Dr.Yaşar KALAFAT, “Mitostrateji 2” adlı eserinde yer alan “Atlı Göçebe Bozkır Kültürünün Kafkasya ve Anadolu Halk İnançları Kültüründe İzleri, Mitostratejik Bir Arayış” başlıklı makalede; “Çocuğu yaşamayan aileler, çocuklarını korusun, ölmeleri önlensin diye onu bir ulu yatıra adarlar. Böylece o çocuğun, yatırın himayesine gireceği için ölüme karşı korunduğuna inanılır. Böyle çocukların saçları tamamen tıraş edilirken, ensesinde ‘heydar’ diye bilinen bir saç bırakılır. Örülen bu saç kesinlikle tıraş edilmez, bu çocuk yaşlanmasına rağmen korunma altına alınmış olarak bilinir.
Düğüm atma büyü türü iken, yaşayan halk inançlarında da yüzlerce örneği vardır. Yeni evli çiftlerin başarısız olmaları (için) damat bağlama ve kurtların çiftlik hayvanlarını parçalamaması için de kurtağzı bağlama uygulaması yapıldığı bilinir. Bunlar ise kara büyü örnekleridirler.
Türk kültürlü halkların arasında ‘At Binen Cin’ diye de bilinen bir varlığın geceleri ahırlardaki ata binerek terlettiğine ve kuyruğu ile yelesini ördüğüne inanılır.
Damadı bağlama, kurtağzı bağlama, yaşamayan çocuğun Ulu bir Yatıra satılması ile saçının bağlanması ve at binen cin inancındaki yele veya kuyruğun bağlanıp örülmeleri, Oğuz ve Kıpçak Türkleri halk inançlarında halen yaşamaktadır.
Kuzey ve Güney Kafkasya halkları ile Anadolu halklarının halk inançlarında ‘kısmet bağlama’ inanç ve uygulaması da vardır. Kızlar kısmetlerinin bağlanmaması için tedbirler alırlar ve bağdan kurtulmak için de birtakım uygulamalar yaparlar. Osetler ve Çerkezlerde genç bir kız, akrabadan olmayan bir erkeğin -ona yardımcı olma adına- palto veya ceketini tutmaz, zira kısmetinin bağlanacağına inanılır. Bir kısım Kuzey Kafkasya halklarında bekar kız, yemek masasının köşesinde oturur ise kısmetinin bağlanabileceğine inanılır. Kırım Tatarlarında evin eşinde durulmaz ya içeri girilmeli veya dışarıda durulmamalıdır. (“dışarıda durmalıdır.” olmalı) Aksi halde bu inanca itibar edip uygulamayı hiçe sayanların kısmetlerinin kesileceğine, bağlanacağına inanılır. (s.30-31)
“Ortak Halk Kültürü Kodları…” başlıklı makalede, "Udinlerde de yeni gelin evinin eşiğinden girince çok çocuklu olması için kucağına çok sayıda çocuk oturtulur. Diğer Türk kesimlerde bu uygulama, gelinin ilk çocuğunun erkek olması için kucağına veya yatağına erkek çocuk yatırılır. (s.42)
…Türk kültür coğrafyasında bilhassa başlık uygulamasının olmadığı yerlerde ana hakkı, süt hakkı türünden miktarı belirlenmemiş ödemeler veya hediyeler alınır.
Doğum toyu, ilk diş toyu, ilk saç tıraşı toyu, ilk adım toyu, ad toyu Türk kültürlü halkların toy kültürlerinde çok sık görülür. (s.43)
“Türk Kültür Coğrafyası Halk İnançlarında Geçmişten Günümüze Kaplumbağa” adlı makalede de; “Aydaş hastalığı: Aydaş olan çocuğun karnı şişer, kirpikleri uzar, apış arası kaşınır, ishal gider, zayıflar. İyileşmesi için yılan, kaplumbağa, kazankurbağası, kedi veya şehit toprağı üstünde çocuğu yıkarlar. Yıkanacak suyu hazırlamak için kırk yumurta kabuğunda su dökülür, yedi akarsudan su doldurulur. Kırkı karışan çocuklar üç yol ağzında veya şehitler mezarından alınan toprak üzerinde çimdirilir. Bu tespitteki açıklamalara göre aydaş olmak ile kırk karışması aynı hastalıktır… (s.56)
Kırk karışması canlılardan insanlar, hayvanlar ve bitkilerde görülen bir haldir. İnsanların doğum ve ölüm dönemleri gibi evlilikleri için de kırk dönemi inanç uygulamaları vardır. Kırkı dolmamış iki anne veya çocuğun bir araya gelmeleri halinde kırklarının karışacağına, birinin diğerini basacağına inanılır. Basılmış anne ve bebekte bazı rahatsızlıklar görülür. Kırk basmasından korunma ve kurtulmak için bir takım uygulamalar yapılır. (s.57)
“Bir Okuma ve Deneme” başlıklı makalade ise, “Eserde yer alan bir husus da peri ile insanoğlundan doğma motifidir. Anadolu Türk kültür coğrafyasında yaşayan halk inançları arasında cin ve perilerle kurulmuş ilişkiler, oluşmuş aileler ve dünyaya gelmiş çocuklarla ilgili anlatılar vardır. Bunlar daha ziyade buluğ çağına henüz girmiş erkek çocuklarla ilgilidir. Çocuklarda görülen bu hal ‘gençlik hastalığı’ …hafif geçen bunalımlar olarak tanımlanırlar. Nadir görülen ve kalıcı izler bırakan türden olanlarla ilgili anlatılar daha ileri yaşlarda görülebilenlerdir… (s.73)
KALAFAT’ın Ali Osman ABDÜRREZZAK’la birlikte hazırladığı “Mitostrateji 3” adlı kitabın “Efsaneden Mitolojiye Ağrı ve Çevresinde Türl Halk İnançları” başlıklı makalade; “Eski Türk İnanç Sisteminde ak ve kara iyeler vardı ve bunlar da konumlarına göre sınıflanabiliyorlardı. (s.36)
Halkın büyü anlayışında ak ve kara olmak üzere iki tür büyü vardır. Kara büyü fenalık, ak büyü de iyilik için yapılır… (s.70)
…Bengi Taş yazıtlarında, kainatın ve kişioğlunun yaradılışı hakkında tek bir ibare vardır. Burada Kök Tengri (mavi gök) ve Yağız Yir (kara toprak) yaratıldıktan sonra, ikisi arasında/ yeryüzünde insanoğlu yaratılmış, denmektedir. Yağızın muhakkak kara anlamına gelmeyebileceğine olan inancımız saklı dursun.
Erlik, Köktürk çağı yazıtlarında hakkında açık bir ifade mevcut olmayan bir iyedir… Bizce, Erlik, Yağız Yir ile ilişkilidir. Çünkü Yağız Yir kavramı, Türklerde yeryüzünü değil yeraltını göstermektedir. Kara toprak alttadır. Karasular yeraltındadır. Türklerin onu, Yirlig/İrlig/Erlik, yani yeraltında olan, oraya ait olan şeklinde tasavvur etmeleri daha mantıklı ve yerinde bir yaklaşım olur düşüncesindeyiz. Manas Destanı’nda yer alan Ertöştük, bu adı yeraltında da gezip dolaşma gücüne sahip olduğu için aldığı düşüncesindeyiz. Erlik veya Er/İrlig Han da aynı anlamda bir unvandır. Yerin altına ait han anlamı taşımaktadır. Erlik yaratıcıya karşı geldiği için oraya gönderilmiştir. A.Ali Arslan, Gılgamış ve Manas destanları arasındaki ‘Mavi Sema’, ‘Yeryüzü’ ve ‘Karanlık Dünya’ ortak motifleri üzerinde durması devamlılık arz etmesi itibariyle önemlidir. (s.111)
Erlik konusunda, Türk inançlarıyla ilgili araştırmaları ile bilinen Abdulkadir İNAN şu bilgiyi vermektedir: ‘Erlik insanlara her türlü kötülükleri yapar, insanlara ve hayvanlara türlü türlü hastalıklar göndermek suretiyle kurbanlar ister, istediği kurban verilmezse musallat olduğu obaya veya aileye ölüm ve felaket ruhlarını (iyelerini) gönderir. Öldürdüğü insanların canlarını yakalayarak yeraltındaki karanlık dünyasına götürür. Kendisine uşak yapar.’
A. İNAN’ın bu tasvirinden, Erlik’in aynı zamanda, semavi dinlerde yer alan Azrail’in fonksiyonunu da yüklendiği görüşü de vardır. Biz, insanoğlunun günümüzdeki inançlarına rağmen soğuk baktığı ölüm meleğinin; tamamen Erlik’e tekabül ettiğine pel katılamıyoruz. Erlik, insanları kötü yola sevk etme, onlara fenalık etme, hastalık gönderme, canlılara musallat olma fonksiyonları ile adeta bazen şeytanı ve bazen de bir kısım cinleri hatırlatmaktadır ki, bu teşhis koymaktır. Bir dinin terminolojisi ile başka bir dinin sistematiğini anlatmak olur. Bununla beraber netleşemeyen sezgilerimiz, Gök Tanrı inanç sistemindeki kara iyelerin, semavi dinlerdeki melek olmayan güçlerin yüklendiği görevi üstlendiğini söyletiyor. Nitekim Erlik iyesinin hizmetinde olan iyelere, Kara İye ve Yek adı veriliyor. Yek’in anlamı şeytandır. Şeytan semavi dinlerde kötülüklerin kaynağıdır. (s.112)
Kara iyelerin bir tezahürü de Al Karısı’dır. Bazı yörelerde buna Al Karası da denir. Yakut Türkleri kara iyelere Abaası demektedir. Al Karısı, Umay koruyucu iyesinin zıddıdır. Yeni doğum yapan kadınlara ve yeni doğan çocuklara musallat olur. Türk dünyasında Albastı, Al Karısı, Al, Albıs, Almış olarak bilinirken Doğu Anadolu’da ise Kara Kura olarak bilinir. (s.113)
Haftaya devam…











