(Bu yazı arkadaşlarımızın Balkan Turunda Belgrat’ı ziyareti sebebiyle paylaştıkları “Belgrat kalesinden sizlere selam olsun. Kale 1521 yılında kanuni tarafından feth edilmiş 350 yıldan fazla bizim hakimiyetimizde kalmıştır. Şimdi ellerin” paylaşımı üzerine hem tarihimize vefa hem de tarihle bilinmeyenleri bildirmek, öyle sosyal medya tarihçilerin uydurdukları gibi gittik vurduk kırdık başkente girdik, herkes bizden korkup kaçtı ya da teslim oldu gibi olmadığını anlatmak istedik. Dünyada gelmiş geçmiş en büyük komutanlardan olan Peygamber Efendimizin övgüsüne mezhar olmuş Fatih Dedemizin çektiği sıkıntılara az da olsa dikkat çekmek için kaleme alınmıştır)
Tarihin akışını değiştiren liderler bile bazen kaderin sert rüzgarlarıyla sarsılır. 13 Haziran 1456 günü, İstanbul’un muzaffer fatihi Genç Padişah Mehmet, gözünü Batı'nın kilidi sayılan Belgrad’a dikmiş ve kaleyi kuşatmıştı. Ancak surların ardında, Osmanlı donanmasının Tuna Nehri üzerindeki blokajını yarmayı başaran ve 14 Temmuz’da kaleye can suyu ulaştıran Hunyadi Yanoş komutasındaki Haçlı birlikleri vardı.
Günlerce süren şiddetli top ateşleri surlarda gedikler açınca, Fatih Sultan Mehmet 21 Temmuz 1456 günü o büyük ve genel taarruz emrini verdi. Osmanlı neferleri adeta bir sel gibi şehre girmeyi başardıysa da Hunyadi Yanoş’un amansız, sert karşı saldırısıyla geri püskürtüldü.
İşte o an, tarihin en hüzünlü ve destansı sahnelerinden biri yaşandı: Ordunun bozulmak üzere olduğunu gören Fatih, büyük bir öfke ve asaletle atını öne sürdü. Askerleriyle yan yana, en ön safta kılıç salladı! Cihan padişahının yanı başlarında savaştığını gören askerler yeniden cesaretlendi, direndi ve böylece çok daha büyük bir bozgunun önü alınmış oldu. Ne var ki cennetmekân Fatih Sultan Mehmet, bu çarpışmada yaralanmıştı. Kayıpların artması ve kalenin inatçı direnci karşısında, genç padişah 22 Temmuz’da kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Bu olay, Fatih’in Avrupa topraklarında aldığı ilk büyük yenilgi olarak tarihe geçecekti.
Batı’nın Sevinç Çığlıkları ve "Öğle Çanı"
İstanbul’u fetheden liderin durdurulması, Hristiyan dünyasında muazzam bir sevinç dalgası yarattı. Papa ve Avrupa, artık Türklerin de yenilebileceğine inanmaya başlamıştı. Papa III. Callixtus, zaferden önce Haçlıların başarısı için tüm kiliselerde öğle vakti çan çalınmasını emretmişti; bu zaferin ardından uygulama kalıcı hale getirildi. Bugün bile Katolik kiliselerinde çalınan o meşhur "Öğle Çanı" (Angelus), işte bu Belgrad direnişinin hatırasıdır. Kaleyi savunan Hunyadi Yanoş ve rahip Capistrano ise Avrupa’da adeta "Hristiyanlığın Kurtarıcıları" ilan edildiler.
Bu rüzgarı arkasına alan Papa III. Callixtus, Türkleri tamamen Balkanlar’dan atmak ve İstanbul’u geri almak amacıyla büyük bir Haçlı Seferi organizasyonuna girişti. Macaristan’dan Fransa’ya kadar diplomatik mekikler dokundu, kilise varlıkları eritilerek Haçlı vergileri toplandı. Hatta Ege Denizi’nde Osmanlı ticaretini baltalamak üzere bir papalık filosu kuruldu. Bu filo Rodos Şövalyeleri ve Venedik ile iş birliği yaparak Taşoz, Limni ve Semadirek adalarını geçici olarak ele geçirse de bu başarılar kalıcı olamadı; Fatih, güçlü bir donanmayla adaları kısa sürede geri aldı.
Dağılan İttifak ve Fatih’in Akıl Oyunları
Peki, Avrupa’nın rüyasını süsleyen o topyekûn Haçlı Seferi neden gerçekleşmedi? Çünkü tarih, kendi adaletini yazıyordu. Zaferin iki mimarı, Hunyadi Yanoş ve Rahip Capistrano kuşatmadan hemen sonra veba salgınından öldüler. Avrupa, Kutsal Roma İmparatoru ile Macaristan arasındaki taht kavgalarına ve İngiltere-Fransa çekişmelerine gömüldü. 1458’de Papa’nın da ölmesiyle büyük Haçlı projesi tamamen tarihin tozlu raflarına kalktı.
Fatih Sultan Mehmet ise askeri ve diplomatik dehasını konuşturarak bu dağınıklığı fırsata çevirdi. 1459’da Sırbistan’ı, 1460’ta Mora’yı, 1463’te ise Bosna’yı fethederek Belgrad’ın etrafını adeta bir çember gibi sardı. Haçlıların güneye inme hatlarını tamamen bloke etti.
Fatih Dedemiz hiç unutamadığı bu Belgrat yenilginin hesabını en ağır bir şekilde sormak için Hıristiyanlığın merkezi olan Papalığın olduğu İtalya'ya saldırılar yaparak bazı yerleri aldı. En yakıcı darbeyi ise Otronto'yu alarak vurdu.
Otranto'nun Fethi ve Roma Korkusu
Otranto'nun Fethi, 11 Ağustos 1480'de Gedik Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının İtalya'nın güneyindeki stratejik Otranto limanını ele geçirmesiyle gerçekleşmiştir. Bu sefer, Fatih Sultan Mehmet’in Roma’yı alarak iki yarımadayı birleştirme ve Hristiyan dünyasını tek bir devlete bağlama hayalinin bir parçasıydı. Türk kuvvetleri 28 Temmuz 1480'de İtalya kıyılarına çıktı ve şiddetli bir kuşatmanın ardından 11 Ağustos 1480'de şehri teslim aldı. Sefer, dönemin ünlü Osmanlı denizcilerinden ve sadrazamlarından Gedik Ahmed Paşa tarafından yönetildi.
Otranto, Roma ve Napoli krallıklarına açılan önemli bir kapıydı. Şehrin fethi, Papa ve Avrupa devletlerinde büyük bir paniğe yol açtı. Otranto’nun 1480 yılında Osmanlı donanması tarafından fethedilmesi, Roma’nın doğrudan işgal edileceği korkusuyla Papa IV. Sixtus’un Fransa’daki Avignon şehrine kaçmayı planlamasına yol açmıştır. Bu kaçış planı, sadece bir panik hamlesi değil; Avrupa’nın güç dengelerini, kilise hukuku çatışmalarını ve Haçlı ittifaklarını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir diplomatik krize dönüşmüştür.
Fatih Sultan Mehmet’in 3 Mayıs 1481’de vefat etmesiyle Osmanlı ordusu İtalya'daki lojistik destek sıkıntıları nedeniyle şehri terk etmek zorunda kaldı ve Otranto tekrar el değiştirdi.
Dedenin Hüznü, Torunun Zaferi
Belgrad 1456’da geçilemedi belki... Ama Fatih’in attığı o stratejik adımlar, aslında gelecekteki büyük bir intikamın coğrafi altyapısıydı. Nitekim Fatih’in torunu, dünya padişahı Kanuni Sultan Süleyman tahta çıktığında ilk seferini Belgrad üzerine yaptı. 1521 yılında şehri kolayca feth ederek dedesinin yarım kalan hesabını kapattı; hem Sırpların hem de Macarların yurtlarını baştan aşağı çiğnedi.
Belgrad'ın Osmanlı'dan Çıkış Süreçleri ve Antlaşmaları:
1688: Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları sırasında Avusturyalılar tarafından ele geçirildi. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 1690 yılında şehri tekrar fethetti.
1717: Avusturya Prensi Eugen komutasındaki ordular tarafından kuşatılarak alındı. Osmanlı zaferiyle sonuçlanan 1739 yılında imzalanan Belgrad Antlaşması ile savaşılmadan geri alındı.
1789: 1787-1791 Osmanlı-Avusturya Savaşı sırasında Avusturya kuvvetleri şehri işgal etti. 1791 yılında imzalanan Ziştovi Antlaşması ile Osmanlı'ya iade edildi.
1806: yılında Kara Yorgi önderliğindeki Sırp isyancıları da Belgrad'ı 6 yıllık bir süreyle ele geçirmiş, ancak şehir 1813'te Osmanlı tarafından tekrar kontrol altına alınmıştır.
1878 (Kalıcı Kayıp - Berlin Antlaşması): 1815'teki isyanlar sonucu önce Osmanlı'ya bağlı özerk bir yapıya kavuştu. Nihayetinde 1878 Berlin Antlaşması ile Sırbistan bağımsız bir devlet olunca Belgrad, Osmanlı İmparatorluğu'ndan tamamen çıkmış oldu.
Belgrad'ın Stratejik ve Tarihsel Önemi:
Belgrad, Osmanlı ordularının Orta Avrupa’ya (Viyana ve Budin) düzenlediği seferlerde lojistik, ikmal ve toplanma merkeziydi.
Şehir, Macarlar tarafından "Avrupa'nın Kapısı", Osmanlılar tarafından ise "Dârü'l-Cihad" (Kutsal Savaşın Evi) olarak adlandırılırdı.
Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği noktada yer aldığı için hem doğal bir savunma kalesi hem de nehir yoluyla yapılacak sevkiyatlar için stratejik bir limandı.
Fatih Sultan Mehmet'in kuşatıp da alamadığı (1456) ender yerlerden biriydi. 1521'de Kanuni Sultan Süleyman tarafından alınması, Osmanlı'nın yenilmezlik imajını pekiştirdi ve Avrupa'da büyük bir korku yarattı.
Belgrad'ın elden çıkması imparatorluğun gerilediğinin, geri alınması ise hâlâ ayakta olduğunun bir sembolü kabul edilirdi. Bu yüzden Osmanlı, şehri her kaybettiğinde geri almak için tüm gücüyle savaşmıştır.
Balkanlar'ı Orta Avrupa'ya bağlayan kara ve nehir ticaret yollarının tam merkezindeydi. Avrupa'dan gelen tüccarların uğrak noktası olduğu için imparatorluğa çok ciddi gümrük ve vergi geliri sağlardı.
Selam olsun Türk’ün o büyük evlatlarına! Selam olsun atasının hüznünü hüzün bilerek, aradan yıllar geçse de o hesabı kapatanlara! Selam olsun şanlı Türk tarihine...











