Geçenlerde sosyal medya platformlarından facebookta bir paylaşım yaptım. Hayatımızın tamamını hiç çıkarsız sadece dava bilerek verdiğimiz, uğruna birçok bedel ödediğimiz, şu anda Türk Milliyetçilerinin hatta Ülkücülerin Hareketin tek ve tavizsiz temsilcisini iddiasında olan siyasi hareketin her alandaki tenakuza düşmelerini bizi çok üzmüştü. Bu üzüntü ve şaşkınlıkla PKK ve Öcalan alçağının silah bırakma yalanına elinde bilgi olanlar mesafeli dururken Bahçeli ve MHP’nin ısrarcı olmasının yanlış olduğuna vurgu yapmak istedim.
Bu sebeple aşağıdaki paylaşımı facebook hesabımdan paylaştım
“PKK, DEM, Öcalan Türkiye'yi ve bütün dünyayı silah bıraktıklarına güya ikna etmek için 30 kişilik PKK'lı hainlere göstermelik olarak bir mangalda silah yaktırdılar. Bu göstermelik mangal partisinden sonra inlerine geri dönmüşlerdi. Bu göstermelik tiyatro üzerine Cumhuru destekleyen ve kendilerini milliyetçi olarak lanse edenler artık Türkiye'ye barış geldi diye çılgınca sevinmişlerdi. Buna karşı çıkanları hain ve barışı istemeyen olarak duyurmuşlardı…
Hâlbuki yıllarca MİT Müsteşarlığı yapmış şimdi de Dış İşleri Bakanlığı yapmakta olan AKP'li Kürt Hakan "KCK tehdidi bitene kadar teyakkuzdayız" diyerek çok dikkatli olunmasını isterken;
Türk Milliyetçiliğinin tek ve gerçek temsilcisi olduğunu her fırsatta söyleyen Milliyetçi Hareket Partisinin genel başkanı Bahçeli ve ekibi bir an önce PKK ile antlaşmanın yapılması için çok ısrarcı oluyor.
Şaşmamak mümkün değil!” diyerek aşağıdaki resmi de paylaşmıştım.

Gençliğinden beri tanıdığım bir profesör kardeşimiz paylaşımıma aşağıdaki yorumu yapmıştı:
“Hocam Bir asker,önceki MİT Başkanı,Diş İşleri Bakanlığı yapan bir devlet görevlisini etnik kimlikle ifade etmek ne kadar doğrudur.Kendisi kamuoyunda kendisini Kürt diye tanıttığını görmedim.
Çok sayıda bildiğimiz birçoğu Kürt olduğu söylenen Türk Milliyetçisi vardır.Bir kısmı ülkücü şehittir.
Biz Türk milliyetçileri Kürtleri akraba kavim kabul ederiz
Gökalp’ten,Orhan Türkdoğan hocaya kadar.
Sizde böyle yazarak bölücü Ermeni döllerinin kazdıkları kuyuya su taşırsınız.Lütfen dikkat edelim…
Selamlar”.
Bu çok sevdiğim ve değer verdiğim kardeşimiz daha önce de Suriye ile ilgili bir paylaşımıma da karşı çıkmıştı. Ama Suriye’de yeni hükümet kurulunca sosyal medya hesaplarında benden daha fazla tepki verdiğine şahit olmuştum.
Ülkemizin önemli ilim adamlarından birisi olduğuna inandığım kardeşimize aşağıdaki cevabı verdim.
“……… Hocam, ben ne anlatmak istedim siz ne anladınız! Benim ifade etmek istediğim bu konuda en bilgili kişilerin başında gelen, bu konu hakkında eski MİT Müsteşarı olması hasebiyle en gizli bilgilere sahip ve aynı zaman dış devletlerin de konuya ilişkin bakışlarına hâkim olan Hakan Fidan’ın bir alt kimlik olan Kürt kardeşlerimizden olmasına rağmen konuya çok daha hassas ve dikkatli yaklaşmaya özen gösterdiğini ifade etmekti. Yani Kürtlerle ilgili bir konuda hem hissi davranması normal karşılanabilecek bir kişi. Ama hissi davranmadı. Hakan Fiden PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığının farkında ve oynanmak istenen bu oyunda da dikkatli olması gerektiğine vurgu yapıyor. Ve katı bir AKP’li de aynı zamanda, Devlet onun verdiği istihbari bilgilerle birçok işler yapmadı mı? Yani orada vurguladığım hem Kürt hem konuyu Bahçeliden fersah fersah daha iyi biliyor. O şüphe ile hareket ederken sana ne oluyor kardeşim demek istemiştim…
Esas amacım, bunun da ötesinde Türk Milliyetçisi iddiasında olan bir siyasi teşekkülün ondan daha dikkatsiz ve son hızla meçhule dalmasının yanlışlığına vurgu yapmaktı. Yorumunuzdan anlaşılan siz de esası kaçırmışsınız. Esası kaçırmak, Türkiye’mizin en büyük problemlerinden birisi zaten. Sayın Hocam Edebiyatta bir şeye vurgu yapmak ve çok önemli olduğunu ifade etmek için zayıf güçlüye benzetilir. Burada Bahçelinin sınırlı bilgisini, Hakan Fidan’ın devasa bilgisinin yanında hareket kabiliyetinin önüne geçmesine vurgu yapmak istedim. Ve bunu Milliyetçi bir parti genel başkanı yapmaya çalışınca ben de onu sosyal medya hesabımdan Türk Milliyetçilerine şikâyet etmek istedim. İfade ettiğim gibi bir fiiliyatta zayıf güçlüyle ifade edilirken anlatılmak istenen daha iyi anlaşılmasına çalışılır. Değerli …….. Bey Hocam, 1976 yılında yazma hayatına başladığımdan beri aynı tekniği kullanıyorum.
Yine, incelemeci, araştırmacı bir tarihçiyim. 1500 yakın kitabın bulunduğu ve bunların 900 yakını tarihi konularla ilgili olan kitaplığım var. Ara ara önemli konularda köşe yazılarımı da yazarım. Çok ta okurum. En son bitirdiğim Erol Güngör Bey'in Türk tarihe toplu bir değerlendirme olan "Tarihte Türkleri" dir. Bu ana kadar Türk Tarihi ile ilgili 30.000 den fazla hakemli yazı okumama rağmen her okuduğumda ve yaptığım araştırmalarda yeni bir şey öğreniyorum. Ve bazı insanların ortalıkta çokça dolaşan tespitlerinin bazılarının yanlış olduğunu fark ediyorum.
Mesela hayran olduğum ve çok değer verdiğim Erol Güngör Bey'in bu kitabından bilmediklerimi de öğrendim. Ama Erol Güngör Bey'inde bu kitapta az da olsa bazı konulara tam hâkim olmadığını da gördüm. Bu tespit Erol Hocamızın gönlümdeki büyüklüğünü değiştirmez. Çünkü çok büyük ve hacimli bir konuda her zamanda uzman olması mümkün değildir.
Aynı hadise Enver Paşa İle ilgili Murat Bardakçı'nın "Enver" isimli 800 Sayfalık kitabında da gördüm. Verdiği bilgilerin hilafına yorumlar yapmış. Okuduğum başka kitaplara ve makalelere benzemiyor değerlendirmeleri. Bardakçı’nın durumu biraz değişiklik arz ediyor. Niçin? Çünkü belgeyi kitaba koymuş koyduğu belgenin hilafına yorum yapması ya dikkatinden kaçmıştır ya da bir anlayışa hizmettir.
Bunlara niye değindim biliyor musunuz sayın hocam? Türk tarihinde Orta Doğudaki son iki yüzyıl Türk Tarihi ve Türk Milleti için çok ama çok önemlidir. Gelinen son durumu çok basite ve vurdumduymazlığa almak hata olur. Bekle gör de hata olur.
Eğitim bilimciler, bilginin tanımını, tecrübeler birikimi olarak ifade ederler. Ben de öyle düşünüyorum. O halde geçmiş önümüzde yığınla tecrübeler asılı dururken neden bilgi sahibi olamıyoruz sayın hocam? Bu bir eksiklik değil midir? Geçmişi ne tez unutuyoruza tepki olarak yaptığım paylaşımda kıymetli ve belirli teferruatlar dururken neden kıymetsiz ve önemsiz ayrıntıya atıf yapılıyor! Kast etmediğim ve hiç te etmeyeceğim bir düşünce suçlaması ile neden ilişkilendiriliyorum.
…… Bey Hocam, ben samimi bir Müslüman ve samimi bir ülkücüyüm. Arvasi Hocamızın talebesi olma şerefine ermiş şanslı bir gençlik yaşadım. Yine Arvasi Hocamızın “Doğu Anadolu Gerçeği” kitabını okuduğum gibi ağzından da dinleme imkânımız oldu. Ve son görev yaptığım Anadolu Lisesinde Arvasi Hocamızın Fikirlerini ve “Doğu Anadolu Gerçeği, Kendini Arayan Adam” Mehmet Niyazi Özdemir’in “Varolmak Kavgası” Şeyh Şamil, Osman Batur”un vb önemli kişilerin mücadelelerini, fikirlerini inceleyerek bana rapor halinde kalem yazısıyla sunmalarını performans ödevi olarak vermiş biriyim sayın hocam.
80 Öncesi teşkilatlarda hem siyasi liderimiz Türkeş Bey’in dünyaca kabul edilen liderliğinde hem de o zamanlarda genç olmasına rağmen Türkiye’yi ve dünyayı iyi okumuş mükemmel bir Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış Muhsin Yazıcıoğlu döneminde İstanbul teşkilatlarda yöneticilik yaptım. Yönetim kurulunda alt kimlik olarak birçok Kürt arkadaşımız vardı. Ne biz onları dışlardık ne de onlar bizi. Çünkü biz kardeş giydik.
Nerden çıkarttınız ve nereden aklınıza geldi bilmem; ama yapım ve inancım gereği kimseyi alt kimliğinden dolayı ayırmam. Belki bilmiyorsunuz veya unuttunuz ama ben Türk Eğitim-Sen İstanbul 3 Nolu şube başkanlığı yaptım. 2007 -2008 yıllarında ise Kamu-Sen’in İstanbul Teşkilatlarından sorumluluğunu yürüttüm. Hem Türk Eğitim-Sende hem onunda bağlı olduğu konfederasyonda birçok Kürt üye hatta şube başkanı arkadaşlarımız vardı. 1980 öncesi birlikte yan yana mücadele verdiğimiz kardeşlerimiz vardı. Ve yine de var.
En son görev yaptığım Anadolu Lisesinde öğrencilerimin % 90’ı doğu ve Güneydoğu kökenliydi. Ama en çok beni seviyorlardı. Hem de Ülkücü olduğumu söylememe rağmen. Neden? Çünkü ben insan ayrımı yapmam. Yüzlerce öğrencimden birini örnek vermek isterim tam da konuyla ilgili olduğu için. Bu kızımız 3 yıldır Biyoloji Öğretmenliği yapıyor. Kendisi Ağrı’lı ama 2016 yılında bizim okula nakil gelmişti. İşte onunla olan bir yazışmamızı hiç düzeltme yapmadan aktarıyorum:
-Hocam sizi çok seviyorum hiç ayrım dış görünüş,ırk ayrımı yapmadınız ben bunlara maruz kaldım kalıyorum da
- Sizin çok merhametli biri olduğunuzu biliyorum ve de sizi babamdan çok seviyorum emin olun
-Başka bir dünyada sizin kızınız olmak vardı da işte yanlış kişilerin evladı olduk
- Cidden öyle Hocam güzel bir geçmiş bıraktınız bize
- Cidden öyle Hocam güzel bir geçmiş bıraktınız bize
- Eczacı nesem=Mehmet Arslan (Eczacı Neşem Anadolu lisesinin adıydı)
Yukarıdaki evladımız gibi öğrencilerimin kahir ekseriyeti böyleydi bana karşı… Onlar mezun olalı 8 sene oldu ama halen görüşüyoruz. Birçokları çok önemli yerlerde çalışıyorlar.
…….. Hocam ben sadece bir yola giderken veya bir iş yaparken adamımı seçerim. Ona da hakkım olacağı kanaatindeyim.
Türk Dünyası Aksakallılar Konseyine seçilen Binali Yıldırım Diyarbakır'daki "Ben aslında Kürdüm Devlet bizi buralardan sürdü" derken, Cumhur Başkanı, Bahçeli ve DEM "Kürtler" derken ayrımcılık olmuyor da ben deyince mi ayrımcılık oluyor kıymetli ve sayın hocam. Ben 1990 yılında ………….. ve …………….Bizim Ocak Temsilciliğinde sohbet ettiğiniz aynı kişiyim.
Ülkemizin aciliyet gerektiren çok önemli konularına değinmek için bazı köşe yazıları yazıyorum. Acil bilgi vermek için yazıp hemen yayınladığım yazılarımı da diğer yazılarım gibi dostlarıma, devletin çok yüksek kademelerinde görev yapmış tanıdığım bürokratlara, ünlü yazarlara, fikir ve dava adamlarına, ilim adamlarına, bazı meslektaşlarımı ve arkadaşlarıma da gönderiyorum. Çok ünlü yazarlar ve bürokratlar, kalem erbapları, çeşitli köşe yazarları, ilim adamlarından, yazımlarıma olumlu yorumlar alıyorum. Ama şu ana kadar sosyal medya hariç hiçbir yerde yazı yazmamış veya yazamamış insanlar ise yazımı okuduktan sonra, bana şurada şu nokta eksik, şurada virgül yok, şu kelimeyi iki kere yazdın diye dönüş yapan arkadaşlarımız da oluyor maalesef!
Herkesin sorgulaması ve dikkatli olması gereken önemli hal fotoğrafı paylaştım. Fotoğrafları çok iyi okumak lazım. Maksat nedir? Neden paylaşıldı diye bakmak lazım geldiği kanaatindeyim.
Ben ülkem ve hepimizin yararına bir problem tespiti yaptım. Benim tespit ettiğim problemi okumayıp ondan ilgisiz bir problem de siz çıkartınız sayın hocam. Bana karşı yanlış hüküm, yapay bir suçlama ile suizanda bulunmuşsunuz. Sizin gibi ülkemizin ihtiyacı olan ilim adamlarına sığ cevap vermemek, gerçekçi bir cevap yazmak için bayağı zaman harcadım. Bu zaman diliminde başka faydalı bilgilere erişebilme imkânından da olduk.
Sayın Hocam Selamlarımla” cevabını yazdım.
En çok alındığım ve zoruma giden keyfiyet ise, yorum yapan o değerli hocamızın, yorumunu beğenen İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünden ülkücü arkadaşlarıma yazdığım bu cevabı göndermeme rağmen ne bir açıklama ne bir beğenme nede bir yorum gelmedi. Hâlbuki İstanbul Atatürk Eğitimden olmayan birkaç kişiye de beni eleştiren yorumu beğendikleri için cevabi yazımı göndermiştim. Bana dönüş yaparak, önce yanlış baktıklarını, ama son yazımda haklı olduğumu benim bakış açımın doğru olduğunu ifade etmişlerdi. Ama bizim okul mezunu ülküdaşlar sustular. Neden sustular? Ülkemizin can alıcı mesellerinde dahi, bizimle birlikte candan vazgeçercesine Türk Milliyetçiliğine hizmet eden insanlara ne oldu böyle? Neden eksen kayması yaşadılar. Birileri bir yerlere mesajlar vermek için değişik mesajlar verme yollarını denemekten geri durmuyorlar. Bu keyfiyet ülkemiz zararına ve millet zararına olmasına, hem de geçmişleriyle tenakuza düşmelerine rağmen neden yanlışta ısrar ediyorlar.
Peki bizi toplumda güvenilir, kaliteli, sıradan insanlardan ayıran değerlerimize ne oldu! Bu uğurda canla başka mücadele edenler sözüm ona dava adamları, geçmişlerine aykırı hareketlerin içinde neden bulunurlar! Veya geçmişlerindeki güzel hatırlarını sele vermeye neden rıza gösterirler! Değerleri yok etme mühendisliğinin elamanı olmaktan nasıl utanılmaz! Eskiden Türk Milliyetçisi olupta bu değerlerlerinden kopma nedenleri nedendir! İç ve dış düşmanların Türk Milliyetçiliğine düşman olması çok normaldir. Ama kendilerini milliyetçi konumda sınıflandıranların bunlara destek vermelerini anlamak mümkün değildir. Türk Milliyetçiğinin neden un ufak edilmesine göz yumuluyor! Türk Milliyetçileri bu parçalanmanın neden faili oluyor!. İşte esas araştırılması gerek konu bu? Bize ne oldu!












Herzaman sizin kendini yetiştirmiş ideal ülkücü olarkadaşım olduğun için gurur duyuyorum. Keşke her ülkücü arkadaşımız senin yüzdebirin kadar okusa araştırsa.ama yılda bir kitap okuyup düşünen arkadaşlarımız bile yok denecek kadar az. Değer ifade eden yazılarını okumaktan keyif alıyorum. Selamlar sevgiler saygılar değerli arkadaşım.
Değerli arkadaşım zaman zaman bazı eleştirilere üzüldüğünü anladım. İşimi belli eleştiriler kendice sizde gördüğü eksiklikleri ifade ediyor kanaatindeyim.Güzel ve eksikliğini duyduğumuz konulara değiniyor şunu. Çıkarcı ve yağcı değilsin. Sence doğru bildiklerinden bizleri aydınlat. Bence doğru işler yapıyorsun. Allah yar ve yardımcın olsun. Selamlar.
Zaman, vatan tehlikeye diştüğünde yiğitçe dik durmak ve doğruları haykırmak zamanıdır. Siz de tam bunu yapıyorsunuz. Ufak tefek şeylere, noktaya virgüle takılacak zaman değil. Tebrik ediyorum, aynen devam sayın hocam.