Okullarımızda Şiddet Pandemisi Ve 7 Çözüm Önerisi
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş İllerimizde meydana gelen üst üste gerçekleşen iki saldırıda 9 kaybımızın ve 29 yaralımızın olduğunu ve bazı yaralılarımızın da yoğun bakımda olduğunu kahrolarak öğrendik. Daha 1,5 ay önce İstanbul’da 1 öğretmeniz hayatını kaybetti, 2 öğrencimiz ise yaralandı. Ülke olarak çok üzgünüz. Kayıplarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Bu yazıyı da çok zor yazıyorum. Ancak kendimi zorunda hissediyorum. Peki bize ne oldu?
Bu yazıda şiddetin nedenlerini ortaya koymaya ve bütüncül bir bakış açısıyla çözüm yollarını dayanakları ile önermeye çalışacağım. Bu yazıyı öncelikle Sayın Milli Eğitim Bakanına, akabinde idari teşkilatlara, biz öğretmenlere, ailelere ve topluma ithafen kaleme alıyorum. Öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi kaybettiğimiz, emniyet güçlerimizin ve kantin görevlisinin de yaralandığı okullarımızdaki bu olaylarda hiçbir paydaşın kendisini tamamen sorumluluk dışında görmesi mümkün değildir. Eğer aksini iddia edersek kibrimize yenik düşmüş olacağımız açıktır.
Vilfredo Pareto’nun (80/20) yaklaşımı çerçevesinde yönetim süreçlerinin sorunların oluşumunda ve de çözümünde çok önemli etkisi bulunmaktadır. Çocuklarımızın gelişim sürecinde yöneticiler ise kamu idarecileri, öğretmenler, toplum ve aileler yani hepimiz oluşturmaktayız. Düşüncelerimi ve çözüm önerilerim ise şu şekildedir:
Liderlik ve Değer Temelli Yaklaşım
Liderlik, yalnızca yönlendirme değil aynı zamanda örnek olma sorumluluğunu da içerir. Eğitim yöneticilerinin etik değerler, mesleki birikim ve temsil kabiliyeti bakımından güçlü olması, eğitim ortamlarının niteliğini doğrudan etkilemektedir. Liderler yol-amaç teorisine göre takipçilerine örnek, yol olmalıdır. Takipçileri onlara inanmalı ve onlarda yolu takipçileri için açmalıdır. Oysa günümüzdeki pek çok yönetim uygulaması maalesef resim çek ve paylaşa indirgenmeye çalışılmaktadır. Bu tarz bir yönetim yaklaşımının takipçileri üzerinde lideri-izleme etkisi yapması mümkün olmamaktadır.
Öğrenciler öğretmenlerini, öğretmenler ise yöneticilerini gözlemleyerek değerlendirmektedir. Bu nedenle yönetim kademelerinde yapılacak görevlendirmelerde, etik ve mesleki yeterliliklerin öncelikli olarak dikkate alınması çok önemlidir. Yöneticiler yalnızca idare eden değil, aynı zamanda örnek olan kişilerdir. Liderlerin süreçleri eline bir kontrol listesi alıp denetlemesinden önce rehberlik ve liderlik yapacak kişilerden seçilmesi gerekmektedir. Eğitim kurumlarında görev alan herkesin etik değerler ve mesleki sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, çocuklarımızın geleceği açısından hayati önemdedir. Hiçbir lider sorunları halının altına süpürmemeli çözülmesi için gayret göstermeli, görevden alınacağını bilse dahi (halının altına süpürmemenin olumsuz etkisini de geçmişte yaşamış bir arkadaşınızım) yetkili makamlar mutlaka bilgilendirmelidir.
Liyakat İlkesi
Liyakat, görevin ehil olan kişilere verilmesini ifade eden temel bir ilkedir. Hem hukuki düzenlemelerimizde hem de kültürel değerlerimizde bu ilkenin önemine vurgu yapılmaktadır. Mekke'nin fethinde Hz. Abbas, Kâbe'nin anahtarını istemiş ancak Hz. Peygamber, anahtarı o zamana kadar bakımını yapan Osman bin Talha'ya layık olduğu için geri vererek "emaneti ehline (liyakat)" teslim etmiştir. O benim Amcam dememiş, layık olan O demiştir. Bu hadiseyi her yöneticinin aklından çıkarmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bununla birlikte atama ve görevlendirme süreçlerinde objektiflik algısının güçlendirilmesine çok büyük ihtiyaç vardır. Olumsuz algıların önüne geçilmesi için atama ve görevlendirme süreçlerinin daha şeffaf, objektif ve denetlenebilir şekilde yürütülmesi John Stacey Adams’ın adalet (eşitlik) motivasyon teorisine göre önem arz etmektedir.
Sahada karşılaşılan bazı uygulamalar, karar süreçlerinde daha güçlü etik ve mesleki standartlara ihtiyaç olduğunu da göstermektedir. Bu nedenle, eğitim yöneticilerinin karar alma süreçlerinde mesleki ilke ve sorumluluklar doğrultusunda hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Sahada zaman zaman öğrencilerle ilgili il, ilçe, okul disiplin kurulu süreçlerinin beklenen etkiyi oluşturmadığına, çok enteresan kararların çıktığına dair örneklerle karşılaşılabilmektedir. İlkeli ve tutarlı uygulamaların güçlendirilmesi gerekmektedir. Bir elimize güneşi bir elimize ayı verseniz dahi ben ilkelerimden vazgeçmem diyen eğitimci değerleri ile hareket etmeye ihtiyacımız vardır.
Yalnızlık, Umutsuzluk Sorunu
Gençlerimizin ruh hali ve toplumsal aidiyet duygusu, eğitim ortamlarının sağlığı açısından belirleyici bir unsurdur. Günlük yaşamda bazı gençlerin umutsuzluk ve yalnızlık hissi yaşayabildiği gözlemlenmektedir. Bu nedenle öğrencilerin kendilerini değerli hissedecekleri, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlerle desteklenecekleri, temel ekonomik ihtiyaçlarının karşılanacağı, bilim ve teknoloji ile bütünleşecekleri ancak bir kabahat işlerlerse de belirli yaptırımlarla karşılaşacaklarını bilecekleri saygı, sevgi ve güven duyacakları bu standartlara ülkedeki tüm okulların sahip olacağı eğitim ortamlarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu ifadeyi ISO 10002 standartını okullarda paydaş memnuniyet yaklaşımına dönüştürerek görev yaptığı okulda uygulamış, Dönemin Talim Terbiye Kurulu Başkanı Sayın Alpaslan Durmuş’un görev yaptığım kurumu ziyareti sırasında kendilerine diğer çalışmalarımız ile takdim etmiş, 2023 vizyon belgesine “Mutlu Çocuklar, Güçlü Türkiye” ilkesinin girmesine de katkı sağlamış bir meslektaşınız olarak kullanıyorum.
Ailelerin çocukları ile iletişimin zayıflaması da çocukları yalnızlığa iten diğer bir neden olarak görülmektedir. Bu nedenle ailelerin çocukları ile iletişim kanallarını asla kapatmamaları, beraber zaman geçirmeleri ve ailelerin çocuklarının neler yaptığını genel çerçevesi ile de olsa bilmesi çok önem arz etmektedir. Ailesiyle bağı zayıflayan çocukların riskli çevrelere yönelme ihtimali artmaktadır. Yine okullarda her öğrencinin doğrudan kendini ifade edebileceği en az bir öğretmeni ile etkileşim içinde olması sağlanmalıdır. Bu etkileşim yapay bir şekilde birbirine zimmetlenerek değil, doğal yollarla kurulmalıdır. Görülecektir ki bu uygulamalar akran zorbalığı ile mücadeleyi de sağlayacaktır. Ailelere yönelik mutlaka içeriği tüm paydaşların katılacağı şekilde belirlenmesi gereken ebeveynlik eğitimleri verilmesi ve bunun yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Eski Bakanımız Sayın Ziya Selçuk’un dediği gibi önemli olan müfredatı yetiştirmek değil ferdi yetiştirmek olmalıdır. Bu çaba gençlerimizi zararlı dijital ortamlardan kurtaracak, onları olası olarak kullanmak isteyebilecek yasa dışı yapıların eline düşmesini de engelleyecektir. Bu yönü güçlendirilmeden kalıcı çözüm üretmek mümkün değildir.
Medyanın Olumsuz Etkisi
Medya içeriklerinin çocuklar ve gençler üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Özellikle şiddet içerikli yayınların uygun saatlerde yayınlanması ve yaş gruplarına göre denetlenmesi önemlidir. Ayrıca dijital ortamlarda çocukların gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı ilgili güvenlik kurumlarımız dahil ilgili tüm kurumlarımızca daha sıkı koruyucu ve önleyici tedbirler alınması gerekiyorsa yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Medya kuruluşlarının da sorumlu yayın etiği ilkeleri doğrultusunda hareket etmesi çok büyük önem arz etmektedir. Aynı şekilde sanal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda mutlaka öğrencinin yüksek menfaati gözetilerek yapılmalı, kesinlikle özendiricilikten kaçınılmalıdır.
Güvenlik Tedbirleri
Herzberg’in motivasyon teorisi gereği bu yaşadığımız vahim olayların arkasından ilk olarak okullarda ki temel insani ve güvenlik ihtiyaçları mutlaka karşılanmalı ve bunun karşılandığı da öğrenciler, öğretmenler ve veliler tarafından da görülebilmelidir. Okullarda ve okulların çevrelerinde güvenlik tedbirlerinin artırılması, olumsuz olayların önlenmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Bu kapsamda: okul giriş ve çıkışlarının kontrol altına alınması, güvenlik personeli istihdamı, okul çevrelerine öğrenciler için zararlı kişilerin yaklaştırılmaması ve varsa bu şekilde işletmelerin ortaya çıkarılması ve kriz durumlarına yönelik hazırlıkların yapılması gerekmektedir. Ayrıca psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kriz anlarında hızlı müdahale edilebilmesi için ilgili birimlerin koordineli çalışması gerekmektedir. Önleyici mekanizmalar kurulmalıdır. Hem öğretmenlerin hem öğrencilerin hem de velilerin desteğe şu anda çok ihtiyacı vardır. Pazartesi günü okullarda öğretmen ve öğrenciler en güzel şekilde karşılanmalıdır.
Öğretmenin Toplumdaki Değerinin Azalması Sorunu
Öğretmen rol modelliği önemli ölçüde zarar görse de hala ayaktadır. Okul öğrenci sayılarının kesinlikle 500’ü geçmediği idareci, öğretmen ve öğrencinin birbirini tanıdığı, bildiği, etkileşim içerisinde olduğu bir iklimi tüm okullarımızda inşa etmek zorundayız. Milli Eğitim Yöneticileri öğretmenlere güven aşılayan bir anlayışta olmalıdır.
“Haklı dahi olsanız veliyi üzerseniz bende sizi üzerim” anlayışını ve bunun temsilcilerini eğitim süreçlerinden dışlamak durumundayız. Daha güven temelli ve destekleyici bir yönetim anlayışının benimsenmesi, öğretmenlerin görevlerini daha etkin şekilde yerine getirmelerine katkı sağlayacaktır. Eğitim ortamlarında tüm paydaşlar arasında karşılıklı güvenin güçlendirilmesi çok önemlidir. Öğretmene güveni güçlendiren madden ve manen ihtiyaçlarını gözeten bir sistem, öğrencide de güven duygusunu aşılayacaktır. Eğitim ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti normalleştiren söylem ve davranışların etkili hukuki yaptırımlara tabi olması gerekmektedir.
Eleştirisel Bakış Sorunu
Yaşanan olayların ardından Bakanlık düzeyinde tüm sendikaların yanlarında raporları ile davet edilerek ve kapalı bir ortamda tek tek Bakanlığı lütfen eleştirin denilebilmelidir. Akabinde elde edilecek sonuç raporu ile ilgili tüm paydaşların ve her sendikanın en az 1 üyesinin katılımı ile ayrıca bir çalıştay yapılmalıdır.
Arkasından İdarecilerimiz, arkasından öğretmenlerimiz birbirimizi eleştirebilmeliyiz, öğrencilerimize de bu fırsatı verelim diyebilmeliyiz. Gerekiyorsa bir modül üzerinden isimler görülmeden 360 derece değerlendirme sistemine ihtiyaç duymamamız ve kurabilmemiz gerekmektedir. Unutmayalım eleştiri sadece olumsuz değildir. Olumlu yanları da paylaşma ve geliştirme imkanını da önerdiğim bu sistem bizlere sağlayacaktır. Daha sonra da kendi yaptıklarımızı öz-eleştirimizi yaparak değerlendirebilmemiz gerekmektedir.
Bu yazının amacı herhangi bir kişi ya da kurumu hedef almak, kırmak, suçluyu tespit etmek değildir. Niyetim yaşanan üzücü olaylar üzerinden bütünsel bir değerlendirme yaparak bir daha yaşanmaması için çözüm üretmeye katkı sağlamaktır. Zira hepimiz çok üzgünüz, çok yaralıyız.
Unutulmamalıdır ki; eğitim sisteminin Cumhuriyetimizin temel değerlerine dayanarak güçlenmesi, bilim ve manevi değerleri aynı anda kucaklayan güvenli bir eğitim ortamı toplumun geleceği açısından hayati öneme taşımaktadır. Sorunların çözümü ise ancak elimizi taşın altına koyarak, bilimsel, önleyici tedbirleri ve yaklaşımları hayata geçirerek, sorunlarla yüzleşerek, ortak sorumluluk bilinciyle mümkün olacaktır. Adli ve İdari makamlar mutlaka yaşanan vahim olaylarla ilgili kovuşturmalarını yürütmektedir. Kamu vicdanı da olayların farkında ve kendi değerlendirmesini yapmaktadır. Bizler, eğitim dünyası olarak ve paydaşlarımızla birlikte bu olayların bir daha yaşanmaması için neler yapılması gerektiğine odaklanmak zorundayız. En büyükten en küçüğe hiçbir paydaşın, kusuru olsa da kusursuz olsa da sorumluluk dışında tutulamayacağı açıktır. Savunmacı bir yaklaşıma girmeden, olgunlukla başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere ve Bakanlık liderliğinde hepimiz kendi süreçlerimizi eleştirel gözle değerlendirip, geliştirmek zorundayız. Buna hemen başlayabiliriz. Çünkü Başka Bir Ülkemiz, Başka Bir Gençliğimiz ve Başka Bir Geleceğimiz Yoktur. Milletimizin başı sağ olsun.
Dr. Hamit İZDAŞ
Meslek Dersleri Öğretmeni
Hürriyetçi Eğitim Sen Muğla Şube Başkan Yardımcısı