“Eski Türklerde Gündelik Hayat” isimli kitaptan hareketle “Hayvancılık” konusuna devam ediyorum.
“Moğolların bilinen en eski ve Orta Moğolca döneminin ilk ve en önemli kaynağı Moğolların Gizli Tarihi’nde de atlara ayrılmış özel bir bölüm bulunması, atın tüm bozkır kökenli halklarda önemli bir yeri olduğuna işaret etmektedir.
…batılı Türkolog… Pentti Aalto, ‘Atların anlamı üzerine eşsiz ve dokunaklı övgüler söz konusu iken askerin binek hayvanı olan atlar, Türklerin yalnızca savaştaki kahramanlıklarında yer almaz. Türkler atlarının ölümünü veya yaralanmasını bile anlatır.’ cümlelerini sarf eder. (s.149)
Önsüz (Ögsüz): (Köl Tegin kuzey 8-9) Köl tegin ögsüz akın binip tokuz eren sançdı ‘Köl Tegin öksüz ak atına binip dokuz askeri mızrakladı.’ Aslında bu ifadede sıra dışı bir şey yok gibi görünse de bir atın öksüz yani annesiz olduğunu bilmek mümkün müdür? sorusunun yanıtı cümlenin tam olarak anlaşılmasına imkân sağlayacaktır.
Cümledeki ögsüz sözcüğünde yer alan g sesinin n sesi yerine yanlışlıkla yazılmış olabileceği ve dolayısıyla önsüz yani ‘renksiz’ anlamına ulaşılabileceği görüşü öne sürülmüştür… (s.166)
Yaşına Göre At Türleri
Sıp: Clausan, ardındaki sözcükle birlikte sıp başı okur ve ‘Tay başı’ biçiminde anlamlandırır. Sıp maddesinde ise ‘Bir yaşındaki tay’ anlamını verip ve sıpa ‘altı aydan bir yaşına kadar olan eşek yavrusu, sıpa’ sözcüğü ile de karşılaştırır. Eren, sıpa sözcüğünün sonundaki a’nın ek olduğunu ve buğra ile aynı biçimde kurulmuş olabileceğini belirtir… (s.169)
Tan: …‘tay, atın yavrusu’ anlamındaki tan sözcüğünün eski Türk yazıtlarında geçmiş olması, hem söz varlığı hem de kültür tarihi açısından kuşkusuz büyük bir kazançtır. Sözcüğün hem tan ve tany hem de tay biçimiyle tespiti, Eski Türkçe döneminin ses bilgisi açısından önemlidir. (s.170)
…Hayvanların yavru iken bulunduğu yaşa göre adlar verilmesi, Türklerin özelde at yetiştiriciliği, genelde ise hayvancılık bakımından oldukça ileri bir düzeyde olduğunu gösteren en önemli kanıtlardan biridir. Ayrıca hayvancılıktaki bu ileri düzey, yazıtlar dönemi Türkçesinin söz varlığı için de önemli örneklerle karşılaşılmasına vesile olmuştur. (s.172)
Koşum Takımları
Eder: ‘eyer’. …eder sözcüğündeki d sesinin, bugünkü Türk yazı dillerinin büyük bir bölümünde görülen d>y ses gelişimi parelelinde y sesine gelişerek eyer biçimini aldığı anlaşılmaktadır. (s.172)
Atların donlarından yani renk ile türünün belirlenmesi konusunda, ata yakışacak eyerin de hangi madenden yapılacağının ifade edilmiş olması önemlidir. Buna göre ak ata altın, boz ata gümüş ve doru ata ise tunç eyerin yakışacağı ifade edilmiştir…
At adları
İdil: Atlara ad verilmesi, aslında bozkır kökenli halklar için sıradan bir şeydir… (s.173)
At İle İlgili Söz Varlığı
Agıl: ‘Ağıl, hayvan barınağı’… (s.174)
Atlan-/Atlat: …özellikle Tonyukuk yazıtındaki atlat- fiili, ‘ata binmek’ olarak anlamlandırılabilecek olmasının yanında, ayrıca ‘orduyu harekete geçirmek’ anlamıyla da karşılanabilir. (s.176)
Atlıg: ‘Atlı, atlı birlik, süvari birliği’ anlamındaki atlıg sözcüğü, doğrudan ‘atlı’ anlamı verilebileceği gibi ‘atlı birlik, süvari birliği’ anlamı da verilebilir… (s.176)
Azdur: Doğrudan at sözcüğünden yapılmış bir isim veya fiil olmasa da ‘azat etmek’ anlamındaki azdur- fiili, eski Türklerin at kültürü ile ilgili olması bakımından atların azat edilmesi konusuna iyi bir örnektir… (s.176)
Atların azdırılması yani azat edilmesinin kültürel bir öğe olma olasılığı yüksek olup bu uygulamayı Tanrı’ya karşı bir iyi niyet gösterisi olarak düşünmek mümkündür.
Bin: Fiil çok sayıda örnekte tespit edilmiş olup örneklerin bir bölümü Köl Tegin’in savaşlarda bindiği atlar konusunda ele geçmiştir…
Bine-Bına: ‘Atlı birlik, süvari birliği’ olarak anlam verilebilecek sözcüğün hem ön hem de art ünlülü biçimi tespit edilmiştir… (s.177)
Bına, bine ve bına başı sözcük ve sözcük grubunun askerlikle ilgili bir terim olduğunda kuşku bulunmamaktadır… (s.178)
Eşin: Yazıtlar dönemi Türkçesinde yalnızca bir kez tespit edilen eşin- fiilinin tabanının eş- olduğu açıktır…
…Cümledeki eş- ve bu fiilden türemiş eşin- fiili, burada ‘koşturmak’ anlamında olup Türkçenin sonraki dönem metinlerinde sıkça karşılaşılan eşkin sözcüğünün tabanıdır ve dolayısıyla eşkin, bu fiilden yapılmış bir isim örneği olmaktadır… (s.179-180)
Salga: …Clauson… kökünü sal- olarak belirler. Kâşgarlı’nın verdiği örnek salga at olup Clauson bunu ‘huzursuz, hırçın at’ olarak anlamlandırır.
…Yazıtın ilk naşiri Klyaştornıy, şalga okur, Moğolistan’daki büyük kağanlık yazıtlarında tespit edilen şalçı ile karşılaştırır ve sözcüğün tabanını sal- fiili olarak belirler. Ancak ‘gem’ anlamındaki salga sözcüğünün şalçı ile ilgisi bulunmamaktadır… (s.180)
Tamga: Çok sayıda atın bulunduğu Orta ve İç Asya bozkırlarında atların karışmaması için boyların veya kabilelerin aldığı küçük önlemlerden biri, kuşkusuz hayvanlara damga vurmak idi. Atlara vurulan damga, hem atların karışmasını önlemek, buna bağlı olarak da boyların bu nedenle birbirlerini suçlamalarını engellemek bakımından önemlidir. Damganın yalnızca atlar için kullanılan bir ayırt edici uygulama olduğunu düşünmemek gerekir. Eski Türk yazıtlarında at dışındaki öteki hayvanlara damga vurulduğuna dair tanık tespit edilmemiş olsa da küçük veya büyükbaş hayvanlar için de damga vurulduğu, doğal olarak düşünülebilir.
Tamga sözcüğünde yer alan ve fiilden isim yapan -gA+, Türkçenin her döneminde sıkça kullanılmış bir ektir. Tam- fiilinin, Eski Türkçeden sonraki dönem metinlerinde karşılaşılan tamtul- ‘tutuşmak, alev almak’, tamtur- ‘tutuşturmak’ ve tamug ‘cehennem’ sözcükleri ile de ilgisi olduğunu düşünmek mümkündür. Kök haliyle tespit edilmemiş olsa da tam- fiilinin ‘yakmak’ anlamında olduğu, ihtiyatlı olmak kaydıyla ileri sürülebilir. (s.181-182)
Tügünlüg: Cümlede geçen tügünlüg sözcüğü tam olarak ‘düğümlü’ sözcüğünün eski biçimidir. Sözcük tüg- fiilinden -n+ eki ile fiilden isim yapılmış, +lUG eki ile isimden tekrar isim yapılmıştır. Düğümlü atlar ifadesi ile kuyruğu düğümlü atlar olarak anlaşılması gerektiği açıktır…
…Kafesoğlu’nun, konuyla ilgili verdiği bilgi dikkat çekicidir: ‘Savaşa girecek atların, süvarileri tarafından kuyruklarının kesilmesi de eski Türklerde yaygın bir adet idi. Zafer için Tanrı’ya eski at kurbanı ile ilgili bir niyaz belgesi olduğu anlaşılan bu adet, sonraları atın kuyruğunu bağlama (düğümleme) şeklinde de devam etmiştir.’
…daha çok sahibi savaş meydanında ölen atlara yapılan bir uygulamadır…
Yılkı: …Esasen ‘at sürüsü’ anlamı vermek mümkün… (s.182-183)
Deve (Tewe): …Deve, Türklerin hem eti, sütü ve yününden hem de yük taşıması ve özellikle kervanların en temel ve dayanıklı hayvanı olması nedeniyle gücünden yararlanılan bir hayvan olma özelliğine sahiptir.
…Türkler devenin her iki türünü de (Tek hörgüçlü, iki/çift hörgüçlü) bilmekte idi… (s.184)
Boto: Deve yavrusu. …Türkiye Türkçesinin ağızlarında kullanılan potuk ise sözcüğün küçültme eki +k almış biçiminden başka bir şey değildir… (s.190-191)
Bugra: Erkek deve.
…Arslan Han gibi Bugra Han da 8.yüzyıl Türk dünyasında, yöneticilerin güçlü hayvan adlarını hanlık adı olarak kullandığının en iyi kanıtlarından biridir…
İngen: Dişi deve.” (s.191-192)
Son olarak şu cümle ile yazımı bağlayayım: “…Türklere özgü at kültürü, insanoğlunun uzun mesafelere yayılmasını sağlamıştır.”











