Türkistan bizimdir. Bin yıl cihanda fener yakan Türk milletinin çırağı orada yanmıştır. Orada Türk dilinin ilk lügatini yazan Kaşgarlı vardır. Orası Kaşgardır. Bizim için mübarektir. Orada neler olduğunun araştırılması ve yapılan yanlışları önlemek bunun için Müslüman Türk devletinin birinci işidir. İnşallah Kudüs bizimdir. İlk kıblegahımızdır. Biz buralarda yaşayanların birbirlerinden farklı görülmesinden rahatsızlık duyarız. Kıbrıs bizimdir. Orada Müslüman Türklere yapılanlar karşısında neler yapıldığına bakılmalıdır. İşte bugün bunlar yapılamıyorsa durum elbette ki vahimdir.
Çin'de, Müslümanlar, Hz. peygamberimizin ashabının çektikleri eziyetleri günümüzde yaşamaktadır. Dünyanın diğer yerlerinde de Müslümanlar var, bu zulmü duymamış olmaları mümkün olamaz. Çağın neresinde yaşadığını henüz idrak edemeyen ve makam mansıp hevesiyle belki de ceddinin tarihte yakaladığı imkânları çağımızda yakalayabilmek için ülkelerin etkin makamlarına gelmek arzusu içerisinde olan ve sağırlar ve körleri oynayan kimseler olabilir.
Ancak Müslümanlık Allah'ın duyduğunu ve gördüğünü kulak ardı etmeye imkân vermez. Hz. peygamber kan davalarını nasıl sone erdirmiştir? Bunun için günümüzde Müslümanlara akıl yormak düşmez mi? Çocuklarını sadece fakirlikleri dolayısıyla Kâbe’deki putlara adamak zorunda kalanları İslam güneşi doğunca nasıl İslam dinine koştuklarını da biliriz. Acaba insanların bugün fakirlikle düşürüldüğü benzer tuzaklar yok mudur? Acaba bu tuzaklar görünmesin diye mi siyaset yapsın diye toplum paramparça guruplara ayrılmıştır? Peki, önce Türkiye'de ve sonra tarihi hinterlandında bu gerçeklere ne kadar ilgi duyulmaktadır. "İşte yurtta barış yani İslam cihanda barış" sözüne bir de bu açıdan yaklaşalım. Belki bizi acıyan Rab'bimiz ülkemizi saran pisliklerden bizleri halas eder.
Günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun bir Hristiyan, bir Budist, bir Musevi’ye dini yaşayışından dolayı herhangi bir fenalık gelmemektedir. Ancak nedense Müslümanlar nerede yaşıyorsa oralardan gelen bir felaket haberi ile uyanıyoruz. İslam dininin ilk şehidi Sümeyye hatun için ağıt yakarız yeridir. Ancak günümüzde ağıt yakan Rabiaları duymazdan geliriz. Öyle ise duyu organlarımıza bir şeyler mi oldu? Veya duyması gerekenlere ve bu zulmü engelleyebilecek konumu bulunanlara ...
Çin'de, Müslümanlar, Hz. peygamberimizin ashabının çektikleri eziyetleri günümüzde yaşamaktadır. Dünyanın diğer yerlerinde de Müslümanlar var, bu zulmü duymamış olmaları mümkün olamaz. Çağın neresinde yaşadığını henüz idrak edemeyen ve makam mansıp hevesiyle belki de ceddinin tarihte yakaladığı imkânları çağımızda yakalayabilmek için ülkelerin etkin makamlarına gelmek arzusu içerisinde olan ve sağırlar ve körleri oynayan kimseler olabilir.
Ancak Müslümanlık Allah'ın duyduğunu ve gördüğünü kulak ardı etmeye imkân vermez. Hz. peygamber kan davalarını nasıl sone erdirmiştir? Bunun için günümüzde Müslümanlara akıl yormak düşmez mi? Çocuklarını sadece fakirlikleri dolayısıyla Kâbe’deki putlara adamak zorunda kalanları İslam güneşi doğunca nasıl İslam dinine koştuklarını da biliriz. Acaba insanların bugün fakirlikle düşürüldüğü benzer tuzaklar yok mudur? Acaba bu tuzaklar görünmesin diye mi siyaset yapsın diye toplum paramparça guruplara ayrılmıştır? Peki, önce Türkiye'de ve sonra tarihi hinterlandında bu gerçeklere ne kadar ilgi duyulmaktadır. "İşte yurtta barış yani İslam cihanda barış" sözüne bir de bu açıdan yaklaşalım. Belki bizi acıyan Rab'bimiz ülkemizi saran pisliklerden bizleri halas eder.
Günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun bir Hristiyan, bir Budist, bir Musevi’ye dini yaşayışından dolayı herhangi bir fenalık gelmemektedir. Ancak nedense Müslümanlar nerede yaşıyorsa oralardan gelen bir felaket haberi ile uyanıyoruz. İslam dininin ilk şehidi Sümeyye hatun için ağıt yakarız yeridir. Ancak günümüzde ağıt yakan Rabiaları duymazdan geliriz. Öyle ise duyu organlarımıza bir şeyler mi oldu? Veya duyması gerekenlere ve bu zulmü engelleyebilecek konumu bulunanlara ...









