Bilindiği üzere üniversite giriş sınavlarının sonuçları 21 Temmuz Salı günü saat 05.50’de erişime açıldı. Öncelikle sonuçların bu saatte açıklanmasının ya da sistemin erişime açılmasının en büyük sakıncalarından biri adayın gece boyu uykusuz kalmasıdır. Elbette her öğrenci bu sınava aynı oranda önem vermez; ancak birçok öğrenci bu sınavı bir "hayat memat meselesi" olarak görüyor. Uykusuz bir ruh hali yorgun ve depresif olur. Allah korusun, çok iddialı bir öğrencinin hayal kırıklığı yaşaması hiç de istenmeyen olayların yaşanmasına neden olabilir. Nitekim çevremizde bildiklerimiz ve canına kıymaya çalışanların varlığına şahit olduk. Bu vebalı kim, nasıl taşıyabilir?
İkinci büyük sakınca ise ebeveynlerin o saatte çocuklarının yanında olamamasıdır. Çocuğun yalnız başına ekrana bakarak hayal kırıklığı yaşaması ve birtakım vesveselere kapılması her zaman olasıdır. Bu yüzden ailesinin yanında olması ve onu teselli etmesi oldukça önemlidir. Umarız ve dileriz ki bu tür hatalar tekrar edilmez.
Gelelim üniversite yerleştirmelerine... Öncelikle yükseköğrenim artık bir ticarete dönüşmüştür. Düşük puan alan bir aday maddi imkânı olduğu için bir özel üniversiteye kayıt yaptırabilirken; ondan daha yüksek puan alan öğrenciler ise parasızlıktan herhangi bir özel üniversiteye kayıt yaptıramamaktadır. Bu durum, eğitimde fırsat eşitliğine açıkça aykırıdır.
Yalnızca fırsat eşitliğine aykırı kalmakla da kalmaz; aynı zamanda çocuğun kendi ailesini sorgulamasına yol açar. "Onda var, sende niye yok?" hesapları sorulur ve belki de aile içi tatsızlıklara neden olur. Bu da Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve ilgili kurumlar için çözüm bekleyen önemli sorunlardandır.
Bir başka sorun ise bir üniversiteye kayıt yaptırdığı halde barınma sorunu yaşayan öğrencilerle ilgilidir. Özel üniversite ücretleri zaten ateş pahasıyken bir de yurt ücretlerinin yüksekliği buna eklenmektedir. Büyük şehirlerde, özellikle İstanbul’da aylık ortalaması 35.000 lira olan yurt ücretleri hakikaten birçok veliyi kara kara düşündürüyor. Özel üniversite kayıt ücretine bir de yurt maliyeti eklenince bir öğrencinin aylık gideri 100 bin liranın üzerine çıkmaktadır. Türkiye’de bunu ödeyebilecek kaç aile mevcuttur? İşte adaletsizliğin ve eğitimde fırsat eşitsizliğinin en önemli göstergelerinden biri de budur.
Bir de İstanbul gibi büyük illerde "gözde okul" olarak tabir edilen ilkokul ve ortaokullar sorunu vardır. Geçenlerde bir arkadaşım aradı; adını vermeyelim, bir ortaokula kayıt için kendisinden 350 bin lira istemişler. Peki, "Adresin tutuyor mu?" diye sorduğumda adreslerini taşıdıklarını söylediler. Okul müdürü, "Eğer bu parayı verirseniz adresi sorgulatmam, yani elektrik ve su faturası istemem; vermezseniz hem elektrik hem su faturası isterim" demiş! Şimdi yapılması gereken, bu usulsüz adres taşıma işlerine bir çare bulmak ve bu müdürlerin kural tanımazlığını önlemektir. Kağıthane’de bir anaokulunda sekiz yıllık müdürlük süresi dolan bir başka arkadaşın ifadesi ise şöyleydi: "Okulumun kasasında 8 milyondan fazla para bırakıyorum." E birader, ne yapacaksın bu kadar parayı? Çevrende öyle okullar var ki bir hizmetli dahi çalıştıramıyor. Alın size bir eşitsizlik daha! Bunun da mutlaka bir düzene girmesi gerekir.
Sonuç olarak; eğitimin anayasal bir hak olduğu ve devletin görevinin bunu herkese eşit bir şekilde sağlamak gerektiği yönündeki söylemlerin sözde kaldığı gerçeğiyle karşı karşıya kalmış olmuyor muyuz? Ne yazık ki toplum birtakım farklı gündemlerle meşgul edilirken, okulların açılmasına az bir süre kaldığı halde vatandaşın bu sorunları çözümsüz kalıyor. Eğitimde fırsat eşitliği söylemde kalıyor ve uygulamada rafa kaldırılıyor.











