Farkındaysanız, köşe yazılarımı genelde pazar günleri siteye koyuyorum. Öncelikli amacım, biraz farklı konuları okuyarak -hiç değilse hafta sonları olsun- ülkemizin bu stresli ortamından uzaklaştırmaktır. Ayrıca Türk kültürü ile ilgili sizleri bilgilendirmektir.
Birkaç haftadır da Dr.Yaşar KALAFAT’ın “Mitostrateji” isimli üç kitabından yararlanarak Türk mitolojisinden ve Türk kültürlü halkların efsane ve geleneklerindeki benzerliklerden bahsediyorum. Bazılarınız yazıları okumamış olabilir veya bunlara ne gerek var diye düşünmüş de olabilir. Ama biliyorum ki 1960 öncesi doğup küçük kentlerde ve köylerde yaşayan okurların birçoğu çocukluğunda bunları duymuş ya da dinlemiştir. Ben de Elbistan’da büyüklerimden bunları hep dinledim. Onun için kitapta anlatılanlar ilgimi çekti ve sizlerle paylaşmak istedim.
“Mitostrateji 2” adlı kitapta yer alan “Atlı Göçebe Bozkır Kültürünün Kafkasya ve Anadolu Halk İnançları Kültüründe İzleri” başlıklı makalede (s.13) “Gürcü ve Türk mitoloji kaynakları, bu arada Fridrix İoqannes gibi Rus mitoloji bilginleri, ‘Tork’ adını mutlak olan anlamında açıklar ve onun inanç sisteminin başında olduğunu kabul ederler. Kısaca özetlemek gerekir ise… Kaslar sosyal yapılanması inanç sisteminin başında An, yaratıcı ilâh olarak kabul ediliyordu. Sistemin başında o vardı ve ‘ana’ sözü de buradan geliyordu. Mesela Kas, ‘Koya ilâhı’nın ismi idi ve Kaslar isimlerini buradan alıyorlardı. Şor ‘Aşk ilâhı’, Kıyur ‘yıldırım ilâhı’ idi. Mırızir Kıyur, yıldırım ilâhının yardımcısı idi. Sah yağmur ilâhı ve Karahan toprak ilâhı idi. O, Erlik’i suyun dibinden toprağı getirmekle görevlendirmişti ve toprak gelince var oluş onun ‘ol’ demesi üzerine oluşmuştu.
Gök Tanrı İnanç Sistemi olarak da bilinen ve bazı farklılıklar da içeren bu dinî hayatla güneşin, ayın, toprağın, suyun, bitkilerin, hayvanların, insanların iyeleri/sahipleri vardır… (s.14-15)
Türk-Gürcü Kültür Ortaklığına Dair Tespitler
Osmanlı-Gürcü ilişkileri münasebetiyle belgelerde ‘Başı Açık Dadyan Melik’in geçmesi dikkatimizi çekti. Dede Korkut Destanlarında da bu bölgede bu isimden söz edilmektedir. Başı bağlı olmak veya başı açık olmak halk inançlarında bir inanç kodudur… Başı bağlı olmak ile aile, yuva, ocak sahibi olmak, büyük ölçüde aynı mesajı verir. Belirli bir yaşa gelmiş ve çevresinde az çok tanınmış kimse, hâlâ evlenmemiş ise onun durumundan hareketle yakın çevresince onların ailesine ‘başıbozuklar’ lakabı takılır. Başını bağlamak kavramı Gürcistan halk kültüründe de yaşamaktadır. (s.18)
…Gürcü ve Türk halk inançları arasında ‘Dev’ inanç motifi gibi ciddi ortaklıklar vardır.
‘Dadyan’daki ‘dad, tad/tat’ yabancı, topluma, sosyal bünyeye eklenmiş anlamında olmalı. Her toplumun dat/tad’ı farklıdır. Arap toplumunun da dad/tadları vardır. 1980’lere kadar Kars’ta 8-10 aile Tatlar olarak bilinirdi. Bunlar İran tebaası olarak bilinirler ve muayyen zamanlarda emniyet kuruluşlarına bilgi verirlerdi. Bu anlayıştan hareketle bazı ailelerde damat, bilhassa içgüvey ise ve gelin akraba olmayan bir aileden gelmiş ise ona yarı şaka ‘eloğlu’, ‘elkızı’ denildiği olur. ‘Başı Açık Dadyan Melik’ tanımlaması, ‘sosyal yapılanmasına bir düzen verip resmiyet kazandıramamış bölgenin yabancısı olan kesimin Meliki’ anlamında açıklanabilir. (s.19)
Halk bilimi verilerinde sözlü kültür unsurlarında muhakkak mitolojik izler vardır. Çocuk oyunları, ninniler ve diğerleri çok sayıda örnek içerirler.
Küçükbaş hayvanların diz oynak kemiği olan aşık kemiği ile oynanan oyunların, oyun şekli ve terimleri bozkır kültürünün yerleşim şekli ve askerî düzeni ile tamamen örtüşür.
Aşık kemiği etrafında bir hayli tanım oluşmuştur. Mesela aşığın düz yüzünün ismi ‘bey’dir. Diğer yüzünün ismi ‘kizir’ veya ‘vezir’dir. Bir yüzünün ismi ‘tok’, karşı yüzünün ismi ise ‘çik’dir. (s.23)
…Kemik fallarından birisi de Aşık Falı’dır. Aşık Falı bize hep Kıpçak Türklerinin pagan dönemi olarak bilinen Gök Tanrı İnanç Sistemi dönemlerindeki şaman/kamların kağanlar için kemiklere bakarak kahinlik yaptıkları dönemlere çağırım yapar.
Türk folklorunda ve halk inançlarında önemli bir motif olduğu bilinen aşık kemiği, aynı zamanda Türk dünyası genelinde ve Türk kültür coğrafyasının tüm alanlarında ‘ortak’ bir kültürel öğedir.
Aşık kemiği… nazarlık olarak da kullanılır. Yani büyüsel bir gücü ve fonksiyonu da vardır. Nazarlık denilince Gürcistan kırsalında ev kapılarına ve ayna kenarlarına nazarlık olarak at nalı çakıldığını veya asıldığını gözlemiştik. Bu uygulama Anadolu’da da kapılara takılma şeklinde vardır. (s.24)
…Gürcistan’da Tiflis’in Eski Tiflis Hamamlar Sokağı’nda Haydar Aliyev Parkı içerisinde bir aşık kemiği heykeli vardır. Bu heykel konusunda görüştüğümüz Tiflisliler ‘Aşık kemiği oyununun Safevi döneminin hatırası olan oyunlardan olduğunu’ söylediler. Ayrıca geçmişte bu çevrede aşık kemiğinden fal da bakıldığını belirttiler.” (s.24-25)
“Ayrımlı Türkleri” başlıklı makalede ise “…Kerme Kesme Geleneği bu medeniyetin yarı yerleşik döneminin bir ürünüdür. Kerme, çiftlik ürünlerinden fışkı, gübre, ahbun, tes, gılik gibi hayvansal bir üründür. Basma büyük ve küçükbaş hayvanların dışkısının ilkbaharda açık havaya serilmesi suretiyle yapılır. Dışkı ilkin fışkı olarak bir yere yığılır, sonra basma olarak yere serilir. Basılıp kalıplar halinde serildikten sonra ‘tezek’ olur. Tezeğin bir türünün adı da ‘yapma’dır. Yapma dışkı kurumadan yoğrulur, sonra yuvarlanır ve yassılanır. Daha sonra bunlar duvarlara parçalar halinde yapıştırılır. Her iki şekilde hazırlanan tezek kurumaya bırakılmak üzere ‘galak’ yapılır… (s.93-94)
Kültürel değerler nerede ve ne biçimde olursa olsunlar, bulunup işlevleri tespit edilip kültürel hayatımızdaki yerlerine oturtulmalıdır. …kerme geleneği hayvancılık kültürümüzün bir ürünüdür. (s.95)
Çok anlatılan bir fıkrada kaymakam Millî Eğitim Bakanlığına okulların nasıl ısıtıldığını rapor ederken tezekle ısıtıldığını belirtir. Ankara’dan tezeğin ham maddesi, kalorisi ve fiyatı sorulur. Kaymakam cevabında, ‘Ham maddesi boktur, kalorisi yoktur, bölgede miktarı çoktur.’ der. Tezeklerden koyun tezeği, büyükbaş hayvan tezeğinden daha kıymetlidir. Tandırda ve ocakta yakılırken geven ile tutuşturulur. Koyun tezeğinin makbul oluşu, ateşinin uzun sürmesinden gelmektedir. Kalori konusuna gelince sadece kafiye için söylenilmiş olmalı… (s.96)
Bunlar yörenin ve zamanın diğer ölçülerine göre insanları yönlendirmek için üretilip topluma mal olmuş anlatılardır. Halk kültürümüzün bir parçasıdırlar. (s.107)
…yaşanan halk kültürünün Türklere ait olması yetmemektedir. Onların Türklere ait olduklarının gösterilmeleri gerekiyor. Bütünlüğü sağlamak, başkalarınca sahiplenilmelerinin önlenilmesi, orijinalliğinin muhafazası adına millî kimlik namına bu yapılmalıdır. (s.116)
“Sıraçlar” başlıklı makalede de, “…Sıraç ismi Saraç’tan geçmiş olmalı. Aleviliklerinden taviz vermeyen, diğer Alevi kesimlere nazaran daha kapalı yaşam şekli sürdüren ve asıllarına daha bağlı bir toplumdur. Diğer Alevileri pek beğenmezler, onlara ‘Alabağırsak/Bozulmuş’ derler. Sünni köylerle ilişki kurmadıkları bilinir. Abdallar gibi elekçilik, sünnetçilik yapanları çıkar ancak bunlar Abdallar gibi müzisyenlik yapmazlar.
Dem, bütün Alevilerde olduğu gibi Sıraçlarda da vardır ve ‘Kırkların Cemi’nden geldiği şeklinde izah edilir. (s.125)
Dedelik soydan gelir, erkek evlatla sürer. Dedeliğe namzet yok ise o ocak kapanır veya Dede birisini yetiştirebilir. Sistemde babanın hanımına Ana denir. Sofinin hanımı ise Eci olarak bilinir. Babanın kızı ana olabilir ve fakat sofinin kızı eci olamaz… (s.126)
Alevi Sıraçlarda suçlu ve suçsuz taraf dedeye, dedenin tayin ettiği miktarda bir ödeme yapar, bunun ismi sitem’dir. Sitem miktarında suçlununki davalıdan daha çok olur. Komşular isterlerse sitemin miktarının düşürülmesi için araya girerler ve dede ister ise sitem miktarı düşürülebilir.
Sıraç bir aile kızını Sünni bir aileye gönlüyle gelin vermez, vermek istemez. Mezhepler arasında karşılıklı kız kaçırmalar veya kocaya kaçmalar olur…
…Alevilikle Sünnilik arasında yalpa vuranlara, inancı yozlaştıranlara bu toplumda ‘Alaca’ denilmektedir. (s.127)
Sıraç Alevilerinde gelin çeyizi yazma uygulaması yapılır. Tarafların katılımı ile oluşan kadın veya erkekler, gelinin getirdiği çeyizi tespit edip kayıt altına alırlar.
Sıraç düğünlerinde Türk bayrağı olur. Ayrıca bir de düğün bayrağı hazırlanır. Bunun için 3-4 çatallı bir çam dalı alınır, dallardan her birinin ucuna bir elma, elmalara püskül ve püsküllerin alt kısımlarına al ve yeşil yazma bağlanır. Bunların ortasında ayna olur. (s.128-129)
“Örtülü Sözün Büyü Boyutuna Dair veya Örtülü Sözlerin Büyüsel Boyutu Var mıdır?” başlıklı makalede de “…Allah’ın adına sığınmak ile Allah’ın kelamını kullanarak O’nun haram kıldığı, yasakladığı yönteme başvurmak, O’nun yetkisini kullanmaktır ki İslâm’da şirk olarak bilinir.
…Yaşlı bir hanımdan ısrarla bir kargış (buddua) örneği vermesini istemiştik. Hanım nine …örnek vermiş olma adına da olsa bir kötü temenni örneği vermek istemiyordu… Bu defa bir alkış (dua) örneği istedim, gene cevap alamadım… Ona ‘Ay nene Allah’tan can sağlığı da mı dilemezsiniz?’ dedik. Bize verdiği cevapta ‘Ay bala, bu canın gerçek sahibi ne yapacağını bilmez mi? Biz dünya varlığına el mi açağ/açalım.’ demişlerdi.
…’Sözüm meclisten dışarı’ denilmesi, sözün diğer boyutta işleme geçirilmesine engel olamıyordu. (s.136)











