Geçen haftaki yazımda Prof.Dr. Erhan AYDIN’ın “Eski Türklerde gündelik hayat” adlı kitabından yararlanarak “Yalnızca Türk runik harf sitemiyle hatıra veya mezar taşlarına, kayalara ve gündelik hayatta da kullanılabilen türlü nesneler üzerine yazılmış metinlerin sayısı bile bugün beş yüzü aşmış durumdadır…” ifadesiyle bazı bilgiler vererek yazıtların listesini yapmıştım.
Yazar kitabın “Ön Söz”ünde devamla, “Yazıtlardan sonraki dönemde Budizm, Manihaizm ve Hristiyanlığın Nasturi koluna mensup Türklerin yazdığı metinlerin yanında, din dışı birçok metin, Türklerin yalnızca dinî değil sosyal, kültürel ve ekonomik hayatı için de pek çok değerli bilgi içermesine karşın, bu konular ne yazık ki hep göz ardı edildi. Yazıtlar dönemi Türkçesinden elde edilen malzeme; Türk boylarının sosyal, kültürel, ekonomik ve dinî hayatı açısından, çok az değerlendirilmiş olsa da bunu Eski Uygur Türkçesi metinleri için söylemek güçtür.
Eski Türk yazıtları ve sonrası dönem Türkçesi üzerinde çalışanların, esasen sözcükler, ekler ve benzeri dil bilgisi yapılarına yoğunlaşması, bu büyük külliyata ait malzemenin işlenememesinin en büyük nedenlerinden biridir…” (s.7) demektedir.
Şimdi de 7. ve 8. yüzyıla ait bu yazıtlarda geçen bazı ifadeleri buraya alacağım. Burada geçen sözcüklerin bir kısmı bugün de Anadolu’da kullanılmaktadır.
Yaylamak: Sözcük, yay isminden +/A- eki ile fiil yapılmıştır. Buradaki yay da ‘yaz’ anlamındadır. Buna göre Eski Türkçede mevsimler şöyledir: Yaz ‘ilkbahar’, yay ‘yaz’, küz ‘güz, sonbahar’, kış ‘kış’… (s.24)
Yaylag: Yayla- fiilinden, +G- fiilden isim yapan ek ile isim yapılmış olup ‘yazın geçirildiği yer’ anlamı verilebilir… (s.25)
Kışlamak: Tam olarak ‘kışı geçirmek’ anlamındaki fiil… Kışlag: …‘kışı geçirmek üzere konaklanan yer’ anlamında… (s.26)
(YY: Bugün g harfi k şekline dönüşmüş ve “Yaylak” ve “kışlak” olmuştur.)
Türk runik harfli eski Türk yazıtlarında yerleşmek anlamındaki fiil, kon- ve bunun iki türevi olarak ele geçmiştir: Kontur- ve konul-… (s.27)
Evlenme/Düğün Törenleri
Bilge Kağan’ın, kendi kızını büyük bir törenle Türgeş kağanına verdiği, ayrıca hangi oğluna aldığını belirtmemiş olsa da Türgeş kağanının kızını da kendi oğluna gelin olarak aldığı anlaşılmaktadır… Türk boyları ve devletleri arasındaki kız alıp verme ilişkisinin altında, iki boyun veya devletin birbiri ile mücadele etmeden tüm dikkatini ve enerjisini düşman boylara veya devletlere çekebilme fikrinin yattığını öne sürmek mümkündür. …kelin ‘gelin’dir. (s.42, 110)
…Cümle şöyledir: İnim yeti urım üç kızım üç erti ewledim oglumın kızımın kalınsız bertim. ‘Kardeşim yedi, oğlum üç, kızım üç idi. (Onları) evlendirdim. Çocuklarımı kızımı başlıksız verdim.’ …Bugünkü Moğol yazı dilinde gerleh olarak ifade edilmesi ve kökünde ger ‘ev, çadır’ sözcüğünün bulunması da evlenme kültürünün bozkır geleneklerinde ev veya çadır sahibi olma ile ifade edildiğini gösteren önemli bir kanıt olarak kaydedilmelidir. (s.44)
(YY: “Kalın” sözcüğü bugün dahi Elbistan’da kullanılmaktadır. Erkek tarafının kız babasına düğüne hazırlık yapabilmesi amacıyla verilen paradır. Bildiğim kadarıyla “Başlık” pek kullanılmazdı. “Kalın verme”, “kalın alma” ve “Kalın yazma” ifadeleri hâlâ kullanılır.)
Türk runik harfli eski Türk yazıtlarında ‘erkeğe göre eş’ için kullanılan bir başka ilginç sözcük ise ewçi’dir. (s.50) (YY: Farklı anlamlarda kullanılsa da “Evci” sözcüğü vardır.)
Köl Tegin adının kül ve köl biçiminde iki türlü okunduğu, bilinen bir konudur. Türk runik alfabesinin ö ve ü seslerini ayırt edecek bir sisteme sahip olmaması nedeniyle köl veya kül biçimindeki okuyuşların her ikisi de doğrudur. (s.52)
…evin en küçük erkek çocuğu, evlendikten sonra köl ünvanıyla aile büyükleri ile birlikte yaşar, aile büyükleri öldükten sonra o evde yaşamaya devam ederdi. Bunda asıl amacın aile bacasının tüttürülmesi olduğunu söylemek mümkündür… (s.60)
(YY: Bacanın tütmesi veya “Ocağın tütmesi” hususu bugünde Anadolu’da sürdürülmektedir.
…Kağan çadırının halk tarafından görülebilecek bir yükseklikte kurulması, tümüyle bozkıra özgü geleneklerden biridir. Karargâhın etrafı, aşağı yukarı bir metre yükseklikte bir çit ile çevrilir ve böylece karargâhın sınırları belli edilmiş olurdu. (s.68)
Boylar ve Boy Birlikleri
Türk runik harfli eski Türk yazıtlarında türlü vesilelerle boy adları anılmıştır. Kimi zaman hususen bir boydan söz edilmişken kimi zaman ise herhangi bir olay anlatılırken boy adlarının adı geçmiştir. Çok zaman güçlü bir boy etrafında toplanıldığı gerçek olmakla birlikte boylar arasındaki yönetim çekişmesinin, eski Türk yazıtlarında epeyce bir yer tutmuş olmasına şaşmamak gerekir…
…Türk adıyla Köktürk hanedan boyunun kastedildiği, Köktürk dönemi yazıtları dışındakilerin, özellikle Uygur Kağanlığı ile Yenisey yazıtlarından daha açık anlaşılmaktadır. Uygur Kağanlığı’ndan kalan en önemli belgeler hiç kuşkusuz Tes, Tariat (Terh) ve Şine Usu adlarıyla bilinen ve Moyan Çor Kağan döneminde yazdırılıp diktirilen yazıtlardır… (s.69)
Uygurların ise hanedan boyu Yaglakar adını taşımaktadır…
Başta I. ve II. Türk Kağanlığı ve Uygur Kağanlığı olmak üzere eski Türk yazıtlarının yazıldığı dönemlerdeki Türk kökenli boy ve boy birliklerinin hangi sıra ile yönetimde söz sahibi olduğu, eldeki mevcut metinlerden kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Köl Tegin yazıtının güney yüzünün ilk satırında, aileden başlamak üzere sıranın uguş ve bodun ile devam ettiği görülmektedir… (s.70)
Uguş sözcüğü boy ve boy birlikleri çerçevesinde önemli sözcüklerden biridir. Sözcük, eski Türk yazıtlarındaki ünlüleri göstermede kullanılan harflerdeki esneklik sayesinde oguş da okunabilir; ancak bu okuyuşlardan hangisinin doğru olduğunu saptamak şimdilik mümkün değildir… (s.71)
Köl Tegin güney 6’da yer alan; bir kişi yanılsar uguşı bodunı böşükine tegi kıdmaz ermiş. ‘Bir kişi yanıldığında soyu sopu, halkı (ve) akrabalarına varıncaya kadar sağ bırakmazmış.’ cümlesinde uguş sözcüğü yine bodun sözcüğünden önce anılmıştır. Bilge Kağan doğu 25’teki uguş da bodun sözcüğünün önündedir. Basmıl ıdok
…Ayrıca örneklerden anlaşıldığı kadarıyla ba- ‘bağlamak’ fiilinden -G+ eki ile yapılan bag sözcüğünün de uguş gibi ‘birlik, konfederasyon’ benzeri bir anlama sahip olması gerekir. (s.71) ...uguş sözcüğü ‘grup, bölüm, tayfa’ gibi bir anlam ile kullanılmış olması gerekir.
…Sekizinci yüzyıl Türkçesinde sözcüğün hem temel hem de mecaz anlamlarının aynı metinlerde kullanılmış olması, dönemin Türkçesinin işlenmiş bir edebi dil olduğunu göstermesi bakımından kuşkusuz değerlidir.
…Bodun sözcüğüne ise ‘boy, boylar birliği’ anlamı verilebilir.
Tonyukuk’un özellikle ikinci örnekte bod sözcüğünü bodun’dan önce anması, bodun sözcüğünün bod sözcüğüne göre daha geniş kapsamlı olduğunu göstermesi bakımından iyi bir örnektir. Bod sözcüğünün, bugün çağdaş Türk yazı dillerinin büyük bir bölümünde, sondaki d sesinin sızıcılaşarak y sesine dönüşmesi sonucunda boy biçimiyle ve aynı anlamda kullanılmaktadır.
…Örneğin; Clauson bo:d maddesinde ‘boy, soy sop’ anlamının Eski Türkçeye has bir anlamı olduğunu öne sürer. Bodun maddesinde ise bo:d sözcüğüne ya çokluk ya da birliktelik (kolektif) eki eklenerek yapılmış olduğunu belirtir… (s.72)
Haftaya devam…











