Genel Yayın Sorumlumuz ve Beykoz Türk Ocağı eski başkanı Mehmet Arslan’ın da katım sağladığı iftar programı hakkında haber merkezimize verdiği bilgilere göre;
Beş yıldızlı Pendik Marriott Otel’de, Türk Ocaklılara 11 Mart 2026 Çarşamba günü zengin menülü bir iftar verildi. Hınca hınç dolu olan iftar salonuna, Türk Ocakları İstanbul Şubesi, Beykoz Şubesi, Kadıköy Şubesi ve Ümraniye Şubesi başkanları, eski ve yeni başkanları, yönetim kurulu üyeleri, çok sayıda ilim adamı, milliyetçi kanaat önderleri ve Türk Ocaklılar katıldı.
Misafirler girişte şube başkanı Ahmet Kara ve yönetim kurulu üyeleri karşılayarak oturacak masalarını misafirler gösterdiler. Büyük bir dikkat ve hürmetle misafirlere masalarına kadar refakat edildi. Oturanlar sahneye baktıklarında Türk Ocakları Pendik Şubesi ambleminin olduğu sahne ekranında “GELENEKSEL İFTARIMIZA HOŞ GELDİNİZ” yazısı mükemmel bir organizasyonun belgesi gibiydi.
İftar saati yaklaşınca masalar doldu. Akşam ezanı okununca Ocak yetkilisi iftar vakti olduğunu anons etti. Anonsla birlikte herkes iftarını açmaya başladı. Zengin menü aralarında otel çalışanları çeşit çeşit içecekler sundular. Çaylar durmadan bardaklara dolduruldu. En son muhteşem bir kabak tatlısı ile yemek finali yapıldı.
Bu gece için Ocak Başkanı Kara’nın iftar yapılan salonun yanındaki bir yeri mescit olarak düzenlettirmesi takdire değer bir davranıştı. Çay içilirken şube yetkilisi katılımcıları genel olarak selamlayarak herkese hoş geldiniz dedi. Bu güne kadar yapılan programlar hakkında kısa bilgi verdi.
Daha sonra konuşmasını yapmak üzere Türk Ocakları Pendik Şube Başkanı Ahmet Kara’yı kürsüye davet etti.
Ahmet Kara’nın konuşmasında
“Çok değerli belediye başkanımız,
Siyasi Partilerimizin ilçe başkan ve yönetim kurulu üyeleri,
Türk Ocaklarımızın kıymetli başkan ve yönetim kurulu üyeleri,
Sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri,
Eğitim camiamızın saygıdeğer yöneticileri ve meslektaşlarım,
Çok muhterem iş insanlarımız,
Basınımızın mümtaz temsilcileri,
Hanım efendiler ve beyefendiler;
Geleneksel hale gelen iftarınıza/iftarımıza hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Türk Ocakları, Türkiye’nin en köklü ve eski sivil toplum kuruluşudur. Bu durum, omuzlarına ağır bir görev ve sorumluluk yüklemektedir.
Çanakkale destanında, bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin eski adıyla Darul Fünun öğrencilerinin ise ayrı bir yeri var. 1915'te Darul Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2.500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkale'ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu'ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular. Bu nedenle sonraki yıl açılışta siyaha boyanan Darul Fünun, 1921 yılında hiç mezun veremedi.
Liselerimizin bazıları mezun vermedi. Bu evlatlarımızın fedakarlık ruhunu ve sorumluluklarımızı hissederek sorumluluklarımızı ifa etme gayreti içinde olduğunuzu bilmenizi isteriz.
İstanbul, İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve İtalya) tarafından 106 sene önce işgal edildi. İlk işgal ettikleri yerlerden birisi de Türk Ocakları binasıydı. İşgal, 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü. Bu durum çok manidar değil mi? Düşmanlarımız dostunu ve düşmanını çok iyi tanıyor. Burada bulunan birbirinden değerli hazirunu tenzih ederek ifade etmek isterim ki, biz düşmanlarımız kadar dostlarımızı tanımıyoruz.
Millî Mücadele’de yapılan mitinglerde Türk Ocakları'nın çok önemli rolü olmuştur.
Sultanahmet Mitingleri, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgali üzerine Türk Ocağı ve Karakol Cemiyeti tarafından İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'nda ilki 23 Mayıs 1919'da düzenlenen, her birine yaklaşık 150-200 bin kişinin katıldığı dört mitingdir.
Sultanahmet Mitingleri:
- 23 Mayıs 1919
- 30 Mayıs 1919
- 10 Ekim 1919
- 13 Ocak 1920
Mitinglerin önemli konuşmacıları Türk Ocağı'ndan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Halide Edip Adıvar, Mehmet Emin Yurdakul’dur.
Adnan Adivar, Arif Nihat Asya, Dündar Taşer, Fethi Tevetoğlu, Galip Erdem, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hüseyin Nihal Atsız, İsmail Hakkı Yılanoğlu, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Mehmet Akif Ersoy, Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Fuat Köprülü, Mehmet Kaplan, Mümtaz Turhan, Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Osman Turan, Erol Güngör.
Bu saydığım şahsiyetler alanlarının en iyileri. Huzurlarınızda saymamın sebebi, Türk Ocakları'nın ne kadar önemli bir kurum olduğunu, Türkiye’mizin kalkınması için fikir üreten en önemli aydınların Türk Ocağı'lı olmasıdır. Türk Ocakları çizgisini geliştirerek bu günlere gelmiştir.
Türk Ocakları, milletin birliği ve devletin bekası esasına halel getirebilecek tutum, davranış ve söylemler konusunda hassastır.
Türk milleti, Birinci Dünya Savaşı sonunda galip devletlerin dayattığı Sevr projesine karşı Gazi Mustafa Kemal Paşa liderliğinde destansı bir Millî Mücadele vermiş ve neticede Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır. Cumhuriyet de bu tarihî mirası devraldığı için Türk dilini devlet dili olarak kabul etmiş ve bu topraklarda yaşayan halkı da etnik ve mezhebî kökenine bakmadan “Türk milleti” olarak tanımlamıştır.
İsrail hükümetinin Gazze’de yaşayan Filistinlilere karşı uyguladığı yüz yılın soykırımında, kadın, erkek, siviller, gazeteciler, yardım kuruluşu çalışanları, sağlık çalışanları vb. yanında binlerce masum bebek, acımasızca katledildi.
Açıkça söylemek gerekirse, bu soykırımda en az Netanyahu kadar ABD yönetimi ve İsrail’e engel olmak için kılını kıpırdatmayan ve sürekli İsrail’in kendini savunma hakkından dem vuran Batılı devletler de sorumludur.
Küresel egemenlik savaşının paramparça ettiği coğrafyamız, bu defa da İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı saldırılarla yayılması muhtemel bir bölgesel savaş tehlikesiyle karşı karşıya.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, yeniden şekillenen ve çok kutupluluğa giden dünyada; denge siyaseti çerçevesinde tarihî mirasının ona yüklediği görev istikametinde Türk Devletleri Birliği, İslam Dünyası ve Balkanlar ekseninde bir güç merkezi olmak için gerekli ve yeterli imkân ve kabiliyete sahiptir. Bin yılı aşkın bir süredir bu coğrafyada yaşayan ve ortak kültür değerlerini paylaşan unsurlar arasına nifak sokma girişimleri karşısında Türk milleti ve Türkiye olarak, üniter millî devlet yapımızı güçlü tutmak, etnik ve mezhebî farklarına bakılmaksızın bütün yurttaşlarımızı Türk millî kimliği etrafında toplamak için yeni ve yaratıcı stratejiler geliştirme yükümlülüğü ile karşı karşıyayız.
Türkiye’nin savunma sanayisi alanına yaptığı yatırımların önemi de her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye’nin bu zorlu süreçte asıl ihtiyacı olan hususlar şunlardır:
- Yönetimde kuvvetler arası denge ve denetleme mekanizmalarının yeniden kurulmasıyla liyakat sistemi güçlendirilmelidir.
- Siyasi rekabeti husumete dönüştürmeden adaletin, devletin temeli olduğu gerçeği hayata geçirilmelidir.
- TBMM gerçekten milletin sesi olma işlevini yeniden kazanmalıdır.
- Kamu kurum ve kuruluşları, Anayasa, kanunlar ve ilgili mevzuata uygun bir şekilde denetlenmeli; yolsuzluk ve suiistimaller asgariye indirilmelidir.
Sözün özü; liyakat, adalet, danışma ve denetleme ilkelerinin hakkıyla hayata geçirilmesi şart ve elzemdir. Çok telaffuz ettiğimiz iç cephenin sağlamlaştırılması bu şekilde gerçekleşebilir.
“Şehitlerin kanlarıyla sınırları çizilen bu vatanda, teröristbaşı’nın malum açıklamasında da ‘Cumhuriyet’in tek tipçi yorumları’ ifadesiyle ülkedeki bölücü terörün temel sebebi olarak açıkça suçlanan Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurulan Türk Millî Devleti’nin temel ilke ve esaslarının derece derece aşındırılarak değiştirilmesine yönelik bir ‘çözüm’, asla kabul edilemez. Daha açık bir ifadeyle, millî devlet ve üniter yapı esası, Türkçenin tek resmî dil oluşu ve Türk vatandaşlığı tanımı tartışmaya açılamaz.”
Bu süreç kapsamında TBMM’de kurulan Komisyon; üzülerek ifade edelim ki, Türk Ocakları başta olmak üzere, üniter millî devlet esası, resmî dil, eğitim dili gibi konularda açık ve net tavrı olan gönüllü kuruluşların görüşlerine başvurma gereğini duymamıştır.
Tekrar ve yüksek sesle duyuruyoruz:
- Anayasa’da, üniter ulus-devlet yapısını bozacak hiçbir değişiklik yapılamaz.
- Devlet’in resmî dili ve ülkenin eğitim dili Türkçedir.
- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlık tanımı değiştirilemez.
- Yerel yönetimlerle ilgili olarak siyasi özerkliğe varacak hiçbir yasal ve anayasal değişiklik kabul edilemez.
Pendik Şubemizin 2004 yılından bu güne gelinceye kadar ocağın var olması, gerçek anlamda sivil toplum kuruluşu olarak devam etmesinde maddi ve manevi katkılarınızla en büyük pay sahibi sizlersiniz. Yönetim kurulu olarak hepinize ayrı ayrı teşekkür ederiz. Allah, yaptığınız ve yapacağınız yardımlarınız için bire bin versin. Yapıcı her tür öneri ve eleştirileriniz yolumuzu aydınlatacaktır. Ocağımız, kamu yararına çalışır dernek statüsündedir.
Hepinizin oruçlarını Allah kabul etsin. Birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Şimdiden Ramazan Bayramınızı tebrik ederim” demiştir.
Daha sonra masa sohbetleri, karşılaşan arkadaşlar birbirleriyle hal hatır sordular. Fotoğraf çekinildi. Sonra katılımcılar Başkan Kara’yı bu güzel organizasyondan dolayı tebrik ederek vedalaştılar.
Kamudannethaber olarak bu güzel organizasyonu yapan Türk Ocakları Pendik Şubesi Başkanına ve yönetim üyelerine teşekkür ederiz.









