Prof.Dr. Erhan AYDIN’ın “Eski Türklerde gündelik hayat” adlı kitabından alıntılarla devam ediyorum.
“Eski Türk Ailesinin Yaşam Yeri
Eski dönem Türklerde çekirdek aile yani anne, baba ve çocuklardan oluşan bireyler bir arada, bir çadırda yaşardı. Öteki akrabalar ise çevredeki çadırlarda yaşar, bu sayede akrabaların bir arada bulunmasından dolayı küçük obalar meydana gelirdi. …yaşanan yeri ifade eden sözcükler üzerinde durulacaktır.
Kuy: Çadırlardan oluşan obanın özellikle Yenisey yazıtlarında hususen bir sözcükle adlandırılmış olduğu öne sürülebilir: Kuy. Sözcüğün ifade ettiği anlamla ilgili şu görüşlere yer verilebilir: Radloff, çok emin olmamakla birlikte Abakan-Altay dillerinde kullanılan kuy ‘mağara, nehir yatağı, kıyı’ ile aynı sözcük olabileceğini öne sürer ve anlamca aynı olmadığının farkında olduğunu ve sözcüğün yabancı bir dilden ödünçleme olduğunu tahmin ettiğini, bu nedenle de çevirmeden bıraktığını ifade eder.
Wolfgang-Ekkehard Scharlipp ise sözcüğün Çince olduğunu söyledikten sonra ‘evin özel kısmı; harem’ anlamında olduğunu belirtir. Clauson, ‘kadınlara ait özel bölüm’ olarak anlamlandırdığı sözcüğün Çince kuei’den ödünçlendiğini ve Uygur metinlerinde küy olarak kullanıldığını ifade eder. Ünlüsünün kısa olduğunu belirttiği kuy sözcüğünün, yerel yani diyalektik bir kullanıma sahip olabileceğini de öne sürer. Uzun ünlülü küy sözcüğünün ise ‘kuytu’ anlamında, bugünkü Türkçede de kullanılan Kuytu’nun kökünün bu olduğunu belirtir ancak herhangi bir köken açıklaması yapmaz. Türkçenin sonraki dönem metinlerinde daha çok bu anlamıyla görülen küy sözcüğünün örnekleri bulunmaktadır. Örneğin Kaşgarlı Mahmud’da ‘dere, kuytu yer, dip’ anlamındadır. Türkiye Türkçesinde kuytu olarak yaşayan sözcükle aynı olmadığı, zaten anlamından bellidir. Sözcüğün, bugüne kadar ulaşmamış ‘oba’ benzeri bir anlamda kullanılmış olması güçlü bir olasılıktır… (s.60-61)
Bugün Türkiye Türkçesinde görülen çadır yani ev ve etrafındaki tüm mal mülk, ev bark ikilemesi ile adlandırılır. Aslında büyük kağanlık yazıtlarında karşılaşılan ev bark ikilemesi ile Yenisey yazıtlarındaki kuy sözcüğünün anlamdaş olduğunu da düşünmek mümkündür…
Ordo/Ordu: Kağan ve maiyetindekilerin, ordo/ordu sözcüğü olarak ele geçen karargâhta oturduğu anlaşılmaktadır… Eski Türkçede sözcüğün son hecesinde bulunan geniş yuvarlak ünlüler Türkiye Türkçesinde düzleşerek o sesi a sesine; ö sesi ise e sesine gelişmiştir. Buna orto>orta, töpö>töpe>tepe örnekleri kanıt olarak verilebilir.
Ew: Eski Türk yazıtlarındaki ew sözcüğünün kullanım alanı oldukça geniş olup esasen ‘ev, çadır’ anlamındadır. Ancak sözcüğün ‘ordugâh, karargâh’ anlamında kullanılarak anlam genişlemesine de tanıklık edilmektedir… (s.61-62)
Örgin: Uygur Kağanlığı’ndan kalan yazıtlarda görülen ve öteki yazıtlarda tespit edilmeyen örgin de karargâhı ifade etmek için kullanılmış ilginç sözcüklerden biridir. Yalnızca bir kez tespit edilen örgi- fiilinin ‘taht kurmak’ anlamında olduğu çok açık anlaşılmaktadır… (s.64)
…Sonuç olarak ör- fiilinden -G+ ile isim yapıldıktan sonra ancak örgi- fiili elde edilmiş olabilir. Çünkü ör- fiili ‘yükseltmek’ değil; ‘yükselmek’ anlamındadır. …anlamının ‘taht’ değil; ‘kağanlık otağı’ veya ‘yönetim merkezi’ olması gerektiği öne sürülebilir… (s.67)
Çıt: ‘Karargâhı çevreleyen sınır taşları veya tahta kazıklar’ olarak anlam verilebilecek çıt sözcüğü de yalnızca Uygur Kağanlığı döneminin yazıtlarında tespit edilmiştir… Çıt olarak okunan sözcük genellikle ‘sınır, sınır çizgisi’ ve benzeri anlamlarla karşılanır. Sartkojaulı Karjaubay’a göre çıt ‘duvar’; ‘dikilitaş’ veya ‘bina’ olmayıp ‘han otağının kurulduğu yerin, toprak yardımıyla yükseltilmesi sonucunda ortaya çıkan yüksek temel’dir. (s.67-68)
Bodun (Halk, Kavim, Millet): Boyların bir araya gelmesiyle oluşan yapı bodundur.
Köl Tegin güney 8’deki Türük sözcüğüyle devletin hanedan boyunun kastedildiği bilindiğine göre Türük bodun ifadesi, devleti oluşturan boyların Türük adıyla anlamlandırıldığına kanıt olarak değerlendirilebilir.
Çin Hanedanlıklarını ve Çinlileri ifade etmek üzere Tawgaç bodun ifadesi kullanılarak Tang Hanedanlığını oluşturan veya boyun eğmiş boyların hepsine birden Tawgaç bodun denmesi de konunun bir başka kanıtıdır.
Eski Türk yazıtlarında halkı ifade eden ve esasen kara sözcüğünün kendisi ve onun ile kurulmuş beş yapı elde edilmiştir. Bunlar; kara, kara bodun, kara egil, kara baş, kara kamag bodun. (s.123)
Kara: Eski Türk yazıtları dönemi Türkçesinde kara sözcüğünün üç anlamının olduğu söylenebilir: 1.kara, siyah. 2.halk. 3.kişi adı…
Kara baş: Bazin, kara sözcüğü ile kurulmuş kara baş’ı, baş sözcüğünün ‘kaynak’ anlamından hareket ederek ‘kara kaynağı’ biçiminde düşünerek yer adı olarak değerlendirir…
Kara baş ifadesi Türkçenin sonraki dönemlerinde daha çok ‘hizmetçi’ anlamında kullanılan karabaş sözcüğünün aslını, ilk anlamını göstermektedir…
Kara bodun: Halkı belirtmek üzere kullanılan bir başka yapı ise kara bodun sıfat tamlamasıdır. (s.124-125)
Kara egil: Halkı ifade eden bu sıfat tamlaması… Kara kamag bodun: Halkı ifade eden bu sözcük grubu yalnızca Köl Tegin ve Bilge Kağan yazıtlarında birer kez tespit edilmiştir. (s.126)
VATAN: Eski Türk yazıtlarında doğrudan vatan kavramını ifade eden sözcükler şunlardır: El, yer, yer suw ve yurt. (s.126
El: ‘Vatan, ülke, yurt, memleket, yaşanan yer’ anlamlarındaki bu sözcük,…
El sözcüğünün çok sayıda türevinin ele geçmiş olması, sözcüğün çok iyi bilindiği ve kullanıldığının da en iyi tanığı olarak değerlendirilmelidir: Elçi, Elçin, Elle, Ellig, Elsire, Elsiret, Eltewer, Eltewerlig… (s.127)
Yer: Sözcüğün temel anlamı ‘yer, yeryüzü’ olsa da kimi kullanımlarda herhangi bir boyun veya devletin yaşadığı topraklar ifade edilmiştir. Sözcüğün türevlerinin de sıkça kullanıldığı anlaşılmaktadır: Yerçi: Kılavuz, Yerlen: Yerleşmek, yurt tutmak, Yerlig çor: Kişi adı ve ünvanı.
Yer suw: Sözcüğün doğrudan ‘vatan’ anlamında kullanıldığı bilinmektedir. (s.128)
Yurt: Toplam beşkez tespit edilen sözcük de ‘vatan’ anlamında kullanılmıştır.” (s.129)
Diğer Konular
Birkaç haftadır yazdığım konuların dışında yazar, kitabında ayrıca -yazıtlardan hareketle- şu başlıklar altında diğer konuları da ele almıştır.
Ekonomik Hayat: “Türk runik harfli eski Türk yazıtları, Türklerin bilinen ilk yazılı metinleri olması dolayısıyla, dil bilgisi ögelerinin olduğu kadar, sosyal ve ekonomik hayatın da ilk örnekleri ile karşılaşılmaktadır.” (s.131)
Hayvan Yetiştiriciliği: Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği, Büyükbaş Hayvan Yetiştiriciliği, Binek ve Yük Hayvan Yetiştiriciliği.
Avcılık: Avcılıkta yararlanılan Hayvanlar, Av hayvanları, Öteki Hayvanlar.
Tarım: Yiyecek ve İçecekler, Tarım ve Tarımla İlgili Söz Varlığı.
Ticaret: Ticaretle İle İlgili Söz Varlığı, Meslekler.
Dinî Hayat, İnançlar: Alın Yazısı, Yakarış, Esenlik Dileme, İnanç ile İlgili Söz Varlığı.
Töreler ve Gelenekler: Cenaze Törenleri.
Öteki Öğeler: Sayılar ve Ölçü Birimleri, Zaman ve Takvim, Duygu.
Yazımı kitaptan şu alıntı ile bitiriyorum: “Köl Tegin doğu 12 ile Bilge Kağan doğu 11’deki cümlelerde Bilge Kağan, babası İlteriş Kağan’ın askerlerini kurda, düşmanlarınınkini ise koyuna benzetmesi, hayvanın fizyolojik özellikleri ile bunun kurt ile koyun tezatının ifadesi bakımından hayli ilginç ve önemlidir…” (s.132)











