Ramazan, aceleyle değil edep ile yaklaşmayı, eksilirken çoğalmayı ve kalbin askıda kalan yerleriyle sükût içinde karşılaşmayı öğreten bir hâldir.
İlk teravih kılınıp camilere mahyalar asılmaya başlandığında insan yaşadığı hayata başka bir yerden bakmaya başlar. İnsanın zamanla arasına çekilen perdenin inceldiği bir eşiktir Ramazan.
Geldiğinde herkesin hayatına başka bir yere düşer. Herkese aynı yerden dokunmaz. Alışılmış ritimleri bozar, insanı kendi içine çeker.
Herkese aynı yerden seslenmez; kimi için bir hatırlayış, kimi için bir susuştur. Kimi için sessizce akıp giden bir zaman dilimiyken kimi içinse hayatın askıda kalan yerlerine değen sessiz bir çağrıdır Ramazan.
İnsan, çoğu şeyi geride bıraktığını sanarak yaşar.
Konuşulmuş zannettiği cümleler, kapandığını düşündüğü defterler, alıştığını söylediği eksikler vardır.
Oysa bazı şeyler ne biter ne de kaybolur; sadece olduğu yerde asılı kalır.
İçimizde bir yerde durur, görünmez ama ağırlığını hissettirir.
Ramazan bu asılı kalan yerlere aceleyle dokunmaz.
Zorla çözmez, zorla indirmez.
Sadece ritmi yavaşlatır.
Açlıkla, susuzlukla, geri çekilmeyle insanı biraz daha içeri çağırır.
Ve insan, yavaşladıkça fark eder. ‘Asıl susuzluk boğazda değil, kalbin ücra yerlerindedir.
Oruç, yalnızca bedeni terbiye etmek değildir.
Bazen dili susturur, bazen zihni.
İnsan yedikçe değil, yemeyince; konuştukça değil, sustukça bazı şeylere yaklaşır.
Ramazan, eksiltmekten çok yer açma hâlidir.
Kalpte, zihinde, niyette…
Tasavvufta açlık, bir yokluk değil fazlalıklardan arınma hâlidir.
Susuzluk, sadece bedene değil, nefsin taşkınlığına da yöneliktir.
İnsan azaldıkça genişler, bıraktıkça hafifler.
Ramazan, tam da bu hafifliğin eşiğinde durur.
Hayatın askıda kalan yerleri de bu eşikte görünür olur.
Belki ertelenmiş bir özürdür.
Belki “sonra konuşuruz” diye ötelenmiş bir kırgınlık.
Belki de insanın kendine verdiği ama tutamadığı bir söz.
Ramazan, bunları hemen düzeltmeyi değil, onlarla edep içinde yüz yüze gelmeyi öğretir.
İnsan her zaman iyileşmez. Ama bazen, nereden incindiğini daha berrak görür. Bu fark ediş, başlı başına bir kapıdır. Ve her kapıdan geçmek gerekmez. Bazılarının önünde durmak bile yeterlidir.
Hayat, askıda kalan yerleriyle birlikte yaşanır.
Ramazan ise onları indirmek için değil, onlara bakabilmek, onlarla sessizce hemhâl olabilmek için verilen bir duraktır.
Rabbim bizleri, Ramazan-ı Şerif ayını, aceleyle değil edep ile yaşamayı, eksiltirken çoğalmayı ve bu ayda kalbimizin askıda kalan yerlerini fark edebilmeyi nasip etsin. Kalp gözümüz açık, niyetimiz halis nice Ramazan-ı Şeriflere erişebilmek duasıyla selametle kalın.










