(Aslında rahmetli ağabeyim ile ilgili yazımın ikinci bölümünü yayınlayacaktım ama zaman ve mana bakamından bu yazıyı araya aldım.)
Siyasette tutarlılık, bir kadronun veya liderliğin toplum nezdindeki en temel meşruiyet terazisidir. Dün söylenen sözlerin altına imza atanlar, bugün o sözlerin tam tersi bir tabloyla karşı karşıya kaldıklarında sessizliğe bürünüyor ya da tepkilerini bambaşka yönlere büküyorsa, orada ciddi bir fikri ve siyasi savrulma var demektir.
MHP Sakarya Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Muhammed Levent Bülbül’ün, MHP Grup Başkanvekili olduğu dönemden bu yana HDP ve terör odağıyla ilgili Meclis kürsüsünden savurduğu kararlı cümleler hâlâ hafızalardadır:
18 Mart 2021: HDP'nin PKK/KCK ve YPG'nin emir ve direktifleriyle hareket ettiği tespitini destekleyerek, bu yapının meşru bir siyasi parti niteliği taşımadığını ve kapatılması gerektiğini ifade etmişti.
Haziran 2021: TBMM kürsüsünden, "Bugün dünyada en fazla Kürdü katleden, öldüren terör örgütü PKK terör örgütüdür. Sizler Türk milletini ve Türk devletini bölmeye çalışan PKK terör örgütünün siyasi uzantısı olarak hareket ediyorsunuz" demişti.
6 Kasım 2021: TBMM Genel Kurulu'nda HDP'nin PKK ile olan organik bağını öne sürerek, HDP'yi meşru bir muhatap kabul eden siyasi anlayışları ve partileri sert bir dille eleştirmişti.
10 Aralık 2021: "HDP'nin Kandil'den ve terör örgütünden bağımsız hareket edemeyen, iradesi terör odaklarına teslim olmuş bir yapı olduğunu ve HDP’nin meşru bir siyasi muhatap veya parti olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını" söylemişti.
15 Kasım 2022: "HDP demek, PKK demektir. HDP demek, YPG demektir. Bu partinin kapatılması lazımdır" diyerek duruşunu yinelemişti.
- Aralık 2022: TBMM’de adeta meydan okuyarak, "Zorla yapmak isteyen için hodri meydan, kim neyi ne şekilde yapmak istiyorsa biz buradayız. Zorla yapmaya çalışanlar sarı torbaların içerisinde nereye gömüldüğü belli değil, aynı son herkesi bekler. Zorlamaya çalışanları söylüyorum. Kimse bizi tehdit edemez, zorlamaya çalışanları sarı torbalar bekliyor" restini çekmişti.
Mayıs 2023: Seçim çalışmalarında HDP'yi meşrulaştırma çabalarına şiddetle karşı çıkarak Millet İttifakı’nın (6'lı Masa) 7. ortağının HDP olduğuna sık sık vurgu yapmıştı.
12 Kasım 2024: Söylemini sürdürerek, "Sizler, Türk milletini, Türk devletini bölmeye çalışan PKK terör örgütünün siyasi uzantısı olarak hareket ediyorsunuz" ifadelerini kullanmıştı.
Ancak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısıyla TBMM bünyesinde şekillenen ve kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" çalışmaları olarak anılan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulduğunda işler değişti. Dün PKK'nın siyasi uzantılarıyla Meclis'te çok sert şekilde kavga ederek demediğini bırakmayan Levent Bülbül, Türk milletinin bölücülere yarayan bir adım olarak gördüğü bu çerçeve yasa komisyonuna üye yapılmasına itiraz bile edemedi. En azından "Yahu ben bunlara demediğimi bırakmadım, komisyona başka birini koyun" diyemedi.
Düne kadar sövülen teröristbaşı ile görüşmek ve onun onayını almak için MHP Genel Başkan Yardımcısı makamındaki birinin İmralı Adası'na gönderilmesine bile ses çıkaramadı:
21 Kasım 2025: Komisyon, İmralı Adası’na gidilerek dinleme yapılması yönündeki kararı aldı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız partisinin temsilcisi olarak heyette yer alacağını açıkladı. Levent Bülbül’den tık yok!
24 Kasım 2025: Feti Yıldız’ın da içinde yer aldığı TBMM komisyon heyeti İmralı’ya giderek yaklaşık 3 saat süren görüşmeyi gerçekleştirdi. Levent Bülbül’den tık yok!
4 Aralık 2025: Ziyaretin ardından komisyon TBMM'de toplanarak görüşme tutanaklarını değerlendirdi. Levent Bülbül’den yine tık yok!
Hep sustu ama komisyonda "evladıyım" dediği liderin kızının kişiliğine hakaret ederek onun üzerine yürüme cesaretini gösterdi!
Milliyetçiliği edilgenlikten çıkartıp aksiyoner Türk milliyetçiliği haline getiren; hatta Marksist partilerin bile bir nebze Türk milliyetçisi olmalarını sağlayan fikir hareketinin lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’in kızı Ayyüce Türkeş, komisyonda yaptığı konuşmada masadaki çelişkilere haklı olarak tepki gösterdi. Türk milletinin şiddetle reddettiği her şeyin, babasının adı kullanılarak şirin gösterilmesine karşı çıkarak şu ifadeleri kullandı:
"Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi'nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle bugünkü siyaseti aynı kefeye koyamazsınız. Kendi yaptıklarınızı Türkeş’i kendinize çamaşır suyu yaparak aklayamazsınız."
Eskiden HDP ve PKK karşıtlığıyla öne çıkan Muhammed Levent Bülbül ise bu sözler üzerine masaları dağıttı: "Sen ağzını topla, pislik sensin! MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin. Sen kimin evladı olduğunu bileceksin. Bir parti genel başkanının yaptıklarına pislik diyemezsin, sen ne kadar Başbuğ’un evladıysan ben de o kadar evladıyım!" diyerek önce Başbuğ'un kızına, sonra da diğer üyelere saldırdı ve sergilediği bu taşkınlık sebebiyle komisyondan çıkarıldı.
Bu çirkin anlayışı ve bu akılalmaz geri çarkları anlamak mümkün değildir. Ancak çıkıp dürüstçe; "Ben ve arkadaşlarım eskiden abuk sabuk konuştuğumuzu kabul ediyoruz. HDP ve yeni yapısı olan DEM, PKK, Öcalan ve bunlara destek veren herkes bu vatanın yararı için çalışıyorlar. Biz eski söylediklerimizden utanıyoruz ve geçmişte yaptıklarımız ile söylediklerimiz için özür diliyoruz. Aralık 2024 tarihinden beri Öcalan, PKK, DEM, Demirtaş ve diğerleriyle her manada fikir birliği içerisindeyiz; bundan sonra da öyle olacağız" derlerse, Türk milleti olarak durumu anlarız ama asla desteklemeyiz.
En azından millet olarak "Bunlar eskiden de milliyetçi değillerdi, bunu da itiraf ettiler. Siyasi çizgide DEM’i bile geride bırakan bu ekip bize gerçek yüzünü gösterdi" der, onlara ve etraflındakilere mesafe koyardık. Türk tarihini geçtik, dünya tarihinde eşi benzeri görülmeyen bu savrulmanın açıkça itiraf edilmesi, en azından samimi insanların aldanmasını bir nebze önlemiş olurdu. Bizler kültürümüz ve değerlerimiz gereği bu taban tabana zıtlık teşkil eden, sözleri ile fiilleri farklı olan yapıları anlamakta zorlandığımızdan dolayı onlardan uzak kalmayı tercih ediyoruz.
Hatta yarın bir gün Türk milleti çıkıp da "MHP'nin Esenyurt'taki açılışında PKK tarafından düzenlenen silahlı saldırıda şehit edilen MHP İstanbul İl Başkanlığı Basın Danışmanı Cengiz Akyıldız’ın hesabı ne oldu?" diye sorarsa; herhalde ona da "Oraya gelmeseydi, takdiriilahi ve kaderinde vardı" deyip geçersiniz...

Çerçeve Yasa Oylamasının Partilere Göre Dağılımı











