Bildiğiniz üzere yazılarımın birçoğu Türk dünyası ve Türk birliği üzerine olmaktadır. 3 Temmuz 2026’da “Türk Birliği Faaliyetleri Yeterli mi?..” başlıklı yazımda bazı eleştirilerde bulunmuştum. (https://millidusunce.com/turk-birligi-faaliyetleri-yeterli-mi/)
Bu büyük davaya ve hedefe katkı sağlamak amacıyla Uluslararası Avrasya Eğitimcileri Federasyonu (UAEF) ve Avrasya Eğitimcileri Derneği (AED) olarak imkânlar ölçüsünde elimizden gelenleri yapmaya çalışıyoruz. Yeterli misiniz derseniz? Değiliz diyeceğim; sadece çabalıyoruz. Türklerin geçmişte ve bugün yaşadıkları yerleri görmek amacıyla üyelerimize yönelik “Balkan Turları” düzenliyoruz. Bu turların;
Birincisi, 16-23 Ağustos 2013 tarihleri arasında Yunanistan, Makedonya, Kosova ve Bulgaristan’a,
İkincisi, 31 Temmuz- 9 Ağustos 2017 tarihleri arasında Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Bulgaristan’a,
Pandemi dolayısıyla ara vermek zorunda kaldığımız turumuzun üçüncüsü, 8-18 Ağustos 2022 tarihleri arasında Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan, (Hırvatistan üzerinden geçerek) Bosna-Hersek, Karadağ, Arnavutluk, Kosova, Kuzey Makedonya ve Yunanistan’a (Bu turun Macaristan gezisinde Estergon Kalesi’nin karşısında bulunan Slovakya’ya da geçilmiştir.),
Dördüncüsü, 2-14 Ağustos 2024 tarihleri arasında Yunanistan, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Macaristan (Slovakya’ya da geçmiştik), Sırbistan ve Bulgaristan’a yapılmıştır.
Son iki turumuz, Macaristan’ın Bugaç kasabasında yapılan “Hun-Türk Kurultayı”na katılacak şekilde organize edilmiştir.
9.Büyük Hun-Türk Kurultayı
14-16 Ağustos 2026 tarihlerinde yapılan bu kurultayı dikkate alarak 2026 yılında da bir gezi düzenlemeyi istiyorduk ama maalesef mümkün olmadı. Ancak sosyal medyadan takip etmeye çalıştım. Gerek geçmiş kurultaylarda ve gerekse bu kurultayda gördüğüm husus, artık gösterilerin benzeştiği ve tekrar şekline dönüştüğüdür. Ayrıca kurultaylara yeni konuların eklenmesi ve bilimsel toplantılar yapılması gerektiği ortaya çıkıyor.
Bugüne kadar yapılanları küçümsediğim anlaşılmasın. Hatta çok önemli buluyorum. Çünkü bundan yaklaşık 1500 yıl kadar önce Türk topluluklarının Batıya göçleri sırasında insanların nasıl taşındığını, yüzlerce hayvandan oluşan sürülerin kontrollü bir şekilde nasıl götürüldüğünü, giyimleri, kuşamları, yaşananları temsili olarak görüyor; seyrederken o günleri yaşıyor ya da hayal ediyorsunuz.
Bir konu da, 26 Ağustos’ta Malazgirt’te yapılan kutlamada olduğu gibi bir partiye veya bilinen bazı sivil toplum kuruluşlarına mal edilir gibi görüntü verilmesidir. “Turan” ya da “Türk Birliği” bütün Türk halklarının büyük hedefi, ülküsüdür; hatta “Kızılelma”sıdır. Türk Birliği’nin kurulması, parti ve STK farkı gözetilmeksizin herkesin katılımıyla mümkündür.
Yapılan açıklamalara bakarsanız, kurultaya 27 Türk soylu devlet, millet ve akraba topluluktan üst düzey temsilciler, sanatçılar, bilim insanları ve gelenek yaşatıcıları katılmış.
Kurultayın açılışı, Macar Turan Vakfı Başkanı András Bíró ile Bugac Belediye Başkanı László Szabó tarafından gerçekleştirilmiş.
Açılış töreninde TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Prof.Dr. Kürşad Zorlu, Türk Akademisi Başkanı Prof.Dr. Şahin Mustafayev, TİKA Başkanı Abdullah Eren ve Budapeşte’de yerleşik diplomatik misyon şefleri ve Türk Dünyası’nın farklı bölgelerinden çok sayıda seçkin davetliler bulunmuş.
Bir başka konuda, artık hamasi nutuklardan daha çok çağın gerçekleri ile konuşmamız lâzım. Maddi imkânsızlıklar sebebiyle bizler bir şey yapamıyoruz ama devletin imkânları ellerinde bulunanlar -şahsî ilişkilerle değil kurumsal ve sivil anlayışla, samimiyetle ve ciddiyetle- bir şeyler yapmalıdır. Protokolda yer alanları görünce sanıyorum sizler de eleştirilerimdeki haklılığımı anlamışsınızdır.
Tarihteki kurultaylarımız ülke ve millet meseleleriyle ilgili çeşitli konuların tartışılıp kararlar alındığı toplantılardır. Bu kurultaylarda ise tartışma ortamı da yok, karar alma ortamı da…
Benzer Eleştiriler
Konuyu “Turan Kurultayı Gerçekleri: ‘Yapıyormuş Gibi’ Değil, Gerçek Bir Türk Dünyası Kurultayı” başlığıyla İsmail TÜRK de geniş şekilde ele almış (19/8/2026, Yeniçağ). Sayın TÜRK’ün bu yazısından bazı bölümleri alacağım, tamamını gazeteden okuyabilirsiniz: “Uzunca bir zamandır bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda tereddüt ettim. Çünkü Türk dünyası adına yapılan her faaliyetin kıymetli olduğuna inanırım. İnsanları Türkistan’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan ortak bir ülkünün etrafında toplamak kolay değildir. Ancak tam da bu sebeple, ‘Turan” gibi büyük bir idealin adını taşıyan faaliyetlerin eleştirilmesi gerektiğine de inanıyorum.
Macaristan’ın Bugaç bölgesinde düzenlenen ve kamuoyunda ‘Turan Kurultayı’ olarak bilinen organizasyonların yedisine bizzat katıldım. Yani uzaktan konuşmuyorum; gördüğümü, yaşadığımı ve yıllar içerisindeki gözlemlerimi yazıyorum.
İlk defa giden bir insan elbette etkilenebilir. Çadırlar, geleneksel kıyafetler, atlı gösteriler, okçuluk, savaşçı kıyafetleri, müzikler, bozkır atmosferi… Bunların hiçbirini küçümsemiyorum. Ama mesele şudur: Bunun adı festival olabilir, kültür şöleni olabilir, tarihî canlandırma olabilir.
Peki bütün bunlar tek başına ‘Turan Kurultayı’ olmaya yeter mi?..
Yedi defa katıldığım bu organizasyonlarda yıllar içerisinde birbirinin benzeri programların tekrarlandığını gördüm. Türk dünyasının bugünkü meselelerinin bilim insanları, tarihçiler, gazeteciler, sanatçılar, sporcular, iş insanları ve gençler tarafından ciddi biçimde ele alındığı kapsamlı toplantılar nerede?
Türk Cumhuriyetlerinin ortak kültür politikaları nerede?..
Çünkü Türk dünyası sadece geçmişten ibaret değildir…
Öyleyse gerçek bir Turan Kurultayı geçmişi bugüne, bugünü de geleceğe bağlamalıdır…
Bu kurultay yıllardır yapılıyor. Peki bütün bu yılların sonunda Türk dünyasının kütüphanesine bırakılmış kaç kalıcı eser vardır?..
On yıl sonra bir araştırmacı kütüphaneye girdiğinde rafta on ciltlik bir Turan Kurultayı Külliyatı görebilmelidir. İşte kalıcılık budur…
Bir ülkenin heyetinin gelip çadırın önünde fotoğraf çektirmesi güzeldir. Bir siyasetçinin Türk dünyası üzerine güzel sözler söylemesi de değerlidir. Ama sonuç üretmiyorsa yeterli değildir…
Bir başka rahatsızlığımı da açıkça ifade etmek istiyorum. Türk dünyası adına yapılan faaliyetlerin gerçekten Türk dünyasına hizmet edip etmediği kadar, bu faaliyetlere kimlerin, hangi imkânlarla katıldığı da önemlidir…
Yakınların veya organizasyonun amaçlarıyla doğrudan ilgisi bulunmayan kişilerin kamu imkânlarından faydalanarak bu tür programlara taşındığı yönünde iddialar varsa bunlar da açıklığa kavuşturulmalıdır… Devletin imkânı Türk dünyasına mı hizmet ediyor, yoksa bazı insanların seyahat programına mı dönüşüyor? Çünkü Türk dünyası meselesi turistik gezi değildir. Ciddi bir devlet ve medeniyet meselesidir.
Gerçek bir Türk Dünyası Kurultayı nasıl olmalı?
Benim hayalimdeki kurultayda Türk devletlerinin yalnızca bayrakları bulunmaz; aklı, kültürü, sanatı, ekonomisi ve gençliği de bulunur…
Gerçek bir kurultayın sonunda mutlaka bir sonuç bildirgesi yayımlanmalıdır. Ne konuşuldu? Hangi kararlar alındı? Kim hangi sorumluluğu üstlendi? Bir sonraki kurultaya kadar hangi projeler tamamlanacak?
Ve bir sonraki buluşmada ilk iş, önceki kararların ne kadarının gerçekleştirildiğini açıklamak olmalıdır. İşte o zaman buna kurultay diyebiliriz…
Kimseye ‘Bugaç’a gitmeyin’ demiyorum. İmkânı olan bir defa gitsin. Bozkır atmosferini görsün, gösterileri seyretsin, farklı insanlarla tanışsın.
Bir kültür festivali olarak güzel tarafları vardır. Benim itirazım festivale değil. Benim itirazım, festivale Türk dünyasının büyük kurultayı anlamının yüklenmesinedir. Çünkü ‘Zaten Turan Kurultayımız var’ dediğiniz anda gerçekten ihtiyaç duyduğumuz büyük projelerin önünü farkında olmadan kapatabilirsiniz. İşte asıl tehlike budur…
Ben Bugaç’taki organizasyon kaldırılsın demiyorum. Devam etsin. Gelişsin. Büyüsün. Ama festival festival olarak, kurultay da kurultay olarak yapılsın.
Birinde atlarımız koşsun, türkülerimiz söylensin, otağlarımız kurulsun. Diğerinde Türk dünyasının yarını konuşulsun. Mümkünse ikisi birbirini tamamlasın… Dünya değişiyor. Türk dünyasının önünde tarihî fırsatlar olduğu kadar büyük sorunlar da var…
Turan; ortak hafıza, ortak kültür, ortak gelecek ve birbirinin derdiyle dertlenen büyük bir medeniyet coğrafyasıdır. Gelin, adına gerçekten ‘Türk Dünyası Kurultayı’ diyebileceğimiz bir yapı oluşturalım… Çünkü Türk dünyasının artık ‘yapıyormuş gibi’ yapılan işlere değil, yapılan işlere ihtiyacı vardır.
Turan’ı küçültmeyelim; yaptığımız işleri büyütelim. Çünkü Turan büyük bir ülküdür. Büyük ülküler de büyük isimlerle değil, büyük işler yapılarak yaşatılır.” diyerek bitirmektedir.
Anadolu’da bir söz vardır: “Doğru söze hacı emmin ne desin!”











