• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
12:24
Hakimle tartışan avukat gözaltına alındı
12:16
Dünya yolsuzluk sıralamasında Türkiye Cibuti, Nijer ve Moğolistan ile aynı sırada!
11:51
Bir adli emenet hırsızlığı da Ankara'dan
11:21
Devlet hastanesinde rüşvet skandalı: 2 doktor gözaltında
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Misafir Yazılar
  3. 43 Yıl Sonra 12 Eylül Darbesi - MHP Ve Ülkücü Kuruluşlar Davası
Yayınlanma: 12 Eylül 2025 - 22:42
Güncelleme: 12 Eylül 2025 - 22:46

43 Yıl Sonra 12 Eylül Darbesi - MHP Ve Ülkücü Kuruluşlar Davası

12 Eylül 2025 - 22:42
Güncelleme: 12 Eylül 2025 - 22:46
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
43 Yıl Sonra 12 Eylül Darbesi - MHP Ve Ülkücü Kuruluşlar Davası
Misafir Yazılar
Misafirin Sözü

Eylül darbesine yol açan ortamı hazırlayan siyasal, sosyal ve ideolojik faktörleri dikkate almadan yapılacak değerlendirmeler eksik veya yanlış kalır. Çünkü bu ortam aniden ortaya çıkmadı; 27 Mayıs öncesinde çoğu aydının, basının, askerin ve gencin iktidar karşıtlığının ideolojik bir tarafı pek yoktu; tartışmalar siyaset ve partiler üzerinde oluyordu. Fakat 1961 Anayasası’nın fikir ve düşünce özgürlüklerinin alanını genişletmesi, ideolojik nitelikli örgütlenmelerin önünü açması sonucunda tablo hızla değişti. Bu döneme kadar illegal yöntemleri kullanan sol fraksiyonlar dernekler kurarak, partileşerek, dergiler çıkararak yasal faaliyetlere başladılar. Bu yıllarda solculuğun bütün dünyada itibarının yükselmekte oluşu, Sovyetlerin uzaya insan göndermesi, ABD’nin Castro karşısında yenilmesi, Che ve Ho Şi Minh efsaneleri genç zihinleri etkiliyordu. Özellikle 1968 yılında Batı Avrupa’da çıkan öğrenci olayları Türkiye’ye de yansıdı. Üniversitelerde boykot ve işgaller, yürüyüşler tarzında başlayan olaylar, iktidarın da seyirci kalması sonucunda ideolojik bir nitelik kazandı.

Bu dönemde solcu kesim bölünmüştü. İdeolojik kamplaşma ve rekabet halindeydiler. Sovyetler Birliği yanlısı TİP ve DİSK içerisinde örgütlenen Behice Boran’ın başını çektiği grup, radikal sosyalist düzene siyasi kanallardan ulaşılacağını savunuyordu. Buna karşılık sosyalist - komünist düzenin kurulması için önce “millî demokratik devrim”in yapılması gerektiğini savunan, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal, Mihri Belli, Uğur Mumcu‘nun da yer aldığı başka bir fraksiyon vardı. YÖN (sonra Devrim) dergisini çıkaran bu grup çok aktifti; ordu ve gençlik içerisinde örgütlenerek, 27 Mayıs benzeri bir darbenin yapılacağına inanıyorlar, buna hazırlanıyorlardı. Öte yandan Dev -Genç’i “çatı örgüt“ olarak kullanan Güney Amerika tarzı gerillacılığı benimseyen gençler farklı bir yol izliyorlardı. Devrimci Halk Savaşı yapacakları iddiasıyla Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil liderliğindeki Halk Kurtuluş Ordusu, Mahir Çayan ekibinin THKC-C, Perinçek’in TİİKP örgütlerini kurmuşlar gruplar halinde Filistin’e giderek bu amaçla silahlı eğitim alıyorlardı.

Millî Demokratik Devrimciler kısa zamanda Silahlı Kuvvetler içerisine sızmayı başardılar. İktidar gelişmelerin farkında değildi. Solcu militanların Ankara ve İstanbul’da fakülteleri ele geçirmek maksadıyla silah tehdidiyle başlattıkları eylemlere, ülkücü öğrencilerin eğitim haklarının engellenilmesine güvenlik güçleri “üniversiteler özerktir” gerekçesiyle seyirci kalıyordu. Polis Yusuf İmamoğlu, Süleyman Özmen, Dursun Önkuzu’nun katillerini yakalamak yerine bu saldırıları kınayan ülkücü öğrenciler hakkında soruşturma yapmaya kalkıyordu. 1971 yılının Mart ayına girilirken Türkiye uçurumun kenarına gelmişti. Fakat şükür ki ne yapılmak istendiğini yakından izleyen, sorumluluklarının bilincinde olan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay Bşk. Memduh Tağmaç, MİT Bşk. Fuat Doğu, 1.nci Ordu Komutanı Faik Türün gibi üst kademelerden yönetici ve komutanlarımız da vardı. Bunların sayesinde solcu darbe girişimi 9 Mart’ta önlendi. Hemen ardından verilen 12 Mart muhtırasıyla Başbakan Demirel’in istifaya mecbur kalması aslında ordu cenahında çok yükselen tansiyonu kontrol altına alabilmek için uygulanan bir ara formüldü.

Devrimci halk savaşı sloganıyla örgütlen gençlik grupları eylemlerini Nihat Erim hükümeti döneminde yoğunlaştırdılar. Bazıları güvenlik güçleriyle çatışırken hayatını kaybetti. Yüzlerce militan ve onların destekçileri tutuklanıp yargılanmaya başladı. Muhtemelen pek çoğu ağır cezalar alacaktı. Fakat Anayasa Mahkemesi’nin 74 affını genelleştirmesi üzerine tümü serbest kaldı. Bunların çoğu içeride ideolojik anlamda daha da eğitilmiş olarak dışarı çıktılar; Dev-Yol, Dev-Sol, Halkın Kurtuluşu v.b. terör örgütleri kurarak eylemlerini daha da hızlı şekilde sürdürmeye başladılar. Stratejilerini değiştirmişlerdi; kitlesel destek bulmak, tabanlarını genişletmek amacıyla Alevi ve Kürt kökenli vatandaşlarımıza yöneldiler. Geleneksel Alevi-Sünni sorununu kışkırtarak mezhebi ve etnik çatışmalar çıkarmak istiyorlardı; bunu bir nispette başardılar, kentlerin varoşlarında, mahallelerde, bazı bölgelerde halkın arasına mezhebi zehir saçtılar, birbirine düşman haline getirdiler.

Bu dönemde güvenlik güçleriyle çatışmaya girmekten kaçındılar, MHP yöneticilerini ve ülkücü isimleri hedef aldılar. 1978 Mayıs ayından 1980 yılı başına kadar MHP’nin İstanbul‘da 199 ilçe başkanı ve yöneticisi şehit edildi. Bu stratejilerini 12 Eylül’den sonra tutuklanan Dev-Yol’un istihbarat sorumlusu Tayfun Mater (emekli Hv.Kv.K. Reşat Mater’in oğlu) sorgusunun ardından sohbete başladığı Emniyet görevlisine şöyle anlatıyordu: “Biz devrimci halk savaşı için bütün hazırlıklarımızı yapmış, mahalle ve semtlerde organize olmuştuk. Ancak henüz Türk ordusu ile çatışmayı göze alacak aşamaya gelmemiştik. Ara hedef olarak MHP ve Ülkücü kuruluşları almıştık. Fakat ne yaptıysak bize karşılık vermeye yönlendiremedik, çatışmaya girmekten kaçındılar.“

1978’in başında Güneş Motel rezaletiyle iktidara gelen CHP’nin İçişleri Bakanı em. Org . İrfan Özaydınlı o sırada Emniyet Gn. Müdürü olan Vecdi Gönül’den eylemlerle ilgili dosyaları ister. Vecdi Bey’in getirdiği klasörlerin büyük çoğunluğu solcuların eylemleriyle ilgilidir. Özaydınlı tepki gösterince Genel Müdür “Bize iletilen bilgilere göre düzenliyoruz, tablo bu” cevabını verir. Bakan kendinden emin şekilde “Hayır, teşhisiniz doğru değil; olayların sorumlusu ülkücülerdir, solcular kendilerini savunuyor. Ülkücülerin eylemlerini durdurursak solcular kendiliğinden susarlar“ diyerek kurdukları diyalektik teoriyi ifade eder. Bu sözler sosyal demokrat Ecevit iktidarının konuya tersinden baktıklarını anlamına geliyor. Ama Özaydınlı işin içerisine girince bakışı değişir. Kahramanmaraş olaylarını solcuların çıkardığını ısrarla belirtince Ecevit görevden alır; yerine getirdiği Hasan Fehmi Güneş bu ters diyalektiği savunanlardandır.

Kenan Evren hatıratında 1979 yılının Eylül ayında müdahalenin zorunlu hale geldiğini görünce Gn. Kur. 2. Başkanı Haydar Saltuk’a gerekli hazırlıkları yapma talimatı verdiğini, 12 Eylül darbesinin hazırlanan bu planlar çerçevende yapıldığını yazar. Ama bunun ne kadar gerçek olduğu, hatta Evren’in özellikle son üç yılda yoğunlaşan olayların gerçek yüzünü ne kadar bildiğini bilemiyoruz. Önemli kurumların içerisinden birileri toplumsal şartları müdahaleyi haklı gösterecek noktaya getirmek istediler mi? MHP’nin 77 seçimleriyle birlikte hızla büyümesinden, iktidarın alternatiflerinden biri haline gelmesinden tedirgin olan bu “birileri” siyasetin rotasını değiştirmeyi planladılar mı? 11 Eylül’de Başkentin en kritik yerlerine patlayıcı yüklenmiş bir düzine pankartı asacak kadar aktif olan, bir türlü ele geçmeyen sol örgütler ertesi günden sonra nasıl oldu da susup kaldılar? Bir yabancı dergide 12 Eylül’den önce “Dünyanın en zengin Hv. Kv. Komutanı” manşetiyle kapak yapılan Tahsin Şahinkaya’nın bu varlığı nasıl edindiğini kimse merak etmedi, darbeden hemen önce yaptığı ABD ziyareti de irdelenmedi. Bu gibi akla takılan soruların cevapları umarız bir gün verilir, darbenin gizemli arka yüzü aydınlanır.

Kahramanmaraş olayları üzerine Ecevit hükümeti Ankara ve İstanbul dahil bazı illerde sıkıyönetim ilanına mecbur kalmıştı. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’ne atanan hakim ve savcılar Millî Savunma Bakanı Hasan Esat Işık’ın adli müşaviri, sosyal demokrat Hkm. Bnb. Olcay Mis tarafından görüş ve düşüncelerine dikkat edilerek seçildiler; böylece MHP ve ülkücülerden nefret eden Nurettin Soyer Başsavcı oldu. 27 Aralıkta Kenan Evren imzasıyla Cumhurbaşkanı Korutürk’e iletilen mektup parti liderlerine darbenin yapılacağını açıkça belirten bir meydan okumaydı. Fakat ne Başbakan Demirel, ne de ana muhalefet lideri Ecevit bunu anlamak istemediler. Süresi bittiği için boşalan Cumhurbaşkanlığı için makul bir isim üzerinde uzlaşamayarak Evren ve Komutanların işlerini kolaylaştırmış oldular.

12 Eylül Darbesi Org. Haydar Saltık ve kendisi gibi sosyal demokrat eğilimli ekibinin hazırladıkları plana uygun olarak yapıldı. Darbe henüz TV’lerde ilan edilmeden özel kuvvetlerden bir tabur asker MHP Genel Merkezi‘ne baskın tarzında girdi. Aynı anda hiç gereği yokken sokağa getirilen bir tank elektrik direğini deviriyor ve bütün semt saatlerce karanlıkta kalıyor; Parti binasında gece boyunca karanlıkta arama yapılıyor. Oysa diğer partilerde arama ertesi gün saat 9’da, bazılarında ise bir gün sonra polis tarafından yapılıyor. Dava açıldıktan sonra savunma avukatı Şerafettin Yılmaz’ın defalarca tekrarladığı bu aramanın kimin talimatıyla yapıldığı sorusunu Mahkeme Başkanı Vural Özenirler ısrarla cevapsız bıraktı; böylelikle çok önemli bir hususun aydınlanmasını bilerek engelledi.

Başsavcı Soyer 12 Eylül’den birkaç ay sonra basına görüntülü bir açıklama yaptı; büyükçe bir masanın üzerinde dizili çeşitli cins ve büyüklükte yirmiden fazla silahı göstererek bunları MHP Genel Merkezi’nde bulduklarını, burasının suç örgütü olduğunu gösteren başka belgeleri de ele geçirdiklerini iddia ederek gerekli hukuki işlemlerin yapılacağını ifade etti. Soyer aynı iddiaları Kenan Evren ve Konsey Üyelerine verdiği brifingde de tekrarladı. Başsavcı’nın söylediklerini doğru kabul eden Konsey, Soyer’in dava açmasına izin verdi. Çoğu sol eğilimli olan, MHP ve ülkücü kuruluşları anarşinin sorumlusu sayan gazeteler ve yazarları bu iddiaları hararetle sahiplendi. Belli gazetelerin Ankara bürolarıyla savcılık arasında işbirliği yapılarak MHP mensupları henüz dava bile açılmadan suçlanıp infaz edilmeye çalışıldı. Ancak duruşmalar başladıktan sonra savcılık bu silahlardan bir daha söz etmedi; çünkü bunlar parti binasında bulunmamışlardı. Savcı hukuki ve ahlaki kriterleri bir yana bırakarak Konsey’i ve kamuoyunu “ajite” etmek istemişti ve amacına ulaşmıştı.

Nurettin Soyer’in kendi zihniyetinden bazı öğretim üyeleri ve yazarlarla işbirliği yaparak hazırladığı 986 sayfalık iddianame müfrit MHP düşmanlarının dışında aklı selim herkes tarafından şaşkınlıkla karşılandı; Soyer tarihi nitelikteki bu davaya hukuki değere sahip bir belge sunmak yerine bir engizisyon hakimi gibi eline aldığı kılıçla katliam yapmaya kalkışmıştı. Metin ilk satırından son cümlesine kadar ideolojik saplantıları olan hastalıklı bir zihnin hezeyanlarını içeriyordu. 586 sanıklı MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianamesinde 220 sanık hakkında TCK 146, 149, 168 ve 142. maddelerinin uygulanması yani “idam” cezası, diğer sanıklar için de çeşitli oranlarda hapis cezası verilmesi isteniyordu.

Davanın sorgu safhası 14 Ekim 1981’de başladı. Duruşma salonuna önce ülkücü kuruluşların mensubu sanıklar alındı. Ardından başta Genel Başkan Türkeş Beğ olmak üzere Yönetim Kurulu salona alınırken çoğunu ülkücü gençlerin oluşturduğu sanıklar ayağa kalkarak duygularını yansıtan bir coşkuyla göz yaşları arasında İstiklal Marşını söylemeye başladılar; sanıklar cezaevinde maruz kaldıkları insanlık dışı eziyetlere, işkencelere, ağır baskılara tepkilerini böylece ifade ederken, fikir ve inançlarından geri adım atmadıklarını da haykırmış oluyorlardı. Görevliler şaşırmıştı, o anda müdahale edemediler; ertesi gün soruşturma açılarak yüzden fazla gence zindan cezası verildi.

Duruşma başlarken başka bir olay daha yaşandı. Psikopatik bir kişiliği olan, sanıklara eziyet etmeyi görev sayan Alb.Raci Tetik sıralar arasında dolaşıyor, bakışlarıyla salona “güç bende” demek istiyordu. Nevzat Kösoğlu aniden ayağa kalkarak, öfkesini yansıtan sesiyle O’na bağırmaya başladı: “Burası mahkeme, sen burada ne hakla dolaşıyorsun? Derhal buradan çık, defol git.“ Sonra da heyete dönerek usul hukukuna özen göstermelerini, bu tarz davranışlarla kimsenin çiğnemesine izin vermemelerini istedi. Kösoğlu’nun bu çıkışı ve heyetin talebini haklı bulması sanıklar üzerinde çok olumlu etki yaptı; kendilerini savunabileceklerini görüp moral buldular.

Mahkeme Başkanı Hakim Alb. Vural Özenirler bu davada görev almayı kendisi istemişti. Oysa bir duruşma esnasında MHP ve Genel Başkanı hakkındaki olumsuz ifadeleri üzerine, Alparslan Türkeş 1979’un Ağustos ayında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e yazıyla bu sözleri duyurarak şöyle diyordu: “Açıkça ihsası rey yapan bu kişi, değil Türkiye Cumhuriyeti’nde Nazi Almanya’sında bile hakimlik yapamaz.“ Avukat Şerafettin Yılmaz duruşmalar sırasında bu mektubu okuyarak Vural Özenirler ve Ali Fahir Kayaca’nın davadan çekilmelerini istedi. Onlar da bu talebi haklı bularak çekilmeye karar verdiler, fakat Askeri Yargıtay görevlerine devamlarını istedi; böylelikle dava bitinceye kadar devam ettiler ve 1987’de verilen kararı hazırlayıp imzaladılar.

Aslında bu davanın hazırlığı iki yıl kadar önce Hasan Fehmi Güneş’in bakanlığı döneminde başlamıştı. Bir dönem Almanya’da “Avrupa Demokratik Türk Dernekleri Federasyonu”nun Başkanlığını yapan Lokman Kondakçı’nın ekonomik durumu bozulmuş, ağır şekilde borçlanmış, görevinden de ayrılmıştı. Aydınlık Gazetesi’nin Almanya temsilcisi durumunu fark edince temas kurar; Türkeş’i suçlayacak bir ifade verirse mali durumunu düzeltecek destek verileceği söyleyerek ikna eder. Bakan Güneş bunu öğrenince hemen Türkiye’ye getirmelerini ister. Ankara’ya getirilen Kondakçı MİT’in kullandığı Marmara Köşkü’nde İçişleri Bakanı’nın bizzat sorduğu sorulara şahit sıfatıyla istenilen tarzda cevaplar verir. Güneş 26 sayfalık bu ifadeyi dostu Soyer’e ve Aydınlık Gazetesi’ne iletir. Fakat vaatler tutulmaz, Güneş de Bakanlıktan istifa etmiştir. Kondakçı bir süre sonra yaptığından pişman olur. Türkiye’ye dönmüştür, memleketi Ordu’da fındık ticareti yaparken durumunu düzeltmiştir. MHP davası başlamak üzereyken Av. Şerafettin Yılmaz kendisiyle görüşür; iddialarının o sırada içinde olduğu ekonomik ve psikolojik sıkıntılarından kaynaklanan tepkiden kaynaklandığını anlatır. Bunların doğru olmadığını belirten yeni bir ifade verir. Şerafettin Yılmaz bunun dava dosyasına konulmasını sağlar. Kondakçı bu ifadesini şahit sıfatıyla duruşmada da tekrarlar. Böylelikle Savcı Soyer en önemli kozunu kaybetmiş olur.

Nurettin Soyer darbenin ayak seslerinin duyulduğu 80’nin yaz aylarında hazırlıklara başlamıştı. İlk olarak kendine bağlı Zeki Kaman, Dürüst Oktay gibi isimlerin olduğu 12 kişilik bir polis timi kurdu. Bunların tamamı radikal solcu, “devrimci şiddet” yanlısı Pol-Der mensubuydu, örgüt onları özel olarak seçip Soyer’ e göndermişti. Sanıklara işkence yapmakta uzmandılar, insanlıktan nasip almadıklarından bundan haz duyuyorlardı. Ülkücü gençlerden ideolojik nedenlerle nefret ediyorlardı. Garnizon içerisinde savcılık bürolarına yakın C-5 adı verilen özel bir sorgulama yeri hazırlandı. Buraya Filistin askısından elektrikli şok cihazlarına kadar her türlü işkence aleti yerleştirildi. Soyer ekibinin nezaret altına aldığı ülkücü gençleri burada sorgulayıp konuşturarak Türkeş ve parti yönetimine en ağır cezaların verilmesini sağlayacağından emindi; iddianameyi buna güvenerek hazırlamıştı.

Hazırlık safhasında yardımcılığını yapıp bir süre sonra emekli olan Üstün Günsan 1986 yılında bir dergideki röportajında bu stratejiyi şöyle anlatıyor: “Benim kişisel görüşüme göre Askeri Savcılık MHP dosyasını söylentiler nedeniyle erken açtı. O dosyanın soruşturması daha uzun sürebilseydi çok daha başka deliller bulunabilirdi. MHP’nin alt eylem grubu ile yönetici grup arasındaki ilişkiyi sağlatan aracı grup vardı. Bu grup tam anlamıyla ele geçirilemediği için aşağı ile yukarının bağlantının kurulmasında zorluk çekiliyordu. Savcılık rahat bırakılsaydı. soruşturma daha ayrıntılı yapılsaydı bu aradaki kişiler de ortaya çıkabilecekti.”

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası darbeyi yapan Kenan Evren ve çevresindeki askerlerin tercihiyle, hakim ve savcı sıfatını taşıyan bu zihniyetteki kişiler tarafından hazırlandı, açıldı ve yürütüldü.

14 Ekim 81’de başlayan Dava’nın sorgulama bölümünde ilk olarak Genel Başkan Türkeş Beğ konuştu; savunmasına şöyle başladı: “Sayın hakimler, Cumhuriyet tarihimizin en önemli davasına bakıyorsunuz. Siz bizi yargılıyorsunuz, tarih ise bizi olduğu gibi sizi de, iddia makamını işgal eden bu zevatı da yargılayacak ve hüküm verecektir.“ dedikten sonra devamla : “Türk milliyetçiliğini suçlama gayretkeşliğinin ciddiyetsiz belgesi olan bu iddianame, taleplerinin ağırlığı karşısında çok hafif kalmakta, peşin hükümlülüğünü, ideolojik taassup içinde hazırlandığını ortaya koymaktadır. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ve devletimizin temel felsefesi faşizmle suçlanmış, sanık sandalyesine oturtulmuş bulunmaktadır… Bu mahkeme başlamadan önce hiç konuşmamayı düşündüm; ama tarihi bir görevi yerine getirmek için konuşmak lazım geldiğine karar verdim. Hicranım çoktur… bu yalanların neticesinde Silahlı Kuvvetler camiasında yetişmiş, ondan sonra da siyasete atılmış, bu kadar yıl memlekete hizmet etmiş bir insan olarak bu yaşımda burada bunların savunmasını yapmak durumunda kalıyorum .” Türkeş Beğ iki gün boyunca iddianamedeki bütün suçlamalara tek tek cevap verdi; bunların doğru olmadığını, mesnetsiz iddialar ve iftiralar olduğunu ifade etti.

Ardından Nevzat Kösoğlu sözlerine “Türkiye’de hiçbir Marksist yazı bu metin kadar Türk Milliyetçiliğine saldırgan, kaba ve tahripkar olmamıştır” diyerek başlıyor ve devamında “Bu metnin iki büyük yanlışı vardır; birisi tahkikatın usulüdür. Elde edildiği ifade edilen deliller tahkikatı nereye götürürse orada durulur ve ondan sonra hukuki tavsif yapılır. Halbuki bizim iddianamemizde önce hukuki tavsif yapılmış, şablon çıkarılmış, sonra delil haysiyeti olup olmadığını bilahare tartışacağımız vesikalar yahut evraklar bu kablona göre yorumlanmaya kalkışılmıştır. Bu hukuk değildir. İkinci büyük yanlışı Marksist eylemler hakkında bugüne kadar tanzim edilmiş birçok iddianamenin tarz ve üslubunun aynen milliyetçi bir eylem veya hareket için uygulanmaya kalkışılmasıdır... Türk düşünce hayatının en büyük isimleri Ziya Gökalp’ten Kemal Atatürk’e kadar ne yazık ki bu bakış açısı içinde bir itham sağanağı altında kalmışlardır”.

Sadi Somuncuoğlu, Cengiz Gökçek ve diğer Yönetim Kurulu üyeleri de ifadelerinde İddianameyi geniş şekilde eleştirdiler, suçlamaların hukuki niteliğinin olmadığını, kendileriyle ilgili kısımlardaki iddiaların yanlışlarını ortaya koydular.

1982 yılının ortalarına doğru dava devam ederken Yönetim Kurulu üyeleri ve bazı ülkücü sanıklar tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmeye başlandı. Fakat mahkeme avukatlarının Türkeş’in tahliyesi konusundaki taleplerini sürekli reddediyordu. Dil Okulu’nda başka tutuklu kalmamıştı. Türkeş tedavi maksadıyla Mevki Hastanesinde tutuluyordu; nihayet 1985 Haziran ayında beş buçuk yıl tutuklu kaldıktan sonra O da tahliye edildi.

Nurettin Soyer 29 Nisan 1986 tarihinde “Esas Hakkındaki Mütalaası” nı okudu. Mütalaada sanıkların faşist ve ırkçı olarak suçlanmalarının yerini “şeriatçılık“ almıştı. Yöneticiler “… düzeni yıkmak için cihad hareketi saydıkları yaygın şiddet eylemleri yapmak” la suçlanıyorlardı. Alparslan Türkeş ve elli sanığın TCK 146/ 1‘den idamla cezalandırılması, 170 sanığın bu fiile yardım etmekten 5-15 yıl ağır hapsi isteniyordu.

Bir numaralı Sıkı Yönetim Mahkemesi bir yıl sonra 1987 yılında kararlarını açıkladı. Savcılığın “anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs ettikleri“ görüşünü kabul etmedi. Böylece suçun niteliğini değiştirmiş oldu. Alparslan Türkeş ve bazı ülkücü sanıklara TCK 313. maddesine göre 11 yıl ağır hapis cezası verilirken Genel İdare Kurulu Üyeleri ve Eğitimciler ile çok sayıda Ülkücü sanık beraat etti. Muhsin Yazıcıoğlu, Yılma Durak, Lokman Abbasoğlu, Mehmet Sakarya, Hakkı Şafak Ses, Mustafa MİT, Yaşar Yıldırım’ın aralarında olduğu bir grup ülkücü 313.madde kapsamında ceza aldılar, cezaevinde kaldıkları süre dikkate alınarak yeniden tutuklanmadılar. Dava Yargıtay’a intikal etti. 1993 yılında yani 7 yıl sonra duruşmalı olarak bakılan dava “zaman aşımı“ gerekçesiyle düşürüldü ve dosya böylece kapanmış oldu.

12 Eylül darbesi üzerine bu tarihi davada savunma görevini üstlenen Şerafettin Yılmaz’ın bürosunda kendisine çoğu üniversite öğrencisi bir grup, dava süresince yardımcı olmuştu. Uzun zamandır bu davanın hikayesini yazmayı düşünüyor ve çalışıyorlardı. Nihayet tamamladılar. Ötüken Yayınevi 600 sayfa civarındaki kitabı inşallah ay sonuna kadar bastırıp piyasaya sunmuş olacak.

Davayla ilgili yazımı ikinci bölümüyle tamamlamak istiyordum. Fakat çok sayıda dostum aradan 43 yıl geçtikten sonra o yılları yaşayan ve hatırlayanların giderek azaldığını, tarihe not düşmek açısından biraz daha ayrıntılara girmemi istediler. Bu görüşü haklı bulduğumdan üçüncü bölümü 12 Eylül günlerinden notlar başlığıyla sunmaya çalışacağım.

Nuri Gürgür

Türk Ocakları Eski Genel Başkanı 

 

 

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Bir kavramsal istila ve anayasal sabotaj: 'Eşit yurttaşlık' maskesiyle milli devletin tasfiyesi - 01 Şubat 2026
  • PKK'nın Siyasetteki Kolu DEM, Kandil'den Yönetiliyor - Nusaybin'deki Oyun Alçaklıktır - 31 Ocak 2026
  • Türkçeyi küçümseyen akademi... 307 ismi görmezden geliyor - 17 Ocak 2026
  • PKK'yı Terör Örgütü Saymamak Tatsız Bir Şaka Mı? - 15 Aralık 2025
  • İmralı Görüşmesinin Düşündürdükleri - 30 Kasım 2025
  • PKK'nın Yeni Propaganda Atağı : Çekiliyoruz - 02 Kasım 2025
  • Hukuk Devletinin Ve Demokrasinin Olmazsa Olmazları: Kurumlar, Kurallar, Bağımsız, Tarafsız Yargı - 12 Ekim 2025
  • 1978 Kahramanmaraş Faciasının Mağdur ve Mazlumlarından Ökkeş Şendiller Hakk'a. Yürüdü - 01 Ekim 2025
  • "Paniklemiş tavuk gibi koşuşturuyorlar" - 23 Eylül 2025
  • Kürtleşen Türkmen Aşiretleri - 20 Eylül 2025
  • Hukuk Devletinin Ve Demokrasinin Olmazsa Olmazları: Kurumlar, Kurallar, Bağımsız, Tarafsız Yargı - 08 Eylül 2025
  • Etnikçi Fitne Bitmedi. Bölgede Yaygınlaşıyor - 28 Ağustos 2025
  • Eski hastalık, yeni biçimler: Türkiye'de yolsuzluk anatomisi - 22 Ağustos 2025
  • Öcalan Mimarlığını Yaptığı KCK'ya Neden Suskun - 01 Ağustos 2025
  • Silah Bırakmakla Sorun Çözülmüş Olmuyor - 26 Temmuz 2025
  • Haydut Devlet İsrail Bölgede Barışı Ve İstikrarı Engelliyor - 23 Haziran 2025
  • Ali Yalçın'ın Niyetini Arkadaşı İfşa Etti! - 17 Haziran 2025
  • Bakan arabasının kapısını açan adamın kapısını açan adamlar... - 25 Nisan 2025
  • Sadece Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan değil, Kırgızistan ve Tacikistan da KKTC'yi sattı! - 14 Nisan 2025
  • Alparslan Türkeş: Vatana, millete ve bir ülküye adanmış bir ömür - 05 Nisan 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 11
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Köşe Yazarları
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Hangisi Daha Güvensiz?
Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği (4)
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği (4)
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Ana Okulu Öğretmenleri İsyanda
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Mafyalaşan Devletler, Devletleşen Mafyalar
Otorite Kuramayan Anne-Baba, Çocuğuna Kaybettirir
Kadriye Demirel (AES Antalya il Temsilcisi , Eğitim koçu)
Otorite Kuramayan Anne-Baba, Çocuğuna Kaybettirir
Aziz Dolu Atabey
Aziz Dolu Atabey
Asa Değil Musa Olmak
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Eski Türk Yazıtları-2
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Zamanın İki Yüzü: Unutmak ve Hatırlamak
Yusuf İPEKLİ
Yusuf İPEKLİ
Yaz Saati
Cahit Akdoğan Giresun Valiliği Esk.Halkla İliş. Md
Cahit Akdoğan Giresun Valiliği Esk.Halkla İliş. Md
Meşhur Siyah Duster Artık Garajda
Tadı mı Var Sensiz…
Namık Özer ERDOĞAN Atatürk Eğ.En.Eski Md.
Tadı mı Var Sensiz…
Serdar Gündüz Şb. Müd. Liyakat-Sen Genel Seketeri
Serdar Gündüz Şb. Müd. Liyakat-Sen Genel Seketeri
Atatürkçü Düşüncenin Ahlaki Temelleri
Slovenya Lübliyana
Canan ÖZDEMİR Uzman Sosyolog
Slovenya Lübliyana
Bir kavramsal istila ve anayasal sabotaj: 'Eşit yurttaşlık' maskesiyle milli devletin tasfiyesi
Misafir Yazılar
Bir kavramsal istila ve anayasal sabotaj: 'Eşit yurttaşlık' maskesiyle milli devletin tasfiyesi
Trabzonlular! Neslinize ihanet içindesiniz.
Orhan KILIÇOĞLU
Trabzonlular! Neslinize ihanet içindesiniz.
İnsan Olabilmenin Sessiz Yükü
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
İnsan Olabilmenin Sessiz Yükü
Türk milliyetçiliği tarihi kitabını niçin yazdım?
Dr.Sakin ÖNER
Türk milliyetçiliği tarihi kitabını niçin yazdım?
Allaha İnanç Üzerine
Ali Kemal Gül
Allaha İnanç Üzerine
2026'ya Girerken Türkiye
Türk Ocakları'ndan
2026'ya Girerken Türkiye
Bayrak Namustur: Beyşehir'den Yükselen Milli Ruh
Şerife Güven
Bayrak Namustur: Beyşehir'den Yükselen Milli Ruh
Bozkurtların Öyküsü
Köksal Cengiz
Bozkurtların Öyküsü
Büyük Bedel Ödeyerek Yazdığımız Destanların Kahramanları Sadece Bizleriz
Şevket Sezer
Büyük Bedel Ödeyerek Yazdığımız Destanların Kahramanları Sadece Bizleriz
Çok Okunan Haberler
TÜİK Ocak ayı enflasyon verilerini açıkladı
TÜİK Ocak ayı enflasyon verilerini açıkladı
24 kız öğrenciyi taciz ettiği iddia edilen öğretmen tutuklandı
24 kız öğrenciyi taciz ettiği iddia edilen öğretmen tutuklandı
Kadrolu öğretmene 'sözleşmeli' kriteriyle atamaya yargı freni: Mahkemeden emsal karar
Kadrolu öğretmene 'sözleşmeli' kriteriyle atamaya yargı freni: Mahkemeden...
Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim