacaoğlan köyünde bulunan ve 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Yunan makamlarınca kapatılan Batı Trakya Türk Azınlığı'na ait ilkokula kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen saldırıyı kınıyoruz." ifadesini kullandı.



“GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALIN”

Saldırının sorumlusu kim olursa olsun, olayın aydınlatılmasının, faillerin ivedilikle tespit edilmesinin ve gerekli önlemlerin alınmasının Yunan makamlarından beklendiğini kaydeden Keçeli, "Karacaoğlan’da yaşayan soydaşlarımızın üzüntülerini paylaşıyor, Türkiye olarak Batı Trakya Türk Azınlığı'nın Lozan Barış Antlaşması'yla güvence altına alınmış hak ve menfaatlerinin takipçisi olmayı sürdüreceğimizi vurguluyoruz" ifadesine yer verdi.



NE OLMUŞTU?

Rodop iline bağlı Karacaoğlan köyündeki Türk Azınlık İlkokulu'na yönelik saldırı, 4 Ocak'ta köy sakinlerinin durumu fark etmesiyle ortaya çıkmıştı. Olayın ardından polis ekipleri, okul binasında inceleme başlatmıştı. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, söz konusu saldırıyı kınamış ve daha önce de benzer bir olayın yaşandığını hatırlatmıştı.

 


Tahmini okuma suresi: 2 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/rumlar-okullarimiza-saldiriyor-7611.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/rumlar-okullarimiza-saldiriyor-7611.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/rumlar-okullarimiza-saldiriyor-7611-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/rumlar-okullarimiza-saldiriyor-7611.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/rumlar-okullarimiza-saldiriyor/8241/</link>
			<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 12:43:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[1 aylık Uygur bebek Enes Abdullah geri gönderme merkezine alındı: Çin'e iade edilebilir]]></title>
			<description><![CDATA[İstanbul’da 24 Aralık gecesi, Uygur Türkü bir ailenin evine polis operasyonu düzenlendi. Operasyonda, aralarında henüz 1 aylık bir bebeğin de bulunduğu dört kişi gözaltına alındı. Haklarında idari gözetim ve sınır dışı kararı verilen anne ile 1 aylık bebek, Çin’e deport edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Emniyetteki sorgularının ardından serbest bırakılan aile hakkında, gerekçe gösterilmeksizin idari gözetim süresinin uzatılmasına karşı Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz edildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[24 Aralık’ı 25 Aralık’a bağlayan gece İstanbul’da yaşayan Uygur Türkü bir ailenin evine polis tarafından operasyon düzenlendi. Operasyonda Merziye Penirdin, Bilal Erkin, Müeyesser Ali ve Abdullah Pehirdin gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında henüz1 aylık bir bebek de bulunuyor. 1 haftadır geri gönderme merkezinde tutulan anne ve Müyesser bebeği Enes Abdallah Çin’e deport edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı.

ANNE VE BEBEĞİN SAĞLIK DURUMU ENDİŞE VERİCİ

KARAR’a konuşan Müeyesser Ali’nin avukatı, özellikle anne ve 30 günlük bebeğin sağlık durumunun endişe verici olduğunu söyledi.

Aile bireylerinin Türkiye’de geçerli ve aktif oturum izinlerine sahip olduğu, uzun süredir Türkiye’de yaşadıkları ve çocuklarının da burada doğup büyüdüğü belirtilirken, gözaltı sırasında kendilerine herhangi bir resmi gerekçe bildirilmediği ifade edildi. Gözaltına alınanlardan Müeyesser Ali ile Abdullah Pehirdin’in tek böbrekle yaşadığı, buna rağmen sağlık durumlarının göz önünde bulundurulmadığı ileri sürüldü.

Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nden İzmir’e sevk sürecinde, yaşı 1, 3 ve 6 olan üç çocuğun sağlık koşullarının bozulması üzerine çocukların aile yakınlarına teslim edildiği belirtildi. İzmir Geri Gönderme Merkezi’ne ise yalnızca Müeyesser Ali ile 1 aylık bebeğinin gönderildiği ifade edildi.

Sevkin ardından anne ve bebeğin sağlık durumunda kısmi bir iyileşme sağlandığı ve ilaç temin edildiği belirtilirken, özellikle 30 günlük bebeğin sürekli ve düzenli sağlık kontrolüne ihtiyaç duyduğu vurgulandı.

Sınır dışı ve idari gözetim kararının, herhangi bir yeni ve somut gerekçe gösterilmeksizin uzatıldığı belirtildi. Avukat, bu sürecin emniyette ifade verip serbest bırakılan göçmenlerin dahi otomatik biçimde geri gönderme merkezlerine sevk edilmesi şeklinde işlediğini, müvekkili ile bebeğinin de bu uygulama kapsamında idari gözetim altında tutulduğunu ifade etti.

Sevkin ardından İzmir İl Göç İdaresi, idari gözetimin yeniden uzatılmasına karar verdi. Bunun üzerine avukat, söz konusu karara karşı Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz başvurusunda bulundu. Avukatın aktardığına göre, başvuru dün öğle saatleri itibarıyla UYAP sistemine kaydedildi ve dosya şu anda tensip aşamasında bulunuyor. Mahkeme tarafından henüz bir karar verilmiş değil. Normal koşullarda bu tür başvuruların 1 ila 2 hafta içinde sonuçlandığı ifade ediliyor.

SERBEST BIRAKMA YETKİSİ MAHKEMEYLE SINIRLI DEĞİL

Avukat, idari gözetimin sona erdirilmesi için mutlaka mahkeme kararının beklenmesinin gerekmediğine dikkat çekti. Mevzuata göre Göç İdaresi’nin, mahkeme kararı olmaksızın da kişileri serbest bırakma yetkisi bulunuyor. Ancak uygulamada bu yetkinin nadiren kullanıldığı, serbest bırakmaların çoğunlukla mahkeme kararlarının ardından gerçekleştiği belirtiliyor. İdarenin kendiliğinden serbest bırakma oranının yaklaşık yüzde 30 civarında olduğu ifade ediliyor.

11 YILLIK İKAMET VE UZUN DÖNEM OTURMA İZNİ

Ailenin avukatı, dosyaya ailenin yaklaşık 11 yıldır Türkiye’de yaşadığı, uzun dönem ikamet iznine sahip olduğu, çocukların Türkiye’de doğduğu ve eğitim gördüğüne ilişkin bilgilerin sunulduğunu aktardı. Kira sözleşmeleri ile yerleşik bir hayatı ortaya koyan belgelerin de başvuruya eklendiği belirtildi.

ÇİN’E SINIR DIŞI HUKUKEN MÜMKÜN DEĞİL

Avukat, ailenin Çin’e geri gönderilmesinin hem fiilen hem de hukuken mümkün olmadığını vurguladı. Çin Halk Cumhuriyeti’nde Uygur Türklerine yönelik yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerinin uluslararası raporlarla belgelendiğini belirten avukat, bu nedenle sınır dışı kararlarının geri göndermeme ilkesine açıkça aykırı olduğunu ifade etti. Bu koşullar altında idari gözetimde tutulmanın da hukuki bir anlam taşımadığını söyledi.

Kaynak: Karar Gazetesi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/1-aylik-uygur-bebek-enes-abdullah-geri-gonderme-merkezine-alindi-cin-e-iade-edilebilir-6501.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/1-aylik-uygur-bebek-enes-abdullah-geri-gonderme-merkezine-alindi-cin-e-iade-edilebilir-6501.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/1-aylik-uygur-bebek-enes-abdullah-geri-gonderme-merkezine-alindi-cin-e-iade-edilebilir-6501-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2026/01/1-aylik-uygur-bebek-enes-abdullah-geri-gonderme-merkezine-alindi-cin-e-iade-edilebilir-6501.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/1-aylik-uygur-bebek-enes-abdullah-geri-gonderme-merkezine-alindi-cin-e-iade-edilebilir/8237/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 22:33:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kerkük’te neler oluyor?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Irak’ta yaşayan 3,5 milyon Türkmen’in ne etkisi kaldı ne de yetkisi… Bölgenin uzmanı Vedat Yenerer, Kerkük’e gitti ve tüm yetkililerle görüşüp yaşananları YENİÇAĞ’a yazdı.

Irak’ın “Çileli Efendileri” Türkmenler, Türkiye tarafından sahip çıkılıyormuş gibi gözüküp aslında sahipsiz bırakılmanın derin üzüntüsünü yaşıyor. Çarşıda, pazarda kiminle konuşsanız hep aynı sözleri duyarsınız: “Türkiye Arap ve Kürtlere daha fazla yardım ediyor.”

'PEKİ NASIL OLUYOR, ANLATIN' DEDİM

Irak’ta on kadar Türkmen partisi var. Bunların içerisinde en eski ve köklü olan Riyaz Sarıkahya’nın başında olduğu Türkmeneli Partisi. Daha sonra Türkiye’nin desteklediği Irak Türkmen Cephesi var. Diğer partiler ise tabela partisi gibi, toplumda pek karşılığı yok. Ama her konuda ağzı olan konuştuğu için gelinen noktada sadece partiler değil, toplum da Sünni, Şii, Şucu, Bucu ayrışmaları artmış durumda. Bir el, Irak Türkmenlerini birleşmemesi için elinden geleni yapıyor gibi. Özellikle seçim öncelerinde de bu fazlasıyla hissediliyor. Milyon dolarlık teklifler, çantalar halk arasında konuşuluyor. Aynı Türkiye’deki gibi…

Irak Türkmen Cephesi, kısa bir süre önce başkan değişimine gitti. Eski başkan AKP’nin çok severek ve isteyerek desteklediği, Kerkük’ün en önde gelen siyasal İslamcılarından Hasan Turan makamını Mehmet Seman Ağaoğlu’na bıraktı. Eğitimini Gaziantep’te almış, Türkiye’yi tanıyan bir siyasetçi.

Irak Türkmen Cephesi’nin çok değerli iki başkan yardımcısı Hişam Bayraktar ve Haşim Muhtaroğlu, Kerkük Milletvekili Erşat Salihi, İl Meclis Üyeleri Ahmet Şakir Köprülü, Sevsen Abdülvahit Şakir, Türkmeneli Partisi Başkan Yardımcısı Erşat Avcı, Türkmen Kardeşlik Ocağı Başkanı Gassan Beyatlı ile ayrı ayrı görüştüm. Düşüncelerini aldım. Düşünceler bazı konularda aynıydı.


Irak Türkmenleri Şehitler ve Siyasi Mahouslar Derneği Genel Başkanı Haşim Salihi ve Ganim Salihi'ye ziyaret


Genel olarak anlatılanları eveleyip gevelemeden, maddeler halinde anlatmak daha anlaşılır olacaktır.

* Türkmenler Irak’ta 1991 yılından beri silahlanmasına izin verilmeyen, askeri olarak kendi kuvveti olmayan, Türkiye tarafından da bu konuda diplomatik ortamlarda yeterince desteklenmemiş bir millettir. Bunu acısı her gün bombalama, suikast, terör ve baskı olarak hem Araplar’dan hem de Kürtler’den gelmektedir.

* Irak’ta Türkmen partileri en fakir partilerdir. Para yok, olan ya da gelen az miktardaki para da hırsız kadrolar tarafından, hizmete değil şişirilmiş faturalara harcanıyor.

* Irak’ta 3,5 milyon Türkmen varsa neden 350 bin seçmen var? Çünkü, uzun zamandır siyasal İslamcı dayatmalar ve adam kayırmalar nedeniyle Türkmenler tepki olarak İran destekli Şii Bedir ve Dava Partisi gibi partiler oy veriyor. Telafer’de olduğu gibi. “Neden” sorusuna da “Bu patilere sadece Şiiler değil Sünniler de oy veriyor. Bu partiler, Türkmenlere iş veriyor, sorunlarını dinliyor, yardımcı oluyor. Çocuklarına Haşdi Şabi’de iş ve maaş veriliyor” cevabı veriliyor.

* Türkmen parti sayısı azaltılıp, içe kapalı olmayan hizmet odaklı partiler yaratılmalı.

* Bağdat, Kerkük, Telafer, Musul, Mendeli, Teze, Tuz Hurmatu gibi şehirlerdeki Türkmen kanaat önderleri, tanınmış, sanatçı ve toplumda sevilen isimlerden oluşan bir Türkmen Meclisi kurulmalıdır. “Şu ana kadar neden kurmadınız” sorusuna “Büyüklerimiz istemiyor” gibi cevaplar verildi.

* Türkmen medyası yeniden yapılandırılmalıdır. Mevcut medya Türkmenleri memnun etmiyor. Türkiye’deki AKP medyası ve muhalif medya Türkmeneli’nde bir bomba patlama ya da bir saldırı olmadığı sürece haber yapmıyor, ilgilenmiyor. Kürt bölgesinde her gün cirit atan ve her açıklamayı yayınlayan Türk medya mensupları, Kerkük merkezli Türkmeneli’nde uzun yıllardır pek görülmez olmuş durumda…

* Türkmenlerin gelinen noktada, Irak devletinde hiçbir görevlisi yok. Yerel birkaç yetkili dışında Türkmenlerin sıkıntısını dinleyecek, çözecek makam yok. Araplar ve Kürtler her konuda Türkmenlere karşı ittifak yapıyor. Türkiye bunu görüyor ve biliyor ama oyunu bozmak için bugüne kadar sesini güçlü çıkarmıyor. Çıkarsa da etki ve sonuç olmuyor.

* Saddam Hüseyin sonrasında Türkmenler anavatan Türkiye’yi yöneten siyasetçileri dinlemek yerine, Araplar ve Kürtlerle yakınlaşıp anlaşsalardı şimdi kendi federasyonları bile olabilirdi. Ancak, Türkmenler evlerine Alparslan ve Atatürk’ün resimlerini asarak gelen tekliflere cevaplarını verdiler. Gelinen nokta; HÜSRAN ve BEKLEYİŞ.

* 1991 yılından itibaren Türkmenler ticari olarak hiç desteklenmedi. Türkiye’nin en büyük markalarının Irak bayilikleri Türkmenlere değil Kürtlere ya da Araplara verildi. Halen de öyle devam ediyor.

* Türkmenler arasında doğum oranı işsizlik ve geçim kaygısında çok düşmüş durumda. Bir ya da iki çocuk yapılıyor. Ancak, Kerkük’teki Kürt ve Araplar da eğitim seviyesi düştükçe en az beş altı çocuk yapıldığı dikkat çekiyor. Bu da her gün Suriye’den taşınan Arap ve Kürtler için yeni mahalleler oluşturulduğu göz önüne alındığında Erbil’den sonra petrol ve gaz zengin kadim Türk şehri Kerkük’te de Türk varlığı bitirilecektir.

* Türkiye Kerkük’te konsolosluk açmıyor, açmamak için her türlü bahaneler öne sürülüyor. Türkmenler, kendi soydaşları tarafından derin bir yalnız bırakılmış duygusu yaşıyor.

*Gelinen noktada, Türkmenler arasında hiç görülmediği kadar Sünni, Şii, Türkçü, Atatürkçü bölünmeleri yaşanıyor. Bu bölünme nedeniyle Bağdat’ta Milli Meclis’te Türkmen Milletvekili sayısının da her geçen gün azalmasına neden oldu. Bugünlerde herkes Türkmen tarihinde hiç yaşanmamış olan siyasetçilerin önün kesmek için Türkiye’ye şikayetlerin yapılmasını konuşuyor. Örneğin, toplumda karşılığı çok zayıf olan Türkmen Adalet Partisi, Kara Partisi, İrade Partisi, Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkmeneli’nde görülmemiş bir biçimde, seçim öncesi kirli oyunlar peşine düştüğü belirtiliyor. Toplumun çok sevdiği, elinin taşın altına başını da ateşe koymaktan çekinmeyen, suikastlerden sağ çıkmış, Barzani ve Talabani yönetimlerinin hiç sevmediği Erşat Salihi’nin aday olmasını engellemek için Atatürk’e büyük alerjisi olduğu herkesçe bilinen, “Arap Sevici” Hasan Turan başkanlığında ortak bir metinle Türkiye’ye şikayet ettiler. Edindiğim bilgiye göre, bu istek Salihi’nin liyakatını ve hizmetlerini iyi bilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ret edildi. Bu girişim kabul edilip, Salihi’nin aday olması engellenseydi, Türkmen oylarının neredeyse yarısı olan Irak Türkmen Cephesi oylarını kaybedecek ve tarihi bir darbe alacaktı.

'BİZ ARTIK KENDİ KADERİNE TERK EDİLMİŞ BİR MİLLETİZ'

Ailesi’nin neredeyse tamamı Saddam Hüseyin’in zulmüne uğramış ve Türkçü oldukları için sudan bahanelerle idam edilmesine, aleyhte çalışmalara ve engellemelere rağmen Irak Milli Meclisi’ne Kerkük milletvekili olarak seçilmiş olan Erşat Salihi, Türkmenlerin Irak politikası ile AKP’nin Irak politikası tutmadığına dikkat çekti. Salihi “Ne yapsak olmuyor. Artık kendi kaderimize terk edildik” diyor.


Erşat Salihi ile çalışma ofisinde görüşme


“Türkiye’nin Türkmen politikası ile AKP’nin Türkmen politikasının uyuşmadığını uzun zamandır, hem Türkmenler hem de Türk dünyası görüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz” şeklindeki soruma da “Size küçük bir örnek vereyim. Türkiye’nin politikalarından ve desteklediği Türkmen politikacılarından Türkmenler hep zarar görüyor. Örneğin, Barzani’nin partisi KDP Kerkük’te oyu az. Kan davalık oldukları Talabani’nin partisi KYB’ye karşı ‘Gelin ittifak yapalım Kerkük’ü birlikte yönetelim’ teklifimizi reddedip Kürtçülük yaparak düşman oldukları KYB’ye oy verdiriyorlar. Arap ve Kürtler anlaştığı için bugün bütün hizmetler maalesef Arap ve Kürtlerin yaşadığı yerlere gidiyor. Türkmenler sahipsiz. Soruyorum, Türkiye bunda bile sessiz kalıyor. Böyle destek olur mu?” şeklinde yanıt verdi.

KERKÜK’TE TÜRK ÜNVERSİTESİ NEDEN AÇILMIYOR?

Kerkük’te Türkmen eğitimi büyük sıkıntılarla ayakta kalmaya çalışıyor. Irak Türkmen Cephesi’nin Hasan Turan’ın başkanlığında yerleştirdiği Siyasa İslamcı (İhvancı) kadroları ile laik, bilim ve ilime önem veren Atatürkçü, Türkçü eğitmenlerin gizli bir savaşı var.

Irak’ın en iyi eğitimli milleti olan, doktor, mühendis ve edebiyatçılar arasında başı çeken en eğitimli millet olan Türkmenler bugün çocuklarını Türkmen okullarına vermemeye başlamış durumda.

26 okul var. Bazılarında öğretmen sayısı öğrenci sayısından az. Liselerde dersler 35 dakikaya düşürüldüğünden derslere konsantrasyon düşmüş durumda. Yeni eğitim komisyonu hatayı görüp k iş olarak bu zamanı 45 dakikaya çıkartmış durumda.

Başarı oranı her gün Araplara göre düşüyor. Eğitim eş, dost seviyesine geldi. Torpili olan tembel de olsa sınıfı geçiyor. Okullarda temizlik çok zayıf, bütçe yetersiz. Kışın sınıflar soğuk. Spor faaliyetleri yok denecek kadar az. En önemli neden bütçe yokluğu. Türkiye’nin desteği ile okul sayısını acilen azaltıp, eğitim kadrosunu ve imkanları buralarda toplayıp, güçlü bir eğitime başlanması gerektiği düşünülüyor. Türk dünyasını tanıtacak kitaplar, belge, konser ve konferanslar da yok. Sıkıntı yaşanıyor. Örneğin ITC’nin eğitim politikalarıyla ilgilenenlerin bazıları (İhvancılar) iyi niyetli olsalar da Türkiye ve Türk dünyasından bihaber, bilgi birikim ve vizyonu olmayan kişiler. Türkçe konuşuyorlar ancak, Türk dünyası ile araları en az Araplar kadar kopuk. Sanki bir el Türk gençlerin Türk dünyasını öğrenmesini istemiyor gibi. Ziyaret ettiğim Türkmen eğitiminin mayası Barış Erkek Lisesi’nin çalışkan müdürü Mustafa Kaymaz Demirci YENİÇAĞ Gazetesi aracılığımla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şöyle seslendi:

“Sayın Cumhurbaşkanım, sizi seviyoruz. Gel halımızı gör. Dilimizi konuşabilmek, çocuklarımızın ve varlığı için mücadele ediyoruz. Okullarımıza her yıl 900 civarında olan öğrenci başvurusu 50’lere düştü. Çocuklarımız Kürt ve Arap okullarına eğitime gidiyor, bize sahip çıkın…”

KÜRT ÜNİVERSİTELERİ’NDE KÜRTÇE EĞİTİM YOK

Kuzey’de KDP ve KYB’nin yönetimindeki Bölgesel Kürt Yönetimi’nde eğitim veren üniversitelerin hiçbir Kürtçe eğitim vermiyor. Öğrenciler Kürtçe eğitim almak istemedikleri belirtiyor ancak, Türkçe bilim kitapları olmadığı için dersler İngilizce. Bu arada CIA’nın emrindeki FETÖ’nün okulları da Erbil’de İngilizce eğitim ile faaliyetini sürdürüyor.



Kerkük’te de Kürtlerin sahip olduğu Kalem ve Kitap (Farsça) adlı İngilizce eğitim veren iki üniversite var. Arapların Kerkük Üniversitesi var. Türkmenler Türkçe eğitim veren üniversite açmak için çırpınıyorlar ancak bu konuda Türkiye’de ne maddi ne de manevi destek var. Hatta; “Ne gerek var, çocuklarınızı onların okullarına gönderin” diyenler de olmuş.

Kürtlere ait üniversitelerde binlerce dolar vererek okuyan Türk öğrencilerin kabaca yüzde 80’inin Türk, yüzde 20’sinin de Kürt ve Arap öğrenciler olduğu belirtiliyor. Bir Türk üniversitesinin kurulması durumunda çok büyük bir talep oluşacağına ve sinerjinin yüksek olacağına inanılıyor.

KERKÜK’TE PKK VARLIĞI

Terör Örgütü PKK/YPG Kerkük’te askeri bir varlık gösteremezken, güvenlik uzun yıllardır ilk kez iyi durumda. Sokaklarda gece ve gündüz yaşamı sıkıntısız sürüyor. PKK strateji adımlarla Kerkük’te yerleşmiş durumda. Kerkük’ün en büyük 5 AVM’si PKK’lı olarak tanınan kişilere ait. Bu AVM’lerin isimlerinin de özellikle Türkçe olmasının bir taktik olduğu biliniyor. “Neden Alışveriş merkezleri yapıyorlar” sorusuna şu cevabı veriyorlar:

“PKK Irak’taki tüm ekonomisini bu alışveriş merkezleri üzerinden yönetiyor. Lojistik ihtiyaçların yan sıra döviz alma ya da döviz bozdurma işlerini burada kendi ekibi ile gerçekleştiriyor. Bunu yaparken de hiç dikkat çekmedikleri gibi büyük rakamlara buralarda ulaşıyorlar. Türkiye bunu çok iyi biliyor.”

Kerkük’te ticaretin en önemli unsuru olan lojistik kamyon taşımacılığı da tamamen PKK’lı iş insanlarının elinde bulunuyor. Türkmenlere yönelik saldırıların üstü kapatılırken, Kürt ya da Araplara yönelik en ufak saldırılar büyütülüyor ve rakamlar abartılıyor.

ÜÇ BİN TÜRKMEN’İ SADDAM ŞEHİT ETTİ

Irak’ta sistemli olarak devam eden Türk düşmanlığı Saddam Hüseyin diktatörlüğü sonrasında hız kesmeden devam ediyor.

Türkiye’de PKK’lıların “Devlet 15 bin kişiyi yargısız infaz etti” yalanını söylerken, Irak’taki Kürtler de 1986’da Irak ordusunun kimyasal silah saldırısında gerçekte 60 kadar kişinin hayatını kaybettiği Halepçe saldırısında binlerce insanın katledildiğini iddia ederler. Olay sırasında orada asker olarak bulunanlara sorduğumda “Irak askerleri olarak ters rüzgardan dolayı kimyasal silahtan etkilendik. Çok sayıda asker de hayatını kaybetti. Hastanelerde tedavi altına alındı. Ama bu hiçbir zaman konuşulmaz” dediler. Halepçe mezarlığını Bosna’da Srebrenitsa’da yaklaşık 9 bin mezarın olduğu mezarlığına döndürdüler. Farkı, Halepçe’de sadece içi boş mezar taşı var ölen sayısı çok abartılı.

Bugün, kadim Türk Şehri Kerkük’te aynı oyun oynanıyor. Giriş kapısında “Kürdistan” yazan bir mezarlık inşa ettiler ve içine içinde cenaze olmayan çok sayıda mezar yaptılar.

Irak Türkmen Şehitler ve Siyasi Mahpuslar Derneği Başkanı Haşim Salihi şu ana kadar üç binden fazla Türkmen’in katledildiğini belirterek bunların tamamına yakınının Irak Ceza Kanunu’ndaki 158. maddeden idam edildiğine dikkat çekti. Irak’taki Araplar ve Kürtler, nefes alan her Türk’ün MİT ajanı olduğunu iddia edip, 1959’daki gibi idam ettiler ya da cezaevlerinde çürüttüklerini hatırlatan Salihi şöyle konuştu:

“Biz Bağdat’ın tüm işkencelerinden geçtik. Bugüne kadar hiç kimse canı pahasına da olsa böyle bir suçu kabul etmedi. MİT’e leke sürdürmedi. Türkiye’mizi asla zor durumda bırakmadık, utandırmadık. Bununla da onur ve gurur duyuyoruz. Ama, Türkiye 100 senedir bu idamları ve işkenceleri kınayan hiçbir açıklama yapmadı. Tam tersine geçmişte bizleri suçlayan yalanlara inanıp bizleri kınadılar.”

Kerkük’te mezardakiler bile Türk askerinin Kerkük’e girişini hayal ediyor, bekliyor. İşkence Merkezi Ebu Gureyb Hapisanesi’nde bacağı kesilerek şehit edilen Fatih Şakir’in cezaevi arkadaşlarına söylediği vasiyetini herkes biliyor: “Mehmetçik Kerkük’e girdiğinde mezarımın başına gelip, bana kutlu müjdeyi verin. Mezarıma o gün çiçekler koyun, ben de halaylar çekip bayram yapacağım…”

MUSALLA VE KALE SPOR FERYAD EDİYOR

Kerkük’ün iki Türk futbol takımı var. Biri Musalla Spor, diğeri de Kale Spor. Başka da bir şey yok. Bir spor yapacak kulüp de yok. Para bulabilen yönetim de yok. Türkiye’de 1947 yılında kurulmuş olan Mustafa Kemal Derneği bir heyetle geldiği Kerkük’te bir dizi görüşmelerin ardından Musalla Spor’u da ziyaret etti. Futbol takımı için forma, şort ve çorapların yanı sıra kramponlu ayakkabı ve toplardan oluşan mütevazı bir yardımı da beraberinde getirdi. Türkiye’den ilk defa bir yardım almanın ve hatırlanmanın verdiği mutluluk dikkat çekiciydi.



Kulüp başkanı Ayad Kadir, Mustafa Kemal Derneği Başkanı Emine Aygören ile yaptığı görüşmede, futbol, tekvando ve boks dallarında gençleri yetiştirmeye çalıştıklarını belirtip zorluklara dikkat çekti. “Spor Türkmen’in geleceğidir” diyen Ayad Kadir, Türkiye’nin kendilerini hiçbir yere davet etmediğinden yakınarak, “Biraz ilgi istiyoruz. Türk Dünyası ile ilgili müsabakalara davet edilmek istiyoruz. Bizi büyük Türk kulüpleri kardeş kulüp neden yapmıyor?..” diyerek serzenişte bulundu.

TÜRK ŞEHİRLERİ’NDE HAŞDİ ŞABİ KORUMASI

Tamamına yakını Türkmen olan TezeTuz gibi Altunköprü’de Kürt peşmergelerin ve IŞİD militanlarının yoğun saldırılarının önünü kesen Haşdi Şabi, (Silahlı Halk Seferberlik Güçleri) şehirde kuş uçurtmuyor. Musul’dan yola çıkan ve Bağdat’a giden IŞİD güçlerinin önünden Musul’da olduğu gibi Kerkük’teki Irak 1. Ordusu bir gecede şehirden çekilince halk savunmasız kalmıştı. O gece Ayetullah Sistani, bir fetva vererek halkı topraklarını ve canını savunmaya çağırmıştı. Kerkük ve bölgesinde çoğunluğu Sünni olan ve eli silah tutanlar, Şiilerin oluşumu Haşdi Şabi’ye katılıp, direnişe destek verdi. Özellikle Şii Türkmenleri yoğun olduğu Beşir kasabasına kadar gelerek katliamlar yapan, camileri yıkan IŞİD karşısında çok sayıda şehit verilmiş ancak militanlar geri püskürtülmüştü. Kerkük’ü ve Bağdat’ın düşmesini de engellemiş olan Haşdi Şabi’ye daha sonra Irak Milli Meclisi kararıyla maaşa bağlanmış ve görev verilmiştir.

Irak’ta her yerde İran’ın etkisi dikkat çekiyor. Sadece siyasette değil, ticarette de İran, Irak’ın her yerinde kılcal damara kadar içine işlemiş durumda.

Altunköprü’nün güvenliğinden sorumlu Haşdi Şabi Komutanı Ali Ebu Arslan, İran’ın kendilerine her türlü desteği verdiğine dikkat çekerek “Ben hayatımda hiç İran’a gitmedim. Sünniyim, Şii de değilim. Milletimi ve Altunköprü’yü askerlerimle koruyorum. Bize her yardımı yapıyor. Neden geri çevireyim. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

Türk medyasında Haşdi Şabi ile ilgili doğru olmayan ya da eksik bilgi içeren haberlerin yapıldığını ve bu yanlış haberlere üzüldüklerini belirterek “Bizler Türkoğlu Türk’üz. Değil Kürt peşmerge ya da Arap, dünya gelse son nefere kadar bizi öldürmeden Altunköprü’ye giremez. Burada şu an huzur var. Gördüğünüz gibi insanlarımız sokaklarda ve güven içinde. Türkiye’den bizleri ziyarete gelsinler” diye konuştu.







 

Kaynak: Yeniçağ 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/kerkuk-te-neler-oluyor-3428.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/kerkuk-te-neler-oluyor-3428.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/kerkuk-te-neler-oluyor-3428-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/kerkuk-te-neler-oluyor-3428.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kerkuk-te-neler-oluyor/8205/</link>
			<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 19:24:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uygurların can güvenliği tehlikede]]></title>
			<description><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde Çin araştırmacısı Yalkun Uluyol, The Globe and Mail’de yayımlanan yazısında, Türkiye’de bazı Uygurların somut gerekçe sunulmadan “kamu güvenliği tehdidi” sayılarak tahdit kodlarıyla fişlendiğini, bu uygulamanın sınır dışı edilme riskini artırdığını ve geri göndermeme ilkesini zedelediğini savundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Çin araştırmacısı Yalkun Uluyol, Kanada merkezli The Globe and Mail gazetesinde yayımlanan yazısında Türkiye'deki Uygur Türkleri ve diğer göçmen gruplara yönelik uygulanan “tahdit kodu” sistemini ele aldı.

Tahdit Kodu Uygulamaları

Uluyol, Türkiye’de Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde uygulanan bu tahdit kodlarının, genellikle somut delil veya açık bir gerekçe olmaksızın verildiğini ve uygulamanın kriterlerinin belirsiz olduğunu belirtti. Yazısında, komşulardan gelen tek bir şikâyetin, daha sonra asılsız olduğu anlaşılsa bile, kişilere tahdit kodu konulmasına yol açabileceğini vurguladı. Ayrıca, Çin hükümetinin "terörist" olarak tanımladığı kişilere ait listelerin Türkiye makamlarına iletildiği ve bu listelerdeki bazı Uygurların da benzer kodlarla karşılaştığı ifade edildi.

Ciddi Sonuçlar

Tahdit kodlarının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Uluyol, bu uygulamaların uluslararası koruma başvurularının reddedilmesine, ikamet izinlerinin iptal edilmesine ve vatandaşlığa giden yolların kapanmasına yol açabileceğini aktardı. Bu durumun, ilgili kişileri fiilen “düzensiz göçmen” statüsüne düşürdüğünü ve sınır dışı edilme riskini artırdığını söyledi. Ayrıca, polis veya göç idaresi kontrollerinde Uygurların geri gönderme merkezlerine sevk edilebildiğini vurguladı.

Gönüllü Geri Dönüş Baskısı

Yazıda, idari gözetim altındaki Uygurlar ile Suriye ve Afganistan’dan gelen bazı göçmenlere “gönüllü geri dönüş” formlarını imzalamaları için baskı yapıldığı, kimi durumlarda bu formların zorla imzalatıldığı iddia edildi. Türkiye’nin Uygurları doğrudan Çin’e sınır dışı etmeme yönünde bir politikası olduğu hatırlatılırken, buna rağmen bazı Uygurların, Çin’e iade anlaşması olan üçüncü ülkelere gönderildiği öne sürüldü.

Yargı Sürecine İlişkin Endişeler

Türkiye’de sınır dışı kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğuna dikkat çekilirken, bazı avukatların, mahkemelerin tahdit kodlarını gördüklerinde “temkinli davranmak adına” olumsuz kararlar verebildiği ifade edildi. Uluyol, bazı dava dosyalarında mahkemelerin, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan “geri göndermeme” ilkesini Uygurlar açısından uygulamadığını görmenin kaygı verici olduğunu belirtti.

Kişisel Hikaye

Uluyol, 2016'dan bu yana Çin’de Uygurlara yönelik ağır insan hakları ihlalleri yaşandığını ve babasının bu süreçte kaybolduğunu, 16 yıl hapis cezasına çarptırıldığını aktardı. Türkiye’nin kendisi için bir “can simidi” olduğunu ve İstanbul’da eğitimini tamamlayarak Türkiye vatandaşlığı aldığını ifade etti. Ancak bu imkânların artık birçok Uygur için geçerli olmadığını savundu.

Türkiye’ye Çağrı

Yazının sonunda Uluyol, İstanbul’un Uygurlar için kimliklerini, kültürlerini ve inançlarını özgürce yaşayabildikleri nadir şehirlerden biri olduğunu hatırlatarak, Türkiye makamlarına çağrıda bulundu. Uygurların korunması gerektiğini ve idari uygulamalarla bu topluluğun tehlikeye atılmaması gerektiğini ifade etti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/uygurlarin-can-guvenligi-tehlikede-6107.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/uygurlarin-can-guvenligi-tehlikede-6107.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/uygurlarin-can-guvenligi-tehlikede-6107-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/uygurlarin-can-guvenligi-tehlikede-6107.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/uygurlarin-can-guvenligi-tehlikede/8200/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 19:48:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Beykoz Türk Ocağı "Papa'nın Türkiye Ziyareti ve Ardındaki Gerçekler" konulu konferans verdi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kamudan Net Haber.Com haber sitemizin genel yayın sorumlusu ve Beykoz Türk Ocaklarının bir önceki başkanı olan Mehmet Arslan’ın da katıldığı konferans hakkında Mehmet Arslan’ın haber merkezimize bildirdiğine göre;

Beykoz Türk Ocağı Şubesi güncel konular üzerine halkı bilinçlendirme devam ediyor. Beykoz Türk Ocağı yıllardan beri  Türk Milletinin zihninde sorular oluşturan birçok konunun daha iyi anlaşılması için konferanslar, sohbetler düzenlemeye kesintisiz devam ettiriyor.

Beykoz Türk Ocaklarının  Anadoluhisarı Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezinde 13 Aralık 2025 tarihinde düzenlediği konferansa ünlü Yazar, Sosyolog ve Emekli İlahiyatçı Prof. Dr Yümni Sezen, Uzman Sosyolog ve araştırmacı yazar Nur Meryem Özbek ortaklaşa verdikleri “Papa’nın Türkiye Ziyareti ve Ardındaki Gerçekler” konulu konferansta ilgili ziyaretin alt ve üst yapısı hakkında çok teferruatlı bilgiler verildi.

Beykoz Türk Ocaklarının düzenlediği  Konferansı Özeti

Şube Başkanı Fevzi Geylan: “Türk Ocakları En Buhranlı Günlerde Çareyi Üreten Yapıdır”  sözü konferansa damga vuran bir tespitti...


	Açılış Konuşması: Türk Ocakları Beykoz Şube Başkanı Fevzi Geylan, Türk Ocakları'nın 1912'den beri Türkiye Cumhuriyeti'nin fikrî temellerinin oluşumunda önemli bir rol oynadığını belirtti.
	Önemli Vurgular:
	
		Türk Ocakları, Türk milletinin sorunlarına çözüm üreten bir yapı.
		Sorumlulukları görev olarak görmekteyiz.
		Türkiye’nin siyasal ve toplumsal süreçlerine dair umut vurgusu: "Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak."
	
	


Prof. Dr. Yümni Sezen: “Niçin Türkler, Niçin Türkiye?”


	Konferans Teması: Papa’nın Türkiye ziyareti üzerinden tarihsel, siyasal ve inanç temelli değerlendirmeler.
	Ana Noktalar:
	
		İslam’ın peygamberlere hakaret etmediği.
		Batı dünyasında Türkiye’ye yönelik önyargılar ve "Şark Meselesi" kavramı.
		Türk milletinin tarihsel bağlamda ön yargıların nedenleri.
	
	


Nur Meryem Özbek: “Yeni Papa Dönemi Kilise Açısından Kritik”


	Değerlendirmeler:

	
		Yeni Papa’nın Amerikalı olması, Vatikan tarihinde önemli bir kırılma.
		Kiliselerin yaşadığı krizler: taciz vakaları, üye kayıpları.
		Küresel dinî yapılarla ilgili dönüşümlerin Türkiye açısından önemi.
	
	


Soru-Cevap Bölümü


	Katılımcılar: Konuşmacılara doğrudan sorular yöneltilerek görüş alışverişinde bulunuldu.


Bu konferans, Türk Ocakları'nın tarihi rolü ve güncel meseleler üzerine derinlemesine bir tartışma ortamı sağladı.

Konferansın bitiminde toplu fotoğraflar çekildi. Basın olarak, Kamudan Net Haber, Beykoz yerelden, Beykoz Özgün Haber, Doğuş Haber Gazetelerinin de takip ettiği konferans fotoğraf çekimlerinden sona sonlanmıştır.

Kamudan Net Haber olarak Beykoz Türk Ocağını ve başarılı başkanını Türk Halkının bilincini diri tutma gayretleri için verdikleri takdire şayan mücadeleden dolayı tebrik ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz.

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocagi-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-verdi-7516.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocagi-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-verdi-7516.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocagi-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-verdi-7516-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocagi-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-verdi-7516.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/beykoz-turk-ocagi-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-verdi/8195/</link>
			<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 13:32:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[I. Uluslararası Türk Dünyası Bozkurt Sempozyumu Basın bildirisi]]></title>
			<description><![CDATA[Türk Ocakları Genel Merkezi ve İlteriş Vakfı'nın ortaklaşa düzenlediği I. Uluslararası Türk Dünyası Bozkurt Sempozyumu 10-11 Aralık günlerinde Maltepe Küçükyalı Elit Otelde yapıldı. Sempozyum sonunda genel değerlendirme yapıldı. Akabinde de basın bildirisi yayınlandı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Ocakları Genel Merkezi ve İlteriş Vakfı'nın ortaklaşa düzenlediği I. Uluslararası Türk Dünyası Bozkurt Sempozyumu 10-11 Aralık günlerinde Maltepe Küçükyalı Elit Otelde yapıldı. Sempozyum sonunda genel değerlendirme yapıldı. Akabinde de basın bildirisi yayınlandı

Türkiye başta olmak üzere Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Rusya Federasyonu içindeki Türk toplulukları, İran sahası ve Moğolistan gibi Türk dünyasının farklı coğrafyalarından bilim insanlarının katılımıyla düzenlenen I. Uluslararası Türk Dünyasında Bozkurt Sempozyumu, 10-11 Aralık 2025 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Sempozyumda, iki gün boyunca 11 bilimsel oturumda 50’nin üzerinde bildiri sunuldu.

Sempozyum süresince Bozkurt sembolü; tarihî kaynaklar, mitoloji, halk kültürü, destan geleneği, inanç dünyası, arkeoloji, sanat tarihi, toplumsal kimlik, edebiyat, basın ve modern temsil biçimleri gibi geniş bir konu yelpazesi içinde çok yönlü olarak ele alındı. Bozkurt’un Hun, Göktürk, Uygur ve Oğuz geleneğinden günümüze uzanan tarihsel sürekliliği, Türk dünyasında ortak hafızayı ve aidiyet bilincini besleyen sembolik rolü bilimsel veriler ışığında değerlendirildi.

Yapılan bilimsel değerlendirmeler sonucunda Bozkurt’un Türk tarihinin en eski dönemlerinden günümüze uzanan köklü bir sembol olduğu, hiçbir dönemde tapınma nesnesi olarak görülmediği, Türk dünyasında ortak hafızayı ve toplumsal aidiyet duygusunu besleyen birleştirici bir rol üstlendiği vurgulandı. Bozkurt’un siyasal değil, kültürel bir sembol olarak değerlendirilmesi gerektiği ve kültürel ifade özgürlüğü kapsamında korunmasının önemi özellikle ifade edildi.

Sempozyum kapsamında, Bozkurt ve Türk sembollerine yönelik ortak bir araştırma ve uygulama merkezinin kurulması, akademik çalışmaların desteklenmesi, eğitim yoluyla kültürel aktarımın güçlendirilmesi, sanat alanındaki üretimlerin teşvik edilmesi ve Ergenekon anlatısı çerçevesinde Türk dünyasında ortak bir kültür günü belirlenmesi yönünde önemli kararlar alındı.

Sempozyum, Bozkurt’un Türk dünyasının ortak hafızasında yaşayan güçlü bir sembol olarak bilimsel, kültürel ve kurumsal düzeyde daha da güçlendirilmesine yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/i-uluslararasi-turk-dunyasi-bozkurt-sempozyumu-basin-bildirisi-3977.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/i-uluslararasi-turk-dunyasi-bozkurt-sempozyumu-basin-bildirisi-3977.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/i-uluslararasi-turk-dunyasi-bozkurt-sempozyumu-basin-bildirisi-3977-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/i-uluslararasi-turk-dunyasi-bozkurt-sempozyumu-basin-bildirisi-3977.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/i-uluslararasi-turk-dunyasi-bozkurt-sempozyumu-basin-bildirisi/8192/</link>
			<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 20:26:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Beykoz Türk Ocakları "Papa'nın Türkiye Ziyareti ve Ardındaki Gerçekler" Konulu Konferans düzenliyor]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beykoz Türk Ocakları Şubesi, son zamanlarda herkesin bir şeyler söylediği Papa'nın Türkiye Ziyareti'ni masaya yatırıyor.

Türkiye'nin yakından tanıdığı yazar, sosyolog, emekli ilahiyatçı öğretim üyesi Prof. Dr. Yümni Sezen ve sosyolog, araştırmacı yazar Nur Meryem Özbek, 13 Aralık Cumartesi saat 14:00'te Beykoz Anadoluhisarı Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi'nde "PAPA'NIN TÜRKİYE ZİYARETİ VE ARDINDAKİ GERÇEKLER" konulu konferans verecekler.

Türk Ocakları Beykoz Şubesi Başkanı Fevzi Geylan, yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Papa'nın ziyareti hakkında herkes bir şeyler söylüyor. Bunların ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış, net bir bilgisi olan yok. Bu konuda sayılı bilgi sahiplerinden olan yazar, sosyolog, ilahiyatçı değerli hocamız Prof. Dr. Yümni Sezen Bey'e, sosyolog, araştırmacı yazar Nur Meryem Özbek Hanımefendi'ye bu konu hakkında vatandaşlarımızı bilgilendirmesini istedik. Konferans için davet ettik. Sağ olsunlar, davetimizi kabul ettiler. Amacımız, vatandaşlarımızın bilgi sahibi olması, kafasındaki sorulara cevap bulması, bu konuda doyurucu bilgiye ulaşması ve tehlikelerin farkına varmasına yardımcı olmaktır. Bütün vatandaşlarımız davetlidir" dedi.

Kamudan net haber olarak konferansa katılacağımızı ifade ederken, vatandaşlarımızın da bu konuda duyarlı olarak bu konferansa katılmalarını tavsiye ediyoruz.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocaklari-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-duzenliyor-6833.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocaklari-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-duzenliyor-6833.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocaklari-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-duzenliyor-6833-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/beykoz-turk-ocaklari-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-duzenliyor-6833.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/beykoz-turk-ocaklari-papa-nin-turkiye-ziyareti-ve-ardindaki-gercekler-konulu-konferans-duzenliyor/8186/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 20:46:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gençler arasında yükselen 'yeni nesil milliyetçilik' hakkında ne biliyoruz?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bozkurt işaretleri, kurt başlı mavi Göktürk bayrakları, Abdullah Öcalan'a küfredilen dövizler, üzerinde Göktürkçe Türk yazan atkılar, milliyetçi sloganlar, yoğun Türk bayrakları, Mustafa Kemal Atatürk posterleri ve Enver Paşa resimleri…

İstanbul'daki Saraçhane eylemleri sürecinde kamuoyunun dikkatini çeken şeylerden biri gençlerin yoğun katılımıysa bir diğer de bu gençlerin bir kısmındaki milliyetçi eğilimleri yansıtan detaylardı.

Yakın dönemde farklı araştırma kuruluşları tarafından değişik yöntemlerle yapılan araştırmalar da gençler arasındaki "yeni nesil bir milliyetçi yükselişe" dikkat çekiyor.

Araştırmalar ve sahadaki gözlemlerimiz, bu milliyetçilik akımının çeşitli açılardan "yeni özellikler" taşıdığına işaret ediyor

'Korkunç bir siyasallaşma yaşanıyor'

Milliyetçilik üzerine konuştuğumuz 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Melih, öncelikle "bu dönemde üniversitelerde ve liselerde korkunç bir siyasallaşma yaşandığını" söylüyor.

Kendisi de son yıllarda politikleşen ve hükümeti eleştiren bir eylemde gözaltına da alınan Melih'e göre bu ortamda "gençler arasında hem milliyetçilik hem de sol yükseliyor":

"Sosyal demokrasi ve muhafazakâr demokrasi artık insanlara hiçbir şey vermiyor. Gençler ya Kemalist ve seküler milliyetçi bir çizgiye geçiyor ya da komünist- sosyalist bir mücadeleye. Bazı cumhuriyetçi değerleri savunma noktasında sosyalist arkadaşlarla yan yana geldiğimiz de oldu."

Melih, politikleşmesine neden olan en büyük sorunları, "ekonomi, adaletsizlik ve cumhuriyet değerlerinin elden gitmesi" olarak açıklıyor.


Kaynak,Tunahan Turhan/SOPA Images/LightRocket via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,26 Mart'ta Ankara'da yapılan gösteride gençlerin salladığı Göktürk bayrağı


'Orta sınıfın bir krizi var'

Görüştüğümüz başka bir isim 18 yaşındaki üniversite öğrencisi Irmak.

WhatsApp profilinde kurt simgesi ve Göktürkçe yazılmış Türk kelimesi var.

Kendisi Saraçhane eylemleri sürecinde kısa süreliğine cezaevine girip çıkmış.

"Ekonomik kriz ve yargının siyasallaşmasından" bahsederken, ülkede kendisini en fazla endişelendiren konunun "sosyal çürüme" olduğunu söylüyor.

stanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi'nin, 2024 yılı boyunca üç akademisyenin koordinatörlüğünde altı kentte yaptığı görüşmeler ve kapsamlı sosyal medya analizlerine dayanan "Milliyetçi Dönüşüm ve Genç Yüzleri" adlı araştırmanın sonuçları, Nisan 2025'te yayımlandı.

Rapora göre, araştırmada görüşülen gençlerin tamamı, ekonomik olarak çok zorlandıklarını, kendilerinden önceki kuşaklara kıyasla gençliklerini daha dezavantajlı koşullarda yaşadıklarını ve aslında "genç gibi hissetmediklerini" anlatmış.

'Yeni nesil milliyetçiliğin' arkasında nasıl bir motivasyon var?

Yıllardır gençlik üzerine çalışmalar yapan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özgehan Şenyuva, "Orta sınıfın bir krizi var. Bu kitledeki gençler ekonomik krizle karşı karşıya. Nepotizme de şahit oluyorlar. Hem bugünlerini hem geleceklerini risk altında hissediyorlar" diyor.

Prof. Dr. Şenyuva, "çıkar telefonunu" ya da "iş beğenmiyorlar" söylemlerinin daha erken yaşlarda çalışmak zorunda kalan ve birçoğu ailesiyle yaşayan bu gençlerde büyük tepki topladığını söyleyip devam ediyor:

"Şimdi burada bir hikaye, kendilerini ait hissedecekleri bir aidiyet arayışı içerisindeler. Burada da milliyetçilik önemli bir faktör olarak karşılarına çıkıyor."

Prof. Dr. Şenyuva, ODTÜ'de bu yılki mezuniyet töreninde taşınan pankartların "yeni nesil milliyetçiliğin" yükselişine dair önemli bir fikir verdiği kanısında.

Üniversite öğrencisi Irmak, kendini "Türk milliyetçisi bir Kemalist" olarak tanımlıyor, "Türk'ün öz yurdunda ezildiğini düşünüyorum" diyor.

Onu rahatsız eden sorunları saydıktan sonra kendisi de dahil gençlerin "bu durumdan milliyetçi bir anlayışla sıyrılmaya yöneldiğini" söylüyor.

Milliyetçi Hareket Partili (MHP) bir ailede büyüyen, kendisi de ilk gençlik yıllarında Ülkücü harekette yer almış olan 35 yaşındaki Bahadırhan Dinçarslan, "Seküler Milliyetçilik" adlı iki ciltlik kitabında, yeni bir milliyetçilikle ilgili görüşlerini paylaşıyor.

Dinçarslan uzun bir süredir, yeni bir milliyetçilik anlayışının ihtiyacına dair tartışmalar yürütüyor.

Tamgatürk internet sitesinin imtiyaz sahibi Dinçarslan, kendisinden bir alt kuşaktaki yani "Z kuşağındaki" milliyetçi gençler için, "Elde tutunabilecekleri tek varlık milli kimlikleri" yorumunu yapıp devam ediyor:

"Ona tutunarak aslında bir nevi ortadaki çöküşten kendilerini korumaya çalışıyorlar. Ancak bu girdaptan nasıl kurtulacaklarını da bilmiyorlar."


Kaynak,Ibrahim Ozcan/Anadolu via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,9 Temmuz 2025'te Kilis'ten Suriye'ye dönen göçmenler


Göçmen karşıtlığı

İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi'nin raporunda Türkiye'deki milliyetçi gençler arasında, LGBTİ+ ve göçmen karşıtlığının, küresel çaptaki aşırı sağ-milliyetçi hareketlerin söylemleriyle örtüştüğü yorumuna yer veriliyor.

Aynı raporda, bu gençlerin "anti-otoriter ve demokrat bir milliyetçiliği tercih ettiği" tespiti de yapılıyor.

Bunun ise küresel çaptaki aşırı sağcı hareketlerin demokrasi karşıtı yönelimlerinden farklı olduğu belirtiliyor.

Benzer araştırmalarda da gençlerin Suriyeliler, düzensiz göç ve sınır güvenliği konularındaki tepkilerinden bahsediliyor.

Türkiye halen dünyada en fazla Suriyeli göçmeni barındıran ülke.

Göç İdaresi Başkanlığı'nın 20 Kasım tarihli haftalık raporuna göre Türkiye'de geçici koruma statüsünde yaklaşık 2 milyon 375 bin Suriyeli bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Nisan ayında yaptığı açıklamada Türkiye'de Türkiye'de toplam 4 milyon 33 bin göçmen olduğunu söylemişti.

Geçen yıllarda, farklı kentlerde Suriyelilerle Türk vatandaşları arasında yaşanan gerilim sonrası Suriyelilerin ev ve işyerlerinin hedef alındığı bazı olaylar yaşanmıştı.

Nasıl bir milliyetçilik?

Üniversite öğrencisi Melih çizgisini, "reaksiyoner ve seküler milliyetçilik" olarak nitelendiriyor.

Ama etrafta "Turancı milliyetçilerin ya da çok radikal milliyetçi kesimlerin olduğunu" da ekliyor.

Yazar Dinçarslan, Türkiye'de artan kentlileşme ve değişen sosyolojinin 2000'lerde, milliyetçi cenahta yeni bir kırılma yarattığını ve bunun siyasi düzlemde kendisini İYİ Parti'nin doğuşuyla gösterdiği kanısında.


Kaynak,Burak Kara/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,2007 yılında Osmaniye'de MHP'nin mitingine katılanlar


Dinçarslan üç tip milliyetçilikten bahsediyor.

Birincisini daha çok MHP ile özdeş "geleneksel milliyetçilik", ikincisini ise bahsettiği sosyolojik dönüşümü de ifade eden ve İYİ Parti ile simgeleşen "yeni milliyetçilik" olarak tanımlıyor.

Dinçarslan'a göre günümüzdeki üçüncü milliyetçilik ise diğer ikisinden de farklı. Kendisi bunun "daha radikal" bir milliyetçilik olduğu görüşünde.

Dinçarslan, kendi kuşağının arayışına girdiği yeni milliyetçilik ile bugünkü kuşaktaki milliyetçiliği şöyle karşılaştırıyor:

"İkinci tip milliyetçilik, daha rasyonel, objektif bir takım çözümler bulmaya çalışan bir milliyetçilikti. Üçüncü tip milliyetçiliğe sahip yeni kuşak ise daha duygusal.

"Ortada gerçekten heba edilmiş bir çocukluk ve gençlik var. Çocuklukları, insanların gördüğünden geri kaldığı bir dönemde geçti. En çok sosyalleşecekleri dönem pandemiye denk geldi. Ciddi bir statü endişesi taşıyorlar. Bu endişe birçok reflekslerini duygusal bir hale getiriyor."

'Ülkü Ocakları'na gitmeyen bir milliyetçi nesil'

"Yeni nesil milliyetçilik", MHP destekçiliği-Ülkücülük hattından büyük oranda farklı görünüyor.

Ankara merkezli bir düşünce kuruluşu olan Toplum Çalışmaları Ensitüsü (TÇE), Ekim ayında "Türkiye'nin Milliyetçilik Haritası" adlı araştırma raporunu yayımladı.

TÇE veri analisti ve araştırma direktörü Yağmur Uzunırmak, görüşmecilere hiç Ülkü Ocakları'nda bulunup bulunmadıklarını sorduklarını aktarıyor:

"Milliyetçilik Türkiye'de Ülkü Ocakları ve MHP ile anılan bir olguydu. Biz üst nesillerde bunu, 'Evet, bulundum' cevabı üzerinden daha net görebiliyoruz. Fakat şimdi ortada, bunlara gitmeyen fakat kendisini milliyetçi tanımlayan bir nesil var."


Kaynak,Mehmet Kacmaz/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,25 Mart'ta Saraçhane'deki gösterilere katılan genç kadınlar


'Patriyarkanın karşısında Atatürkçü düşüncedeyiz'

Birçok farklı araştırma, gençler arasındaki "yeni nesil milliyetçiliğin", sekülerizmle kol kola gittiğini ve kadınları daha fazla kapsadığını gösteriyor.

Üniversite öğrencisi Irmak, "Bugüne kadar tanıştığım milliyetçi kadın ve erkek sayısı hemen hemen aynı" diyor.

Kadın haklarına bakışını ise şöyle anlatıyor:

"Benim ve benim çizgimde olan herhangi bir kişinin diğer kadın hakları savunucularından hiçbir farkımız yok. Patriyarkanın karşısında Atatürkçü düşüncedeyiz. Kadın hakları konusunda eşitlikçi ve özgürlükçü bir tutum sergiliyoruz."

Prof. Dr. Şenyuva da çalışmalarında bu kesimde genç kadınların yoğunluğunu gözlemlediğini söylüyor:

"Siyasal İslam'ın kadını koyduğu yere doğrudan bir tepki var. Ama bunu feminizm olarak nitelendirmiyorlar. Örneğin kendilerine tarihten Türk kadın karakterler buluyorlar."


Kaynak,ADEM ALTAN/AFP via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,23 Mart'ta Ankara'daki gösterideki polis müdahalesi sırasında Türk bayrağı taşıyan genç göstericiler


Devlete yaklaşımda değişim

Son dönemdeki araştırmalar, "yeni nesil milliyetçi gençlerin" geleneksel milliyetçi akımlarından farklı olarak devlete kutsallık atfetmediğini de öne sürüyor.

Sokak eylemlerine bakış da değişmiş görünüyor.

TÇE'den Yağmur Uzunırmak'ın aktardığına göre ensitünün araştırmasında, Türkiye'de kendini milliyetçi olarak tanımlayan kişilere, sorunların çözümü için sokak eylemi yöntemini ne kadar benimsedikleri de sorulmuş.

Uzunırmak, bu yönetimi savunanların araştırmanın genelinde ortalama yüzde 7,6 çıkarken milliyetçi öğrenciler arasında ise bunun yüzde 36 çıktığını belirtip şu yorumu yapıyor:

"Öğrenciler diğer gruplara göre kendini daha fazla milliyetçi olarak tanımlıyor. Aynı kesim, eylemlere de çok daha yatkın. Bu iki veriyi birleştirdiğimizde 19 Mart protestolarında ortaya çıkan görüntüleri daha iyi algılayabiliyoruz."

İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi'nin raporunda, AKP'ye muhalif olmalarına karşın bu gençlerin, iktidarın savunma sanayisine yaptığı yatırımlarına ve Teknofest etkinlikleri başta olmak üzere teknoloji ve ulusal savunma alanındaki gelişmelere pozitif yaklaştığı tespiti de yer alıyor.

'Etnik milliyetçilik değil'

Prof. Dr. Şenyuva bu kitlenin milliyetçiliğini tanımlarken "En büyük farklılık güvenlikçi ve ırkçı temelli olmamaları. Biz, 'Türk ırkı üstündür' söylemiyle hiç karşılaşmıyoruz" diyor.

Türk tarihine dair mitolojik simgelere çok sık başvurulmalarıyla ilgiliyse, "Unutmayın, bunlar Yüzüklerin Efendisi, Game of Thrones nesli" yorumunu yapıyor.

Yüzüklerin Efendisi ve Game of Thrones dizileri gerçek üstü karakterleri ve fantastik öğeleriyle tanınıyor.

TÇE'den Yağmur Uzunırmak ise araştırmalarında, milliyetçi öğrenci gençlerin etnik milliyetçiliğe, daha geniş anlamdaki milliyetçi kesimlere kıyasala çok daha mesafeli olduklarının çıktığını belirtiyor.

Bir araştırma kuruluşu olan CORE Araştırma Enstitüsü'nün Kasım başında sonuçlarını yayımladığı gençlik araştırmasında, gençler arasındaki milliyetçilikle ilgili elde edilen veriler üzerinden, "ırkçılık norm dışı, ayrımcılık yüksek" yorumu yapılıyor.


Kaynak,Ali Atmaca/Anadolu via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi'nin raporunda, AKP'ye muhalif olmalarına karşın milliyetçi gençlerin, Teknofest gibi etkinliklere pozitif yaklaştığı tespiti de yer alıyor.


Kürt sorununa bakışta değişim ve çözüm sürecine eleştiriler

İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi'nin raporunda bu gençlerin, Kürtlerin kimliğini yok saymadığı, Kürtlerin varlığını tanıdığı belirtiliyor.

ODTÜ'den Prof. Dr. Şenyuva'nın gözlemleri de buna paralel.

Ancak Prof. Dr. Şenyuva'ya göre bu gençler arasında, iktidarın "terörsüz Türkiye" olarak tanımladığı yeni "çözüm sürecine" ise büyük bir tepki var.

Çözüm süreciyle ilgili görüşünü sorduğumuz üniversite öğrencisi Irmak bunu özetle, "anayasaya ve Türk milletine açılmış bir savaş dönemi, ihanet süreci olarak" tanımlıyor.

Farklı araştırmalar da bu gençlerin ortadaki sürece net olarak karşı olduklarına işaret ediyor.

Siyasi partilerle ilişkileri nasıl?

Bu gençlerin siyasi partilerle nasıl bir ilişkide olduğu da merak konusu.

İstanbul Gençlik Araştırma Merkezi'nin raporunda Zafer Partisi'nin söylemlerinin gençler arasında popüler olduğu tespiti yapılıyor.

Ancak konuştuğumuz uzmanlara göre "yeni nesil milliyetçi gençlerin" büyük bir bölümü örgütüsüz.

Prof. Dr. Şenyuva bu gençlerin siyasi partilerle ilişkilerini şöyle değerlendiriyor:

"Partilerin ötesine geçen, milliyetçi partilerle sınırlı olmayan bir milliyetçilikten bahsediyoruz. Örneğin bizim odak gruplarındaki kimi yeni nesil milliyetçi seçmenler TİP'e [Türkiye İşçi Partisi] oy verme olasılığından bahsediyordu."

Üniversite öğrencisi Melih, siyasi partilerle ilgili olarak "Onlar bizi değil bir onları örgütlüyoruz. Onlardan daha cesuruz ve daha fazla şey yapıyoruz" diyor.


Kaynak,ARMAGAN ALTUN/Middle East Images/AFP via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,25 Mart'ta Saraçhane'deki gösteriye bir kurt maskesiyle katılan genç


'Kanzilik' ve radikalleşme tartışması

Sosyal medyada bazı kesimler, milliyetçi gençleri de içine alacak şekilde, dalga geçmek için "kanzi" kavramını kullanıyor.

Bu kavram, geçen yıl Ağustos ayında, Eskişehir'de bıçaklı bir saldırganın beş kişiyi yaralamasının ardından da sosyal medyada paylaşılmıştı.

Şüphelinin üzerinden, Nazi sembolleriyle kaplı teçhizat çıkmış ve sosyal medyada ırkçı ve şiddeti savunan paylaşımlar yaptığı belirlenmişti.

Gençler arasında neo-Nazi eğilimlerin olup olmadığını sorduğumuz üniversite öğrencisi Melih şunları söylüyor:

"Genel olarak bir radikalleşme problemi var. Normal siyaset çözüm üretemeyince insanlar kontrolden çıkıyor.

"Neo-Nazi gruplar da var. Anladığım kadarıyla Ataman Kardeşliği hâlâ gizli bir şekilde devam ediyor. Müdavimiyet diye yeni bir grup var. Bunlar yer altında örgütleniyorlar ama bence çok küçük gruplar bunlar. Aklı başında olmayan insanlar bunlar, bir kısmı da zaten ergen."

Sosyal medyaya ve bazı iletişim uygulamalarına baktığımızda, geçmiş yıllarda Ataman Kardeşliği, günümüzde de Müdavimiyet adıyla yapılan ırkçı ve şiddet çağrısı içeren paylaşımlar görüyoruz.

BBC Türkçe, var olduğu öne sürülen bu "gruplarla" ilgili iddiaları bağımsız kaynaklarca doğrulayamadı.

Var olduğu iddia edilen "gruplarla" ilgili resmi bir açıklama da bulunmuyor.

'Yeni nesil milliyetçilik' nereye evrilebilir?

Türkiye'de gençler arasındaki "yeni nesil milliyetçiliğin" nereye evrileceğini tahmin etmek kolay değil.

İstanbul Gençlik Araştırma Merkezi'nin raporunda bu akımın "esnekliğinden" bahsediliyor.

CORE Araştırma Enstitüsü'nün raporunda ise milliyetçiliğin güçlü bir eğilim olmakla birlikte "akışkan" olduğu tespiti yapılıyor.

"Esneklik ve akışkanlık" gibi kavramlarla birlikte düşünüldüğünde bu milliyetçiliğin geleceğine dair öngörüde bulunmak iyice zorlaşıyor.

"Yeni neslin bir düşünce, ürün ve persona ile ilişki kurma biçiminin değiştiğini, çok hızlı yaşayıp sonra oradan çok hızlı çıktığını" belirten ODTÜ'den Prof. Dr. Şenyuva, "yeni nesil milliyetçiliğin ise böyle olmadığına dair emareler olduğunu" savunuyor.

Prof. Dr. Şenyuva, "Esas olan bazı temel kimlik faktörleri. Bu faktörleri ortaya çıkaran koşullar degişmedikçe bu ideoloji sürer" yorumunu yaptıktan sonra ekliyor:

"Türk olmayı yeniden keşfediyorlar, bu öyle K-Pop grubu degil; gelecek ay başka bir şey deneyecek değiller. Bu bir moda akımı değil."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/gencler-arasinda-yukselen-yeni-nesil-milliyetcilik-hakkinda-ne-biliyoruz-3438.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/gencler-arasinda-yukselen-yeni-nesil-milliyetcilik-hakkinda-ne-biliyoruz-3438.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/gencler-arasinda-yukselen-yeni-nesil-milliyetcilik-hakkinda-ne-biliyoruz-3438-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/gencler-arasinda-yukselen-yeni-nesil-milliyetcilik-hakkinda-ne-biliyoruz-3438.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/gencler-arasinda-yukselen-yeni-nesil-milliyetcilik-hakkinda-ne-biliyoruz/8166/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 18:42:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Emine IŞINSU Roman Ödülü Töreni ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Türk edebiyatının ünlü kalemi Emine IŞINSU adına ikinci kez düzenlenen “Roman Ödülü” töreni, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda 27 Kasım 2025 tarihinde saat 14.00’de yapıldı.

Törene Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur YAVAŞ, Fakülte Dekanı İrfan ALBAYRAK, eski ve yeni milletvekilleri ile çok sayıda vatandaş katıldı.

İlk sözü alan Ödül Tertip Komitesi Başkanı ve IŞINSU’nun eşi Prof.Dr. İskender ÖKSÜZ, 2 yıl önce duyurusu yapılan ve son başvuru tarihi 1 Mart olan ödül için, daha önce yayımlanmamış 269 eserin başvurduğunu bildirdi.

Bu eserlerin başlangıçta ön jüri tarafından okunduktan sonra, Prof.Dr. İlber ORTAYLI, Prof.Dr. Bilge ERCİLASUN, Prof.Dr. Belkıs ALTUNİŞ GÜRSOY, Prof.Dr. Nazım H. POLAT ve Şair-Yazar A. Yağmur TUNALI’dan oluşan ana jüri tarafından değerlendirilerek, Hülya BAŞARANGİL DEMİR’in “Bilinmeze Doğru” adlı romanı seçildi.

Mansiyon verilmesi kararlaştırılan üç eser ve yazarları ise şöyle:

- Etraf Şiir Gibiydi’ / Süleyman Yüksel AKIN

- Yer Kırmızı, Gök Siyah / Gazi KARABULUT

- Kalanlar-Arazı Ayırdılar / Mahmut SARIKAYA

Romancı Emine Işınsu adına 2023 yılında düzenlenen ilk roman ödülüne 141 eser katılmıştı. Yazar Ülkü DEMİRAY’ın “Cümbezin Kızı” romanına verilmiş ve eser bir yıl içinde 9 baskı yapmıştı.

Törende Emine IŞINSU’nun daha önce TRT’de yayınlanan röportajı kısaltılarak seyircilere sunuldu.

Ayrıca, Prof.Dr. Bilge Ercilasun, Prof.Dr. Belkıs Altuniş Gürsoy, Prof.Dr. Nazım H. Polat ve Şair-Yazar A. Yağmur Tunalı’nın konuşmacı olduğu bir panel de düzenlendi. Panel konuşmacıları Emine Işınsu’yu anlattılar. Türk romancılığı hakkında ve yarışmayla ilgili bilgileri paylaştılar.

 

Emine IŞINSU ÖKSÜZ KİMDİR? (Vikipedi’den alıntı.)

 

(17 Mayıs 1938, Kars - 5 Mayıs 2021, Ankara) Türk roman ve oyun yazarı, şair ve dergi editörüdür.

Hayatı

IŞINSU, 17 Mayıs 1938’de babasının Tümen Komutanı olarak görev yaptığı Kars’ta doğdu. Annesi Halide Nusret ZORLUTUNA’dan dolayı sürekli edebiyattan söz edilen, şiir okunan bir çevrede, babasının görevlerinden ötürü de Sarıkamış, Urfa, Karaman gibi yurdun çeşitli yerlerinde ve her birinde birkaç yıl yaşayarak büyüdü.

Yetiştiği okullar, bu sık yer değiştirmeleri yansıtır. İlkokulu Urfa, Sarıkamış ve Ankara’da okudu. Liseden mezun olduğu okul TED Ankara Koleji’dir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı, aynı fakültenin Felsefe bölümlerinde ve Orta Doğr Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nde bir süre okudu. İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda okurken bir yarıyıl AFS bursuyla ABD’ye gitti.

İlk eseri 17 yaşında iken basılan şiir kitabı İki Nokta’dır. 1963’te ödül kazanan Küçük Dünya’dan sonra yoğun şekilde romana yöneldi. Roman yazmanın dışında 1970’lerin önemli fikir ve sanat süreli yayınlarından Töre Dergisi’ni 1971-1981 yılları arasında çıkardı. Birçok dergi ve gazetede yazıları yayınlandı; Yeni İstanbul ve Sabah gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

Yazar İskender ÖKSÜZ ile evli olan IŞINSU, üç çocuk annesiydi. 2008’den beri Alzheimer hastalığı ile mücadele eden IŞINSU, 5 Mayıs 2021’de 82 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi ertesi gün Hacı Bayram Camii’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Ankara Gölbaşı Mezarlığına defnedildi.

Edebi kimliği

IŞINSU’nun romanlarında mekân tasvirlerinden çok insan psikolojisi öne çıkar. Birinci tekil şahıs anlatımıyla yazılan ilk romanı Küçük Dünya’da her şey romanın kahramanın ruh halinden süzülerek aktarılır. Diğer romanlarında birinci tekil şahıs terk edilse de yine olayları ve mekânları kahramanların duygu süzgecinden geçtikten sonra ve onların algılamalarıyla görürüz. Bu psikolojik ağırlık zaman zaman şuur akımını andırır.

Roman konuları arasında kadının tutsaklığı, Türklerin tutsaklığı (Bulgaristan, Kerkük, Batı Trakya), Türkiye’nin sancıları öne çıkar. Son dönem eserlerinde Türk tasavvufunun zirveleri Yunus Emre, Niyazi Mısrî, Hacı Bayram Veli ve Hacı Bektaş Veli’nin hayatları ele alınmıştır.

Ödüller

“Küçük Dünya” ile T. C. Turizm Bakanlığı Sanat Armağanı,

“Ak Topraklar” ile Türk Edebiyatı Vakfı Roman Ödülü,

“Bir Yürek Satıldı” oyunu ile Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Radyofonik Oyun Yarışması'nda dram dalı birinciliği,

“Sancı” ile Türkiye Millî Kültür Vakfı Roman Ödülü,

“Canbaz” ile Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü,

Türk Ocakları Hamdullah Suphi Tanrıöver Armağanı

Karaman Türk Dili Ödülleri, “Türkçeyi Doğru ve Güzel Kullanan Yazar Ödülü”

İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) “Şeref Ödülü”,

Türkiye Yazarlar Birliği- İstanbul Şubesi, “Ömür Boyu Roman Ödülü”,

Üyelikler

Türk Edebiyatı Vakfı

İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Merkez Birliği (İLESAM)

Türkiye Yazarlar Birliği

Eserleri

Romanlar: Küçük Dünya (1966), Azap Toprakları (1970), Ak Topraklar (1971), Tutsak (1973), Sancı (1974), Çiçekler Büyür (1978), Canbaz (1982), Kaf Dağı’nın Ardında (1988), Alpaslan (1990), Atlı Karınca (1990), Un coeur aux encheres (1991), Cumhuriyet Türküsü (1993), Nisan Yağmuru (1997), Havva (1999), Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri (2002), Bukağı (2004), Hacı Bayram (2005) Hacı Bektaş Veli (2008), Bir Aile (2013).

Romanlarının uyarlamaları: Küçük Dünya, yönetmen Osman SINAV tarafından televizyon dizisi olarak çekilmiş ve TRT’de yayınlanmıştır.

Atlı Karınca, yönetmen Osman SINAV tarafından televizyon dizisi olarak çekilen bir orijinal senaryodur. Ancak TRT’nin “aydınlarla alay ediyor.” gerekçesiyle yayınını yasaklaması üzerine roman halinde yayınlanmıştır.

Oyunlar: Bir Yürek Satıldı (1967), Bir Milyon İğne (1967), Adsız Kahramanlar (1975).

Oyunlarının uyrlamaları: TRT’de radyofonik oyun olarak yayınlanan Bir Yürek Satıldı, daha sonra televizyon dizisi olarak filme çekildi ve yine TRT’de yayınlandı.

Diğer: Dost Diye Diye (deneme-1995), Bir Gece Yıldızlarla (hikâyeler- 1991).

Hakkındaki çalışmalar: “Emine Işınsu’nun Sekiz Romanında Şahıslar Dünyası”, Ayşenur İslam, Gazi Üniversitesi, Ankara, 1992.

“Emine Işınsu”, Ahmet Kökdemir, Doktora Tezi, 19 Mayıs Üniversitesi, Samsun, 1995.

“Emine Işınsu’nun Romanlarında Kadınlar”, Aynur Türkoğlu, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Konya, 1997.

Kaynakça

^ "Yazar Emine Işınsu Hayatını Kaybetti". Kayıp Rıhtım. 5 Mayıs 2021. 5 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Mayıs 2021.

^ Olgun, Ayşe (9 Mayıs 2018). "Yazmayı bırakmak en korktuğu şeydi" (röportaj - eşi İskender Öksüz ile). yenisafak.com.tr. Yeni Şafak. 22 Haziran 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Haziran 2019. İki değerli genç akademisyen kızımızın, Nebahat Akbaş ve Gökçe Nur Şafak günler süren kamera kayıtlı mülakat sorgu-suallerinden sonra hazırladıkları bir Emine Işınsu kitabı var. O kitap için Işınsu da “Kendimden kendime” başlığı ile 100 sayfa kadar bir yazı yazmıştı. Ancak ne zaman yayınlarız, yayınlar mıyız bilmiyorum. Ona çocuklarımız ve dostlarımızla birlikte karar vereceğiz.

^ "Büyük Edebiyatçı Emine Işınsu Hayata Gözlerini Yumdu". 5 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Mayıs 2021.

^ "Emine Işınsu Öksüz, son yolculuğuna uğurlandı". Haberturk.com. 6 Mayıs 2021. 6 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Mayıs 2021.

^ "Emine Işınsu Roman Ödülü". Emine Işınsu Roman Ödülü web sitesi. 16 Aralık 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Aralık 2023.

^ "İdeolojik darlıktan sıyrılıp gelen 'Cümbezin Kızı'". www.tarihistan.org- Tarih Stratejik Araştırmalar Merkezi (TARSAM). 11 Aralık 2023. 16 Aralık 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Aralık 2023.

^ "Emine Işınsu Roman Ödülü sahibini buldu". Medyaradar.com. 15 Aralık 2023. 16 Aralık 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Aralık 2023.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/emine-isinsu-roman-odulu-toreni-1082.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/emine-isinsu-roman-odulu-toreni-1082.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/emine-isinsu-roman-odulu-toreni-1082-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/12/emine-isinsu-roman-odulu-toreni-1082.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/emine-isinsu-roman-odulu-toreni/8165/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 18:05:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türk Ocakları Gn Bşk Prof. Dr. Mehmet Öz'ün, Pendik'te "Cumhuriyetimizin 102. Yılında Millî Devlet ve Güncel Meselelerimiz" konferansı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Ocakları Pendik Şubesi Başkanı Ahmet Kara, konuların ehemmiyetine ve Türk milletinin merak ederek bilgi sahibi olmaya çalıştığı konularda her ayın son Cuma günü Pendik Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi'nde konularına hakim kişilere konferans verilmesini sağlıyor. Çok aktif bir ocak başkanlığı yapan Kara, devlet kurumları ve çeşitli kanaat önderleri ile de iyi diyaloglar kurarak kültürel faaliyetlerin aksatılmadan yürütülmesini sağlıyor.

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz’den de 28 Kasım'da konferans verme sözü alınca, günler öncesinden İstanbul’daki eski ve yeni bütün ocak başkanlarına, yönetim kurulu üyelerine, çeşitli ilçelerdeki kanaat önderlerine konferans duyurusunu yaparak katılımın yüksek olması için elinden geleni yapmıştır.

Türk Ocağı Beykoz eski şube başkanı ve genel yayın sorumlumuz olan Mehmet Arslan’ın da katılım sağladığı konferans hahkında haber merkezimize şu şekilde aktarmıştır:

İstanbul trafiğine rağmen çok yoğun bir katılım oldu. Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal ve yöneticileri, İstanbul'da bulunan birçok Türk Ocağı eski ve yeni başkanları, eski ve yeni yönetim kurulu üyeleri, Türk Ocağı üyeleri, siyasi parti ilçe başkanları, çeşitli kanaat önderleri, birçok iş adamı ve vatandaşlar katıldı.

Salonun dolmasıyla, Türk Ocağı Pendik Şubesi yönetim kurulu üyesinin bu vatanın kurtuluşuna katkısı olan herkesin ve bütün şehitlerimize bir Fatiha okunmasından sonra İstiklal Marşı'nın okunması ile konferansın açılış konuşması için Şube Başkanı Ahmet Kara’yı davet etti. Başkan Kara, öncelikle genel başkana ve ayrı ayrı bütün katılımcılara hoş geldiniz dedikten sonra katılım sağladıkları için teşekkür etti. Pendik Türk Ocağı olarak yaptıkları faaliyetler hakkında kısaca bilgi verdi. Daha sonra sözü konferansı verecek olan Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz’e bıraktı.

Pendik Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi'nde büyük ilgi gören program, Türk Ocakları'nın güncel milli ve siyasi meselelere ışık tutma misyonunu bir kez daha ortaya koydu. Prof. Dr. Mehmet Öz, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine vurgu yaparak başladığı konuşmasında, millî devlet olgusunun günümüz dünyasındaki yerini ve önemini detaylıca analiz etti. Konferansta, Türkiye'nin son dönemde yaşadığı iç ve dış politik gelişmeler, ekonomik zorluklar, kültürel erozyon tehlikesi ve gençliğin geleceği gibi kritik başlıklar ele alındı.

Mehmet Öz, Türk Ocakları'nın siyaset üstü ve Türk tarihinin yaşayan en eski sivil toplum kuruluşu olduğuna vurgu yaparak, bu ana kadar hiçbir siyasi oluşumun yanında veya karşında tavır sergilemediklerini ifade etti. Ama Türk Ocakları olarak ülke gündeminde siyasetin gölgesi olmayan ve ülkemiz için gerekli olan açıklamalar yaptıklarını ve yapmaya da devam edeceklerine vurgu yaptı. Genel Başkan Öz, "15-16 Kasım'da kuruluşunun 950. yıldönümünde Türkiye Selçukluları ve İznik Bilgi Şöleni yaptık. Bilgi Şöleninde Selçuklu akın ve fetihlerinin Anadolu’daki gelişimi, Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın İznik’te Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurması, daha sonraki dönemde Anadolu’nun tarihini etkileyen Haçlı Seferleri ve diğer siyasi gelişmelerin yanında Türkiye’nin inşası süreci sosyal, kültürel, ekonomik ve manevî boyutlarıyla ele alınmıştır."

Selçuklu Türklerinin Sultan Alp Arslan komutasında Doğu Roma’ya karşı kazandıkları Malazgirt zaferi sonrasında Anadolu’nun fethinde rol oynayan komutanlardan biri olan Kutalmış Süleyman Şah, zorlu bir mücadelenin ardından İznik’i başşehir yaparak Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuştur. Aynı süreçte Danişmendliler, Artuklular, Saltuklular, Mengücekliler, daha sonra da Ahlatşahlar gibi beylik ve devletlerin kurulması ile Müslümanların “İklim-i Rum” yani Roma ülkesi dedikleri topraklar kısa sürede Türkiye, Türkmenya olmaya başlamıştır. Nitekim, Haçlı seferleri döneminde, 12. yüzyıl ortalarından itibaren Batılı yazarlar Anadolu topraklarından Turchia/Türkiye, Turcomania/Türkmenya diye bahsetmişlerdir” dedi.

“Papa neden 28 Kasım'da İznik’e geliyor biliyor musunuz? Papa II. Urbanus, 27 Kasım 1095’de Clermont Konsili sırasında din adamlarından ve halktan oluşan büyük bir kalabalığa hitap etti. Ortaçağ’ın en etkili konuşmalarından birini yaparak, Avrupa’daki bütün Hristiyanları, Kutsal Toprakları geri almak için Müslümanlar’a karşı savaşa çağırdı. “Deus vult!” yani “Tanrı bunu istiyor!” haykırışıyla bitirdiği konuşması 200 yıl sürecek Haçlı Seferleri’ni başlattı. Haçlı Seferleri sonucunda yüzbinlerce Müslüman, Hristiyan ve Yahudi katledildi. Haçlılar’ın Ortadoğu’da kurduğu devletler, Türkler’in birkaç asır süren mücadelesi sonucunda yok edildi.

Papa 14. Leo, Haçlı seferlerini başlatan konuşmanın 930. yıldönümünde 27 Kasım’da ülkemize ve İznik’e bunun için geldi. Bu ana kadar Papaların İznik ziyaret istekleri olumsuz karşılanarak izin verilmeyen Papa’ya bu iznin verilmemişti. Fener Rum Patriğinin ekümenik oyununu bozmalıyız. Devlet, İznik’in başkent yapılmasını yıl dönümleri çok daha görkemli kutlamalıdır.

Şu anda bu salonda bulunan herkes, terör örgütlerinin silah bırakmasını ve terörün bitmesini canı gönülden istemektedir. Fakat geçmişte yaşadıklarımızın bize öğrettiğine göre, terör örgütleri, liderleri ve siyasal temsilcileri bu konuda samimi değildir. Dünya bunu nasıl çözdü ise biz de öyle çözmeliyiz.

Hukuk her alanda hakim kılınmalı ve vatandaşın devlet kurumlarına ve yargıya güvenlerinin tam olabilmesi için gerekenler yapılmalıdır. Siyasal rekabet olmalı ama bu rekabet siyasal düşmanlığa dönüşmemelidir” dedi.

Genel Başkan Prof. Dr. Öz, konuşmasına "Cumhuriyetimizin 102. yılına girerken, millî devletimizin temel değerlerine sımsıkı sarılmamız gerekmektedir. Karşımızdaki en büyük meydan okuma, millî birliğimizi ve kimliğimizi hedef alan küresel ve iç dinamiklerdir. Türk milleti olarak, bu zorlu süreçte aklı, bilimi ve tarih şuurunu rehber edinerek geleceğe emin adımlarla yürümeliyiz." diyerek konuşmasını bitirdi.

Katılımcılar tarafından sorulan sorulara cevaplar verildikten sonra, katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği konferans, Türk Ocakları Pendik Şubesi Başkanı Ahmet Kara'nın Genel Başkan Prof. Dr. Mehmet Öz'e, Aydınlar Ocağı'nın genel başkanı ve yöneticilerine, siyasi partilerin ilçe başkan ve yöneticilerine, Pendik belediye meclis üyelerine, sivil toplum kuruluşlarının başkan ve yöneticilerine, basınımızın güzide temsilcilerine, muhtarlara ve tüm katılımcılara teşekkür ederek programın sona erdiğini bildirdi.

Kamudan net haber.com 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/turk-ocaklari-gn-bsk-prof-dr-mehmet-oz-un-pendik-te-cumhuriyetimizin-102-yilinda-milli-devlet-ve-guncel-meselelerimiz-konferansi-6792.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/turk-ocaklari-gn-bsk-prof-dr-mehmet-oz-un-pendik-te-cumhuriyetimizin-102-yilinda-milli-devlet-ve-guncel-meselelerimiz-konferansi-6792.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/turk-ocaklari-gn-bsk-prof-dr-mehmet-oz-un-pendik-te-cumhuriyetimizin-102-yilinda-milli-devlet-ve-guncel-meselelerimiz-konferansi-6792-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/turk-ocaklari-gn-bsk-prof-dr-mehmet-oz-un-pendik-te-cumhuriyetimizin-102-yilinda-milli-devlet-ve-guncel-meselelerimiz-konferansi-6792.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/turk-ocaklari-gn-bsk-prof-dr-mehmet-oz-un-pendik-te-cumhuriyetimizin-102-yilinda-milli-devlet-ve-guncel-meselelerimiz-konferansi/8159/</link>
			<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 23:03:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doğu Türkistan’dan Mezalim Sayfaları]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çin hükümeti 2014 yılında Sincan’da gerçekleşen bir dizi saldırıdan sonra özellikle Müslüman Uygur Türkleri ve Kazaklar olmak üzere azınlıkların tutulması için çok sayıda toplama kampı kurdu. Bir devlet memuru ve okul müdiresi olan Kazak uyruklu Sayragul Sauytbay da 2017 yılında kendini baskıcı Çin sorgulama sisteminin pençesinde buldu, defalarca sorguya çekildi ve sonunda ‘eğitim kampı’ adı verilen toplama kamplarından birine öğretmen olarak yerleştirildi”. (Sayragul Sauytbay, Alexandra Cavelius, BAŞ TANIK (Doğu Türkistanlı bir kadının Çin’in toplama kamplarından kaçışı), Pegasus, 2022, arka kapak yazısından)

Sayragul Hanım akla hayale gelmeyecek faciaların yer aldığı kitabında, “arkadaşlık kampanyasından, Çinlilerle kurulan dostane(!) ilişkilerden” de söz eder “Çinliler, yerli kadınlarla bir süre kalırlar ve her türlü hareketi hakareti yapmakta serbesttirler. İnternette Çinlilerin kadınlarımızla kol kola görüntüleri yer almaktadır”, “bazıları çıplak vücutlarına üstünkörü yorgan çekilmiş vaziyette yanyana yatakta yatıyorlar. Kazak akrabaları bu fotoğrafları gördüğünde bazı kadınlar utançtan kendi hayatlarına son verdiler(s. 174)

Bir diğer hadisede bir Çinli, sekiz gün boyunca dede ve on altı yaşındaki torunun da dâhil olduğu Müslüman ailenin yanında kalmış. Daha sonra Çinli uygunsuz teklifini bildirmiş. Dede ‘Misafir olarak buna hakkın var ama önce sana dışarda en iyi atımı göstermek isterim’ demiş. Diğer kazaklar gibi bu yaşlı adam da iyi bir at binicisiymiş. Hızlıca atın üstüne çıkıp halatını hayvan yakalama ipi gibi Çinlinin boynuna dolayıp atına vurmuş.

Bunun üzerine at koşmaya başlamış ve adam arkasından ölene kadar kumda zımparalanmış. Ceza olarak yalnızca adam değil tüm aile ceza kampına götürülmüş.

Bu menfur arkadaşlık kampanyasına Yazar da maruz kalmış: “Kampanya, Çinli katılımcıların Müslüman misafirin hangi sorumlulukları yerine getirdiğine dair her gün form doldurmalarını zorunlu kılıyordu. Boş bırakılan ‘Birlikte kahvaltı, birlikte öğle yemeği…’ gibi sütunlara sahip bu kâğıt masanın üzerinde duruyordu. Sayragul bunu imzalar. Sonra meşum bir sondan kurtulmak için Çinliye şu teklifte bulunur:

 

“Sana ne kadar para ödemem gerekiyor”. “ Sana her gün para ödeyeceğim. Gece yarısı gizlice evini terk edip kendi evime gideceğim. Beni kimsenin görmemesi için arka çıkışı kullanacağım, ayın sabah güneş doğmadan geri geleceğim.” Domuz yer gibi gözükürken delil olarak fotoğrafı çekilir. Evin bütün temizlik işlerini, angaryalarını yapar. Sonunda bu işten kurtulur. Fakat kim istismar edildiğini söylerse kızlardan, kampa gönderiliyordu. “Ayrıca kültürümüz tecavüz hakkında konuşmayı yasaklıyordu.”

“Bir ay sonra ‘arkadaşlık’ kampanyasının kuralları sıkılaştı. Resmi makamlar Kazakların çoğunun yabancıların yatağında yatmamak için rüşvet ödediklerini anlamıştı. Son deliği de tıkayabilmek için kontrolcüler gece yarısı Çinli aileyi arayarak Kazak misafiri telefona çağırıyorlardı. Ayrıca memurların her yerde kişinin konumunu tespit edebilmeleri için herkesin cep telefonunu yanında bulundurması gerekiyordu. Üstelik üniformalılar evlere giriyor hangi Kazak, yabancının yatağında yatmıyorsa onun başına siyah çuval geçiriliyordu. Bu katı kurallar 2017 Ekiminde yürüklükte olmadığı için şanslıydım( s. 179-181)

Ortadan kaybolan Doğu Türkistanların bir akıbeti de şunu içeriyordu:

“…Çinin gönüllü bağışçılar ve idam edilenlerin sayısından çok daha fazla organ nakli yaptığı biliniyordu. Çin Sağlık Bakanı Huangh Jiefu daha sonra, 2009 yılında Pekin’in ‘nakillerin yaklaşık üçte ikisini idam mahkûmlarından aldığını’ açıkça itiraf etti. Çin’deki çok kârlı olan organ ticareti, karaborsacı suçlular tarafından değil, ÇKP’nin kendisi tarafından yürütülmektedir (S. 57)

“…Urumçi’de yoldan geçenler biri Kazak diğeri Uygur olan iki kız öğrencinin, katilin öylece ortaklıkta bıraktığı kesilmiş bedenlerini bulmuşlardı. ÇKP için biz kimdik? Bu, kimsenin sesli sormaya cesaret edemediği soruydu, çünkü kimse gelecek cevaba katlanamazdı” (S. 146)

Uygurlar, yönetimin aralıksız uyguladığı sertlik ve haksızlığa karşı bir miting tertipler. Aralarına Uygur kıyafeti giymiş Çinli askerler de karışır ve meydanı karıştırırlar, neticede “büyük bir temizlik operasyonuna girişilir.” Uygurların cesetleri ailelerine hiçbir zaman gösterilmez, yetkililer konuşmaz.

 

Bu kanlı olaylardan sonra, Çinlilerin çalışmak istemediği bir krematoryumda işe giren Dungan Çinlisi bir kız, gözyaşlarıyla daha sonraki gelişmeleri anlatır:

“Ayaklanma olduğu gece askerler askeri kamyonlarla hadsiz hesapsız insan parçalarını krematoryuma getirmişler ve çöp yığını gibi yere atmışlardı. ‘Ölülerin arasında hâlâ yaşayanlar, ‘Yardım!’ diye inleyenler vardı”. “Yaşayan insanlar fırına atılmıştı.” (S. 119)

Sayragul’ün eline tutuşturulan talimatlar; devletin üç adımdan oluşan kanlı ve şeytanî planını, “planlanmış bir katliamı” içeriyordu(s. 226)

“İlk adım, 2024’ten 2025’e kadar: Sincan’da buna hazır olanların asimilasyonunu, hazır olmayanların yok edilmesinin icra edilmesi.

İkinci adım: 2025’ten 2035’e kadar: Çin’deki asimilasyon tamamlandıktan sonra, bunu komşu ülkelerin işgali takip edecek.( ‘Yeni İpek Yolu’) ve cömert kredilerin verilmesi gibi yollarla Kırgızistan, Kazakistan veya Özbekistan'ın yavaşça ele geçirilmesi. Ekonomik olarak silkelenen ülkelerin Pekin’e karşı yüksek meblağda borçlanması gerekiyordu. Çin ’in bu ülkeler üzerindeki politikasına yol açmak için, giderek daha faza Çinli oraya yerleşecek ve vatandaşlık alacaktı, fabrikalar kuracak ama aynı zamanda medya kurumları, yayınevleri, televizyon kanallarına da yatırım yapacaktı. Pekin devlet sırlarını toplamak işçin muhbirlerini ve casuslarını yabancı ülkelere yollamaya devam edecekti.

Üçüncü Adım: 2035’ten 2055’e kadar: Çin rüyasını gerçekleştirdikten sonra, bunu Avrupa’nın ele geçirilmesi takip edecekti (s. 227)

***

Cansu Nar, “Kayıp bir nesil; Doğu Türkistan Çocuklarından” söz ediyor. (Halis Özdemir, Doğu Türkistan’ın Duyulmayan feryadı, SOYKIRIMIN TANIKLARI, Komünist Çin’in Bilinmeyen Yüzü, Aktaş Yayıncılık,2022)

“…2020 yılının sonun kadar Doğu Türkistan’daki tüm çocukların toplanılması kararı alındı ve ivedilikle yetimhanelere yerleştirildiler. 2020’nin sonunda Müslüman Uygur çocuklarının hepsi toplanmış olacak. Çocukların hepsi kayıp(…) Organ ticareti ve çocuk pornografisinde ana hedef olarak çocuklar var. Araştırmalara göre pornografilerde bulunan çocukların büyük bir kısmı çekik gözlü Asyalı çocuklar. Ve Asya kıtası çocuk istismarı, istismar görüntülerinin dünyaya pazarlanması konusunda merkez konumda. Çocuklar buralarda kullanılıyor olabilir. Çin helal sertifikalı organ pazarı sunuyor dünyaya ve her yıl çok sayıda organ nakli ameliyatı yapılıyor. Kozmetik sektörü için en kaliteli ve etkili ürün, insanlardan elde edilmiş hücreler!.. Çin, dünya pazarında her sektörde ilk üç sırada yer alıyor. Bunu nasıl yapabiliyor, nereden geliyor hammadde kaynağı? Müslüman Uygur, Kırgız, Kazak kadınlarının zorla kürtajla yaptırılarak doğmamış bebekleri alınıyor.” ( Soykırımın Tanıkları, S.147)

 

“Terörist ”diye tutuklanan, Kamp Mağduru Gulbahar Jalilova dehşet günlerinin şahitlerindendi:

“…Kampa attılar kampta on dört yaşından seksen yaşına kadınlarla kaldım: Kampta genç kızların başlarına siyah bir şey geçirip götürüyorlardı. Götürdükleri kızlardan geri getirmedikleri oluyordu. Biz onları nereye götürdüklerini bilmiyoruz. Kızların çoğu döndüklerinde akıllarını yitirmiş oluyordu(…) Hamile olanların çocukları doğunca çocuğu alıyorlardı nereye götürüyorlardı; bilmiyoruz. Doğum yapan kadınların sütleri dışarıya akıyordu, çoğu deliriyorlardı. Kızlara, kadınlara tecavüz gündelik işlerdendi.” (Soykırımın Tanıkları, S. 21)

***

Türkiye’ye göç edebildikten sonra; 1997’de vatanını, akrabalarını ziyaret için Doğu Türkistan’a giden Elanur Türkoğlu anlatıyor. Teyzesinin kızı doktor olmuştur, onu görmek için hastaneye gider. Görevliler onu hastane yakınından uzaklaştırmak isterler. Gizlice kuzeninin çıkışını bekler. Gördüğü manzaraysa akla sığmaz, korkunçtur:

“Bir saat içerisinde neredeyse 9-10 genç kadının karınlarını tutup renkleri sapsarı kesilmiş halde ve bacaklarından sızan kana aldırış etmeden hastaneden çıktığına şahit oldum.” Hastane dışında bekleyen yakınları, kadınları at ve eşek arabasına koyup götürmüştü. “Bazıları kendi başlarına evlerinin yolunu tutarken pijamalarının paçasından kanlar akıyordu”(…) Aklıma gelen şeyin gerçek olmasından korkuyordum. Onu, iki bileğinden sıkı sıkı kavrayıp tuttum; ne doktoru olduğunu ve o hastanede ne iş yaptığını sordum. O, bir süre bana yaşlı gözlerle boş boş baktıktan sonra boynuma sarıldı. Sesini kontrol etmeye çalışarak ağlıyordu: ‘Abla ben kasaplık yapıyorum! Kasaplık… Anlıyor musun, ben insan kasabıyım! Ben, o gördüğün gencecik annelerin karınlarını kesip bebeklerini alıyorum. Onlarca bebeğin katiliyim ben! Bunu yapmaya mecburum. Kendim için, ailem için, herkes ve her şey için ben bunları yapmaya mecburum. Benim içimde bulunduğum durumu sen bilemezsin, anlayamazsın abla. Ben ruhsuz, vicdansız, merhametsiz bir Müslümanım. Siz iyi ki gitmişsiniz buralardan. Ah! İmkânım olsa bir saniye bile durmam.” (Nurala Göktürk, TANRI DAĞLARINDAN ERCİYES’İN ETEKLERİNE Göç Hikâyeleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, 2023, S. 321-322)

***

Yorumu size bırakıyorum. Bu alıntı da Murat Yılmaz’ın “DOĞU TÜRKİSTAN’DA TOPLAMA KAMPLARI Adım Adım Soykırım” Kitabından:

“ Bir kuşak Bir Yol Projesi İslâm dünyasının sessizliğinin önemli sebeblerinden biridir. Toprakları, limanları, rafine ve fabrikaları adım adım Çin’e satılan ve bu şekilde ipotek altına alınan İslâm dünyası, bugün meseleye iktisadi fayda çerçevesinden baksa da yakın zamanda daha da belirginleşecek Çin işgalini gözden kaçırmaktadır.

Türkiye de bu konuda tehdit altında olan ülkelerden biridir. 2018 yılı Haziran ayı itibarıyla 1.000’den fazla Çin şirketinin kurulduğu belirtilen Türkiye’ de, Çinliler diğer yabancılar gibi 250.000 dolarlık konut alımları karşılığında vatandaşlık alabilmekte hatta bazı iddialarda belirtildiği üzere, daha az bedelle alınan evler vatandaşlık için gerekli olan miktara çekilerek yolsuzluk yapılmaktadır. Çin’in ayrıca yerli firmalar üzerinden alımlar yaptığı da bilinmektedir.” (Doğu Türkistan’da Toplama Kampları, Hafıza Merkezi Yayınları, 2024, S. 187)

Kaynak: https://www.merhabahaber.com/dogu-turkistandan-mezalim-sayfalari-1940517h.htm?
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/dogu-turkistan-dan-mezalim-sayfalari-580.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/dogu-turkistan-dan-mezalim-sayfalari-580.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/dogu-turkistan-dan-mezalim-sayfalari-580-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/dogu-turkistan-dan-mezalim-sayfalari-580.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/dogu-turkistan-dan-mezalim-sayfalari/8156/</link>
			<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 11:32:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Anadolu Aydınlar Ocağı Adile Sultan Kasrında Kahvaltılı Toplantı Düzenledi]]></title>
			<description><![CDATA[Anadolu Aydın Ocağı Türkiyemizdeki milli bir sivil toplum örgütüdür. İstanbuldaki bir çok kanaat önderleri ve dalında uzmanlaşmış önemli kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları Anadolu Aydınlar Ocağı zaman zaman güncel ve önemli konularda üye ve katımcılara sunumlar yapmaktadırlar. Adile Sultan Kasrında Yapılan toplantıda da "Askeri hekimlik ve askeri hastaneler  ve eğitimi verilerle anlatım" konularında sunum yapıldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kamudan Net Haber. Com haber sitemizin genel yayın sorumlu Mehmet Arslan'ın da katılım sağladığı Anadolu Aydınlar Ocağı'nın Adile Sultan Kasrı'daki kahvaltılı toplantısı İstanbul’un çeşitli iş adamları ve kanaat önderlerinin katılımıyla gerçekleşti.

Kahvaltının sona ermesiyle Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı emekli Tabip Albay Prof. Dr. İbrahim Özek’in açış konuşmasıyla başladı. Başkan Öztek konuşmasında son demlerde Milli Mücadelemizin Başkomutanı ve İlk Cumhurbaşkanımıza ölüm yıldönümü münasebetiyle bazı illerdeki valilerimizin ve müftülerimizin Kuran, mevlit ve dua edilmesine bazı insanların karşı çıkmasına tepki verdi. Öztek konuşmasında bağımsız değilseniz dininize de yaşayamazsınız dedi. Ben dağılmadan önce Yogoslavya'ya gittiğimde bir camide namaz kılmak istedim. Camii yoktu dedi. Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da istediğiniz şekilde ibadet edemiyorsunuz. Demek ki Mustafa Kemal bu ülkeyi kurtarmasaydı burada da ibadet edemeyecektik. Bu ark niyetli insanları anlamak mümkün değildir dedi. 

Başkan Öztek daha sonra Askeri hekimlik ve askeri hastaneler konusundaki gerçekler hakkında şöyle bilgi verdi.

Askeri hastaneler 15 Temmuz olaylarından sonra kapatıldı. Bu şu demekti, bu tarihten sonra artık er, erbaş, astsubay, subay ve ailelerine sivil hastaneler bakacaklardı. Öyle de oldu. Hatta Sultan Abdulmecit tarafından Hassa askerleri için yaptırılan ve 1846 yılında hizmete giren Haydarpaşa askeri hastanesi, yanı GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine Sultan Abdülhamit Eğitim ve Araştırma Hastanesi adı verilerek, sivil hastane haline getirildi. Ülke genelinde, 26 ilde Türk Silahlı Kuvvetlerine ait 32 hastane ile bir Rehabilitasyon ve bakım merkezi Sağlık Bakanlığı'na bağlandı.

15 Temmuz öncesi, Askeri veya sivil lise mezunu öğrenciler Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) tıp eğitimi, tıp stajı ve sonra üç yıl kadar askeri birliklerde kıta hekimliği yapıyorlar sonra tekrar GATA’da ihtisas eğitimine geliyorlardı. Okudukları dersler, staj ve ihtisasları içinde; harp cerrahisi, nükleer savaş, NBC kimyasal savaş, hava ve sualtı hekimliği ile savaş psikolojisi konularında eğitimler alıyorlardı. Bu eğitimleri almış bazı Askeri hekimler, çatışma alanlarına helikopterle iniyor, yaralıların ilk tedavilerini yapıyor ve hiç değilse yaralının gazlı gangren olmasını önlüyordu. İlk yardımdan sonra yaralıların helikopterle en yakın askeri hastanelere sevkini sağlıyordu.

Askerin hastanede bakım ve tedavisi, ya da hayatta kalma durumu yine harp cerrahisi veya savaşa yönelik tıbbi bilgilerle donatılmış doktor, hemşire veya diğer sağlık personelinin bilgi ve görgüsüne bağlıydı.

Bazen teröristlerle çatışmada yaralanan bir askerin iki ay sonra hastanede öldüğünü duymak, doğrudan o askerin hayatta kalmasını sağlayacak hekim, sağlık personeli ve hastane koşullarının yeterli olmamasından ya da yaralıyı çeşitli nedenlerle ihmalden kaynaklanmaktadır. Yaralı asker, sivil hastanelerde askeri hastanelerdeki kadar güven içinde değildir.

Bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesinden bir yetkili, asker ve sivil hekimlerin eğitimi konusunda bir fark var mı sorusuna; Asker de olsa sivil de olsa hastalık hastalıktır cevabını verirken, yukarıda belirttiğim yaralanma ve harp cerrahisi konularına veya savaşta görev alacak hekimlerin takip edeceği yollar konusunda da bilgi vermesi gerekirdi.

Bundan 15-20 yıl önce bir askeri hastanemizin kapısında şöyle yazıyordu: buraya üç parça halinde de gelsen korkma, biz seni birleştiririz. Bu cümlenin asker üzerinde ne büyük moral oluşturacağı malumdur.

Kore savaşları sırasında Amerikan hastanelerinin kapısında yazan ise: buraya soluk alarak geldiysen, korkma yine soluk alarak, sapsağlam çıkarsın. 

Bugün dünyanın en büyük ordularından birine sahip Türk ordusunun askeri hastanesinin bulunmaması büyük eksikliktir. Öte yandan askeri hastanesi olmayan hiçbir devlet yoktur.

Bugün dünyanın en büyük ordularından birine sahip Türk ordusunun askeri hastanesinin bulunmaması büyük eksikliktir. Öte yandan askeri hastanesi olmayan hiçbir devlet yoktur.

Bir önemli konu da GATA veya GATA Haydarpaşa Eğitim Hastaneleri ilim yuvaları idi. Burada çalışan asker bilim adamları ulusal veya uluslararası kongrelerde bilimsellikte ön sıralarda yer alıyor, yaptıkları araştırma ve yayınlarla örnek oluyor, hatta hastanelerine yönelik teşkilat, disiplin ve hasta bakım konuları ile dünyada önemli yerlerde gösteriliyordu.

Askeri liseler ise, Türk Silahlı Kuvvetlerinin göz bebeği, gerektiğinde seve seve ölüme gidebilecek ruh hali, disiplin ve üstün cesaretle yetiştirilen subaylarımızın kaynağı okullardır. Bu okullar neredeyse ana kucağından, Peygamber ocağına taşınan alevlerdir. Bu ocaktan, askeri doktor dahil her sınıftan subaylarımız yetişmiştir.

Askeri okul ve hastanelerin kapatılmasının hiç kimseye yararı olmamıştır. Konunun yeniden gözden geçirilmesi ve Orta Doğu gibi bir bölgedeki ülkemiz için son derece büyük bir eksikliğin biran evvel giderilmesi ülkemiz ve milletimiz için en hayırlısı olacaktır. Saygılarımla diyerek konuşmasını bitirdi.

Daha sonra Ümraniye ve Üsküdarda ilçe milli eğitim müdürlüğü yapmış İlyas Tekin Bey'e "Eğitimde Durum" konulu sunumunu yapmak üzere sözü verdi.  İlyas Tekin Bey kısaca kendisini tanıttıktan sonra eğitim sunusuna başladı. 

Eğitim, çok önemli bir konu olup tüm insanları, milletleri ve ülkeleri ilgilendirir. Çocuklar, bize verilen en büyük emanetlerden biridir. Onları iyi yetiştirirsek, geleceğe güvenle bakabiliriz; aksi halde onları ihmal etmiş ve geleceği tehlikeye atmış oluruz. Eğitim iyi olursa, her şey iyi olur; kötü olursa da her şey kötü olur. Her şeyin iyisini yapmak ancak eğitimle mümkündür.

Sınavsız başarıyı ölçmek mümkün değildir! Eğitimde sonuçları almanın ve başarıyı ölçmenin günümüzde bir tek yolu vardır, o da sınavlardır. Sınav olmadan başarıyı ölçmek mümkün değildir. Yarış her yerde vardır. Hayat sınavlarla doludur. Sınavlardan korkmamak gerekir.

ÖSYM’nin ve bakanlığın resmi verilerine göre; 2,5 milyon kadar öğrenci YKS’ye (Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı) girmiştir; 1 milyon küsur öğrenci LGS’ye (Lise Giriş Sınavı) katılmıştır. 19 milyon kadar anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lisede, 7 milyon da üniversitelerde olmak üzere toplam 26 milyonun üzerinde öğrencimiz bulunmaktadır. Bizim sadece öğrenci sayımız, dünyadaki 200 küsur ülkenin 142’sinden daha büyüktür.

Her öğrencinin seviyesine uygun okulda okuması gerekir. Aksi halde, öğrenci için de okul için de problem olur. Bu durum birçok kez tecrübe edilmiştir. Ortaokul ve liselerde merkezi sistemle ortak sınavlar çok önemlidir. Yanlış olan, gerek sınavlarla gerekse sistemle sık sık oynamak ve gereksiz yere değişiklikler yapmaktır.

Torpilin bu kadar fazla olduğu bir dönemde sınavsız öğrencileri yerleştirmek mümkün değildir; büyük bir felaket, kargaşa, keşmekeş ve curcuna olur. Bu, ancak herkesin istediği okulda okuyabileceği az sayıda öğrencisi olan ülkelerde olabilir. Bunun da yönlendirme yapılarak altyapısının hazırlanması gerekir. Bizde böyle bir yönlendirme olsa bile, istek ve sayı fazla olduğu için sınavsız yerleştirmek mümkün değildir.

Çocuklar hem derslerine çalışmalı hem de çocukluklarını yaşamalıdır. Okuyan okur, okumayan da küçük yaşta işine bakar ve meslek sahibi olur. Herkesin üniversiteyi bitirmesi şart değildir. Eğitimin her kademesindeki insana, özellikle meslek sahiplerine, iş olduğu gibi ihtiyaç da vardır.

ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) tarafından ilan edilen resmi rakamlar üzerinden duruma bir bakalım. YÖK, taban puanını 2022 yılında kaldırdığını ve 1 net puan alana bile üniversite kapılarının açıldığını ifade etmiştir. Matematikte 305 bin adayın hiç doğrusu yok; fen bilimlerinde ise çok düşük! 1 milyon 093 bin aday, sadece %2,5 soru yapabilmiştir.

URAP’ın tespitlerine göre; 2023-2024 dünya sıralamasında ilk 500’de Türkiye’den hiç üniversite yok. 501-600’de 1, 601-1000 arasında 8 olmak üzere ilk 1000’de 9 üniversite bulunmaktadır. 2024-2025’te yine ilk 501-600’de 1, ilk 1000’de 11 üniversite vardır.

URAP 2023-2024 dünya sıralamasında 500-1000 arasında yer alan 9 üniversitemiz şunlardır:


	Hacettepe Üniversitesi: 554
	İstanbul Teknik Üniversitesi: 783
	İstanbul Üniversitesi: 799
	Ankara Üniversitesi: 800
	Orta Doğu Teknik Üniversitesi: 868
	Koç Üniversitesi: 920
	İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa: 990
	Gazi Üniversitesi: 995
	Ege Üniversitesi: 998


URAP 2024-2025 dünya sıralamasında 500-1000 arasında yer alan 11 üniversitemiz şunlardır:


	Hacettepe Üniversitesi: 573
	İstanbul Teknik Üniversitesi: 712
	Ankara Üniversitesi: 760
	İstanbul Üniversitesi: 813
	Koç Üniversitesi: 862
	Orta Doğu Teknik Üniversitesi: 881
	Gazi Üniversitesi: 886
	Ege Üniversitesi: 903
	Atatürk Üniversitesi: 921
	Yakın Doğu Üniversitesi: 977
	İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa: 985


URAP’ın 2010-2022 döneminde yaptığı dünya sıralamalarına girebilen üniversitelerimizin toplam sayısı arttığı halde, ilk 500’e girebilenin kalmayışı ve ilk 1000’e girenlerin sayısındaki azalma eğilimi aşağıda özetlenmiştir:


	URAP 2010-2011 dünya sıralamasında ilk 500’de 3 üniversitemiz (Hacettepe, İstanbul ve Ankara üniversiteleri) ve ilk 1000’de 20 üniversitemiz yer almıştır.
	URAP 2011-2012 dünya sıralamasında ilk 500’de 5 üniversitemiz (İstanbul, Hacettepe, Ankara, Ege ve ODTÜ) ve ilk 1000’de 20 üniversitemiz yer almıştır.
	URAP 2012-2013 dünya sıralamasında ilk 500’de 5 üniversitemiz (İstanbul, Hacettepe, Ege, ODTÜ ve Ankara üniversiteleri) ve ilk 1000’de yine 20 üniversitemiz yer almıştır.
	URAP 2013-2014 dünya sıralamasında ilk 500’e 4 üniversitemiz girebilmiştir (İstanbul, Hacettepe, ODTÜ ve Ege üniversiteleri) ve ilk 1000’deki sayı ise 19’a düşmüştür.
	URAP 2014-2015 dünya sıralamasında ilk 500’e 4 üniversitemiz girebilmiştir (ODTÜ, Ege, İTÜ ve İstanbul üniversiteleri) ve ilk 1000’deki sayı ise 18’e düşmüştür.
	URAP 2015-2016 dünya sıralamasında ilk 500’e 2 üniversitemiz girebilmiştir (ODTÜ ve İstanbul Üniversitesi) ve ilk 1000’deki sayı yine 18’dir.
	URAP dünya sıralamalarında; 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında ilk 500’e girebilen üniversitemiz yoktur.
	2023-2024 URAP dünya sıralamasında da maalesef ilk 500’e yine hiçbir üniversitemiz girememiştir. İlk 1000’deki üniversitelerimizin sayısı ise 2011-2012 dünya sıralamasında 20 iken bu yıl maalesef sadece 9’da kalmıştır.


Çin üniversiteleri, etki değeri yüksek dergilerdeki makale sayılarını sürekli artırmaktadır. Çin’in URAP 2023-2024 dünya sıralamasında; ilk 100’de 23, ilk 500’de 95, ilk 2000’de 355 ve ilk 3000’de 489 üniversitesi yer almıştır.

LGS’de toplam 90 soru sorulmaktadır: 20 Türkçe, 10’ar T.C. inkılâp tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi ile yabancı dil derslerinden toplam 50; 20 matematik ve 20 fen bilimleri sorusu olmak üzere 40 soru. PISA sonuçlarına göre ülkemiz, her üç derste de gerilerde kalmıştır. Ancak, 2003’ten itibaren sürekli bir yükselme gösterirken, Türkçede en yüksek puanı aldığı yıl 2012’dir; her derste de hızlı bir düşüşle (adeta yere çakılırcasına) en geride kaldığı yıl 2015’dir. En kötü sonuç alınan yıllar PISA’da 2015, ABİDE’de ise 2016’dır. En geride kalan ders de Türkçedir. Bu sebeple, bu kötü sonuçlar o yıllar ve sonrasında eleştirilmiştir.

“MEB'in açıkladığı ABİDE verilerine göre 8. sınıftaki çocukların yüzde 66'sı okuduğunu anlamıyor, yüzde 16'sı 4 işlem yapamıyor." şeklinde eleştirilmiştir. Türkiye, hiçbir yıl ve hiçbir derste OECD ortalamasına ulaşamadığı gibi, 2015 OECD ortalaması ile mukayese edildiğinde; matematikte 70, fende 68 ve Türkçede 65 puan, OECD ortalamasının gerisindedir. 2015’ten sonra 2018 ve 2022’de matematik ve fende puanda yükselme olsa da, Türkçede yine 2012 puanının altındadır. Bunun sebepleri ve sorumluları vardır. 2015 ve 2016’da neden bu kadar kötü sonuçlar alındı? Kimler buna sebep oldu? Bunların araştırılması gerekir.

Tekin, ilkokulda, ortaokulda sınıf tekrarının neredeyse imkânsız olduğunu ve liselerde bile sınıfta kalmanın çok zor olduğunu ifade etmiştir. Türk eğitim sistemindeki olumsuzlukları detaylı tablolar halinde katılımcıların bilgisine sunan Tekin, eğitim konusunda çok dikkatli, planlı ve başarıya dönük çalışmalara vakit geçirilmeden geçilebilecek yollar zorlanmalıdır diyerek katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını sonlandırmıştır.

Genel Yayın Sorumlumuz  Mehmet Arslan da  "eğitimin durumu" sunuma katkı sağlamak için uzmanlık alanı olan konularda Türk Milli Eğitim sistemindeki uygulamara karşı tenkit ve önerilerini dile getirerek MEB, öğretmen ve vatandaşların  kahir ekseriyetlerinin adı milli eğitim bakanlığı olan bir bakanlığın bütün değer ölçülerinin öğretime dayalı olmasının yanlış olduğuna vurgu yapmıştır. Sadece öğretimdeki değil bütün eğitim öğretimdeki başarının yeterli olmamasını öğretmenlerin idealizmden uzak yetişrilmelerinin büyük eskisi olduğunu dile getirmiş.  Eğitim öğretim kurumları sahibi iş adamı Sabri Şenel de bazı uygulamalarda çifte standart uygulandığını bazı konularda bazı kurumlar tarafından düşman muamelesi yapılmasından dolayı rahatsızlığını dile getirdi. Ancak geçmişte kazandıklarından satmaya başlayarak ayakta kalmaya çalıştıklarını  ifade etti. Emekli Albay Hicabi Meral Bey de kutsal değerlerimizle ilgili bir sunum yaptıktan sonra emekli Okul müdürü ve şair Köksal Cengiz Bey 

ÇAĞLARI AŞAN TÜRK!/
CİHANA TAŞAN TÜRK!
Türk'ün en zor gününde,
Sen belirdin önünde,
İlerledik yönünde;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk

Düşmanlarla savaştık,
Nice engeller aştık, 
Zaferlere ulaştık;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Türklük'le coşuverdin,
Cihana taşıverdin,
Çağları aşıverdin;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Önem verdin bilime,
Dinime ve dilime,
Huzur geldi ilime;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Sensin kalplerde yatan,
Senle hür oldu vatan,
Şânımıza şan katan;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Sevenlerin eksilmez,
Soysuzlar kadrin bilmez,
Gideli yüzüm gülmez;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Yaşayacak eserin,
Kimse alamaz yerin,
Sevgim sonsuz ve derin;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Ülkünle kalmam yarım,
Dağılır tüm efkârım,
Her daim Niyazkârım;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!
okuduğu şiirle programı sonlandırdık...

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Emekli Kıdemli Tabip Albay Prof. Dr İbrahim Öztek katılımcılara teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.

 

Kamudan Net Haber. Com 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/anadolu-aydinlar-ocagi-kahvaltili-adile-sultan-kasrinda-kahvaltili-toplanti-duzenledi-7713.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/anadolu-aydinlar-ocagi-kahvaltili-adile-sultan-kasrinda-kahvaltili-toplanti-duzenledi-7713.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/anadolu-aydinlar-ocagi-kahvaltili-adile-sultan-kasrinda-kahvaltili-toplanti-duzenledi-7713-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/anadolu-aydinlar-ocagi-kahvaltili-adile-sultan-kasrinda-kahvaltili-toplanti-duzenledi-7713.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/anadolu-aydinlar-ocagi-kahvaltili-adile-sultan-kasrinda-kahvaltili-toplanti-duzenledi/8129/</link>
			<pubDate>Sun, 16 Nov 2025 21:57:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden endişelendiren rapor: Türkiye Uygurlar için artık güvenli ülke değil]]></title>
			<description><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yeni raporu, Türkiye’de yaşayan Uygurların tahdit kodları, keyfi gözaltılar, zorla imzalatılan geri dönüş formları ve Çin’in sınır ötesi baskıları nedeniyle ciddi risk altında olduğunu ortaya koydu. Raporda, Ankara'nın Pekin yönetimiyle artan ekonomik ilişkilerinin de etkisiyle Türkiye’nin artık “güvenli liman” olma niteliğini yitirdiği vurgulandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye uzun yıllar Uygurlar için görece güvenli bir liman olarak görülüyordu. Ancak son yıllarda artan Çin-Türkiye ekonomik ilişkileri, Türkiye’de uygulanan tahdit kodları ve keyfi sınır dışı kararlarıyla birlikte, Uygurların ülkede güvenlik bulması giderek zorlaştı. Hem Çin’in diaspora üzerindeki baskıları hem de Türkiye’deki hukuki ve idari belirsizlikler, Uygurların günlük yaşamını felç eden bir risk ortamı yaratıyor. Artık birçok Uygur, güvenli bir gelecek umuduyla Avrupa veya Kanada gibi üçüncü ülkelere yöneliyor.

TAHDİT KODU VE ZORLA 'GÖNÜLLÜ' DÖNÜŞ FORMU GÜNDEME GELMİŞTİ

KARAR’ın gündeme sıkça taşıdığı, Göç İdaresi Başkanlığı’nın defalarca yalanladığı ve yaptığımız haberlerden davacı olduğu ‘tahdit kodu’ uygulamasıyla Çin’e geri gönderilen Uygurların durumu, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporuyla bir kez daha doğrulandı. Geçtiğimiz aylarda manşete taşıdığımız gibi, Türkiye’ye sığınan ve İstanbul’da yaşayan Rızvangül Abdülaziz ile Münevver Zibibullah ve çocukları, tahdit kodu nedeniyle Geri Gönderme Merkezi (GGM)’ne alınmıştı.

Raporda sıkça vurgulanan bir diğer konu ise gönüllü geri dönüş formunun zorla imzalatılması. Bu durum, 2016’da Türkiye’ye sığınan Mahemuti Anayeti için de yaşanmış; Anayeti üç kez gözaltına alınmış ve zorla geri dönüş formu imzalatılmak istenmiş, reddettiği için GGM’ye sevk edilmişti.



Geçtiğimiz mart ayında KARAR’ın manşete taşıdığı İstanbul İdari Mahkemesi kararı, iki Uygur Türkü hakkında “Geri dönmeleri halinde ölüm tehdidi bulunmadığı” gerekçesiyle sınır dışı kararlarını onaylamıştı. Bu karar, Türkiye’ye sığınan Uygurlar için ilk kez, üçüncü bir ülke yerine doğrudan Çin’e iade öngörmesi açısından dikkat çekiyordu. İnsan hakları örgütleri mahkeme kararını protesto ederek, Türkiye’nin taraf olduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, İşkenceyi Önleme Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmesi’ne atıfta bulunmuş ve hayati tehlike riski bulunan ülkelere iade işlemlerinin kesin olarak yasaklandığını hatırlatmıştı.

ÇİN'LE TİCARİ İLİŞKİLER İLERLETİLİYOR

Öte yandan Ankara'nın Pekin hükümetine ticari olarak yaklaşımı gündeme gelmişti. Geçtiğimiz mayıs ayında, Çin’in kontrolündeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi Halk Hükümeti Başkan Yardımcısı Zhu Lifan, Ankara’ya resmi ziyarette bulundu. Görüşmenin gündeminde ise Doğu Türkistan’da uygulanan soykırım konusu yer almadı.

Görüşmeye ilişkin fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşan Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği, “Çin bölgede ekonomik ve ticari bir şahlanma yaşandığı propagandasını yaparak soykırımı gizlemeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Uluslararası insan hakları örgütleri ise Çin’in Sincan’da Uygur Türklerini toplama kamplarında tuttuğunu, ağır çalışma koşullarına maruz bıraktığını ve zorla çalıştırmayı modern kölelik kapsamında sürdürdüğünü raporlarla ortaya koyuyor.

ÇİN, DİASPORAYI İZLİYOR

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün araştırmasına göre, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur, Kazak ve diğer Müslüman topluluklar 2012’den itibaren baskı ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya. 2016 sonrası “şiddet içeren terörle mücadele” gerekçesiyle keyfi tutuklama, işkence, kitlesel gözetim, kültürel ve dini baskı, zorla çalıştırma ve ailelerin ayrılması yaygınlaştı.

Araştırmalar, cinsel şiddet ve üreme haklarının ihlallerini de belgeledi. Çin, Uygurların pasaportlarını alarak hareketlerini sıkı şekilde kontrol ediyor; barışçıl dini faaliyetleri bile terörizmle ilişkilendiriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu ihlallerin insanlığa karşı suç teşkil ettiğini belirledi. Yaklaşık yarım milyon Uygur hâlâ keyfi hapis cezalarına tabi.

Yurtdışındaki Uygurlar da baskılardan kurtulamıyor. Çin, diasporayı izliyor, bazı Uygurların ailelerini gözaltına alıyor, geri dönmeye zorluyor ve siyasi olarak aktif olanları “terörist” suçlamasıyla hedef alıyor. 2016 sonrası Türkiye, Malezya ve Endonezya gibi ülkelerde yaşayan Uygurların sorguya çekildiği, gözaltına alındığı ve keyfi biçimde hapse atıldığı raporlandı.

ÇİN - TÜRKİYE DİPLOMASİSİ: HÜKÜMET YANLISI GAZETELER ÇİN'İ ÖVÜYOR

Rapor, Türkiye-Çin ilişkilerine de dikkat çekiyor. Buna göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2024’te Çin’i ziyaret ederek, ülkenin toprak bütünlüğünü ve “Tek Çin” politikasını destekleyen açıklamalarda bulundu. Rapor, hükümete yakın gazetecilerin Çin’in politikalarını öven haberler yayımladığını ve Çin Komünist Partisi ile yakın ilişkiler kurulduğunu da aktarıyor.

Son olarak, AK Parti Gençlik Kolları’ndan oluşan bir ekibin Çin’e giderek Çin Komünist Partisi’nin misafiri olarak ağırlandığını gösteren paylaşım, Doğu Türkistan’da uygulanan soykırıma karşı Türkiye’deki kayıtsızlığı bir kez daha gündeme taşıdı.

Ankara'nın Pekin ile olan yakınlaşması raporda şu şekilde ifade edildi:

2022’den bu yana Türkiye hükümetinin, Uygurların durumuna ilişkin eleştirilerini dile getirme tonu belirgin şekilde zayıfladı. Uzmanlar, bu değişimin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki Türkiye yatırımları ve Çin Komünist Partisi’nin Birleşik Cephe Çalışma Dairesi üzerinden yürüttüğü etki faaliyetleri ile bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

Çin hükümeti, Türkiye’nin Pekin Büyükelçisinin 2023 ve 2024’te Sincan’a düzenlediği ziyaretlerin ardından, devlet medyasında büyükelçinin Sincan’ın “hızlı ekonomik kalkınması” ve “kalkınma hakkı çerçevesinde sunulan ekonomik ve sosyal imkanlar” üzerinden övüldüğünü, insan hakları ihlallerine ise hiç değinilmediğini aktardı. Haziran 2024’te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Çin ziyaretinde de CCTV, bakanın Ankara’nın Çin’in toprak bütünlüğü ve “Tek Çin” politikasına bağlılığını vurguladığını bildirdi.

TÜRKİYE MEDYASI SİNCAN’DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ KONUSUNDA OTOSANSÜR UYGULUYOR

Türkiye’de iktidar yanlısı gazeteler, Çin Komünist Partisi’nin başarılarını öven, advertorial niteliği taşıyan haberler yayımlamaya başladı. Aynı dönemde Türkiye devletine ait medya çalışanları, Çin hükümeti destekli basın turlarına katılarak Sincan’daki ihlalleri aklamaya yönelik haberlere katkıda bulundu. Hem iktidar yanlısı hem de muhalif medya ise Sincan’daki insan hakları ihlalleri konusunda otosansür uyguluyor.

Aynı zamanda, Çin hükümetinin Türkiye’deki Uygur topluluklarını ve bazı Türkiye’deki yetkilileri hedef alan casusluk faaliyetlerini sürdürdüğü bildiriliyor. Çin’in Türkiye’deki Uygurları, ailelerine baskı yaparak başkonsolosluk ve elçilikler üzerinden işbirliğine zorladığı ve diğer Uygurlar hakkında bilgi vermelerini talep ettiği de raporlarda yer aldı.

Türkiye’de Çin hükümetine karşı protesto düzenlemek isteyen Uygurlar ise defalarca engellenirken, gösteri düzenleyen bazı kişilerin vatandaşlık başvuruları “milli güvenlik riski” gerekçesiyle reddedildi.

BASİT İDARİ HATALAR ‘TAHDİT KODU’ VERİYOR

Türkiye’de yaklaşık 50.000 Uygur bulunuyor ve ülke uzun süredir Uygurlara ayrıcalıklı göç politikası uyguluyor. 2021 itibarıyla 17.997 Uygur uzun dönem ikamet iznine sahipken, 6.787 kişi vatandaş olmuş; 2.000 başvuru ise sonuçlanmamıştı. Ancak 2022’den sonra Türkiye hükümetinin Uygurların durumuna dair resmi endişeleri belirgin şekilde azaldı. Çin ile artan ekonomik ilişkiler ve diplomatik temaslar bu değişimde etkili oldu.

Raporda, Türkiye makamlarının güvencesiz göçmen statüsündeki Uygurlara “tahdit kodu” uyguladığı vurgulandı. En sık kullanılan G87 kodu, kişileri kamu güvenliği açısından riskli olarak sınıflandırıyor. Kod, ikamet izni iptali, idari gözetim ve sınır dışı riskine yol açıyor. Uygurlar çoğu zaman neden G87 kodu aldıklarını bilmiyor; telefon görüşmeleri, komşu şikayetleri veya basit idari hatalar bile kod atanmasına neden olabiliyor.

Örneğin İdris Hasan, Çin tarafından “terörist” suçlamasıyla hedef alınmış, Türkiye’de G87 kodu nedeniyle defalarca gözaltına alınmış ve idari gözetim altında tutulmuş; Interpol Kırmızı Bülteni sonrası Fas’ta tutuklanmış, ancak uluslararası tepkiler üzerine bülten iptal edilmiş ve sonrasında ABD ve Kanada’ya geçebilmişti.

ZORLA ‘GÖNÜLLÜ’ GERİ DÖNÜŞ FORMU İMZALATILIYOR

Raporda, Türkiye’deki geri gönderme merkezlerinin koşulları detaylı biçimde ele alındı. Gözaltındaki Uygurların maruz kaldığı ihlaller arasında fiziksel şiddet, yaralanmalar, yetersiz ve uzun süre sağlanmayan yemek, kalabalık ve hijyenik olmayan koşullar ile sık nakiller yer alıyor.

Bazı Uygurlar “gönüllü geri dönüş” formlarını zorla imzalıyor; çıplak arama ve kötü muameleye maruz kalıyor. Avukatlar ve İnsan Hakları İzleme Örgütü raporlarına göre bu uygulamalar hukuka aykırı ve ciddi risk oluşturuyor. Mahkemeler ise çoğu zaman G87 kodu ve sınır dışı kararlarını somut gerekçe göstermeden, idari takdir yetkisine dayanarak onaylıyor.

TÜRKİYE ARTIK GÜVENLİ ÜLKE DEĞİL

Rapora göre Çin’in sınır ötesi baskıları, Türkiye’deki hukuki belirsizlikler ve göçmen karşıtı politikalar birleşince, Uygurlar güvenlik arayışıyla Türkiye’den ayrılıyor. Görüşülen 13 Uygurdan 4’ü Avrupa’ya göç etmiş; 6’sı Kanada’nın M-62 programına başvurmuş durumda.

Göçmenlik statüsü olmayanlar, yeni ülkelerde çoğu zaman saklanmak, yasadışı yollarla yaşamak ve temel hizmetlerden yoksun kalmak zorunda. Çalışma, banka hesabı açma ve sağlık hizmetlerine erişim ciddi şekilde sınırlı. Çin’in baskısı ve tehdidi hâlen devam ediyor; aile üyeleri üzerindeki tehditler ve gözetim endişesi Uygurların güvenli bir yaşam kurmasını engelliyor.

UYGULAMALAR ANAYASAYA AYKIRI

Raporda, Türkiye’deki Uygurların Çin’e veya zincirleme geri gönderme riski bulunan üçüncü ülkelere sınır dışı edilmemesi gerektiği vurgulandı. Göç İdaresi Başkanlığı’na, daha önce alınmış tüm sınır dışı ve diğer çıkarma kararlarının iptal edilmesi çağrısı yapıldı.

İkamet izni başvurularının somut delillerle gerekçelendirilmesi ve başvuru sahiplerinin zamanında bilgilendirilmesi gerektiği vurgulandı. Tahdit kodları ve sınır dışı işlemlerine dair istatistiklerin şeffaf biçimde düzenli olarak yayımlanması istendi.

Özellikle Çin’den gelen iade taleplerinin titizlikle incelenmesi ve Uygurların barışçıl faaliyetlerini suçla özdeşleştirme çabalarına ortak olunmaması gerektiği kaydedildi.
Gözetim altındaki göçmenlerin haklarına eksiksiz saygı gösterilmesi, geri gönderme merkezlerinde hijyen, tıbbi bakım ve onurlu muamele sağlanması talep edildi. “Gönüllü geri dönüş” formlarının zorla imzalatılmasının durdurulması, kötü muamele iddialarının bağımsız biçimde soruşturulması ve BMMYK ile bağımsız gözlemcilerin erişiminin güvence altına alınması da çağrılar arasında yer aldı.

TBMM’ye, uluslararası standartlara uygun ve özgür, bilgilendirilmiş rızayı güvence altına alan “gönüllü geri dönüş” yasalarının hazırlanması tavsiye edildi. Ayrıca tahdit kodları ve giriş yasağı uygulamalarının ikamet ve koruma haklarını otomatik olarak etkilemesinin önlenmesi ve karar süreçlerinin adil, şeffaf ve somut delillere dayalı olmasının sağlanması istendi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çin’in Sincan’da ve yurtdışında Uygurlara yönelik insanlığa karşı suçlarını durdurmasını talep etti. İlgili kamu görevlilerinin etkin biçimde soruşturulması, yurtdışındaki Uygurların baskı altında tutulmasının sona erdirilmesi ve Interpol kırmızı bültenlerinin muhalifleri hedef almak için kullanılmaması gerektiği vurgulandı.

GGM’LERE TAM VE ENGELSİZ ERİŞİM SAĞLANSIN

Türkiye’deki Uygurların yeniden yerleştirilmesi için kontenjanların artırılması, aile birleşimi, eğitim ve istihdam amaçlı güvenli ve yasal yolların sağlanması çağrısı yapıldı. Ayrıca Türkiye’nin, ikamet izni olan Uygurlar açısından “güvenli ülke” olarak değerlendirilmemesi istendi. BMMYK’ya ise geri gönderme merkezlerine tam ve engelsiz erişim sağlanması, engellerin düzenli olarak raporlanması ve Türkiye’deki şartlı mülteciler için yeniden yerleştirme ve koruma yollarının artırılması önerildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/insan-haklari-izleme-orgutu-nden-endiselendiren-rapor-turkiye-uygurlar-icin-artik-guvenli-ulke-degil-6634.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/insan-haklari-izleme-orgutu-nden-endiselendiren-rapor-turkiye-uygurlar-icin-artik-guvenli-ulke-degil-6634.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/insan-haklari-izleme-orgutu-nden-endiselendiren-rapor-turkiye-uygurlar-icin-artik-guvenli-ulke-degil-6634-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/insan-haklari-izleme-orgutu-nden-endiselendiren-rapor-turkiye-uygurlar-icin-artik-guvenli-ulke-degil-6634.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/insan-haklari-izleme-orgutu-nden-endiselendiren-rapor-turkiye-uygurlar-icin-artik-guvenli-ulke-degil/8125/</link>
			<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 21:38:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Galatasaray'ı  'Ajax'ı katletti']]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Galatasaray'ın, UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki 3-0'lık Ajax galibiyeti Hollanda'da da geniş yer buldu. Ülke basını, mücadeleye yaptığı hat-trick ile damga vuran Victor Osimhen'e ayrı bir parantez açtı. İşte detaylar...

UEFA Şampiyonlar Ligi'nin 4. haftasında Galatasaray, deplasmanda Ajax'ı 3-0 mağlup etti. Bu tarihi karşılaşma Hollanda basınına damga vurdu. Birçok gazete, Ajax'ın performansını sert bir dille eleştirirken, Victor Osimhen ve Galatasaray'dan da övgüyle bahsetti.

İşte Hollanda basınında yazılanlardan öne çıkanlar;

RTL: Osimhen, Ajax'ı Şampiyonlar Ligi'nde yeni bir hayal kırıklığına uğrattı. Ajax, Şampiyonlar Ligi'nde en kötü performansı gösteren takım olmaya devam ediyor.

Voetbalzone: Victor Osimhen, kusursuz bir üçlemeyle Ajax'ı bizzat katletti. Ajax Şampiyonlar Ligi'nde ağır bir yenilgi aldı. Amsterdam ekibi ise sadece iki zayıf şut atabildi.

ESPN: Osimhen, Ajax'ı bitirdi. Nijeryalı yıldız üç golle Amsterdamlıları yasa boğdu. Osimhen hat trick yaptı ve Ajax yine çok acı bir akşam yaşadı.

Voetbal Primeur: Ajax, Osimhen'in üç golüyle Galatasaray'a karşı ağır bir yenilgi aldı.

Sport Nieuws: Ajax, Galatasaray karşısında yaşadığı dramın ardından Şampiyonlar Ligi'nde yine rezil oldu. Tribünlerdeki taraftarlar ve sahadaki oyuncular umutsuzdu. Bu, kulüp için korkunç bir sonuç.



NU: Şampiyonlar Ligi'ne hiç bu kadar kötü başlamamış Ajax için acı verici bir akşamdı.

NOS: Ajax, Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'a da yenildi. Bu yenilgi, Amsterdamlılar için üst üste yedinci Avrupa yenilgisi oldu. Galatasaray, Amsterdam'da uzun zamandır görülmemiş bir kalite gösterisi sergiledi.

AD: Galatasaray, Amsterdam'da devre arasından sonra sert vurdu. Galatasaray karşısında neredeyse bir saat direnen Ajax, fenomen Victor Osimhen'in çabaları sayesinde üç golle yenilmekten kurtulamadı.

De Telegraaf: Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde Amsterdam ekibini ezdi. Osimhenli Galatasaray, Ajax'ı bataklığa daha çok itti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/galatasaray-i-ajax-i-katletti-3112.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/galatasaray-i-ajax-i-katletti-3112.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/galatasaray-i-ajax-i-katletti-3112-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/11/galatasaray-i-ajax-i-katletti-3112.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/galatasaray-i-ajax-i-katletti/8112/</link>
			<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 10:52:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tekvandoda büyük başarı: Emine Göğebakan ve Nafia Kuş Aydın dünya şampiyonu!]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya Tekvando Şampiyonası'nda mücadele eden milli sporculardan Emine Göğebakan 46 kiloda, Nafia Kuş Aydın ise +73 kiloda altın madalya kazandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Tekvando Federasyonunun açıklamasına göre, Çin'in Wuxi kentinde düzenlenen organizasyonun 4. gününde tatamiye çıkan Emine, ilk turu maç yapmadan geçti. Emine, sırasıyla Endonezya'dan Ni Kadek Heni, İspanya'dan Violeta Diaz Arribas, Macaristan'dan Kamilah Salim ve Kazakistan'dan Aidana Kumartayeva'yı mağlup ederek finale yükseldi.

Finalde Rus Milana Bekulova ile karşılaşan 24 yaşındaki milli tekvandocu, katıldığı ilk dünya şampiyonasında podyumun zirvesine çıktı.

Emine böylece Türkiye'ye, 2025 Dünya Tekvando Şampiyonası'ndaki ilk altın madalyasını kazandırdı.

Bununla birlikte federasyondan yapılan açıklamaya göre, Nafia Kuş Aydın da ilk turu bay geçti.

Nafia, Bulgaristan'dan Kalina Boyadzhieva'yı, Fildişi Sahili'nden Katherine Bathily'yi, Polonya'dan Dagmara Haremza'yı ve Büyük Britanya'dan Lauren Williams'ı yenerek adını finale yazdırdı.

30 yaşındaki milli tekvandocu, finalde de Özbek Svetlana Osipova'yı geriden gelip 2-1 mağlup ederek 2023'ten sonra bir kez daha dünya şampiyonu oldu.

Öte yandan erkekler 80 kiloda yarışan Yiğithan Kılıç, ilk turda Kuveyt'ten Bader Elherais'i yendi ancak 2. turda Burkina Faso'dan Faysal Sawadogo ile yaptığı maçı kaybederek elendi.

Türk tekvandocuların 2025 dünya şampiyonasının 4. günü sonundaki madalya sayısı, 5'e (2 altın, 2 gümüş, 1 bronz) yükseldi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/tekvandoda-buyuk-basari-emine-gogebakan-ve-nafia-kus-aydin-dunya-sampiyonu-7303.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/tekvandoda-buyuk-basari-emine-gogebakan-ve-nafia-kus-aydin-dunya-sampiyonu-7303.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/tekvandoda-buyuk-basari-emine-gogebakan-ve-nafia-kus-aydin-dunya-sampiyonu-7303-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/tekvandoda-buyuk-basari-emine-gogebakan-ve-nafia-kus-aydin-dunya-sampiyonu-7303.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/tekvandoda-buyuk-basari-emine-gogebakan-ve-nafia-kus-aydin-dunya-sampiyonu/8097/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 01:35:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kuzey Kıbrıs'ta seçimi Tufan Erhürman kazandı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kıbrıs'ın kuzeyindeki Türk yönetimi yeni liderini seçmek için 19 Ekim Pazar günü sandığa gitti. Resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman kazandı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) cumhurbaşkanlığı seçiminde 777 sandıktan 753'ünün açıldığını duyurdu.

Bu sonuçlara göre CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80'ini, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77'sini aldı.

Seçimlerde başı çeken iki liderden Tatar adada iki devleti, Erhürman ise federasyonu savunuyor.


Ankara'nın Tatar'ı desteklediği biliniyordu. Seçim sürecinde Tatar lehine kampanya yürütmek için adaya Türkiye'den birçok üst düzey siyasetçi gitmişti.


Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanma işlemi yerel saatle sabah saat 08.00'de başladı.

Seçimlerde yedi aday yarıştı.

En iddialı iki aday, eski Ulusal Birlik Partisi (UBP) lideri ve mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman'dı.

Diğer adaylar ise Osman Zorba (Kıbrıs Sosyalist Partisi) ve hepsi bağımsız Arif Salih Kırdağ, Ahmet Boran, Mehmet Hasgüler ve İbrahim Yazıcı idi.

Bağımsız aday Hüseyin Gürlek 17 Ekim Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ersin Tatar lehine seçimlerden çekildiğini açıkladı.

Adada cumhurbaşkanlığı büyük oranda sembolik bir rol ancak Kıbrıs sorununun çözümüne dair müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsil edeceği için oldukça önemli.

Ersin Tatar ve Tufan Erhürman Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler ve dış politika konularında farklı ekolleri temsil ediyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/kuzey-kibris-ta-secimi-tufan-erhurman-kazandi-2683.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/kuzey-kibris-ta-secimi-tufan-erhurman-kazandi-2683.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/kuzey-kibris-ta-secimi-tufan-erhurman-kazandi-2683-t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/10/kuzey-kibris-ta-secimi-tufan-erhurman-kazandi-2683.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kuzey-kibris-ta-secimi-tufan-erhurman-kazandi/8081/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 22:15:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Savunmada ürünler yerli, motorlar yabancı:Çok sayıda projede yerli motorlara geçiş sağlanamadı]]></title>
			<description><![CDATA[Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın KAAN’la ilgili açıklamaları, Türk savunma sanayisi ürünlerindeki motorların yerlilik boyutunu gündeme getirdi. Cumhuriyet, hangi ürünlerde yerli, hangilerinde yabancı motor kullanıldığını inceledi. Güvenlik Politikaları Uzmanı Burak Yıldırım da yerli motor üretmenin on yıllar alabildiğini belirterek yetkililerin buna göre eylem planları oluşturması gerektiğini anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cumhuriyetten Batu Bozkürk'ün haberine göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, New York’ta, ilk millî muharip uçak KAAN’ın ABD’den gelecek motorlarının Kongre engeline takıldığını söyledi. KAAN’a yerli motor entegrasyonu için 2032 yılı hedeflendiğinden, 2028’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine girmesi planlanan 20 uçakta General Electric’in F110 motoru kullanılmasına karar verilmişti. Fidan’ın açıklamaları Türkiye’nin gündemine otururken, muhalefetten eleştiriler yükseldi.

‘TAKVİMDE GECİKME YOK’

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ise eleştiriler üzerine, Anadolu Ajansı’na (AA) kapsamlı bir röportaj verdi. “KAAN savaş uçağımızın teslimat takviminde bir gecikme bulunmamaktadır” diyen Görgün, tek bir kaynağa bağlı kalmadıklarını, alternatifleri değerlendirdiklerini söyledi. Görgün ayrıca, 2032’de KAAN’a entegre edilmesi hedeflenen TEI’nin (TUSAŞ Motor Sanayii) TF35000 motoru için, “Seri imalat süreci planlandığı şekilde devam ediyor” sözlerini kullandı. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay da TV100’e konuk olarak, “Hiç kimse merak etmesin, cumhurbaşkanımız liderliğinde savunma sanayisi alanındaki yürüyüşümüz devam edecektir. Motorlarla ilgili de bu böyledir. Teknofest kapsamında TEI Genel Müdürü’yle görüştüm, geliştirilen motorları tek tek inceledim” dedi.

ALTAY’DA GÜNEY KORE MOTORU

KAAN’da kullanılan F110 motorunun yanı sıra diğer savunma sanayisi ürünlerinde de yabancı motorlar tercih edilebiliyor. Burada, yerli motor geliştirilene kadar yabancı güç grupları kullanma stratejisi benimseniyor. ALTAY ana muharebe tankı bunun bir örneği. 2007’de başlatılan projede ilk olarak Alman motorunun kullanılması planlanmıştı. Ancak yaşanan aksaklıklar ve Almanya’nın 2016’dan sonra Türkiye’ye yönelik savunma ihracatı kısıtlamalarını artırarak motor teminine izin vermemesiyle bu, gerçekleşmedi. Türkiye, akabinde Güney Kore’ye yöneldi. Şu an üretilen ve yıl sonuna kadar iki adedi TSK envanterine girmesi planlanan BMC ALTAY tanklarında Güney Kore’den gelen güç grubu kullanılıyor. BMC Power’ın ürettiği yerli BATU motorunun ise 2026’da entegre edilmesi hedefleniyor. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, AA’ya, “ALTAY tankı için geliştirilen BATU motorunun geliştirme ve test faaliyetleri tamamlandı, transmisyon test çalışmaları da başarıyla sürdürülmekte” açıklamasını yaptı.

HELİKOPTER VE GEMİLERDE DE YABANCI MOTOR

Yalnızca ALTAY tankında değil, yerli helikopterlerde de yabancı motorlar kullanılıyor. TUSAŞ’ın GÖKBEY helikopterinde, İngiliz Rolls-Royce ve Amerikan Honeywell firmalarının girişimiyle kurulan LHTEC şirketinin motoru yer alıyor. Jandarma Genel Komutanlığına, sonuncusu Ağustos ayında teslim edilen dört GÖKBEY helikopterinde de bu motor kullanıldı. GÖKBEY’in TEI-TS1400 yerli motorla teslimatı için ise 2028 hedefleniyor. Haluk Görgün konuyla ilgili, “GÖKBEY helikopterinin kalbinde olan millî TS1400 turboşaft motorunun sertifikasyon testleri devam etmekte, seri üretim çalışmaları da başarıyla yürütülmektedir” dedi. Benzer şekilde envanterdeki TUSAŞ ATAK helikopterlerinde de LHTEC’in motoru yer alırken, TS1400’ün entegrasyonu planlanıyor. Ayrıca, MİLGEM projesindeki gemilerde de yabancı güç grupları bulunuyor. BATU’nun deniz versiyonu MAVİ BATU için ise test faaliyetlerinin tamamlandığı bildirildi.

YERLİ MOTORLARIN YER ALDIĞI ÜRÜNLER DE VAR

Öte yandan yerli motor kullanılan araçlar da bulunuyor. Bayraktar TB3, TEI’nin PD200 motoruna sahip. TSK’nin kara unsurlarındaki askeri araçlar VURAN ve KİRPİ’de de BMC Power TUNA motorları kullanılıyor. Füze ve mühimmatlardan ATMACA, SOM, ÇAKIR ve KARA ATMACA’da da yerli jet motorları yer alıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/savunmada-urunler-yerli-motorlar-yabanci-cok-sayida-projede-yerli-motorlara-gecis-saglanamadi-3032.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/savunmada-urunler-yerli-motorlar-yabanci-cok-sayida-projede-yerli-motorlara-gecis-saglanamadi-3032.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/savunmada-urunler-yerli-motorlar-yabanci-cok-sayida-projede-yerli-motorlara-gecis-saglanamadi-3032-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/savunmada-urunler-yerli-motorlar-yabanci-cok-sayida-projede-yerli-motorlara-gecis-saglanamadi-3032.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/savunmada-urunler-yerli-motorlar-yabanci-cok-sayida-projede-yerli-motorlara-gecis-saglanamadi/8046/</link>
			<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 10:33:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Milli yüzücü Defne Kurt tarih yazdı: 7 günde 5'inci dünya şampiyonluğu]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli yüzücü Defne Kurt, Singapur'da düzenlenen Dünya Para Yüzme Şampiyonası'nın son gününde kadınlar 100 metre sırtüstü S10 kategorisinde altın madalya kazandı.

Singapur’da düzenlenen Dünya Para Yüzme Şampiyonası’nda milli yüzücü Defne Kurt, 100m sırtüstü yarışında da birinci oldu. Kurt, 1:06.95’lik derecesiyle bu organizasyondaki 5. altın madalyasını elde etti.



Singapur'daki organizasyonda daha önce 50 metre ve 100 metre serbest stil, 100 metre kelebek ve 200 metre bireysel karışıkta dünya şampiyonu olan Defne, 5. altın madalyasını kazanarak Türk spor tarihinde bir ilke imza attı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/milli-yuzucu-defne-kurt-tarih-yazdi-7-gunde-5-inci-dunya-sampiyonlugu-742.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/milli-yuzucu-defne-kurt-tarih-yazdi-7-gunde-5-inci-dunya-sampiyonlugu-742.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/milli-yuzucu-defne-kurt-tarih-yazdi-7-gunde-5-inci-dunya-sampiyonlugu-742-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/milli-yuzucu-defne-kurt-tarih-yazdi-7-gunde-5-inci-dunya-sampiyonlugu-742.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/milli-yuzucu-defne-kurt-tarih-yazdi-7-gunde-5-inci-dunya-sampiyonlugu/8037/</link>
			<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 16:50:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Afrika'da TSK varlığı: Son durum ne]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye son 20 yıldır Afrika'daki etkisini artırmak için gaza bastı. Somali ve Libya'da askerî üssü bulunan Türkiye, askerî iş birlik kapsamında en son Nijer'i de listeye ekledi. Peki, Türkiye'nin Afrika'daki askerî faaliyetlerinde son durum ne...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Odatv haberine göre; Nijer'le temmuz ayında askerî-finansal alanda anlaşma imzalayan Türkiye'nin, yakında ülkeye asker konuşlandıracağı bildirildi. The Middle East Eye'ın haberinde yer alan bu bilgi, Türk medyasında da genişçe yer buldu.

Konuya yakın kaynaklara dayandırılan habere göre, Türkiye'nin 2020'de askerî eğitim ve iş birliği anlaşması imzalamasından bu yana Nijer ile daha yakın bir güvenlik ortaklığı arayışında.

Temmuz 2023'te sivil hükûmeti devirip yönetime el koyan Nijer ordusu, Batılı ortaklarla yaptığı güvenlik anlaşmalarını iptal ederek Türkiye ve Rusya gibi yeni ittifaklar arayışına girdi.

Ancak Türkiye'nin bu hamlesi Afrika kıtasında bir ilki yansıtmıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'daki etkisini gittikçe artırıyor.

MALİ

Birleşmiş Milletler Mali'deki Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSmA) kapsamında Mali'de birçok Türk askeri bulunuyor.

Afrika kıtasının sekizinci büyük ülkesi konumunda olan ve 19,1 milyonluk nüfusa sahip olan Mali'nin, Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri, Bamako Büyükelçiliğinin 1 Şubat 2010 tarihinde açılmasıyla başladı.

Ülkenin dışişleri bakanı, 16 Haziran 2023 tarihli BM Güvenlik Konseyi oturumunda, "toplumlar arası gerilimleri körüklediği" gerekçesiyle MINUSmA projesinin sona ermesini talep etti. MINUSmA'nın 31 Aralık 2023'te tamamen çekilmesine rağmen Mali, Türkiye ile ilişkilerinde olumlu çizgiyi koruyor. Nitekim, ülkede an itibarıyla 50 kişilik bir Türk personel gücü bulunuyor.



ORTA AFRİKA CUMHURİYETİ

2016 yılından beri Birleşmiş Milletler Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSCA) kapsamında Orta Afrika Cumhuriyeti'nde az sayıda Türk personeli bulunsa da bölgede hâlâ Türk varlığından söz etmek mümkün.

10 Nisan 2014 yılında Orta Afrika Cumhuriyeti için gündeme getirilen MINUSCA projesi, ülkedeki güvenlik, insanî gelişmişlik, insan hakları ve politika alanlarında yaşanan krizlere müdahale etmek için başladı.

TSK'nın, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde icra ettiği harekât ve misyonlara katılımına ilişkin verilen yetkinin bir yıl daha uzatılmasıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, en son 24 Ekim 2024 yılında TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

SOMALİ

Türkiye, Afrika'da ilk üssünü Somali'de kurdu. Ülkede bulunan ve 30 Eylül 2017 tarihinde açılan TÜRKSOM adlı üste konuşlanan Türk askeri, Somali'deki terör örgütü El Kaide bağlantılı Eş-Şebab'la mücadele kapsamında 15 bin Somalili askere eğitim verdi.

Ülkenin başkenti Mogadişu'da konuşlu olan ve "Anadolu Kışlası" olarak da tanınan üs, Türkiye'nin yurt dışında bulunan en büyük üssü olarak biliniyor.

Türkiye ayrıca, Mogadişu’da 2011’den beri bir TİKA Koordinasyon Ofisi işletiyor. Aynı yıl ülkede büyük bir kuraklık yaşanması sonrası kurulan bu ofis, Türk hükûmetinin Somali’ye yönelik insani yardım ve altyapı projelerini yönetiyor.



LİBYA

Kuzey Afrika'ya baktığımızda ise Türkiye'nin en gözde çarpan üssü Libya'da bulunuyor. 2019'dan beri Libya'daki meşru Ulusal Mutabakat Hükûmetine destek veren Türkiye, 2020'de kuvvetlerini Vatiye Hava Üssü'ne konuşlandırdı.

2024 yılında basına yansıyan haberlerde ise Türkiye'nin söz konusu üsse MIM-23 HAWK Yüksek İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi’nin yerine daha modern bir hava savunma sistemi olan HİSAR-O100 konuşlandırdığı aktarıldı.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de iş birliği yaptığı Libya açıklarında TSK unsurları, ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamakta ve ülkenin hava sahasında eğitim gerçekleştirmektedir.

NİJERYA

Nijerya ile Türkiye’nin askerî eğitim iş birliği uzun zamandır sürüyor. 2018 yılında imzalanan "Türkiye-Nijerya Askerî Eğitim İşbirliği Anlaşması" kapsamında, Türkiye ve Nijerya orduları arasında karşılıklı eğitim programları, personel teatisi ve ortak tatbikatlar öngörüldü.

Terör örgütü IŞİD'e bağlı Boko Haram ve korsanlarla mücadele eden Nijerya ile yapılan anlaşmada ayrıca, terörle mücadele ve deniz güvenliği gibi alanlarda iş birliği yapılacağı belirtildi.

Nijerya’da kalıcı bir Türk üssü bulunmasa da iş birliği daha çok askerî eğitmen gönderme, personel değişimi ve ortak tatbikat düzeyinde.



CİBUTİ

2024’te Ankara’da düzenlenen bir törende Türkiye ile Cibuti arasında askerî iş birliği protokolü imzalandı.

Eğitim desteği, danışmanlık ve ortak tatbikatları kapsayan anlaşmanın yanında Türkiye, 2014’ten beri Cibuti’de bir TİKA Ofisi bulundurmaktadır.

Kızıldeniz’e hâkim stratejik konumuyla, Türkiye’nin Hint Okyanusu’na açılan kapısı olarak addedilen Cibuti, bölgesel deniz güvenliği ve lojistik iş birliğinde öne çıkmaktadır.

Henüz Cibuti’de Türk askerî üssü kurulmuş olmasa da Türkiye, savunma sanayii ihracatı ve eğitim programları ile iş birliğini derinleştirmektedir.

ÇAD

Fransa'nın 2020’lerde Çad'dan çekilmesi sonrası Türkiye ile ilişkiler önem kazandı. 16 Ocak 2025’te imzalanan askerî iş birliği anlaşmasıyla, Türkiye Çad’ın doğusundaki Abeche Hava Üssü’nü kullanma hakkı elde etti.

Bu kapsamda, Türk askerî uzmanlar Çad Hava Kuvvetleri personeline Türk yapımı insansız hava araçlarının operasyonu konusunda eğitim verdi.

Savunma sanayisi iş birliği kapsamında Türkiye’den hava aracı ve mühimmat satın alan Çad, Türkiye'den terörle mücadele kabiliyetini artırmak için eğitim/danışmanlık desteği ile silah transferleri sağlamakta, ortak askerî tatbikatlar gerçekleştirmektedir.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/afrika-da-tsk-varligi-son-durum-ne-3031.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/afrika-da-tsk-varligi-son-durum-ne-3031.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/afrika-da-tsk-varligi-son-durum-ne-3031-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/afrika-da-tsk-varligi-son-durum-ne-3031.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/afrika-da-tsk-varligi-son-durum-ne/8029/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 01:04:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kırım Tatar lideri Kırımoğlu'ndan tepki: Türklere en çok zulmedenlerle blok kuramazsınız]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[MHP lideri Bahçeli’nin “TRÇ ittifakı” önerisine bir tepki de Kırım Tatar lideri Cemil Kırımoğlu’ndan geldi. Kırımoğlu, "Türk dünyasına en çok zulmedenlerle blok kuramazsınız" diyerek MHP liderinin önerisine sert tepki gösterdi.

Kırım Tatarlarının milli lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu, Bahçeli’nin Türkiye-Rusya-Çin ittifakı önerisine tepki göstererek, “Türk dünyasına en çok eziyet eden Rusya ve Çin’le ittifak kurmak nasıl milliyetçilik olabilir?” dedi.

Kırım Tatarlarının milli lideri ve Ukrayna milletvekili Mustafa Cemil Kırımoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) ittifakı önerisine tepki gösterdi. Kırımoğlu, “Türk dünyasına en çok eziyet eden faşist Rusya ve komünist Çin ile ittifak kurmak nasıl bir milliyetçilik?” diye sordu.

“ÖNCE ŞAKA ZANNETTİM”

Bir tv yayınında konuşan Kırımoğlu, Bahçeli’nin açıklamasını ilk duyduğunda inanamadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Devlet Bahçeli, Çin, Rusya, Türkiye bir ittifak kurması lazım dediğinde önce şaka sandım. Sonra internete baktım, gerçekten de böyle bir teklif varmış. Türk dünyasına en çok zulmeden faşist Rusya, komünist Çin… Onlarla ittifak kurmak istiyorsunuz. NATO’ya alternatif gibi. Buna akıl erdiremiyorum.”

Kırımoğlu, Bahçeli’nin sözlerini Milliyetçi Hareket Partisi’nin ideolojik çizgisiyle de çelişkili bulduğunu ifade ederek, “Sen Türk milliyetçiliğini savunuyorsun ama Kırım’daki Türkleri, hapishanelerde işkence gören insanları düşünmüyorsun” dedi.

“NATO OLMASAYDI TÜRKİYE BAĞIMSIZ OLMAYABİLİRDİ”

Türkiye’nin 1952’de NATO’ya üye olmasının önemine değinen Kırımoğlu, “Eğer Türkiye NATO’ya girmemiş olsaydı, belki de bugün bağımsız bir Türkiye değil, Türk-Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olacaktı. NATO istediğimiz gibi değil ama Türkiye’nin güvenliği açısından en önemli yapılardan biridir” değerlendirmesinde bulundu.

“RUSYA İŞGALCİ, ÇİN BASKICI”

Kırımoğlu, Rusya’nın Kırım’ı işgal ettiğini ve yüzlerce Kırım Tatarının yalnızca işgale karşı çıktıkları için hapiste olduğunu hatırlatarak, “Böyle bir devletle ittifak kurmak, Belarus ve Kuzey Kore’yi de yanına al, hepsi bir araya gelsin, bu mudur Türk milliyetçiliği?” sözleriyle Bahçeli’nin önerisini eleştirdi.

Kırımoğlu ayrıca, NATO’dan vazgeçilmesinin Türkiye’nin güvenliği açısından büyük bir risk olacağını dile getirdi: “Biz Ukrayna olarak NATO’ya girebilmek için çaba sarf ediyoruz, Rusya buna kesinlikle karşı çıkıyor. Türkiye’nin NATO’dan vazgeçmesi akıl alır gibi değil.”

MUSTAFA CEMİL KIRIMOĞLU KİMDİR?

Mustafa Cemil Kırımoğlu, 1943’te Kırım’ın Sudak kenti yakınlarında dünyaya geldi. 1944’te ailesiyle birlikte Stalin’in emriyle Özbekistan’a sürgün edilen Kırım Tatarları arasındaydı. Genç yaşta Sovyet rejimine karşı Kırım Tatarlarının hak mücadelesine katıldı, yedi kez yargılandı ve toplam 15 yılını cezaevlerinde ve sürgünde geçirdi.

1980’lerde Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde öne çıkan Kırımoğlu, 1991’de Kırım Tatar Milli Meclisi’nin başkanı seçildi. 1998’den itibaren Ukrayna Parlamentosu’nda milletvekili olarak görev yaptı.

Barışçıl mücadelesi nedeniyle Birleşmiş Milletler tarafından Nansen Mülteci Ödülü’ne layık görüldü, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrası Ukrayna’da yaşamaya devam eden Kırımoğlu, bugün 81 yaşında Kırım Tatar halkının sembol lideri konumunda.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/kirim-tatar-lideri-kirimoglu-ndan-tepki-turklere-en-cok-zulmedenlerle-blok-kuramazsiniz-4901.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/kirim-tatar-lideri-kirimoglu-ndan-tepki-turklere-en-cok-zulmedenlerle-blok-kuramazsiniz-4901.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/kirim-tatar-lideri-kirimoglu-ndan-tepki-turklere-en-cok-zulmedenlerle-blok-kuramazsiniz-4901-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/kirim-tatar-lideri-kirimoglu-ndan-tepki-turklere-en-cok-zulmedenlerle-blok-kuramazsiniz-4901.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/kirim-tatar-lideri-kirimoglu-ndan-tepki-turklere-en-cok-zulmedenlerle-blok-kuramazsiniz/8021/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 10:41:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[A Milli Basketbol Takımı Avrupa ikincisi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye A Milli Basketbol Takımı, EuroBasket 2025 finalinde Almanya’ya 88-83 yenilerek Avrupa ikincisi oldu. Ay-Yıldızlılar tarih yazarken, turnuvayı gümüş madalya ile tamamladı.

Türkiye A Milli Basketbol Takımı, 2025 Avrupa Şampiyonası’nda tarihi bir başarıya imza attı. Ergin Ataman yönetimindeki 12 Dev Adam, Letonya’nın başkenti Riga’da oynanan finalde Almanya ile karşı karşıya geldi.

Arena Riga’daki dev finalde milliler maça Larkin, Şehmus, Cedi, Ercan ve Alperen beşiyle başladı. İlk çeyreği 24-22 geride kapatan Ay-Yıldızlı ekip, ikinci periyotta toparlanarak devreyi 46-40 önde bitirdi. Üçüncü çeyrekte de üstünlüğünü koruyan Milliler, final periyoduna 67-66’lık avantajla girdi.

Ancak son bölümde Almanya’nın dış şutlardaki etkili performansına karşılık veremeyen 12 Dev Adam, sahadan 88-83 mağlup ayrıldı. Bu sonuçla Türkiye, EuroBasket 2025’i ikinci sırada tamamlayarak gümüş madalyanın sahibi oldu.

İKİNCİ KEZ GÜMÜŞ MADALYA

A Milli Basketbol Takımı, Avrupa Şampiyonası'nda ikinci kez final oynadı. Türkiye, ev sahipliğini yaptığı EuroBasket 2001'de ilk kez finalde mücadele etti. Ay-yıldızlı ekip, şampiyonluk maçında Yugoslavya'ya 78-69 mağlup olarak ikincilikle yetindi. 12 Dev Adam, Almanya yenilgisiyle birlikte 2. kez Avrupa Şampiyonası'nı gümüş madalyayla tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/a-milli-basketbol-takimi-avrupa-ikincisi-8305.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/a-milli-basketbol-takimi-avrupa-ikincisi-8305.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/a-milli-basketbol-takimi-avrupa-ikincisi-8305-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/a-milli-basketbol-takimi-avrupa-ikincisi-8305.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/a-milli-basketbol-takimi-avrupa-ikincisi/8009/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 01:06:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Buse Naz Çakıroğlu, dünya ikincisi]]></title>
			<description><![CDATA[Milli boksör Buse Naz Çakıroğlu, Büyükler Dünya Boks Şampiyonası kadınlar 51 kilo finalinde Kazakistan’dan Alua Balkibekova’ya 5-0 mağlup olarak dünya ikincisi oldu.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya Boks Şampiyonası, İngiltere'nin Liverpool şehrinde 4-14 Eylül tarihleri arasında düzenlendi.

Dünya şampiyonalarında daha önce 1 altın ve 2 gümüş madalyası bulunan Buse Naz Çakıroğlu, 4’üncü kez dünya şampiyonasında final oynadı. Buse Naz, finalde dünya ve Asya şampiyonu Kazakistanlı Alua Balkibekova ile karşılaştı. Karşılaşmayı 5-0 kaybeden Buse Naz Çakıroğlu, gümüş madalya kazandı. Karşılaşmanın ardından Türk teknik heyeti ve federasyon yöneticileri sonuca tepki gösterdiler.

Buse Naz Çakıroğlu maçın ardından yaptığı açıklamada, “2024 Paris Olimpiyat Oyunları'ndan beri bugün için çalışıyoruz. Yaklaşık 10-11 aydır kamptayız. Gerçekten belirsizlikler içerisinde kenarda oturan ve duygusal kararlar veren 5 hakeme rağmen risk alıp maç yapmaya çalışıyoruz. Sonuç böyle oldu, problem yok. Hedefim her zaman daha yüksek 2028 Olimpiyat Oyunları'nda altın madalya almak. Bazen birinci olacağız bazen madalya kazanamayacağız. Bugün böyle bir sonuç oldu yapacak bir şey yok. Dinlenip kaldığımız yerden devam edeceğiz. Kimse yenilgiyi kabul etmez. Elimden geleni yaptım en azından bu yüzden mutluyum” dedi.

KADINLARDA ÜÇ MADALYA

Türkiye Büyükler Boks Milli takımları 2025 Dünya Şampiyonasını kadınlarda 3 madalya ile tamamlarken, erkeklerde ise hiç madalya kazanamadı.

Kadınlarda Buse Naz Çakıroğlu ve Büşra Işıldar gümüş, 23 yaşındaki Şeyma Düztaş ise bronz madalya ile dünya şampiyonasını tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/buse-naz-cakiroglu-dunya-ikincisi-8845.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/buse-naz-cakiroglu-dunya-ikincisi-8845.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/buse-naz-cakiroglu-dunya-ikincisi-8845-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/buse-naz-cakiroglu-dunya-ikincisi-8845.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/buse-naz-cakiroglu-dunya-ikincisi/8008/</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 23:21:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA['12 Dev' Yunanistan'ı denize döktü! Türkiye finalde]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Avrupa Basketbol Şampiyonası yarı finalinden Türkiye ile Yunanistan karşılaştı. başta 12 Dev Adam'ın yıldızı Alperen Şengün olmak üzere harika bir oyun sergileyen milliler sahadan 68 - 94 galip ayrıldı. En az gümüş madalyayı garantileyen Türkiye, şampiyonluk için pazar günü Almanya ile mücadele edecek.


2025 Avrupa Basketbol Şampiyonası yarı final maçında A Milli Basketbol Takımı, Yunanistan'ı 94-68 mağlup ederek adını finale yazdırdı. Türkiye Pazar günü finalde Almanya ile karşılaşacak.

YUNANİSTAN 68 TÜRKİYE 94

Salon: Arena Riga

Hakemler: Matthew Leigh Kallio, Ademir Zurapovic, Jorge Vazquez

Yunanistan: Kostas Papanikolaou 2, Kostas Sloukas 15, Dimitrios Katsivelis, Giannoulis Larentzakis 3, Giannis Antetokounmpo 12, Alexandros Samodurov 3, Thanasis Antetokounmpo 4, Vasilis Toliopoulos, Tyler Dorsey 9, Kostas Antetokounmpo 6, Penagiotis Kalaitzakis 11, Kostas Mitoglou 3

Başantrenör: Vasileios Spanoulis

Türkiye: Sertaç Şanlı, Kenan Sipahi, Cedi Osman 17, Shane Larkin 14, Furkan Korkmaz 7, Alperen Şengün
15, Ömer Yurtseven, Onuralp Bitim 6, Ercan Osmani 28, Şehmus Hazer 7, Adem Bona

Başantrenör: Ergin Ataman

1. Periyot: 16-26 (Türkiye)

Devre: 31-49 (Türkiye)

3. Periyot: 51-72 (Türkiye)

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/12-dev-yunanistan-i-denize-doktu-turkiye-finalde-3683.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/12-dev-yunanistan-i-denize-doktu-turkiye-finalde-3683.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/12-dev-yunanistan-i-denize-doktu-turkiye-finalde-3683-t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.kamudannethaber.com/images/haberler/2025/09/12-dev-yunanistan-i-denize-doktu-turkiye-finalde-3683.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.kamudannethaber.com/12-dev-yunanistan-i-denize-doktu-turkiye-finalde/8004/</link>
			<pubDate>Sat, 13 Sep 2025 01:20:23 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>