Anadolu Aydınlar Ocağı Adile Sultan Kasrında Kahvaltılı Toplantı Düzenledi

Anadolu Aydın Ocağı Türkiyemizdeki milli bir sivil toplum örgütüdür. İstanbuldaki bir çok kanaat önderleri ve dalında uzmanlaşmış önemli kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları Anadolu Aydınlar Ocağı zaman zaman güncel ve önemli konularda üye ve katımcılara sunumlar yapmaktadırlar. Adile Sultan Kasrında Yapılan toplantıda da "Askeri hekimlik ve askeri hastaneler ve eğitimi verilerle anlatım" konularında sunum yapıldı.

Reklam
Reklam

Kamudan Net Haber. Com haber sitemizin genel yayın sorumlu Mehmet Arslan'ın da katılım sağladığı Anadolu Aydınlar Ocağı'nın Adile Sultan Kasrı'daki kahvaltılı toplantısı İstanbul’un çeşitli iş adamları ve kanaat önderlerinin katılımıyla gerçekleşti.

Kahvaltının sona ermesiyle Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı emekli Tabip Albay Prof. Dr. İbrahim Özek’in açış konuşmasıyla başladı. Başkan Öztek konuşmasında son demlerde Milli Mücadelemizin Başkomutanı ve İlk Cumhurbaşkanımıza ölüm yıldönümü münasebetiyle bazı illerdeki valilerimizin ve müftülerimizin Kuran, mevlit ve dua edilmesine bazı insanların karşı çıkmasına tepki verdi. Öztek konuşmasında bağımsız değilseniz dininize de yaşayamazsınız dedi. Ben dağılmadan önce Yogoslavya'ya gittiğimde bir camide namaz kılmak istedim. Camii yoktu dedi. Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da istediğiniz şekilde ibadet edemiyorsunuz. Demek ki Mustafa Kemal bu ülkeyi kurtarmasaydı burada da ibadet edemeyecektik. Bu ark niyetli insanları anlamak mümkün değildir dedi. 

Başkan Öztek daha sonra Askeri hekimlik ve askeri hastaneler konusundaki gerçekler hakkında şöyle bilgi verdi.

Askeri hastaneler 15 Temmuz olaylarından sonra kapatıldı. Bu şu demekti, bu tarihten sonra artık er, erbaş, astsubay, subay ve ailelerine sivil hastaneler bakacaklardı. Öyle de oldu. Hatta Sultan Abdulmecit tarafından Hassa askerleri için yaptırılan ve 1846 yılında hizmete giren Haydarpaşa askeri hastanesi, yanı GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine Sultan Abdülhamit Eğitim ve Araştırma Hastanesi adı verilerek, sivil hastane haline getirildi. Ülke genelinde, 26 ilde Türk Silahlı Kuvvetlerine ait 32 hastane ile bir Rehabilitasyon ve bakım merkezi Sağlık Bakanlığı'na bağlandı.

15 Temmuz öncesi, Askeri veya sivil lise mezunu öğrenciler Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) tıp eğitimi, tıp stajı ve sonra üç yıl kadar askeri birliklerde kıta hekimliği yapıyorlar sonra tekrar GATA’da ihtisas eğitimine geliyorlardı. Okudukları dersler, staj ve ihtisasları içinde; harp cerrahisi, nükleer savaş, NBC kimyasal savaş, hava ve sualtı hekimliği ile savaş psikolojisi konularında eğitimler alıyorlardı. Bu eğitimleri almış bazı Askeri hekimler, çatışma alanlarına helikopterle iniyor, yaralıların ilk tedavilerini yapıyor ve hiç değilse yaralının gazlı gangren olmasını önlüyordu. İlk yardımdan sonra yaralıların helikopterle en yakın askeri hastanelere sevkini sağlıyordu.

Askerin hastanede bakım ve tedavisi, ya da hayatta kalma durumu yine harp cerrahisi veya savaşa yönelik tıbbi bilgilerle donatılmış doktor, hemşire veya diğer sağlık personelinin bilgi ve görgüsüne bağlıydı.

Bazen teröristlerle çatışmada yaralanan bir askerin iki ay sonra hastanede öldüğünü duymak, doğrudan o askerin hayatta kalmasını sağlayacak hekim, sağlık personeli ve hastane koşullarının yeterli olmamasından ya da yaralıyı çeşitli nedenlerle ihmalden kaynaklanmaktadır. Yaralı asker, sivil hastanelerde askeri hastanelerdeki kadar güven içinde değildir.

Bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesinden bir yetkili, asker ve sivil hekimlerin eğitimi konusunda bir fark var mı sorusuna; Asker de olsa sivil de olsa hastalık hastalıktır cevabını verirken, yukarıda belirttiğim yaralanma ve harp cerrahisi konularına veya savaşta görev alacak hekimlerin takip edeceği yollar konusunda da bilgi vermesi gerekirdi.

Bundan 15-20 yıl önce bir askeri hastanemizin kapısında şöyle yazıyordu: buraya üç parça halinde de gelsen korkma, biz seni birleştiririz. Bu cümlenin asker üzerinde ne büyük moral oluşturacağı malumdur.

Kore savaşları sırasında Amerikan hastanelerinin kapısında yazan ise: buraya soluk alarak geldiysen, korkma yine soluk alarak, sapsağlam çıkarsın. 

Bugün dünyanın en büyük ordularından birine sahip Türk ordusunun askeri hastanesinin bulunmaması büyük eksikliktir. Öte yandan askeri hastanesi olmayan hiçbir devlet yoktur.

Bugün dünyanın en büyük ordularından birine sahip Türk ordusunun askeri hastanesinin bulunmaması büyük eksikliktir. Öte yandan askeri hastanesi olmayan hiçbir devlet yoktur.

Bir önemli konu da GATA veya GATA Haydarpaşa Eğitim Hastaneleri ilim yuvaları idi. Burada çalışan asker bilim adamları ulusal veya uluslararası kongrelerde bilimsellikte ön sıralarda yer alıyor, yaptıkları araştırma ve yayınlarla örnek oluyor, hatta hastanelerine yönelik teşkilat, disiplin ve hasta bakım konuları ile dünyada önemli yerlerde gösteriliyordu.

Askeri liseler ise, Türk Silahlı Kuvvetlerinin göz bebeği, gerektiğinde seve seve ölüme gidebilecek ruh hali, disiplin ve üstün cesaretle yetiştirilen subaylarımızın kaynağı okullardır. Bu okullar neredeyse ana kucağından, Peygamber ocağına taşınan alevlerdir. Bu ocaktan, askeri doktor dahil her sınıftan subaylarımız yetişmiştir.

Askeri okul ve hastanelerin kapatılmasının hiç kimseye yararı olmamıştır. Konunun yeniden gözden geçirilmesi ve Orta Doğu gibi bir bölgedeki ülkemiz için son derece büyük bir eksikliğin biran evvel giderilmesi ülkemiz ve milletimiz için en hayırlısı olacaktır. Saygılarımla diyerek konuşmasını bitirdi.

Daha sonra Ümraniye ve Üsküdarda ilçe milli eğitim müdürlüğü yapmış İlyas Tekin Bey'e "Eğitimde Durum" konulu sunumunu yapmak üzere sözü verdi.  İlyas Tekin Bey kısaca kendisini tanıttıktan sonra eğitim sunusuna başladı. 

Eğitim, çok önemli bir konu olup tüm insanları, milletleri ve ülkeleri ilgilendirir. Çocuklar, bize verilen en büyük emanetlerden biridir. Onları iyi yetiştirirsek, geleceğe güvenle bakabiliriz; aksi halde onları ihmal etmiş ve geleceği tehlikeye atmış oluruz. Eğitim iyi olursa, her şey iyi olur; kötü olursa da her şey kötü olur. Her şeyin iyisini yapmak ancak eğitimle mümkündür.

Sınavsız başarıyı ölçmek mümkün değildir! Eğitimde sonuçları almanın ve başarıyı ölçmenin günümüzde bir tek yolu vardır, o da sınavlardır. Sınav olmadan başarıyı ölçmek mümkün değildir. Yarış her yerde vardır. Hayat sınavlarla doludur. Sınavlardan korkmamak gerekir.

ÖSYM’nin ve bakanlığın resmi verilerine göre; 2,5 milyon kadar öğrenci YKS’ye (Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı) girmiştir; 1 milyon küsur öğrenci LGS’ye (Lise Giriş Sınavı) katılmıştır. 19 milyon kadar anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lisede, 7 milyon da üniversitelerde olmak üzere toplam 26 milyonun üzerinde öğrencimiz bulunmaktadır. Bizim sadece öğrenci sayımız, dünyadaki 200 küsur ülkenin 142’sinden daha büyüktür.

Her öğrencinin seviyesine uygun okulda okuması gerekir. Aksi halde, öğrenci için de okul için de problem olur. Bu durum birçok kez tecrübe edilmiştir. Ortaokul ve liselerde merkezi sistemle ortak sınavlar çok önemlidir. Yanlış olan, gerek sınavlarla gerekse sistemle sık sık oynamak ve gereksiz yere değişiklikler yapmaktır.

Torpilin bu kadar fazla olduğu bir dönemde sınavsız öğrencileri yerleştirmek mümkün değildir; büyük bir felaket, kargaşa, keşmekeş ve curcuna olur. Bu, ancak herkesin istediği okulda okuyabileceği az sayıda öğrencisi olan ülkelerde olabilir. Bunun da yönlendirme yapılarak altyapısının hazırlanması gerekir. Bizde böyle bir yönlendirme olsa bile, istek ve sayı fazla olduğu için sınavsız yerleştirmek mümkün değildir.

Çocuklar hem derslerine çalışmalı hem de çocukluklarını yaşamalıdır. Okuyan okur, okumayan da küçük yaşta işine bakar ve meslek sahibi olur. Herkesin üniversiteyi bitirmesi şart değildir. Eğitimin her kademesindeki insana, özellikle meslek sahiplerine, iş olduğu gibi ihtiyaç da vardır.

ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) tarafından ilan edilen resmi rakamlar üzerinden duruma bir bakalım. YÖK, taban puanını 2022 yılında kaldırdığını ve 1 net puan alana bile üniversite kapılarının açıldığını ifade etmiştir. Matematikte 305 bin adayın hiç doğrusu yok; fen bilimlerinde ise çok düşük! 1 milyon 093 bin aday, sadece %2,5 soru yapabilmiştir.

URAP’ın tespitlerine göre; 2023-2024 dünya sıralamasında ilk 500’de Türkiye’den hiç üniversite yok. 501-600’de 1, 601-1000 arasında 8 olmak üzere ilk 1000’de 9 üniversite bulunmaktadır. 2024-2025’te yine ilk 501-600’de 1, ilk 1000’de 11 üniversite vardır.

URAP 2023-2024 dünya sıralamasında 500-1000 arasında yer alan 9 üniversitemiz şunlardır:

Hacettepe Üniversitesi: 554

İstanbul Teknik Üniversitesi: 783

İstanbul Üniversitesi: 799

Ankara Üniversitesi: 800

Orta Doğu Teknik Üniversitesi: 868

Koç Üniversitesi: 920

İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa: 990

Gazi Üniversitesi: 995

Ege Üniversitesi: 998

URAP 2024-2025 dünya sıralamasında 500-1000 arasında yer alan 11 üniversitemiz şunlardır:

Hacettepe Üniversitesi: 573

İstanbul Teknik Üniversitesi: 712

Ankara Üniversitesi: 760

İstanbul Üniversitesi: 813

Koç Üniversitesi: 862

Orta Doğu Teknik Üniversitesi: 881

Gazi Üniversitesi: 886

Ege Üniversitesi: 903

Atatürk Üniversitesi: 921

Yakın Doğu Üniversitesi: 977

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa: 985

URAP’ın 2010-2022 döneminde yaptığı dünya sıralamalarına girebilen üniversitelerimizin toplam sayısı arttığı halde, ilk 500’e girebilenin kalmayışı ve ilk 1000’e girenlerin sayısındaki azalma eğilimi aşağıda özetlenmiştir:

    URAP 2010-2011 dünya sıralamasında ilk 500’de 3 üniversitemiz (Hacettepe, İstanbul ve Ankara üniversiteleri) ve ilk 1000’de 20 üniversitemiz yer almıştır.

    URAP 2011-2012 dünya sıralamasında ilk 500’de 5 üniversitemiz (İstanbul, Hacettepe, Ankara, Ege ve ODTÜ) ve ilk 1000’de 20 üniversitemiz yer almıştır.

    URAP 2012-2013 dünya sıralamasında ilk 500’de 5 üniversitemiz (İstanbul, Hacettepe, Ege, ODTÜ ve Ankara üniversiteleri) ve ilk 1000’de yine 20 üniversitemiz yer almıştır.

    URAP 2013-2014 dünya sıralamasında ilk 500’e 4 üniversitemiz girebilmiştir (İstanbul, Hacettepe, ODTÜ ve Ege üniversiteleri) ve ilk 1000’deki sayı ise 19’a düşmüştür.

    URAP 2014-2015 dünya sıralamasında ilk 500’e 4 üniversitemiz girebilmiştir (ODTÜ, Ege, İTÜ ve İstanbul üniversiteleri) ve ilk 1000’deki sayı ise 18’e düşmüştür.

    URAP 2015-2016 dünya sıralamasında ilk 500’e 2 üniversitemiz girebilmiştir (ODTÜ ve İstanbul Üniversitesi) ve ilk 1000’deki sayı yine 18’dir.

    URAP dünya sıralamalarında; 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında ilk 500’e girebilen üniversitemiz yoktur.

    2023-2024 URAP dünya sıralamasında da maalesef ilk 500’e yine hiçbir üniversitemiz girememiştir. İlk 1000’deki üniversitelerimizin sayısı ise 2011-2012 dünya sıralamasında 20 iken bu yıl maalesef sadece 9’da kalmıştır.

Çin üniversiteleri, etki değeri yüksek dergilerdeki makale sayılarını sürekli artırmaktadır. Çin’in URAP 2023-2024 dünya sıralamasında; ilk 100’de 23, ilk 500’de 95, ilk 2000’de 355 ve ilk 3000’de 489 üniversitesi yer almıştır.

LGS’de toplam 90 soru sorulmaktadır: 20 Türkçe, 10’ar T.C. inkılâp tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi ile yabancı dil derslerinden toplam 50; 20 matematik ve 20 fen bilimleri sorusu olmak üzere 40 soru. PISA sonuçlarına göre ülkemiz, her üç derste de gerilerde kalmıştır. Ancak, 2003’ten itibaren sürekli bir yükselme gösterirken, Türkçede en yüksek puanı aldığı yıl 2012’dir; her derste de hızlı bir düşüşle (adeta yere çakılırcasına) en geride kaldığı yıl 2015’dir. En kötü sonuç alınan yıllar PISA’da 2015, ABİDE’de ise 2016’dır. En geride kalan ders de Türkçedir. Bu sebeple, bu kötü sonuçlar o yıllar ve sonrasında eleştirilmiştir.

“MEB'in açıkladığı ABİDE verilerine göre 8. sınıftaki çocukların yüzde 66'sı okuduğunu anlamıyor, yüzde 16'sı 4 işlem yapamıyor." şeklinde eleştirilmiştir. Türkiye, hiçbir yıl ve hiçbir derste OECD ortalamasına ulaşamadığı gibi, 2015 OECD ortalaması ile mukayese edildiğinde; matematikte 70, fende 68 ve Türkçede 65 puan, OECD ortalamasının gerisindedir. 2015’ten sonra 2018 ve 2022’de matematik ve fende puanda yükselme olsa da, Türkçede yine 2012 puanının altındadır. Bunun sebepleri ve sorumluları vardır. 2015 ve 2016’da neden bu kadar kötü sonuçlar alındı? Kimler buna sebep oldu? Bunların araştırılması gerekir.

Tekin, ilkokulda, ortaokulda sınıf tekrarının neredeyse imkânsız olduğunu ve liselerde bile sınıfta kalmanın çok zor olduğunu ifade etmiştir. Türk eğitim sistemindeki olumsuzlukları detaylı tablolar halinde katılımcıların bilgisine sunan Tekin, eğitim konusunda çok dikkatli, planlı ve başarıya dönük çalışmalara vakit geçirilmeden geçilebilecek yollar zorlanmalıdır diyerek katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını sonlandırmıştır.

Genel Yayın Sorumlumuz  Mehmet Arslan da  "eğitimin durumu" sunuma katkı sağlamak için uzmanlık alanı olan konularda Türk Milli Eğitim sistemindeki uygulamara karşı tenkit ve önerilerini dile getirerek MEB, öğretmen ve vatandaşların  kahir ekseriyetlerinin adı milli eğitim bakanlığı olan bir bakanlığın bütün değer ölçülerinin öğretime dayalı olmasının yanlış olduğuna vurgu yapmıştır. Sadece öğretimdeki değil bütün eğitim öğretimdeki başarının yeterli olmamasını öğretmenlerin idealizmden uzak yetişrilmelerinin büyük eskisi olduğunu dile getirmiş.  Eğitim öğretim kurumları sahibi iş adamı Sabri Şenel de bazı uygulamalarda çifte standart uygulandığını bazı konularda bazı kurumlar tarafından düşman muamelesi yapılmasından dolayı rahatsızlığını dile getirdi. Ancak geçmişte kazandıklarından satmaya başlayarak ayakta kalmaya çalıştıklarını  ifade etti. Emekli Albay Hicabi Meral Bey de kutsal değerlerimizle ilgili bir sunum yaptıktan sonra emekli Okul müdürü ve şair Köksal Cengiz Bey

ÇAĞLARI AŞAN TÜRK!/
CİHANA TAŞAN TÜRK!
Türk'ün en zor gününde,
Sen belirdin önünde,
İlerledik yönünde;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk

Düşmanlarla savaştık,
Nice engeller aştık, 
Zaferlere ulaştık;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Türklük'le coşuverdin,
Cihana taşıverdin,
Çağları aşıverdin;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Önem verdin bilime,
Dinime ve dilime,
Huzur geldi ilime;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Sensin kalplerde yatan,
Senle hür oldu vatan,
Şânımıza şan katan;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Sevenlerin eksilmez,
Soysuzlar kadrin bilmez,
Gideli yüzüm gülmez;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Yaşayacak eserin,
Kimse alamaz yerin,
Sevgim sonsuz ve derin;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!

Ülkünle kalmam yarım,
Dağılır tüm efkârım,
Her daim Niyazkârım;
Minnet sana Atatürk!
Rahmet sana Atatürk!
okuduğu şiirle programı sonlandırdık...

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Emekli Kıdemli Tabip Albay Prof. Dr İbrahim Öztek katılımcılara teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.

 

Kamudan Net Haber. Com