Mahkeme salonlarında davaları bir bir kaybeden Ali Yalçın, çok yakında genel kurul salonlarında da Akif İnan’ın yol ve dava arkadaşlarının karşısında kaybedecektir. Elbette hâlâ üyenin ve delegenin karşısına çıkmaya yüzü, cesareti ve öz güveni kaldıysa…
Sendikal mücadele; mahkeme salonlarında, soruşturma dosyalarında ve şikâyet dilekçelerinde değil; emeğin, emekçinin ve ekmeğin yanında verilmelidir.
Ali Yalçın tarafından yapılan çeşitli suç duyuruları ve şikâyetler hakkında verilen takipsizlik ve ret kararları, ayrıca açılan tazminat davalarından üçüncüsünün de reddedilmiş olması, tartışmanın artık yalnızca kişiler üzerinden değil; sendikal anlayış, demokratik kültür ve teşkilatın geleceği üzerinden yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü sendikacılık, eleştiriyi susturmakla değil; eleştiriye tahammül etmekle, farklı düşünceleri dinlemekle ve üyelerin özgür iradesine güvenmekle güçlenir.
Bir sendikanın yöneticileri, sahip oldukları örgütsel imkânları üyelerine karşı bir baskı aracına dönüştürmek yerine, o imkânları üyenin hakkını, hukukunu ve özgürlüğünü korumak için kullanmalıdır. Merhum Mehmet Akif İnan’ın bizlere bıraktığı sendikal mirasın temelinde yalnızca özlük mücadelesi yoktur. Hak vardır. Adalet vardır. Özgürlük vardır. Ahlak vardır. Dayanışma vardır. Vefa vardır. Dava şuuru vardır.
Bugün yapılması gereken; birbirimizi mahkeme koridorlarında değil, genel kurul salonlarında; özgür irade, açık fikir ve demokratik rekabet zemininde karşılamaktır.
Çünkü sendikal demokrasinin gerçek ölçüsü, yöneticilerin eleştirilmediği bir teşkilat değildir. Gerçek ölçü; eleştirinin özgürce yapılabildiği, farklı görüşlerin korkmadan ifade edilebildiği ve delegelerin hiçbir baskı altında kalmadan karar verebildiği bir teşkilattır. Bu nedenle mesele yalnızca bir dava dosyası değildir. Mesele; sendikanın kurucu değerlerine, kimliğine, benliğine ve dava anlayışına sahip çıkıp çıkamayacağıdır. Bir hukuk kararının anlamı da burada ortaya çıkar.
2001 yılında yürürlüğe giren 4688 sayılı Kanun sonrasında teşkilatımız birçok seçim dönemi yaşamıştır. Bu uzun sendikal geçmiş bize çok açık bir gerçeği öğretmelidir: Hiçbir yönetim, hiçbir makam ve hiçbir kişi sendikanın kendisinden daha büyük değildir. Sendika üyelerindir. Sendikanın geleceğini belirleyecek olan da üyelerin ve delegelerin özgür iradesidir. Bu sebeple bundan sonraki süreçte tartışmamız gereken; kimin kime dava açtığından çok, sendikanın hangi anlayışla yönetileceği, üyelerin haklarının nasıl savunulacağı, eleştiriye nasıl yaklaşılacağı ve kurucu iradenin emanet ettiği değerlerin nasıl yaşatılacağıdır.
“Hilfü'l-Fudûl” ruhuyla kurulmuş olan teşkilatımıza çöreklenmiş bir avuç menfaatperestin 2019 yılından itibaren sendikayı rant ve zenginleşme aparatına dönüştürmelerine artık yeter deme zamanı…
Kaynak:https://www.facebook.com/share/p/1Df8NNBVmn/?mibextid=wwXIfr&wa_status_inline=true
Yıldırım Demirci









