• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
11:56
KYK burs ve kredi sonuçları belli oldu
11:41
Siyasete ve Sermaye Piyasalarına Bomba Düşüren Karar: AKP Eski Genel başkan Yrd ve Eski Bakan Tutuklandı!
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Misafir Yazılar
  3. Bir kavramsal istila ve anayasal sabotaj: 'Eşit yurttaşlık' maskesiyle milli devletin tasfiyesi
Yayınlanma: 01 Şubat 2026 - 13:59

Bir kavramsal istila ve anayasal sabotaj: 'Eşit yurttaşlık' maskesiyle milli devletin tasfiyesi

01 Şubat 2026 - 13:59
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Bir kavramsal istila ve anayasal sabotaj: 'Eşit yurttaşlık' maskesiyle milli devletin tasfiyesi
Misafir Yazılar
Misafirin Sözü

Bu makaleyi, emperyalistlerin papağan gibi tekrarlattığı “eşit yurttaşlık” ezberini diline vird eden ama koroyu kuranların bununla esasen “Eş-vatandaşlık”ı kastettiğini bile akıl edemeyen tüm ilgililere ithaf ediyorum.

İnsanlık tarihi, sadece orduların çarpışmasıyla değil, kavramların yerinden edilmesiyle de yön bulur. Bir milleti fiziksel olarak yok edemeyenler, o milletin zihnini, dilini ve hukukunu ayakta tutan kolonları hedef alırlar. Modern “psikolojik harp” stratejileri artık kaba kuvvetten ziyade, kulağa hoş gelen, insani tınıları olan ama içi zehirle doldurulmuş kavramlar üzerinden yürütülmektedir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti, siyaset kurumunun hemen her kanadına sirayet eden, bölücü terör odaklarından siyasal dinci yapılara kadar geniş bir şer cephesinin ortak dili haline gelen “Eşit Yurttaşlık” söylemiyle, tarihin en sinsi kavramsal sabotajına maruz bırakılmaktadır. Bu yazı, söz konusu kavramın anayasal düzene, toplumsal barışa ve milli egemenliğe yönelik bir “suikast” girişimi olduğunu tüm boyutlarıyla analiz etmeyi amaçlamaktadır.

KAVRAMIN ONTOLOJİK VE MANTIKSAL TUTARSIZLIĞI: OLMAYANI TALEP ETMEK

Bir kavramı tartışmaya açmadan önce, o kavramın üzerinde yükseldiği mantıksal zemini sorgulamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi, herhangi bir dinsel, etnik veya bölgesel fark gözetmeksizin her vatandaşı hukuk önünde “mutlak” bir şekilde eşit kılmıştır. Bu eşitlik, mış gibi yapılan bir temenni değil; Türk yargısının, bürokrasisinin ve toplumsal yaşamının kurucu iradesidir. Türkiye’de bir vatandaş, etnik kökeni ne olursa olsun genelkurmay başkanı, anayasa mahkemesi üyesi, başbakan veya cumhurbaşkanı olabilmektedir. Bu, hukuki eşitliğin dünyadaki en somut uygulamalarından biridir.

Peki, anayasal düzende zaten var olan ve bizzat uygulanan bir statüyü, sanki “yokmuş” gibi yeniden talep etmenin arkasındaki gizli niyet nedir? Burada sinsi bir “yok sayma” operasyonu yürütülmektedir. “Eşit vatandaşlık istiyoruz” demek, “Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşlar eşit değildir” yalanını uluslararası kamuoyuna ve Türk halkına bir veri imişçesine dayatmaktır. Eğer vatandaşlar eşit değilse, o zaman bu devlet “ayrımcı” ve “gayrimeşru” bir yapıdır. Dolayısıyla, bu kavramı dillendiren her siyasetçi, farkında olsun ya da olmasın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşruiyetine kasteden bölücülerin koçbaşılığını yapmaktadır. Mevcut olanı yok sayıp yeniden talep etmek, mevcut devlet yapısını tasfiye edip yerine başka bir “şey” kurma isteğinin kod adıdır.

‘EŞİTLİK’ MASKESİ ALTINDA ‘EŞ-YURTTAŞLIK’ (CO-CİTİZENSHİP) TUZAĞI

“Eşit Yurttaşlık” söylemini bayraklaştıranların asıl hedefi hiçbir zaman “hukuki eşitlik” olmamıştır. Zira hukuk önünde bireyler zaten eşittir. Bu çevrelerin murat ettiği şey, aslında “Eş-Yurttaşlık” (Partnership) modelidir. “Eş-başkanlık” komedisiyle ne kadar da benzeşiyor, değil mi? Aradaki fark, bir harften çok daha fazlasıdır; bu, üniter milli devletin idam fermanıdır.

Hukuki eşitlikte muhatap bireydir. Devletin gözünde Ahmet, Mehmet, Agop veya Berfo yoktur; sadece “T.C. Vatandaşı” vardır. Oysa “Eş-Yurttaşlık” modelinde muhatap birey değil, etnik ve dinsel kompartımanlardır. Bu modelde devlet, vatandaşla doğrudan bağ kurmaz; vatandaşın ait olduğu etnik grubu veya dinsel cemaati devletin “kurucu ortağı” olarak kabul eder. Bugün bu kavramı pazarlayan siyasetçiler, aslında şunu söylemektedirler: “Biz bireylerin eşitliğini değil, etnik yapıların ve dinsel cemaatlerin devlet üzerinde eşit hak iddia ettiği, egemenliğin paylaşıldığı bir konfederasyon istiyoruz.” Bu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinin yerine, egemenliğin “kimlik mafyaları” arasında paylaştırıldığı bir iç savaş düzenini önermektir.

ÜNİTER YAPININ TASFİYESİ VE UKUK BİRLİĞİNİN PARÇALANMASI

Türkiye’yi bir arada tutan en güçlü kolon, hukuk birliğidir. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan modernleşme serüvenimizin en büyük devrimi, “kişiye göre hukuk”tan “herkese eşit hukuk”a geçmektir. “Eşit Yurttaşlık” maskesiyle önerilen kimlik siyaseti, kaçınılmaz olarak hukuk birliğini parçalayacaktır. Kaldı ki II. Meşrutiyet, eşitliği siyasal olarak; Cumhuriyet de hukuki olarak çoktan çözüme kavuşturmuştur.

Eğer vatandaşlık tanımı bireyden alınıp etnik ve dinsel referanslara dayandırılırsa, her grubun kendi “özel hukukunu” talep etmesinin önü açılır. Bölücü terör odakları için bu durum “idari özerklik” ve “siyasal parçalanma” için bir basamakken; siyasal dinci ve şeriatçı gruplar için bu durum “fıkıh hukukunun” laik hukukun yanına “eş-hukuk” olarak dikilmesi demektir. Bu, Tevhid-i Tedrisat’tan Tevhid-i Hukuk’a kadar Cumhuriyet’in tüm birleştirici devrimlerinin açıkça tasfiyesidir. “Eşitlik” adı altında Türk toplumu, birbirinin hukukundan anlamayan, birbirine yabancılaşmış etnik ve dinsel gettolara bölünecektir. Hukuku parçalanan bir milletin, sınırlarını hatta varlığını koruması, bekasını sağlaması mümkün değildir.

ORTA ÇAĞA DÖNÜŞ: VATANDAŞTAN ‘CEMAAT ÜYESİ’NE TEZİL-İ RÜTBE (RÜTBE DÜŞÜŞÜ)

Modern devlet, bireyi özgürleştirme projesidir. Mevcut anayasal düzende bir kişi, mensup olduğu etnik kökenin veya inancın feodal zincirlerinden kopup “bağımsız bir birey” olarak devletin her kademesinde yer alabilir. “Eşit Yurttaşlık” denilen kimlik siyaseti ise, bireyi yeniden etnik ve dinsel grubunun içine hapseder. Bölgesel eşitsizliklerin en temel nedeni, feodal, gerici ve ilkel toplumsal yapıların devamını isteyen bölücü, ırkçı ve zorba bir faşizmin temsilcisi olan terör örgütünün semirtilmesidir.

Bu modelde birey, devletin doğrudan koruması altındaki bir “vatandaş” olmaktan çıkar, mensup olduğu cemaatin, tarikatın veya aşiretin bir “ünitesi” konumuna düşer. Bu, bireyi tarikatların ve etnik ağaların kucağına itmektir. Siyasal dincilerin bu kavrama bu kadar sıkı sarılmasının nedeni budur; çünkü bireyin özgürleşmesi, cemaat tipi köleliğin sonudur. Onlar, vatandaşın devletle hukuk üzerinden değil, cemaat üzerinden bağ kurmasını “özgürlük” diye pazarlayarak, aslında Orta çağ karanlığını modern sözcüklerle tahkim etmektedirler. “Eşit Yurttaşlık” talebi, özgür vatandaşın “cemaat üyeliğine” düşürülmesidir (tenzil-i rütbedir).

SİYSAL SORUMSUZLUK VE KAVRAMSAL İŞBİRLİKÇİLİK

Türk siyasetinin bugünkü manzarası, bir “hafıza kaybı” ve “idrak tutulması” içindedir. İktidardan muhalefete kadar pek çok odak, kısa vadeli seçim hesapları ve oy devşirme stratejileriyle emperyalizmin ve bölücülerin literatürüne sığınmış durumdadır. “Kürt sorunu” gibi uluslararası emperyalist cazgırlık veya “inanç özgürlüğü” gibi görünüşte meşru ama gerçekte içten pazarlıklı kılıflar altında “eşit vatandaşlık” taleplerini dillendiren siyasetçiler, aslında Türk Milleti arasında yapay bir nifakın tohumlarını ekmektedirler.

Sanki 86 milyon Türk halkı eşit değilmiş gibi davranmak, topluma yapılabilecek en büyük ihanettir. Siyasetçiler, vatandaşın ekonomik sıkıntılarını, adalet arayışını veya liyakat taleplerini çözmek yerine; bu haklı talepleri etnik ve dinsel birer “eşitsizlik” sorunuymuş gibi ambalajlayarak Türkiye’yi bir rejim krizine sürüklemektedirler. Bölücü terör örgütünün siyasal sözcüleriyle “demokrasi” masasına oturanlar, o masada tartışılanın demokrasi değil, Türkiye’nin tapusu olduğunun farkında değil midirler? Yoksa bu kavramın arkasındaki “parçalanma” riskini bilerek mi bu dili tercih etmektedirler? Kişi isimlerinin ötesinde, bu “ortak dil” Türkiye’nin kavramsal bir işgal altında olduğunun en net kanıtıdır.

TARİHSEL BİR UYARI: LÜBNANLAŞMA VE İÇ ÇATIŞMA SENARYOSU

Dünya tarihi, üniter yapısını “kimlikler arası eşitlik” adına parçalayan devletlerin hazin sonlarıyla doludur. Lübnan, mezhepsel “eşitlik” ve “paylaşım” üzerine kurulan bir anayasanın bir ülkeyi nasıl felakete sürüklediğinin canlı laboratuvarıdır. Bugün Lübnan’da devlet yoktur; sadece birbiriyle pazarlık yapan veya savaşan cemaatler vardır. Irak ve Suriye’de yaşananlar, kimlik siyasetinin toplumu nasıl bir boğazlaşma alanına çevirdiğinin en taze kanıtlarıdır.

“Eşit Yurttaşlık” söylemi, Türkiye’yi “Lübnanlaştırma” projesidir. Vatandaşlık bağını dinsel ve ırkçı bir bölünmeye dayandırdığınız an, barışı değil, bitmek bilmeyen bir “imtiyaz savaşını” başlatmış olursunuz. Bir grup etnik hak talep ederken, diğeri mezhepsel imtiyaz isteyecek; devlet ise bu talepler arasında savrulan, egemenliğini yitirmiş bir “koordinatör” seviyesine inecektir. Bu sürecin son durağı, emperyalizmin en sevdiği ortam olan “iç çatışma”dır. Türk halkı, sanki eşit değilmiş gibi kışkırtılarak, birbirinin “hukuki kardeşi” olmaktan çıkarılıp “siyasal rakibi” haline getirilmektedir.

EMPERYALİZMİN ‘BÖL-YÖNET’ APARATI OLARAK KİMLİK SİYASETİ

“Eşit Yurttaşlık” kavramı yerli ve milli bir üretim değildir. Bu kavramın arkasında, Wilson Prensipleri’nden Sevr’e uzanan, Türkiye’yi küçük ve yönetilebilir parçalara bölme stratejisi yatmaktadır. Küresel güçler, üniter devletleri aşındırmak için “kültürel haklar” ve “eşitlik” kavramlarını birer Truva Atı gibi kullanırlar.

Eğer bir milleti tek bir bayrak ve tek bir hukuk altında toplayamazsanız, o milleti sömürmeniz çok daha kolay olur. Bugün Türkiye’de “eşit vatandaşlık” diyenlerin sırtını yasladığı yer, Brüksel veya Washington merkezli raporlardır. Türk Milleti’nin ortak kader birliğini “etnik parçacıklara” ayırmak, bu coğrafyayı emperyalizmin yeni açık pazarı haline getirmek demektir. Siyasetçilerin “munis” bir dille pazarladığı bu kavram, aslında tam bağımsız Türkiye idealine vurulmuş bir zincirdir.

GERÇEK SORUN: EŞİTSİZLİK Mİ, LİYAKAT VE ADALET Mİ?

Türkiye’nin bugün yaşadığı sorunlar “yapısal-kimliksel” değil, “uygulama-yönetim” kaynaklıdır. Eğer bir vatandaş kendisini dışlanmış hissediyorsa, bunun nedeni anayasanın yetersizliği değil; hukukun siyasallaşması, liyakatin yerini sadakatin alması ve ekonomik paylaşımın adaletsizliğidir. Bir Kürt vatandaşı iş bulamıyorsa, bu Kürt olduğu için değil, liyakat sistemi çöktüğü içindir. Aynı sorunu bir Türk, bir Laz veya bir Boşnak da yaşamaktadır.

Gerçek demokratik çözüm; anayasayı bölücülerin diliyle tartışmaya açmak değil, anayasadaki o muazzam “eşitlik” ilkesini her alanda hayata geçirmektir. Liyakati tesis ettiğinizde, adaleti herkes için eşit işlettiğinizde, devletin kapısını her vatandaşa ardına kadar açtığınızda “eşit vatandaşlık” diye bir tartışma kalmaz. Ancak siyasetçiler, bu zahmetli ve dürüst yola girmek yerine, anayasayı ve milli birliği tartışmaya açarak “kökten çözüm” adı altında parçalanmayı önermektedirler. Bu, halkın can yakıcı sorunlarını “kimlik kavgalarıyla” örtbas etme stratejisidir.

MİLLİ DİRENİŞ VE KAVRAMSAL NETLİK

“Eşit Yurttaşlık” söylemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına, laik hukuk düzenine ve Türk Milleti’nin sarsılmaz birliğine yönelik bir “kavramsal suikasttir.” Bu kavramın içine gizlenen “Eş-Yurttaşlık” zehri, Türk Milleti’ne “demokrasi şerbeti” diye içirilmeye çalışılmaktadır. 86 milyon Türk halkı, zaten eşit vatandaşlardır. Bu eşitliği yok saymak, Cumhuriyeti yok saymaktır.

Türkiye Cumhuriyeti bir “halklar bahçesi” ya da “kimlikler koalisyonu” değildir. Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel bir hakikat olarak vatandaşlık bağıyla bağlı herkesin “Türk” sayıldığı, hukuk önünde amasız-fakatsız eşit olduğu milli ve üniter bir devlettir. Parti ve kişi isimlerinin ötesinde, bugün siyasal bir moda haline getirilen bu bölücü dili reddetmek, her vatanseverin asli görevidir. Türk halkını dinsel ve ırkçı bir bölünmeye davet eden bu kavramsal sabotaja karşı durmak, Cumhuriyet’i savunmaktır.

Türk Milleti; etnik ırkçılığın ve siyasal dinciliğin bu ortak kavramsal tuzağına düşmeyecek kadar feraset sahibidir. Bizim ihtiyacımız olan şey, yeni ve bölücü tanımlar değil; Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Anayasal düzeni  altında, kimsenin kimseden üstün olmadığı, liyakatin ve adaletin esas alındığı tam bağımsız Türkiye idealine geri dönmektir. “Eşit Yurttaşlık” yalanıyla Türkiye’yi “Eş-Vatandaşlık” bataklığına çekmeye çalışanlar, eninde sonunda Türk Milleti’nin sarsılmaz iradesine çarpacak ve tarihin çöplüğüne gömüleceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlık bağıyla bağlı her ferdin eşitliği üzerine ilelebet payidar kalacaktır.

Prof. Dr. Şahin Filiz 

Veryansın tv

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x
Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapınız.

Yazarın Diğer Yazıları

  • Milliyetçiliğin kalesi imişler - 25 Ekim 2026
  • PISA'yı çözmeyi öğrendik, eğitimi değil - 18 Ekim 2026
  • Dramatik bir tornistan vak'ası - 06 Ekim 2026
  • Süleymancılara operasyon: Tasfiye mi dizayn mı? - 15 Ağustos 2026
  • Sivas Katliamında Saklanan Gerçekler - 04 Temmuz 2026
  • Açılımda kritik eşik: MİT, 'PKK silah bıraktı' diyemez! - 03 Mayıs 2026
  • Türkistan Gezi İzlenimleri Ve Ahmet Yesevi İle Büyük Türk İnkılabını Yeniden Başlatmak - 02 Mayıs 2026
  • Kahramanmaraş katliamcısı toksik internet alt kültürünün kurbanı mı? - 21 Nisan 2026
  • Türklerin sınırları ve 2700 yılın intikamı - 26 Şubat 2026
  • Kafe, lokanta, hastane, mağaza... Türkiye'de tabela göçmenliği - 21 Şubat 2026
  • İhanetten geriye kalan - 19 Şubat 2026
  • Erol Çatma'nın eski TKP'ye ilişkin bir değerlendirmesi - 17 Şubat 2026
  • PKK'nın Siyasetteki Kolu DEM, Kandil'den Yönetiliyor - Nusaybin'deki Oyun Alçaklıktır - 31 Ocak 2026
  • Türkçeyi küçümseyen akademi... 307 ismi görmezden geliyor - 17 Ocak 2026
  • PKK'yı Terör Örgütü Saymamak Tatsız Bir Şaka Mı? - 15 Aralık 2025
  • İmralı Görüşmesinin Düşündürdükleri - 30 Kasım 2025
  • PKK'nın Yeni Propaganda Atağı : Çekiliyoruz - 02 Kasım 2025
  • Hukuk Devletinin Ve Demokrasinin Olmazsa Olmazları: Kurumlar, Kurallar, Bağımsız, Tarafsız Yargı - 12 Ekim 2025
  • 1978 Kahramanmaraş Faciasının Mağdur ve Mazlumlarından Ökkeş Şendiller Hakk'a. Yürüdü - 01 Ekim 2025
  • "Paniklemiş tavuk gibi koşuşturuyorlar" - 23 Eylül 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 12
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Köşe Yazarları
Orhan KILIÇOĞLU
Orhan KILIÇOĞLU
T. C. İsmi Bir Hadisten Alınmıştır
Cahit Akdoğan Araştırmacı yazar
Cahit Akdoğan Araştırmacı yazar
Giresun Milli Eğitimi'nin Başarı Hikâyesi Ve Yerelden Küresele Uzanan Vizyon
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Çerçeve Yasanın Hukuki Ve Siyasi Açıdan Değerlendirmesi
Sabri Şenel
Sabri Şenel
Tuz Kokmadan, Töre Bozulmadan: Titre ve Kendine Dön!
Serdar Gündüz Liyakat-Sen Genel Sekreteri
Serdar Gündüz Liyakat-Sen Genel Sekreteri
Memurun Ekmeğiyle İlgilenmeyenler, Sendikal Özgürlüğüne Göz Dikti!
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Cumhuriyetin Üzerine Titremek
Yarım Asırlık Bir Rüzgâr, Birkaç Damla Yaş: Sandıklı'da Vefa ve Candaşlık Destanı
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Yarım Asırlık Bir Rüzgâr, Birkaç Damla Yaş: Sandıklı'da Vefa ve Candaşlık Destanı
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Emekliyi Umutlandıran Sözler
Uzman Ve Başöğretmen Tazminatının Emeklilikte Devamı İçin MEB'e Ve Cimer'e Dilekçe Yazıyoruz
Kadriye Demirel (AES Antalya il Temsilcisi , Eğitim koçu)
Uzman Ve Başöğretmen Tazminatının Emeklilikte Devamı İçin MEB'e Ve Cimer'e Dilekçe Yazıyoruz
Aziz Dolu Atabey
Aziz Dolu Atabey
MEB, OECD ve PİSA Raporu
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Mezhep Ayrışması ve Çaldıran
30 Ağustos
Namık Özer ERDOĞAN Atatürk Eğ.En.Eski Md.
30 Ağustos
Milliyetçiliğin kalesi imişler
Misafir Yazılar
Milliyetçiliğin kalesi imişler
Siyasal İslam'ın Analizi Ve (İslamcılığın) İflası: 2
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Siyasal İslam'ın Analizi Ve (İslamcılığın) İflası: 2
Bilge Kağan Yasası: En Eski Türk Anayasası "Töre"
Ali Kemal Gül
Bilge Kağan Yasası: En Eski Türk Anayasası "Töre"
Öz Eleştiri İhtiyacı
Türk Ocakları'ndan
Öz Eleştiri İhtiyacı
Buluşmak, Direnmenin Adıdır
Şerife Güven
Buluşmak, Direnmenin Adıdır
Türkçe Düşün, Türkçe Konuş, Türkçe Yaz!
Köksal Cengiz
Türkçe Düşün, Türkçe Konuş, Türkçe Yaz!
Atatürk Neden Göktürk Alfabesine Dönmedi?
Şevket Sezer
Atatürk Neden Göktürk Alfabesine Dönmedi?
Çok Okunan Haberler
Doğum İzni Dönüşü Ayrımcılığa Yargıtay’dan Emsal Fren: İşverene Ayrımcılık Tazminatı Cezası
Doğum İzni Dönüşü Ayrımcılığa Yargıtay’dan Emsal Fren: İşverene...
"Okulda Temizlik Personeli Yok, Bakan Lüks Arabayla Düğün Davetiyesi...
Avukatlık Ücret Tarifesi Yeniden Şekillendi: Yeni Dönem Başlıyor
Avukatlık Ücret Tarifesi Yeniden Şekillendi: Yeni Dönem Başlıyor
Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Yeni Slow Radyo