"Sen Hakem Heyetine güvenmiyorsun da, memur ve emekliler sana güveniyor mu, Ali Efendi?"Güvenediğiniz hekem heyetine neden üye verdiniz peki! Hekem Heyetine güvenmeme gerekçeni "Hakem Heyetinin iradeleri yoktur" diyorsun biz de buna katılıyoruz. Peki, senin iraden var mı, Ali Efendi?
Bütün Türkiye'de temsil ettiği memurlara el dokunur bir kazanım sağlayamayan, hatta sıfıra yakın %0.5'e imza attığı için "Buçuk Ali" denilen Eğitim Bir-Sen Federasyonu ve Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın, "Hükümetle yaptığımız görüşmelerde elimizden geleni yaptık. Bir günlük iş bırakarak devletteki akışı durdurduk. Ama buna rağmen hükümetle anlaşamadık. Onların teklif ettikleri oranları kabul etmemiz mümkün değildir. O yüzden masadan kalktık. Hakem Heyetine güvenmiyoruz" dedi.
Bu sözü sorgulayalım. 2025 yılı itibarıyla Memur-Sen, 1 milyon 78 bin 831 üyesiyle en fazla üyeye sahip konfederasyondur. Memurların hükümete karşı haklarını yasal olarak temsil yetkisine sahiptir.
Türkiye’de iş akışını durdurduk dediği eylemlerine kaç kişinin katılımını sağlayabilmiştir?
Bazı eylemler ise zevahiri kurtarma babından yapıldı. Yani şüpheli eylemler yapıldı. Alınan duyumlara göre memurlar, birçok işlerinde öğle tatilinde kurumlarının önünde basın bildirilerini okuyarak protesto eylemi yaptılar. Yarım saat süren bu eylemin bitiminden sonra mesailerine devam ettiler. Türkiye’de iş akışını çok ciddi şekilde engelleyerek hükümete mesaj verebilecek bir eylem yapılmadı; hem de bütün konfederasyonlar eylem kararı almasına rağmen. Yani iş akışını bozacak eylemler çok az yerde yapıldı.
Peki, Buçuk Ali, Hakem Heyetine gitmedi de ne oldu? İşveren Hakem Kuruluna müracaat etti. Hakem, "Yine buradayım" diyor. Bana göre yetkili sendika ile hükümet birbirine göz kırptı. Tahminim, yetkili sendika, "Bize üyelerden çok büyük tepki var. Memurlar bizi rahat bırakmıyor. Bizler memurlar tarafında görünelim ki üyelerin tepkilerini azaltalım. Siz hakeme gidin" mesajını verdiler.
Peki, dün ne oldu? Hakem Heyeti toplantısı vardı. Hakem Heyeti, toplu sözleşme görüşmelerinde taraflar arasında anlaşmazlık yaşandığında devreye giren ve bağlayıcı kararlar alma yetkisine sahip olan resmi bir kuruldur. Kamu Görevlileri Hakem Heyeti, hükümet temsilcileri, sendika temsilcileri ve alanında uzman akademisyenlerden oluşan üyelerle faaliyet gösterir.
Peki, dünkü Hakem Heyeti toplantısına katılanlar kimlerdi? İktidarda belirlenen 7 kişi ve en çok üyeye sahip konfederasyonlardan üç temsilci. Bir de kamu yönetimi, iktisat, iş hukuku gibi alanlarda uzman akademisyenler yer alır. Yani memur sendikaları konfedarasyonları icazet aldıkları siyasal iktidarın ve partilerin istekleri gereği hakem heyeti toplantılarına katılmak zorunda kalmışlardır.
Memur-Sen Genel Başkanı olan ve "Buçuk Ali" diye anılan Ali Yalçın'ın memurların yetkili temsilcisi olmasına rağmen, yine güvenmediği Hakem Heyetine neden üye verdi? Şimdi insanlar sormaz mı, "Bu ne samimiyetsizlik?" diye. Güvenmediğin kurula NEDEN ÜYE VERİYORSUN? 1.100.000 üye, yeri göğü inletmeleri gerekmez miydi? Patır patır istifaların ardı arkası kesilmeden devam etmesi gerekmez miydi?
Bir başka soru daha: Hakem heyetine hangi sendika üye vermedi? Birleşik Kamu-İş, Hakem Heyetine üye vermedi. Konfederasyonlardan Birleşik Kamu-İş’i tebrik ediyorum. Bu da şimdilik tabi onun da yakın olduğu siyasal iktidar muhalefette olduğu için samimiyetleri ciddi olarak test etme imkanımız olmadı tabi...
Bu ana kadar sendika yöneticilerinin samimiyetsizliklerine vurgu yapmaya çalıştık.
Türkiye’de memur ve işçi sendikalarına kısaca bir bakalım.
2025 verilerine göre kamu görevlileri sendikalarına üye toplam memur sayısı 2 milyon 391 bin 157'ye ulaştı. Memurların sendikalaşma oranı ise %76,88 olarak belirlendi.
2025 yılı Temmuz ayı verilerine göre toplam işçi sayısı 17.326.143 iken, bunlardan 2.429.527'si sendika üyesidir. Bu kapsamda sendikalaşma oranı da %14,022 olarak gerçekleşti.
Sonuç olarak, memurların sendikalaşma oranı %76,88 iken, işçilerin %14,022 olarak kalmasının esas sebeplerini kısa ve öz olarak anlayamazsak, alınamayan haklara çokça ahlar vahlarız.
Şimdi işçi sendikalarında oran neden az ve memur sendikalarında oran neden fazla diye merak ediyoruz tabii. Çünkü işçi sendikalarına işveren karşı çıkıyor. Sendikalı olanı işten atıyor. En önemlisi ise işçi sendikaları, işvereni hakikaten zorluyor. Üretimden gelen hakkından doğan iş bırakma eylemini sonuna kadar devam ettiriyor. Bu sebeple işverenin çıkarına set vuran sendikal anlayışa izin vermeme veya engelleme yoluna gidiyor. Diğer bir sebep ise işçi sendikalarında; sendika üyelik aidatı, işçi sendikasına üye olan her işçinin ödemekle yükümlü olduğu temel borçlardan biridir. Zar zor geçinen bir işçi, sendikaya verilen parayı gereksiz görerek üye olmamayı tercih edebiliyor. İşveren ile arası iyi olanlar, sendikalı olmayı işverenin karşıtlığı gibi algıladığından, işveren ile arasının bozulma ihtimalini dikkate alarak üye olmaktan imtina edebiliyor ve diğer bazı sebepler…
Dünyadaki sendikaların gücü 1980’lerden sonra azalmaya başlamıştır. Bu azalmada küreselleşmenin ve iletişimin çok büyük etkisi vardır. Totaliter rejimlere ve kapitalist patronlara diz çöktüren sendikalar, artık eski kadar güçlü değiller. Mesela Türkiye’mizde 1980 öncesi çok etkili sendikal mücadele veren MİSK kaybolmuştur. Türkiye’de memur sendikacılığı, yasal izinler verilemeden bazı genelgelere sığınılarak kurulup faaliyetlere başladılar ama büyük bedeller ödediler. Sendikalar Yasası çıkmadan önce KESK ve Kamu-Sen, Ankara Kızılay veya Tandoğan meydanlarında yüzbinleri topluyorlardı. Herkes kendi sendika üye aidatlarını, yol, yemek, barınma masraflarını kendisi çekmesine rağmen eylemlere katılıyorlardı. Ve çok büyük bir samimiyet birliği vardı. 2001’de sendikalar yasası ve profesyonel yöneticilik çıkınca, arkasından üye aidatlarını hatta daha fazlasını devlet tarafından memurun bordrosuna dâhil edilince üye oranları hızla artmaya başladı. Buna sendikal federasyon ve konfederasyonlarının birer siyasi organizasyonun memur temsilcisi gibi hareket etmesi dolayısıyla, o siyasal organizasyon oy verenlerin kendi görüşüne yakın sendikaya üye olmasına sebebiyet verdi. Yine iktidardaki partilerin şerrinden kurtulmak, terfi ve yönetim kademelerinde yükselebilmek için iktidara yakın yani yandaş olan sendikalara hızla bir üye olma yarışları sık sık olmaktadır. İktidarın yandaşı olan Memur-Sen bunun en güzel örneğidir. Bir başka örneği de çoğu öğretmenlerin veya sendikacıların Hürriyetçi Öğretmenler Sendikasıydı. Bu sendika, Doğru Yol Partisi iktidarı yıllarında o partiye mensup eğitimciler tarafından kurulmuş bir sendikaydı. Bu günlerdeki kadar olmasa bile o yıllarda MEB’te her türlü atamalarda etkili ve yetkiliydi. Siyasi güç gidince, o yılların dediği dedik olan sendika da gitti. O zamanlardaki yandaş sendikalara menfaati için ona üye olanlar, iktidarların durumuna göre yandaş olan sendikalara üye oldular. Emekli olanlar ise evlatlarını ve akrabalarını yandaş sendikalara üye olmayı öğütlemiştir. Bu sebeple gemilerinin hiçbir şekilde su almayacağına inanıyorlar.
Memur sendikacılığında, yine ilk memuriyete atanan memur, göreve başladığında o da hemen yandaş sendikalı amirinin yönlendirmesi veya baskısıyla hemen üye oluyor. Bu sebeple hem amiri yandaş sendikalı başkanın gözüne girmiş oluyor hem de yeni işe başlayan memurunu koruduğu pozisyonu oluşturarak kendisine sadık bir memur bulmuş oluyor.
Zamanımızda memur sendikacılığında üye oranları çok yüksek olmasına rağmen, federasyon ve konfederasyonlarının aldıkları eylem kararlarına katılım sayısı çok düşük oluyor. Ama işçi sendikalarının eylem kararlarına üye sayıları dikkate alındığında, üyelerin kahir ekseriyetinin katıldığı görünür. Bu da demektir ki: İşçi sendika üyeleri sendikalarına yürekten güveniyor ve haklarını da alacaklarından emin. Memur sendikacılığında üye olan memurların çoğu üniversite mezunu olmalarına rağmen, üye oldukları sendikalara güvenmiyor ve eylemlerde de onlara destek vermiyor. Yani memur sendikacılığında, üyeler sendikal anlayışa çok uzak bir anlayış mevcuttur.
Türkiye’nin esas problemi, hasbelkader bir yerde gelen insan, orayı terk etmemek için her türlü çalışmaları yapıyor. Yıllarca birlikte kardeşçe yaşadığı insanı zaman içerisinde makam veya mevkiini elinden alabilecek potansiyel düşman olarak görebilmektedir. Bu durumlar, ülkemiz ve kurumlarımızın gelişmesinin önünde en büyük engeldir.
Türkiye’de adaletin, barışın, kardeşliğin, sosyal barışın, huzurun, refahın, ilerlemenin, tasarrufun vb. güzel şeylerin önündeki en büyük engel, siyaset kurumunun diğer demokratik ülkelerde olduğu gibi sadece kalkınma, demokaratikleşme, ülke menfaatine uygun olan programlar geliştirmeli, sorumsuz devlet yetkililiği müdahalelerine son vermeli, bunun yanında, cumhurbaşkanlığında, başbakanlıkta, bakanlıklarda, bakan yardımcılıklarında, milletvekilliklerinde, belediye başkanlıklarında, parti genel başkanlıklarında, parti il başkanlıklarında, ilçe başkanlıklarında, yönetim kurullarında, denetim kurullarında, sendika, vakıf, dernek genel başkanlıklarında ve her türde yönetim, denetim başkan, yönetim kurulu üyeliklerinde vatandaşlar en fazla 2 dönem kalabilmelidirler.
Devletin bütün kurumlarında yöneticilerin, memurların görev yaptığı yerde en fazla iki dönem çalışabilmelidir. Bu iki dönem içerisinde görevini aksatan veya görevinde çıkarlarını ön plana alan her türlü yönetici ya da yetkili, çok adaletli, işinin ehli kişilerin seri raporları sonucunda görevinden alınmalıdır.
Son iki paragrafta dile getirdiğim tespitler uygulama sahasına konulmadığı takdirde böyle yönetime, böyle vatandaş, böyle derneğe, böyle üye, böyle üyeye, böyle sendika demek zorunda kalırız. Selamlarımla.









