• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
11:12
İstanbul Üniversitesi'ne kadro ihdasına AYM'den iptal
00:11
Bilgi Üniversitesi kararı geri çekildi
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Haberler
  2. TÜRK DÜNYASI
  3. ŞEYH SAİT AYAKLANMASI
TÜRK DÜNYASI
Yayınlanma: 21 Aralık 2014 - 22:23

ŞEYH SAİT AYAKLANMASI

TÜRK DÜNYASI
21 Aralık 2014 - 22:23
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
ŞEYH SAİT AYAKLANMASI
Şeyh Sait Ayaklanmasının Nedenleri

Şeyh Sait ayaklanmasını irdelerken dönemin sosyolojik koşullarının iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Sina Akşin’e göre Türk toplumu 1908 “burjuva demokratik devrimi”ne karşın 1920’lerde hala ortaçağ toplumu görünümündeydi. Türkler arasındaki feodal düzen şeyhler ve ağaların önderliğiyle yürütülüyordu. Şeyhler dinsel önder, ağalar ise toprak sahibi feodal güçlerdi. Bu yapının doğal önderi olan padişah, Halife sıfatıyla şeyhlerin lideri, padişah olarak da ağaların önderiydi. Halk ise yurttaş değil kuldu. Kul efendisine kayıtsız şartsız bağlı olmak durumundaydı. Yani padişahın buyruğu onlar için mutlak itaat edilmesi gereken bir buyruk olduğundan savaşmama emrini alan kullar savaşmayacak, düşmana karşı koymayacaktı. İsyanları olanaklı hale getiren toplumbilimsel ideolojik altyapı bu şekildeydi.[1]

Anadolu’da Müslüman nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Kürtler’in milliyetçiliği bölgedeki ideolojiler arasında yeni sayılabilirdi. Kürtler, aşiret çizgileri doğrultusunda bölünmüşlerdi ve Kürt beylerinin II. Mahmut döneminde bastırılmasından sonra Kürt toplumu artan biçimde parçalanmıştı. II. Abdülhamit, Hamidiye Alayları ile onların savaşçılıklarından yararlanmış, Jön Türkler Hamidiye Alaylarını kaldırmış fakat kısa süre sonra kamu düzenine ait sorunlar artınca milis güçler biçiminde yeniden aktif hale getirilmişlerdi. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Kürt Teavün Cemiyeti başta olmak üzere bazı Kürt cemiyetleri kuruldu. Dinde reform yanlısı olan Said-i Nursi de bu cemiyetin üyesiydi.[2]

Şubat 1925’te, Güneydoğu Anadolu’da birkaç gün içinde tehdit edici boyutlara ulaşan isyan, denizden ve önemli şehirlerden uzaklığı dolayısıyla İmparatorluğun fiili olarak ulaşamadığı,

Türkiye’nin en gerisindeki bölgede meydana gelmişti. Burası, yaşayanların çoğunun göçebe, çoban ya da savaşçı olduğu oldukça dağlık bir bölgeydi. Feodal liderlerin önemli ölçüde bağımsız bir yapı elde ettiği ve kendi adlarına vergi topladıkları alanlardı. Kısaca Osmanlı Kürdistan’ında yaşam medeniyetten ve bilimin sağladığı yararlardan uzak adeta ortaçağ koşullarındaydı. Sultan, Kürtler’in[3] savaşçılıklarını, onları bölgedeki Hıristiyanlar’a, Ermeni ve Nasturi’lere karşı kullanarak canlandırmıştı. Lozan Barışı bölgede bağımsızlık hayalleri kuran feodal güçler için yıkım olmuştu. Ankara Hükümeti’nin laik eğilimleri, saltanat ve hilafetin kaldırılması ve diğer dine karşı uygulamalar bölgede yaşayanların kızgınlığına yol açmıştı.[4]

Şeyh Sait ayaklanması öncesinde özellikle Milli Mücadele sırasında, Kürtler’in ayrılıkçı girişimlerinin önüne geçilmeye çalışıldığı, işgal güçlerine karşı Kürtler’in de kazanılma çabası bilinir. Mustafa Kemal Paşa’nın bu konu üzerine dikkatle eğildiği açıkça anlaşılmaktadır.[5] 25 Mart 1920’de Ankara’dan Kâzım Karabekir Paşa’ya çektiği telgrafta konunun hassasiyetine işaret eder:

“İstanbul işgali olayının Diyarbakır yöresindeki Kürtçüleri canlandırdığı Cevdet Bey’den bildiriliyor – 13. Kor. K. Albay Cevdet Bey. Kendisi Arap – Seçimlere başlamaktan korkuyorlar. Cevdet Bey ’in güçsüzlüğü Diyarbakır’da pek zararlı biçimde beliriyor. Kendisine Kurulca yazıldı. Sizin de yüreklendirmeniz uygun olur.

Temsilciler Kurulu Adına Mustafa Kemal ”.[6]

Kürtler’in Milli Mücadele’ye kazanılması konusunda Kâzım Karabekir Paşa’nın umutlu olduğu görülür. Kâzım Karabekir Paşa, İstanbul’un işgali meselesinin Kürt aşiretlerine de anlatılmasıyla, vatan ve dinin korunması için açılacak mücahedeye ya tamamen dünya yüzünden kalkmak ya da düşmanları ortadan kaldırıncaya kadar mücadele etmek kararlarını bildirdiklerini ve bu konuda pek çok telgraf aldığını belirtir ve “Şarkta sükûnet, birlik Kürtler arasında dahi temin edildiğine mukabil garptan fena sesler gelmeye başlıyordu” diyerek asıl tehlike olarak Anzavur isyanlarını işaret eder.[7]

Ama 1925’teki ve sonrasındaki Kürt ayaklanmalarının önüne geçilememiştir. Bu konuda sosyal etmenlerin yanında bölgedeki ekonomik, kültürel ve siyasal koşulların etkisi de yadsınamaz.

Zürcher, Ermeni halkının Doğu vilayetlerinden çıkarılmasının yani ortak düşmanın ortadan kalkmasının iki halkı karşı karşıya getirdiğini savunur. İstanbul’da 1918 yılında Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuştu. Yine de Kurtuluş Savaşı sırasında milliyetçilere karşı tek büyük Kürt ayaklanması olan Dersim bölgesindeki aşiretlerin özerklik isteğiyle çıkardıkları ve kolayca bastırılan ayaklanma dışında Kürtler genel olarak, İngiliz ajanlarının çabalarına ve Sevr’de kendilerine özerklik verilmiş olmasına rağmen Milli Mücadele hareketine destek verdiler. Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde hatta Temsil Heyeti’nde bile Kürt temsilciler bulunuyordu. Fakat Lozan Barış Antlaşması’nda Kürtler’den hiç söz edilmemiş olması ve Mustafa Kemal Paşa dâhil milliyetçi liderlerin bağımsızlık savaşı sırasında verilen özerklik sözlerinin unutulmuş olması Kürt milliyetçilerini hayal kırıklığına uğrattı. Eski milis subayları 1923’te Azadi (Özgürlük) Cemiyetini kurdular. Cemiyetin ilk kongresini 1924’te düzenleyen Şeyh Sait idi. Bölgede tarikatların etkisi oldukça güçlüydü.[8]

Hilafetin kaldırılması iki toplumu bir arada tutan dini simgeyi yok etmişti. Bunun yanında milliyetçi cumhuriyetin yeni bir ulusal bilinç yaratma çabası doğrultusunda Kürt kimliğine karşı baskıcı bir politika izlemeye başlaması; Kürtçe’nin aleni kullanılmasının yasaklanması, nüfuzlu toprak sahiplerinin ve aşiret liderlerinin zorla ülkenin batısına yerleştirilmesi gibi uygulamalar Kürtler’in tepkisine yol açtı. Bu duruma ilk başkaldırı olarak sayılabilecek isyan hareketi 1924’te Beytüşşebap’taki başarısız isyandı.[9]

Musul konusunda[10] Türk ileri harekâtının hesapları arasında Şeyh Sait isyanı çıktı. İsyana giden süreçte özellikle Kürt Azadi Cemiyeti etkili olmuştur. Şeyh Sait Mayıs 1923’te Erzurum’da kurulan bu gizli örgütün üyeleri arasındadır. Üyeler çoğunlukla Osmanlı ordusu ile eski Hamidiye Alayları’nın zabitanlarıydı. Cemiyet 1924’te Erzurum’da yaptığı yer altı kongresinde en geç Mayıs 1925’e kadar ulusal çapta bir ayaklanma çıkartılması ve bu amaçla dışarıdan destek alınması kararını ele alır. Ayaklanma günü olarak 21 Mart 1925 günü belirlenir. İstanbul’da Seyyid Abdülkadir ile iletişime geçilir. Abdülkadir ayaklanmayı desteklemeye söz verir. Fakat Nasturi isyanı arasında Azadi taraftarı subayların dağlara çıkması, örgüt içi ihanetler ve hükümetin istihbarat yetkilisinin kendisine İngiliz süsü vererek cemiyetin İstanbul kolunu deşifre etmesiyle girişim başarısızlıkla sonuçlanır. Fakat 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait Piran’da kendisine katılan bazı aşiretlerle birlikte ayaklanmayı başlatacaktır.[11]

Başbakan Ali Fethi (Okyar) Bey isyanla ilgili kendisine ulaştırılan istihbarat bilgilerini Meclis’te paylaşırken, muhtemel sebeplere de değinir. Ele geçirilen çeşitli vesikalara ve maktullerden birinin üzerinden çıkan bir mektuba göre, hükümet aleyhine yanlış propaganda yapıldığının anlaşıldığını; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin o havalideki sekiz yüz kişinin katline emir vermiş olduğu ve bunların arasında Şeyh Sait’in de bulunduğu yönündeki kara propagandaya işaret eder. Alınan başka bir rapora göre de “… hadise Padişahlık, Hilafet, Abdülhamid’in oğullarından birinin saltanatını temin gibi irticakâr bir propaganda pûşidesi altında Kürtçülüktür ve umumi olarak kabul edilebilir. Ancak bu, umumiyet içinde fiiliyat Piran’da vakitsizce infilak ettiği için, kuvvetsiz bulunan Piran, Lice, Genç muhiti havzasına mahsur kalmıştır.”[12]

Başbakan Ali Fethi Bey bir asinin üzerinden çıkan başka bir mektuptaki şu bilgileri de aktarır: “Kürdistan’da Hükümet teşkil için dolaşarak Piran’a gelmiş olan Şeyh Sait Efendi’nin maiyetindeki iki mahkûmun derdesti üzerine Piran vakası zuhur eylediği ve iki seneden beri cereyan eden fikir ve sözlerin bugün tatbikatına girişildiği, Şeyh Sait’in Hani’ye taarruz ve oradan Lice ve Genç’e hücum ile Piran’a avdetle Piran’ın merkez yapılacağı aynı zamanda Bitlis, Muş, Erzurum ve Hınıs’ta harekâta başlanacağı[13] ve Türk memurlarının hapis Kürt memurlarının şayanı emniyet bulunanların serbest bırakılması ve olmayanların tevkifi ve hemen çeteler tertibi ile etrafa çıkarılması ve zinhar ahalinin malına, hayatına müdahale edilmemesi ve İslâmiyetin mahvedildiği gün olduğundan, ihyayı dine çalışmaya Cenabı Hakkın Şeyh Efendiyi tavsit eylediği yazılmaktadır.” Şeyh Sait’in İzoli eşrafından Puzan Ağa’ya gönderdiği bir bildiriye göre de; “1300 seneden beri Cenabı Hakk’ın Peygamberi göndermekle dinimizi ikmal eylediği, âdât, münâkahat, muamelât ve tehzibi ahlâkı emreylediği ve asrımızın bunlara ilânı harp eylediği ve bunun için ulema, meşayih, beyler ve ağavatımızın ve hanedanlarımızın bu taarruzu imha ve def edecekleri ve eğer ittihad eylemezsek cümlenin muzmail olacağı” yazılıdır. Fethi Bey, dış meselelerin hallolunmaya başladığı dönemde içeride çıkan bu isyanın pek çok sebebinin olabileceğini fakat bunların halka karşı kullanılmadığını, sadece İslam dininin elden gittiği gibi söylemlere rastlandığını, Şeyh Sait’in kendisine mehdi süsü verdiğini belirtir. Öteden beri Türk milletinin başına gelen felaketlerde hep aynı yöntemin kullanıldığını, en yakın örnekleri olan Otuz Bir Mart Vakası ile Arnavutluk isyanının herkesin hatırında olduğunu, bu olaylardaki provokasyon koşulları ile Şeyh Sait ayaklanması arasında benzerlikler bulunduğunu ileri sürer.[14]



Şeyh Sait Ayaklanması

Fethi Bey, önceki yaz ortalarında çıkan Nasturi ayaklanmasını hatırlatarak asilerin bir kısmının yabancı teşvikiyle güney sınırını geçerek kaçtıklarını, içerde kalanların Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre Bitlis Divan-ı Harbi’nde yargılanmak üzere tutuklandıklarını söyler. Divan-ı Harp Mahkemesi yakalanan kişilerle uzaktan ve yakından ilişkide bulunan Şeyh Sait ismindeki şahsın tanıklığına gerek görmüştü. Bu kişi, bir süreden beri müritleriyle birlikte Genç Vilayeti’nde bir dolaşma yapmış, uğradığı yerde bazı kişilerle özellikle de Hükümet’e muhalif olanlarla gizli görüşmeler gerçekleştirmişti. Bu çaba içinde Piran köyüne uğramış, beraberindeki iki şahsın firari olduklarını fark eden jandarmaların kendilerini tutuklamak istemeleri üzerine jandarmaların etkisiz hale getirilmeleri emrini vermiş ve jandarmalar bu şekilde esir alınmıştır. İsyan bu şekilde başlamıştır.[15]

İsyan öncesinde Halep’te ve İstanbul’da bulunan iki oğlu ile Hınız’da buluşarak, bura larda temas halinde oldukları kişilerden beklediği haberi aldıktan sonra hareketi başlatmıştır. Piran’da 13 Şubat’ta telgraf hatlarını keserek Hükümet’e isyan ettiğini ilan etmiştir. Aynı günün gecesinde Hacı Talât isminde bir asi Genç hapishanesi ve jandarmasına baskında bulunarak silahları ele geçirmiş ve jandarmaları esir almıştır. Çapakçur’da da aynı şekilde Hükümet Konağı’na saldıran asiler burayı ele geçirmişlerdir. Yani isyan Genç, Çapakçur, Lice, Palu ve Hani’ye yayılmıştır. İsyan birden fazla vilayete yayılınca isyanı ortadan kaldırmak görevi orada bulunan Üçüncü Ordu Müfettişi Kâzım Paşa’ya verilmiştir. Bundan sonra askeri önlemler hakkında ayrıntılı bilgiler veren Fethi Bey, maalesef Elazığ’ın asilerin eline geçtiğini fakat Hükümet’in aldığı askeri ve siyasi önlemlerle isyanın en kısa sürede bastıracağını belirtir.[16]

Başbakanın 25 Şubat’ta Meclis’teki bu kapsamlı konuşmasından, alınmakta olan önlemlerin sadece askeri önlemler olmadığı daha geniş kapsamlı ve temelini hukuki düzenlemeden alan önlemlerle sorunun kalıcı biçimde çözümü yoluna gidilmesinin hedeflendiği anlaşılır. Fethi Bey, isyan bölgesi (Genç Vilayeti) ve çevresini kapsamak üzere Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’na dayanarak Hükümet’in Örfi İdare ilan ettiğini belirtir. Ayrıca Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda yapılan yeni düzenleme ile de dinin siyasete alet edilmesinin önüne geçilmeye çalışılır. Buna göre; “Dini veya mukaddesatı diniyeyi siyasi gayelere esas veya alet ittihazı maksadıyla cemiyetler teşkili memnudur. Bu kabil cemiyetleri teşkil edenler veya bu cemiyetlere dahil olanlar haini vatan addolunur. Dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek, şekli devleti tebdil ve tağyir veya emniyeti devleti ihlal veya dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek her ne suretle olursa olsun ahali arasına fesat ve nifak ilkası için gerek münferiden ve gerek müştemian kavli veya tahriri veyahut fiili bir şekilde veya nutuk iradı veyahut neşriyat icrası suretiyle harekette bulunanlar kezalik haini vatan addolunur.”[17]

İsyan başladığında Ankara dışında bulunan İsmet (İnönü) Paşa, Ankara’ya döndükten sonraki gelişmelere günlüklerinde yer vermiştir:

21 Şubat 1925: “Reisicumhur ile beraber. Onun ısrarıyla sağında bulunacak doğru Çankaya’ya.

Şeyh Sait, umumi din propagandası. Vaziyetin ciddiyet ve ehemmiyeti o derecededir ki Reisicumhur bizzat kendisinin kabine teşkil etmesi. Fevzi Paşa’nın, reisicumhur benim ordu başına suretiyle tedbir almak. Bu fikri Fevzi Paşa’ya gidip teklif ettim.

Vaziyetin ciddiyetini mücadele lüzumunu. Fakat Reisicumhurun gitmesinin erken olduğunu serd etti.

Akşam Fethi Bey’le Reisicumhurla ben, üçümüz. Fethi Bey, heyet-i vekile müzakeratını anlattı. Demokrasi esasatına mugayir bir tedbiri tasvip etmediklerini söyledi. Bunun üzerine münakaşa açıldı. Reisicumhur malum tedbiri Fethi Bey’e açtı. Benim vaziyetim mevzu-ı bahis olmadığını anlayınca ferahladı ve taraftar oldu. ”

23 Şubat 1925: “Bugün Reisicumhur, Ali Bey ve diğer arkadaşlarla görüştü. Tertibi mümkin-i intibâk bulmamışlar. Hükümetin mücadelesini muvafık görenler. Reisicumhur, Fevzi Paşa ile görüştü. Aynı şeyleri söyledi. Akşam avdetinde Fethi Beyle ikisini sofra başında buldum.

Bu halde Şarktan telgraflar geldi. Bizim süvari kıtası bozulmuş. Toplar ve makinalı tüfekleri bırakmışlar. Yalnız karargâh kurtulmuş.

Vaziyet-i umûmiye bu durumda. Fevkalade bir vahamet aldı. Gece çok müteessir idik. ”[18]

İsyanın genişlemesi ve Elazığ’ın elden çıkması, ki asiler burada tutunamamışlar ve bu toplantıdan hemen birkaç gün sonra Elazığ asilerden geri alınmıştı,[19] Başbakan Fethi Bey’e karşı eleştirilerin yükselmesine neden olmuştur. Sina Akşin’e göre isyan Fethi Okyar hükümeti tarafından ilk önce basit bir asayişsizlik olayı olarak algılanmıştı fakat ordu kuvvetlerinin yenilmesi Fethi Bey ve Hükümetini zor durumda bırakmıştı. [20]

Başbakan Ali Fethi, konuya gereken yaklaşımı göstermediği gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde eleştirilmiştir. Bunun üzerine istifa etmiş, yerini, radikal önlemleri almaya hazır olan İsmet Paşa almıştır. İsyancılara karşı sıkıyönetim kanunları hayata geçirilirken, isyan genişliyor, Fırat’tan İran’a doğru ilerliyordu; ‘Çok yaşa Kutsal Şeriat! Ankara’nın ateistlerine ölüm! ’ Şeyh Sait, monarşinin tekrar kurulacağına ve Hilafet’in tekrar getirileceğine söz veriyordu.[21]

İsmet Paşa, Fethi Bey Hükümeti’nin durumu hakkındaki izlenimlerini şöyle anlatır: “Edindiğim intibaa göre isyan, süratle genişler haldedir. Bu esnada hükümet içinde münakaşalar olmuş ve İçişleri Bakanı bulunan Recep (Peker) Bey istifa etmiş. Hükümet içindeki münakaşalar, hadisenin telakki tarzından ve alınacak tedbirlerden çıkmış. Recep Bey isyanı daha endişeli bir hava içinde karşılayarak bir başvekilden fazla ciddiye aldığı için ihtilafa düşmüşler. Bu sebepten ayrılmış. Ben, Çankaya’da Atatürk’ün misafiri bulunuyorum. Hadiseleri beraber takip ediyoruz. Bugünlerde asilere karşı harekete geçmiş olan bir süvari fırkasını, bulunduğu karargâhta asiler gece basıyorlar ve kâmilen dağıtıyorlar. Bu haber harekâtın bundan sonraki neticeleri bakımından endişelerimiz üzerinde büyük bir etken oluyor ve işin ehemmiyeti bizim gözümüze açık bir surette görünüyor.”[22]

Eleştiriler sadece dışarıdan gelmemektedir. İsmet Paşa’nın da belirttiği gibi Fethi Bey, Hükümetinin içinden gelen eleştirilerle de karşılaşmaktaydı. Hükümetin içinde birlik olmadığı anlaşılmaktaydı. Nitekim o devrin genç ve ateşli bir politikacısı olan eski kurmay Recep Bey’in (Peker), Fethi Bey ile çatışması ve Dâhiliye Vekilliği’nden istifa etmesi Hükümet’in içindeki harareti arttırdı. O sıralarda İstanbul’da bulunan ve hasta olan İsmet Paşa ise ayaklanma nedeniyle fırka grubunda tartışmalar yaşanacağını anlayınca Ankara’ya geldi. Tartışmalar iki görüş etrafında şekilleniyordu. Birinci görüşe göre Fethi Bey olayı pek önemsemiyordu. İdari önlemler ve yerel çaplı müdahalelerle isyanın önleneceğini düşünüyordu. İsmet Paşa ve arkadaşları ise zıt görüşe sahiptiler. İsyan kısa sürede yayıldı ve olaylar İsmet Paşa cenahının görüşlerini doğrulayan biçimde genişledi. Fethi Bey, 3 Mart 1925’te istifasını verdi.[23] İstifaya giden süreci yine İsmet Paşa’dan izleyecek olursak;

24 Şubat 1925: “Heyet-i Vekile içtimai oldu. (Paşa’nın iştiraki ile geç vakte kadar). Fevzi Paşa’nın iştiraki ile. Akşam hikâye.

12 vilayette idâre-i örfiye ilan olunmuş. Dini vâsıta-i siyâset ittihaz edenler aleyhine kanun hazırlanmış. Fethi Bey, TerakkiperverFırka teşkilatını lağvetmelerini (Cafer Tayyar, Karabekir, Rauf, Adnan Beylerden mürekkep) davet ettiği ve gelen rüesaya teklif etmiş. Paşa ile teminat vermişler. Fakat teklifi reddetmişler. ”

25 Şubat 1925: “Fırkada müzakerat: Söz aldım. İrticaa karşı müttehiden mücadele kararını vermeyi teklif ettim. Hükümeti teyit ve getireceği tedbirleri tasvibe amade olduğumuzu bildirdim.

Meclis’te öğleden sonra hükümet vaziyeti. Tayinde izahat verdi. Kısmi idâre-i örfiyeyi tebliğ kanunu teklif etti.

Karabekir Paşa, fırkası namına müzaheret ve fedakârlığı ifade etti. Söz almadım. Kimse ile görüşmedim. Tayyare Cemiyeti ’nde beyanname mütalaası. ”

26 Şubat 1925: “Dün gece saat üçe kadar oturduk. Paşa, Mahmut Esat Bey, ben, Saim Bey. Çıkan kanun üzerinde mütalaalar. Mahmut Esat Bey ile Fethi Bey arasında bugün hadise olmuş. Mahmut Esat Bey istifa etmiş. Kabul olunmamış, Paşa’nın müdahalesi ile. Ben de bugünlerde herhangi bir feri hadiseye bile mani olmak lazım geldiğini söyledim.

Mahmut Esat Bey, benim önümde mütalaalarını söylemekten çekinmiyor. Taktikte hatalarım varmış. Tafsilat vermedi, fakat arkadaşları tutmak hususunda gösterdiğim sebatı katî inat diye ifade etmek istiyor.

Paşa ile bir otomobil gezisi yaptıktan sonra saat üçte yattık. Paşa’yı endişeli görüyorum. Hakkı var.

Sabah Elaziz alınmış. Meclis’te bütün şark mebuslarını endişeden fevkalade tedabirde bir nikbinlik içindeyiz. Bütün muhit öyle.

İstanbul için takarrür eden idâre-i örfiyeden sarf-ı nazar ediyor. Fethi Bey yapamayacağını söylemiş. Ben tebeddül-i hükümeti ve katiyen aleyhinde bulundu.

Gece heyet-i vekile Gazi ’nin iştirakiyle. Geç vakte kadar heyet-i vekile tedabirin adem-i tatbîkine karar vermiş. ”

2 Mart 1925: “Fırkada Fethi Bey hükümetinin siyâset-i dâhiliyesi. Vaziyet münferittir, umumi değildir. Hayır vaziyet umumidir. Alınan tedabir gayr-ı kâfidir münakaşası.

Fevzi Paşa, Meclis Reisi Kâzım Paşa, ben umumi tedabir taraftarı idik. Gazi Paşa geride söz söyledi. Umumi tedabiri şiddetle müdafaa etti. Tayîn-i esâmîde Fethi Bey ekalliyette kaldı.

90: 60 rey”.[24]

2 Mart 1925 tarihindeki söz konusu Halk Fırkası’nın grup toplantısında İsmet Paşa ve müfritler, Hükümet’in politikasını şiddetle eleştirmişler, hatta bazıları daha da ileri giderek Ali Fethi Hükümeti ile Terakkiperver Fırka üyelerini bir tutarak Fethi Bey’i kendi partisine yeterince bağlı olmamakla suçlamışlardır. Fethi Bey’in ise kendisini savunurken, elini kana bulamayacağını söylediği anlaşılmaktadır. Anlaşılmaktadır, çünkü bu önemli toplantının tutanaklarının kaybolduğu söylenmektedir. Yapılan oylamada Fethi Bey’in politikası 60’a karşı 94 oy ile reddedildi.[25]

Zürcher, bu koşullarda hükümetin lehine verilen sayının şaşırtıcı denebilecek ölçüde yüksek olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtir. Bu rakam Fethi Bey Hükümeti’nin Meclis’te hala bir çoğunluğa sahip olabileceğinin göstergesiydi.[26]

 Altaylı.net
  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x
İlginizi Çekebilir
Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?
Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?
İnsanlık neden susuyor? Doğu Türkistan’da Zulüm Sürüyor
İnsanlık neden susuyor? Doğu Türkistan’da Zulüm Sürüyor
Ata Toprakları Olan Türkistan'a Seyahat Notları
Ata Toprakları Olan Türkistan'a Seyahat Notları
23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun
23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Son Haberler
İstanbul Üniversitesi'ne kadro ihdasına AYM'den iptal
İstanbul Üniversitesi'ne kadro ihdasına AYM'den iptal
Bilgi Üniversitesi kararı geri çekildi
Bilgi Üniversitesi kararı geri çekildi
YÖK’ten
YÖK’ten "Bilgi Üniversitesi" Açıklaması: Mağduriyet Yaşanmayacak
Resmî Gazete’de yayımlandı: Bilgi Üniversitesi kapatıldı
Resmî Gazete’de yayımlandı: Bilgi Üniversitesi kapatıldı
Türkiye´De Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Uygulamaları Raporu (Taşımalı Eğitim)
Türkiye´De Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Uygulamaları Raporu (Taşımalı...
KIBRIS’TA UNUTULAN YILLAR
KIBRIS’TA UNUTULAN YILLAR

Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Sitemap
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Yeni Slow Radyo