2022 yılı 27 Nisan Ramazan ayında Kamu Sen Genel Başkanı Önder Kahveci Bey İstanbul’a Cumhurbaşkanının düzenlemiş olduğu iftara davetli olarak gelmişti. Aynı gün biz de İstanbul Kamu Sen olarak şube başkanlarımızla birlikte Topkapı Eresin Otel de iftar organize etmiştik. Önder Başkan orada iftarını açtıktan sonra aramıza katılacak sohbet edecektik. İftara beş dakika kalmıştı ki telefonum çaldı. Baktım arayan Önder Kahveci. Buyurun Genel Başkanım dedim, bana da yer ayır iftarı orada açacağım dedi. Hay hay deyip şoförüne konum attım. Ezandan beş dakika sonra aramıza katıldı. Hayırdır dedim, neden karar değiştirdiniz. Dedi ki bazı kişilerin Cumhuriyet, Atatürk ve Türklük alerjileri hastalık düzeyindedir. Hemen her fırsatta ben buradayım diye kendilerini gösteriyorlar. Ahmet Akgündüz diye bir hoca ile aynı masada oturuyorduk Atatürk ve Cumhuriyet’e kin kusmaya başlayınca ben de kendisine haddini bildirdim. Böyle bir adamla iftar açmayı kendime yediremedim onun için çıkıp geldim. İyi ettiniz deyip soframıza oturduk.
Şimdi aynı Ahmet Akgündüz bu sefer de Ziya Gökalp’i hedefe koymuş ve haddini aşmıştır. Malumunuz olduğu üzere 23 Mart Ziya Gökalp’in doğum yıl dönümüydü ve bu nedenle Türk Ocakları tarafından birçok etkinlik düzenlendi. Bunu sindiremeyen kişilerden biri de cemaatçi Diyarbakırlı Ahmet Akgündüz’dü. Tabiri caizse açmış ağzını yummuş gözünü Diyarbakır doğumlu mülhit demiş. Mülhit bildiğiniz gibi dinsiz anlamında kullanılan Arap menşeli bir kelimedir.
Ziya Gökalp’i okuyan, fikirlerini kendi yazdıklarında öğrenen herkes onun bir dinsiz olmadığını bilir. Bırak dinsizliği ülküsünü üç başlık altında toplamış bunlar Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmaktır. Ayrıca Asker duası ya da ilahi asker şiirinde geçen" "Minareler süngü, kubbeler miğfer, câmiler kışlamız, mü’minler asker” dizeleri okuyan Cumhurbaşkanı bu yüzden hapis yatmıştı. Tıpkı Ahmet Akgündüz gibi kendisine mülhit ve Türk değilsin diyen Ali Kemal’e verdiği cevapta Türk’üm diyorsun sen Türk değilsin, Müslümanım diyorsun sen Müslüman değilsin sözleriyle cevap vermiş bir başka şiirinde ise
“Elimde tüfenk, gönlümde iman,
Dileğim iki: Din ile vatan.”..Peki, Ziya Gökalp’e mülhit diyen bu zavallı bunları diyebilecek bir yüreğe sahip midir?
Önder başkanın bu zihniyetteki birine tavrı böyleyken bir de Memur Sen Genel Başkanına bakalım. Cumhuriyet ve onun kazanımları konusunda Ahmet Akgündüz’den farklı düşünmediğini söylem ve eylemlerinde anlamak hiç de zor değildir. Ona göre Türkiye Cumhuriyet’i halkın narkozlandığı bir dönemdir. Yani Türk Milleti Atatürk ve arkadaşları tarafından uyuşturulmuş bu milletin 100 yılı heba edilmiştir. Bu bakış açısını Diyarbakır Kulp’ta Kaymakam ile tartışan imamdan taraf olurken de göstermiştir, İskilipli Atıf Hoca’ya sahip çıkarken de, Diyarbakır’da Şeyh Sait’i, Tunceli’de Seyit Rıza’yı överken de göstermiştir.
Geçenlerde Rami Hacı Alipaşa Camii'sinin çay ocağında otururken vatandaşın biri yanındakilerle sohbet ederken Türkiye’deki tarihçilerin hepsi Yahudi'dir, tarihi doğru yazan yok ki hepsi yanlı yazıyor dedikten sonra bana dönerek değil mi hocam diye sordu. Değil dedim. Alllah aşkına şimdi camiden çıktık hiç olmazsa şimdi doğru söyle bana bildiğim bir tarihçi adını söyler misin? Biraz durduktan sonra şimdi aklımda yok dedi. Peki, hangi tarih kitabını okudun ona da cevap veremedi. İşte Ali Yalçın ve Ahmet Akgündüz’ün bu vatandaştan hiçbir farkları yoktur. Uyuşturulmuş ve narkozlanmış beyinler. Akgündüz tarihçi geçinir Risale-i Nura’a kadar olan kısımdan öte gidemiyor. Ali Yalçın Mustafa Armağan ve Kadir Mısırlıoğlu dışında tarihçi bilmez, etmez. Ama ben Cumhuriyettin öğretmeniyim diyen yüz binlerce üyeye de sahiptir.
Sonuç olarak gönül sendikacılığın siyaset üstü olmasını ister, ama ne yazık ki memurlar siyaset dışı değildirler. Fakat bir de zihniyeti anlamak gerekir. Türkiye Kamu Sen ve Memur Sen arasındaki zihniyet farkını bu iki Genel Başkanın bakış açılarında görebilmek o kadar da zor değildir.











