(Eğitim Bir Sen'in kurucularından Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü Yıldırım Demirci'nin haber sitemize "Sn Kamudan Net Haber
13.06.2026 (Bugün) Şahsi facebook ve X hesabımdan yayımladığım ve aynı zamanda e-mail’inize/WhatsApp hattınıza gönderdiğim “Teşkilat Soruyor: Bu Acı Yaşanana Kadar Ali Yalçın Neredeydi?” başlıklı haber içerikli yazımın ve resmin haber sitenizde yayımlanmasını saygılarımla istirham eder, hayırlı çalışmalar dilerim.
Yıldırım DEMİRCİ
İst.Pendik İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü
Açıklamalı yazıyı Türkiye Cumhuriyetindeki bütün memur ve memur emeklilerinin haklarını ve hukuklarını temsilen yetkili olan konfederasyonun genel başkanı için yazdığı yazının yayınlanma isteğini kamu yararı görerek hiçbir şey eklemeden ve çıkartmadan aynen yayınlıyoruz)
Ali Yalçın'ın devlet büyüklerimizle verdiği fotoğraflar, hakkında yürütülen soruşturmalara karşı bir mesaj verme çabası mıdır; yoksa sendikal alanda yaşadığı sıkışmışlıktan kurtulmak için aradığı bir çıkış yolu mudur?
Teşkilatın Ali Yalçın’a olan güveni artık ciddi şekilde sarsılmıştır.
Eğitim-Bir-Sen, genç öğretmenimiz Irmak'ın vefatı üzerine 10.06.2026 tarihinde yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Genel Başkanımız Ali Yalçın, Bakanlık yetkilileriyle görüşerek sürecin Bakanlık merkez teşkilatı tarafından hassasiyetle soruşturulması ve takip edilmesi yönündeki talep ve beklentilerimizi iletmiştir.” açıklamasında bulundu.
Ali Yalçın ise 12.06.2026 tarihinde yaptığı paylaşımda, “Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek ile bir araya gelerek Irmak öğretmenimizin hayatına son vermesi hakkında kamuoyuna yansıyan çeşitli iddiaların aydınlatılması için savcılık soruşturmasının titizlikle yürütülmesi talebimizi ilettim.” ifadelerini kullandı.
Oysa hepimizin yüreğini dağlayan bu elim olayın ardından hem Milli Eğitim Bakanlığımız hem de Adalet Bakanlığımız gerekli idari ve adli soruşturmaların derhal başlatıldığını, sürecin hassasiyetle ve yakından takip edildiğini kamuoyuna duyurmuştur. Devlet kurumları zaten görevlerini yerine getirirken, kamuoyunun sorması gereken asıl soru şudur:
Bu trajedi yaşanana kadar Ali Yalçın neredeydi?
Yetkili sendikanın genel başkanı olarak, iki üyesi arasında yaşanan ve giderek büyüyen sorunların çözümü için ne yaptı?
Eğer sendikal temsil makamı gerçekten üyelerinin derdiyle dertlenen, sorunlarını büyümeden çözen bir anlayışla yönetilseydi, Ağrı'nın Hamur ilçesinde yaşanan ve milletimizin vicdanını yaralayan bu acı hadise belki de hiç yaşanmayacaktı.
Çünkü Ali Yalçın’ın önceliğinin üyelerin sorunları değil, şahsi pozisyonunu ve koltuğunu korumak olduğu yönündeki kanaat teşkilat tabanında her geçen gün daha da güçlenmektedir.
Bugün sendika yöneticileri ile temsil ettikleri üyeler arasındaki mesafe sadece makam mesafesi değildir; aynı zamanda hayat şartları arasındaki uçurumdur. Temsil ettikleri kitleden aldıkları maaşlar ile sahip oldukları imkânlar arasındaki fark büyüdükçe, tabanın yaşadığı sıkıntıları anlamaları da zorlaşmaktadır.
Sendika baronlarının ultra lüks makam araçlarının renkli camları, Irmak öğretmenimizin görev yerine ulaşabilmek için her gün ödemek zorunda kaldığı 3 bin liralık taksi ücretini de, bunun oluşturduğu maddi ve manevi yükü de görmelerine engel olmuştur.
Bugün kamuoyunun merak ettiği bir başka soru daha vardır:
Ali Yalçın'ın devlet büyüklerimizle verdiği fotoğraflar, hakkında yürütülen soruşturmalara karşı bir mesaj verme çabası mıdır; yoksa sendikal alanda yaşadığı sıkışmışlıktan kurtulmak için aradığı bir çıkış yolu mudur?
Çünkü teşkilatın önemli bir kısmı artık güven duygusunu kaybetmiş durumdadır.
Ancak unutulmamalıdır ki hukuk, kişilerin makamına, unvanına veya siyasi ağırlığına göre değil; delillere ve kanuna göre işler.
Bu nedenle yazımızı Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’in kamu vicdanında karşılık bulan şu sözüyle tamamlayalım:
“Savcılarımız dosyanın kapağındaki isme bakmaz.”
İşte bu söz, hukuk önünde hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığına dair en net cevaptır.
Yıldırım Demirci









