Erich Rothacker kültürü “ekip biçme “olarak tanımlar. Bizim atasözümüzle söylersek; “Ne ekersek onu biçeriz.” O zaman kültüre, özenle değerlendirmemiz gereken ve gereğini yapmak için hassasiyet göstermemizi gerektiren çok önemli bir değerler bütünü olarak bakabiliriz. Kültür; uzun yıllar bir arada yaşayan toplulukların ortaklaşa geliştirdikleri maddi manevi yaşama tarzıdır. İnançlardır, gelenek göreneklerdir, eğlence anlayışı, matem ritüeli, adalet duygusu, özgün sanat anlayışı, hayata bakış, töreye bağlılıktır.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, zekâyı eğitmektir.” der M.K.Atatürk. Kültür dinamiktir, devamlılık arz eder. Zaten saydığım özelliklerin çoğunluk tarafından kabul görüp benimsenmesi, yaşanılan coğrafyayı VATAN, halkları kardeş, yığınları da MİLLET yapar. Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesini önemsiyorum. Yeter ki kültür ile festivali birbirine karıştırmayalım. Bunlar ayrı şeylerdir.
“Kendi kültürü ile ilgisi olmayan insan, ülkesinin yabancısıdır.” diyen Ludwig Tieck haksız mıdır? Bence burada beyin yakan soru ile karşılaşmamız kaçınılmazdır. O da şu; popüler kültürün dijital saldırganlığına ve sosyal medyanın ruhu çürüten seviyesizliğine karşı milli kültürü diri tutabilmek, bizi biz yapan değerleri yaşatabilmek nasıl mümkün olabilecektir? Daha önemlisi, bizim birey veya toplum olarak böyle bir derdimiz var mıdır? Zengin kültürümüzden, tarihe yön çizen bilim, sanat ve medeniyet tasavvurumuzdan haberimiz var mıdır?
Tarihimizin bize yüklediği misyonun farkında mıyız? Nurettin Topçu’nun şu sözleri anlatmaya çalıştıklarımın izdüşümüdür. "Siz Türk çocukları, isimsiz ecdadın toprak altındaki kemiklerini anıtlaştırabiliyor musunuz? O zaman milli kültürün insanı oldunuz demektir. Yoksa aralarında hoyrat sesli sayısız otomobillerin uğuldadığı servet mahzeni apartman kaleleriniz, milli kültürümüzü kurtaramayacaktır."
Bana bu yazıyı yazma şevkini ve enerjisini veren Prof.Dr.Mualla Uydu Yücel hocamıza teşekkür ediyorum. Cumartesi günü Topkapı Kültür Parkı Yörük Çadırı'nda “ Türk’ün Gücü: Geçmişten Günümüze Kültürel Değerlerimiz” konulu konferansında Mualla Hoca bize unutulmaz bir kültür ziyafeti çekti. Kültürel Mirası Koruma Ve Yaşatma Derneği’nin düzenlediği konferans Haziran sıcağında adeta Tanrı Dağlarının serin esintisi gibi geldi bana. "Bugüne kadar hala anlayamadık ki ilim, bir müzeyi andıran üniversite sarayının dört duvarı arasına hapsedilecek bir esir değildir. O, cemiyetin hayatına, damarlarımızdaki kan gibi yayılarak dağılacak ve benliğimizi idare edecek cevherdir." demişti Nurettin Topçu. Sevgili Mualla Hoca Türk’lüğe hizmet yolunda sıcak soğuk demeden, yorulmadan usanmadan devam ediyor işte. Kültürümüzü konuşarak benliğimizi yoğuruyor. Tanrım sayılarını arttırsın.
Katılımcıların soru ve cevaplarıyla üç saat süren sohbete ben de bir soru ile katıldım. Soru şuydu: Bu kadar engin kültür varlıklarına ve eserlere sahip olduğumuz bir gerçek. Bunu inkar eden kanı bozukları, ya da Türk’lüğe ihanet peşinde koşanları bir kenara bırakırsak, iktidar olup bizi yöneten siyasetçilerin kültürümüzün tahrip edilmesine bu kadar kayıtsız kalmalarını nasıl izah edebilirsiniz? Parlamentomuzda emperyalizme karşı göğsünü gere gere “Ben bir TÜRK’ÜM. Dinim cinsim uludur!” diye haykıranların sayısı artmadıkça çocuklarımızın TÜRK KÜLTÜRÜ’nü kolayca özümsemesi mümkün müdür?
Yaz sıcakları bastırınca genelde derneklerin faaliyetlerine de ara veriliyor. Tatil her çalışanın hakkı elbette. Bu yazının konusu kültür olduğuna göre musıki dernekleri veya bazı kurumların bahar ve yaz konserlerinden de bahsetmeliyim. Uzunköprü Musıki Derneğinin konserlerine İstanbul’da olduğum için birkaç yıldır katılamıyorum. Dr.Yalçın Doğrugüven’in örnek gösterilecek gayretiyle sürdürdüğü dernek çalışmaları ve mikrofona kazandırdığı solistler son konserde davetlilerin alkışlarıyla ödüllendirildiler. Belediye bünyesinde sanat müziği eğitimi veren, müzik çalışmaları yapan Yusuf Çetin kardeşimi de kutluyor, kısa süre önceki izdivacı için tebrik ediyor, mutluluklar diliyorum.
Pazar günü akşamı yine bir konser davetine katıldık, eğitimci, sendikacı dostum Mehmet Aslan hoca ile. Anadolu’dan Türk Halk Müziği Topluluğu Konseri, Beykoz Anadolu Hisarı Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi’ndeydi ve muhteşemdi. Dolu salon müstesna bir gece yaşadı diyebilirim. Bizim için daha da önemli olan Beykoz Türk Ocağı önceki başkanı değerli kardeşim, okul müdürü Fevzi Geylan ve küçük kızı Aybike’nin solist olarak sahne alıp türkü söylemesiydi. Eğitmen Şef Necip Aydın’ın titiz ve disiplinli çalışması ile koronun seslendirdiği ,solistlerin can verdiği türkülerle adım adım dolaştık Anadolu’muzun her köşesini. Balkanların Güldaniye’sini de unutmadık elbette. Aşık Veysel gibi “Türk’üz ,Türkü çığırırız.”dedik. Neşet Ertaş’ı, Musa Eroğlu’nu,Abdürrahim Karakoç’u andık hasretle.
Musıki derneklerinin sanat çalışmalarını ve bu etkinliklerini kültürümüzün yaşatılması için çok değerli buluyorum. Uzunköprü Musıki Derneği’nin iki konserinde yaptığım sunuculuk hayatımın en değerli anıları arasındadır. Platon’un bir sözüyle bitireyim. "Müzik evrene bir ruh verir, zihne kanat takar, hayalleri uçurur ve her şeye hayat verir."











