Dün İngilizlerin insanlığa yaşattığı vahşet, bugün İsrail, ABD, Rusya ve Çin tarafından hız kesmeden sürdürülüyor. Katliamlar, kan ve gözyaşı dinmeden devam ediyor. Maalesef bu zulümden en büyük payı Türk milleti ile yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip ülkelerin mazlum halkları almaktadır.
Irak, Suriye, Libya, Yemen, Filistin, Doğu Türkistan ve Lübnan'da ölüm makineleri masum insanların üzerine kan kusmaya devam ediyor. İnsanlıktan nasibini almamış, hiçbir ahlaki ve insani ilke taşımayan bu vahşi, insanlık dışı insansı yaratıklar hangi iklimde yetişti? Ruh sağlığı bozuk, sanki kan dökmek için eğitilmiş bu yaratıklar; kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapmadan insanların üzerine ateş yağdırmayı aralıksız sürdürüyor. Ardından da petrol, doğal gaz, altın başta olmak üzere bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarını vahşice ele geçirip paylaşmaya devam ediyorlar.
İnsanlığı insan hakları konusunda hesaba çekenler (!) kendileri insanlıktan nasibini almamış, vahşi hayvanlarla dahi kıyaslanamayacak katliam şebekelerine dönüşmüş durumdadır. ABD, AB, İsrail, Rusya, Çin ve benzeri ülkelerin insanları insan da dünyanın geri kalanında yaşayan insanlar insan değil midir?
Savaşın da bir kuralı olur. Dünyada İtalya ve İspanya gibi onurlu tepki örnekleri bulunmaktadır. Sorunun dinle de ilgisi yoktur. Din ve inanç ayrımı gözetmeksizin ortak insanlık vicdanına o kadar hasretiz ki; o bebeklere, kadınlara, yaşlılara ve masum insanlara yazık değil midir? Masum insanı katledene hiç insan denir mi?
Yine de bu zulme en güçlü tepkiyi Batı'daki birkaç ülke ve daha çok Batı ülkelerindeki insanlar göstermektedir. Müslümanların yaşadığı coğrafyada ise edilgenlik, korkaklık ve bastırılmış duygular hâkimdir. Sanki insani duygular narkozlanmış, sömürülen ülkeler sessizliğe mahkûm edilmiştir. Bu nasıl bir sorumsuzluk ve vicdansızlıktır?
Bu gidişatın sonu asla hayır değildir. Mazlumun sesine kör, sağır ve dilsiz olmak; ne din tarihinde ne de insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir çürümüşlük, kokuşmuşluk ve vicdansızlıktır.
Emperyalist çakallar, gerek kendi ülkelerinde gerekse sömürdükleri ülkelerde öldürmek, sömürmek, yağmalamak, çalmak ve çırpmak için hiçbir engel tanımıyor. Sömürgecilerin azgın iştahları doymak bilmiyor. Zalim sürüleri elbet bir gün mazlumların kanında ve gözyaşında boğulacaktır. Zifiri karanlığı, kanı ve gözyaşını insanlık vicdanı bir gün mutlaka mahkûm edecektir.
Haksızlığa ve hukuksuzluğa göz yumup yalnızca iktidarını ve koltuğunu koruyan kukla yönetimlerin sonu yoktur. Nice zalim; taht, servet ve şöhret sahibi olarak bu dünyadan geçti. Bugün onların hatırlanan tek yönü zalimlikleri ve alçaklıklarıdır.
Türk milleti, tarihte kurduğu devletlerle insanı yaşatma odaklı yönetim anlayışı sayesinde insanlığa altın çağlar yaşatmış kahraman bir ecdadın mirasçısıdır. Türk'ün tarihinde ve töresinde mazluma, sahipsize, çaresize, sivile, çocuğa, yaşlıya ve kadına dokunmak, onları öldürmek yoktur. İnsanlık vicdanı Türklere çok şey borçludur.
Bunu bilen zalim egemenler, zulüm düzenlerini sürdürebilmek için Irak-İran Savaşı'nda, Suriye'de, Körfez Savaşı'nda ve Doğu Türkistan'da Türklere yönelik uygulamaları hiç bitirmemiştir.
Aynı yöntemin Rusya-Ukrayna Savaşı'nda da uygulandığı ileri sürülmektedir. Rusya'nın, özerk Türk cumhuriyetlerinden vatandaşları savaşta ön saflara sürerek Slav nüfusunu korumaya aldığı; bunun da demografik bir yok etme operasyonu olduğu ifade edilmektedir. Rusya'da savaşta hayatını kaybedenlerin ülkelere göre dağılımının bu gerçeği ortaya koyduğu belirtilmektedir.
Bugünün sıcak gündemi ise İran'dır. Savaşın başında okulu bombalayarak 160 masum çocuğun ölümüne neden olduğu ifade edilen ABD ve İsrail, bugün yeniden harekete geçmiştir. Ankara'daki NATO toplantısının ardından Trump'ın "İran ile ateşkes bitmiştir." açıklaması sonrasında İran'a yönelik saldırılar devam etmektedir.
Tahran'ın ve Tebriz'in, Türkiye'nin 81 ilinden ne farkı vardır? İran, yaklaşık 50 milyon Türk'ün yaşadığı, dünyanın en büyük Türk ülkelerinden biridir. Dünyanın en kadim Türk şehirlerinde yaşayan mazlum insanlar bugün ateş altındadır.
Türkiye, ABD ve NATO'nun kuyruğunda bu vahşete ve gözyaşına daha fazla seyirci kalamaz. İran'daki molla rejimi bugün vardır, yarın olmayabilir. Nükleer silah İsrail'de ve emperyalist güçlerde de bulunmaktadır. Buna ses çıkarmayan iki yüzlü anlayışlar, bölgeye kan kusturmaya devam etmektedir.
Korkunun ecele faydası yoktur. Korkak, ürkek ve zaaf sahibi, eli kolu bağlı kukla yöneticilerin iki cihanda hesabı ağır olacaktır. Ses ver ey insanlık! İnsanlık vicdanı bu zulme ve alçaklığa daha fazla seyirci kalamaz.
Evet, İran'ın ardından ateşin Türkiye'ye sıçrayacağı ifade edilmektedir. Ülke yöneticilerinin makamları ve koltukları bugün vardır, yarın yoktur. Ancak Türk milleti ve devleti bu topraklarda sonsuza kadar var olacaktır. Siz ise tarihin ve Allah'ın hükmüne mahkûm olacaksınız.
"Ölmesini bilmeyenler azat olamaz." diyor ölümsüz lider Ebulfez Elçibey. Zifiri karanlık, şafağa gebedir.
NATO'nun Ankara toplantısının ardından İsrail'i güvenceye alacak, İsrail'e taşeron bir devlet oluşturmayı amaçlayan Büyük İsrail ve Büyük Ermenistan projelerinin çilingir anahtarı olarak görülen Büyük Kürdistan (2. İsrail) projesinin olgunlaştırıldığı ifade edilmektedir.
Dört parçalı Kürdistan'ın; Irak'ta ABD müdahalesiyle Barzanistan, Suriye'de PYDistan, Türkiye'de "Terörsüz Türkiye" söylemiyle Öcalanistan ve İran'a müdahaleyle PJAKistan oluşturularak tamamlanacağı iddia edilmektedir.
Bu süreç için Irak'ta milyonlarca insan ya katledildi, ya sakat bırakıldı ya da sürgün edildi. Aynı katliam ve sürgün Suriye'de de devam etti. Filistin, Yemen, Libya ve Lübnan kan gölüne çevrildi.
İslam dünyası, Türk dünyası ve bölge belki de tarihinde hiç bu kadar ateş çemberine alınmamış, hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı. Şimdi tehlike çanları İran için çalmaktadır. Kana doymayan azgın vampirler İran için yeniden iş başındadır. İran'daki Tebriz Türkü'nün Filistinliden ya da Edirneliden ne farkı vardır?
Maide Suresi'nin 32. ayeti, haksız yere bir insanı öldürmenin ve bir insanın hayatını kurtarmanın manevi değerini açık biçimde ortaya koymaktadır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde yer alan temel insan hakları sadece küresel emperyalist ülkeler için midir? Onların dışındaki insanlar insan değil midir? Bu dünyanın, insanlık için hiçbir ayrım gözetilmeksizin yaşanabilir olması gerekmez mi? Bu nasıl zalim bir anlayıştır?
Mazlumların kanı ve gözyaşları, zalimleri elbette bir gün yenecektir. İnsanlık onuru; zulmü, işkenceyi ve sömürüyü mutlaka yenecektir.
Bugün İran'a ateş gibi yağan bombalar; ülkenin etnik, demografik ve inanç yapısı nedeniyle her kesimden insanın ölümüne neden olmaktadır. İnsanlık onuru adına dünyanın ayağa kalkması gerekmektedir. Ancak önce Türk milleti, İslam dünyası ve bölge halkları; Doğu Türkistan, İran, Irak, Suriye, Filistin, Yemen, Lübnan ve Türkiye için, zalimin zulmüne karşı kendi onuru ve geleceği adına ayağa kalkmalıdır.











