Ankara’dan yansıyan son kulis bilgileri, bürokrasi ile siyaset arasındaki çizginin zaman zaman nasıl inceldiğini ve kamu gücünün sınırlarını bir kez daha tartışmaya açtı. AK Parti Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz’ın, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’ın kendisini tehdit ettiğini ileri sürerek koruma talep ettiğini açıklaması, kamuoyunda haklı bir şaşkınlık yarattı. Bir iktidar milletvekilinin, devletin ildeki en yüksek mülki idare amiri tarafından tehdit edildiğini iddia etmesi kuşkusuz sıradan bir siyasi gerilim değil; başlı başına mülki idare geleneği açısından düşündürücü bir durumdur.
Elbette ortadaki iddialar yargı ve idare süreçleriyle aydınlatılmadan kesin hüküm kurmak doğru olmaz. Ancak bu olay, hafızalardaki diğer çarpıcı örnekleri de ister istemez yeniden canlandırıyor. Zamanında Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un bir vatandaşa yönelik sarf ettiği ve büyük tepki çeken sözleri ya da Tunceli’de Gülistan Doku soruşturması sürecinde eski Vali Tuncay Sonel hakkındaki iddialar ve sonrasında gelişen yargı süreçleri; kamu gücünün kullanımı konusunda zihinlerde derin soru işaretleri bırakmıştı.
Peki, ardı ardına yaşanan bu örnekler bize ne söylüyor?
Valilik makamı, devletin ildeki ciddiyetini, adaletini ve birleştirici gücünü temsil eder. Dolayısıyla bir valinin ağzından çıkan her kelime, attığı her adım sıradan bir kişisel davranış olarak görülemez. Vali elbette eleştirilebilir, milletvekiliyle görüş ayrılığı yaşayabilir ya da kurumsal çerçevede kendini savunabilir. Ancak kamu makamlarının sunduğu yetkiler, kişisel bir güç gösterisinin aracı haline dönüştürülemez.
Aynı durum seçilmişler için de geçerlidir. Milletvekillerinin de milli iradenin temsilcisi olmaktan aldıkları gücü, bürokrasiyle kişisel bir hesaplaşmaya çevirmemesi gerekir. Zira burada zedelenen kişiler değil, devletin ve makamların kamuoyundaki itibarıdır.
Kuşkusuz tüm mülki idare amirlerini aynı paranteze almak haksızlık olur. Gece gündüz demeden görevini özveriyle yapan, vatandaşın derdiyle dertlenen, hukuka ve devlet geleneklerine sıkısıkıya bağlı sayısız valimiz mevcuttur. Ancak münferit de olsa birkaç olumsuz örneğin kamuoyunda "Devletin gücü kişisel bir tahakküm aracına mı dönüşüyor?" sorusunu sordurması bile başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir tablodur.
Unutulmamalıdır ki vali, devletin kudretini temsil eder; fakat o kudret korku salmak için değil, vatandaşa güven vermek içindir. Çünkü hakiki bir devlet adamlığı, vatandaşı çekindiren değil, ona güven ve huzur veren bir duruş gerektirir.











