Bu millet asırlardır kurbanını, zekâtını, fitresini ve sadakasını Allah rızası için verir.
Verirken de tek bir beklentisi vardır; emanet ettiği yardımın gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşması.
Ne yazık ki son yıllarda peş peşe yaşanan olaylar, bu güveni ciddi şekilde sarstı.
Önce FETÖ çıktı karşımıza.
"Himmet", "kurban", "zekât" ve "bağış" adı altında toplanan paraların örgütün finansmanında kullanıldığı mahkeme kararlarıyla ortaya çıktı.
İnsanlar, dini duygularının ve yardım etme isteğinin nasıl istismar edildiğini acı şekilde gördü.
Ardından 6 Şubat depremleri yaşandı. Millet seferber oldu, yardım için elinden geleni yaptı.
Ancak depremin en ağır günlerinde Kızılay'ın Ahbap Derneği'ne çadır satması büyük tartışma yarattı. Belki hukuki gerekçeleri vardı ama vicdanlarda oluşan soru işaretleri kolay kolay silinmedi.
Yine zaman zaman basına yansıyan bazı vakıf, dernek ve yardım kuruluşlarındaki usulsüzlük, yolsuzluk ve zimmet iddiaları da vatandaşın güvenini sarstı.
Elbette bu durum bütün kurumlara mal edilemez.
Bugün ise Ahbap Derneği ile ilgili soruşturma yeni bir boyuta ulaştı.
Soruşturma kapsamında Haluk Levent tutuklandı.
Basına yansıyan emniyet ifadesinde Levent, deprem döneminde Ahbap Derneği'ne yaklaşık 4,3 milyar lira bağış toplandığını, bunun yaklaşık 4 milyar lirasının aynı yıl depremzedeler için harcandığını savundu.
Ayrıca borsada işlem yapmak gibi bir zaafı olduğunu, derneğe ait çek ve senetleri kendi ticari işlemlerinde teminat olarak kullandığını, mali süreçleri de gerektiği gibi yönetemediğini ifade etti.
Öte yandan Haluk Levent hakkında ayrı bir dosyada karşılıksız çek düzenlenmesi nedeniyle adli para cezası ve çek düzenleme yasağı kararı da bulunuyor.
Kamuoyuna yansıyan bu gelişmeler, ister istemez yeni soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Yıllardır Ahbap Derneği'ne güvenerek bağış yapan, destek veren çok sayıda kişi de yaşananlar karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.
Yaşananların ardından Ahbap Derneği'ne duyulan güven de kamuoyunda ciddi şekilde sarsıldı.
Bu olanlar karşısında vatandaşın da sormaya hakkı olan bir soru var:
KİME GÜVENECEĞİZ?
Yardım kuruluşlarının en büyük sermayesi topladıkları para değil, milletin onlara duyduğu güvendir.
O güven sarsıldığında kaybeden sadece kurumlar olmaz; en büyük zararı gerçekten yardıma muhtaç insanlar görür.
Belki de artık yeniden düşünme zamanı gelmiştir.
İmkânı olan, yardımını mümkün olduğunca bizzat ihtiyaç sahibine ulaştırmalı; yardım toplayan kurumlar ise topladıkları her kuruşun hesabını tam bir şeffaflıkla millete verebilmelidir.
Çünkü bu millet yardım etmekten vazgeçmez.
Ama emanetine de sahip çıkılmasını ister.
Bu nedenle devletin de yardım toplayan dernek, vakıf ve benzeri kuruluşları daha etkin denetlemesi, mali hareketlerini düzenli olarak kontrol etmesi ve şeffaflığı en üst seviyede sağlaması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü milletin emanetini korumak, sadece yardım kuruluşlarının değil, aynı zamanda devletin de en önemli sorumluluklarından biridir.











