Yer önemli değil. İstanbul’da uzak bir semt. Güçlü klimanın efil efil rüzgar üflediği salonda zamanı donduran, yorumları durduran ama bir o kadar da ruhumda fırtınalar yoğuran derin bir sohbet. Üç kişiyiz masada. Keşke anlatılanları duysanız, gerçekleri öğrenseniz de “ biz” olsak, çoğalsak diye bir özlem hissediyorum içimde. Çünkü başka türlü kurtulamayız muktedirlerin irademize koyduğu prangalardan.
Aklımdan Ahmet Telli’nin dizeleri geçiyor, kirli siyasetin esir alamadığı dostu dinlerken.
“Ey masalcı otur şu geyik postuna
ve anlat şimdi bütün bunları
Önce yaşadıklarımızı koy ortaya
hatamızı ve sevabımızı anlat.” diyesim geliyor.
Ona da gerek yok, samimiyetime kefil olmuşçasına o konuşuyor zaten. Rahmetli Erbakan’dan günümüze uzanan Milli Görüş çizgisinin “Gelenekçiler-Yenilikçiler” gibi yapılanmalarla nasıl materyalizmin doymak bilmez iştah baronlarına dönüştüğünü ve halkın umudu olmaktan nasıl uzaklaştıklarını ürperten örneklerle anlattı hataları ve sevapları üst üste dizerek. Siyasetin ahlakımızı ve inancımızı, kültürümüzü ve örfümüzü çürüten yapılanmasını yaşayarak test ettiği için her cümlesi,masal bir kenara, siyaset belgesi niteliğindeydi. Her kelimesi namludan yeni kurtulmuş kurşun gibiydi.
Sen konuştukça içim acıyor, geleceğe ait umutlarım yok oluyor birer birer, dedim. Allah’ı Kur’an’ı, Peygamberi Ashabı referans göstererek iktidar olanların uygulamaları ne adaletle ne hukukla, ne de devlet geleneklerimizle izah edilebilir mi?
Ne diyorsun hocam, aksine olmayan umudum canlanmaya başladı benim, dedi arı duru bu inanç adamı. Sokaklara, meydanlara sığmayan muhalif kalabalıkları görmüyor musun? Bir zamanlar biz böyleydik. Halkımıza söyleyecek yeni bir hikayemiz yok artık. AKP’yi bugün AKP’liler bile eleştirmeye başladı.
Ne güzel söylemiş Sezai Karakoç; "Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır. Umutsuzluk yok! Gün gelir gül de açar, bülbül de öter." Elbette yeneceğiz karanlıkları. Partilerin birbirinden farkı yok aslında. Her şey güzel olacak diye geliyorlar iktidara, her şey kötüye dönüşse bile umursamıyorlar halkın feryatlarını. Direniyorlar koltuğu kaptırmamak için.
Doğru tespitler bunlar. Şu CHP’li belediyelerin başına örülen çuvallar, yargı yoluyla uygulanan baskılar AKP’li seçmenleri bile rahatsız etmiyor mu? Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adaylığını açıklamasaydı bunlar başına gelir miydi? Ya Allah aşkına, 35yıldır geçerli olan diploma bugün iptal ediliyorsa buradaki amaç belli değil midir? 140 davadan yargılanan bir insana yarım günde kendini savun denilebilir mi? Anketlerin diliyle söylersek, iktidarı kaybetme telaşının yol açtığı, demokrasimize de zarar veren haksız uygulamalardır bunlar. Kaybetmek de, sonuçları itibarıyla kazanmak kadar değerli bir sınavdır. Milli İradeyi kutsal sayanlar, halkın tercihlerine de saygılı olmalıdırlar.
Bunları dile getirince, sen CHP’li mi oldun diyorlar. Ne CHP’li oldum, ne de AKP düşmanıyım. Her partide iyi insanlar olduğu gibi, çıkar peşinde koşan kötü amaçlı insanlar da olabilir. Mesele kötüleri ayıklayıp, iyilere destek olmak, parti taassubuna, lider sultasına boyun eğmemek, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmektir. Başka türlü erdemli ,karakterli insan olunamaz ki!
Ama o zaman senin siyasi hayatını bitirirler diyebilirsiniz. Dostumun da benim de anlatmaya çalıştığımız tam da bu . Siyaset bir hizmet alanı olmaktan çıkmışsa bizim orada ne işimiz var zaten! Ne diyor Namık Kemal Hürriyet Kasidesi’nde:
Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten
Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten.
(Çağın yöneticilerini doğruluk ve güvenlikten uzaklaşmış görünce
Şerefle ve mutlulukla hükümet kapısından ayrıldık.)
Geçmiş yıllarda yerel ve genel seçim adaylıklarımda bunları bizzat yaşamış birisiyim. Ben gözlemlerimi ve vicdanımın sesini dinliyorum. Herhangi bir partiye üye olsam bile haksızlıklara, yanlış bulduğum uygulamalara sessiz kalmam.
Derin sohbet dediğin bu mu diye sitem etmeyin. Sığ sularda gezinmek bile tehlikelidir bazen. Doğruları konuşmak güzeldir, ama her doğruyu her yerde konuşmak da doğru olmayabilir. Anlatılanların bir kısmı kamuoyunun malumu. Ama bazı bilgiler ve bazı isimler hatıralar mağarasında saklı kalsın.
Şunu da mutlaka bir milli iman haline getirmeliyiz; vatanın bağımsızlığını namus bilenlerin, özgürlüğü ekmek kadar kutsal bulanların, adı ister devrimci olsun, ister milliyetçi, ister laik, ister dinci…Bekamız için hepsi TÜRKLÜK bilinci ile, emperyalizme karşı el ele, gönül gönüle olmalı, birbirine kenetlenmelidir.
O nedenle, elif gibi doğru, kalbinin aydınlığı yüzüne yansıyan bu değerli dosta, anlattıkların sadece AKP’nin değil, siyaset tarihimizin de bir belgeseli olma niteliği taşıyor, o sebeple bunları yazmalısın, dedim. Bir çalışma içinde olduğunu duyunca da sevindim.











