“Mitostrateji 3” adlı eserde yer alan “Bingöl ve Yöresi Örnekleri ile ‘Cini Başına Çıkmak’ Deyimine Dair” başlıklı makalede, “…önemli diğer bir husus mit stratejisi, mitin de bir stratejik obje olduğu hususudur. Kültürün, bilhassa halk kültürünün stratejik bir obje olduğu bilincine varılamamış bir ortamda, mit-strateji bağlantısının öneminin bilinmesi özlemini duyuyoruz. (s.97)
…Şifa kaynağı olarak da bilinen Kara Baba kendisine gelmesini istemediği ziyaretçilere karşı uğultulu ve şiddetli bir rüzgâr eser ve sonra yılan donuna girer, inancı vardır. Rüzgâr, hortum ve cin bağlantılı başka bulgular da mevcuttur.
…Abdest bozacak kimseler bu ihtiyaçları için uygun yerler seçebilmeli ve ‘Destur Bismillah’ demelidirler. Ağaç altlarının, su kenarlarının böyle haller için uygun olmadığı düşünülür ve ona inanılır. Geceleri ıssız ve sapa yollar, bilhassa harabeler ve mezarlıklar yalnız geçiliyor ise farklı donlara mesela daha ziyade keçi gibi hallere girebilen ve şekilden şekile geçen nesnelerin varlıklarına inanılır…(s.104)
Azerbaycan Türkologlarından Nerimanoğlu’nun ülkesinden yaptığı tespite göre ‘Dağlara, taşlara, ağaçlara sahip olan ruhlar istisnasız heyirhah ruhlardır. İnsanlara kömek edirler. Onlara Yizip Piy deyilir. Her doğan ruhu öz bölgesinde muhtardır. Başka bölgelerde işi yohtur. Heyirhah ruhlar da yeri geldiğinde insanı cezalandırır, hestelik gönderir vs.’ ‘Yer-Su’lar bulundukları yerlerin sahipleridirler.’ Nerimanoğlu’nun açıklaması dağ, taş, ağaç iyelerinin ak iyeler olduğu ve ak iyelerin insanların yardımcısı olmalarının yanı sıra onların da gerektiğinde ceza verebildikleri şeklindedir. Ayrıca iyeler ait oldukları nesnelerin sahipleridirler ve yetkileri bulundukları alanla sınırlıdır. (s.105)
Bazen cinlerin sapa yollarda, ıssız yerlerde, geceleri düğününe rastlanır. Uzaktan gelen müzik sesi giderek yaklaşır. Gece yalnız yolculuk yapan kimse bunların arasına karışabilir ve cinler tarafından oynatılabilirler. Böyle kimseler, bu durumlarda ikram edilen herhangi bir şeyi yememelidir. Yemeleri halinde cinlerin büyüsüne tabi olurlar inancı vardır. Böylece ‘cin düğünü’ ve ‘cin sofrası’ tanımları ile tanış oluyoruz… (s.106)
…Karabağ bölgesindeki bir inanç ve uygulamaya göre ‘kalak kurulur.’ Kalak, lanetlenmiş insan kılıklı, şeytan ruhlu kimseler için kurulur. Karamanlılar olarak bilinen ve ismini Hacı Karaman’dan alan İslâmî inanç yapılanması kapsamında bu inanç halen yaşamaktadır. Bu tür kimselerin oturdukları yere taş atılır. Bu taşlar orada yığılır. Buna kalak ve yapılan işleme de kalak kurma veya kalaklama denir. Kalak sözcüğü, ocakta odunların kuruması için tezeklerin yığılması gibi haller için de kullanılır. Taş atma, taşlama gibi deyimlerin üzerinde fazla durmak istemiyoruz. Ancak ‘şeytan taşlama’ da mahiyet itibariyle fazla farklı değildir… Eski Türk İnanç Sistemi’ndeki kültlerden birisi de Boz Atlı Hızır’ı andıran Yol İyesi’dir. Oboo/ovoo’lar yol kenarlarında kutsal taş yığınlarıdırlar. Bugün hâlâ varlıklarını devam ettiren ve bizim de şahit olduğumuz ovoo inancında uzun yola çıkacak kimse bu tepe oluşturmuş taş yığınlarına bir taş koyar/atar ve iyi bir yolculuk için hayır duada bulunur. Ovoo inancı ile tümülüs inancı ve kümbet tarzı mezar mimarisi arasında bağıntı kurulduğunu, bir süreç içerisinde gelişen kümbet mimarisinin ovoolardan temellendiğine dair izahlar vardır. (s.107)
…Ayrıca Obur diye bilinen bir kara iye de vardır. ‘Davın/Davun çıka o surata’ bedduası ile ‘baba vura surata’ kargışının mahiyeti aynıdır, keza ‘çorlan’, ‘çor çıksın’ ifadeleri de aynı anlamda olmalıdır. Bingöl’de de ‘karalara gelesin’ kargışı vardır. (s.109)
Azerbaycan Türkçesindeki ‘cin çırağı’ bezir çırası, ‘cin boğanası’ rüzgârın oluşturduğu girdap bu türdendirler. Çok kere de tanımlamalarda cin kelimesi geçmez, tekin olmadığını anlatan ifadeler kullanılır. Hatta cin kelimesinin geçmesi istenilmezken, cinden bahsedilecek ise ‘bizden ırak’ veya ‘onlar’, ‘malumlar’ gibi ifadeler kullanılır… Ayı için koca ayak, kurt için dik kulak denir. Böylece sakınılan isimlerden telaffuz edilmez ise cin ve şeytan kelimelerinin de geçmesi istenilmez. Ayı, kurt ve yılan gibi totem olabilecekleri ihtimali olanlar için cin, kendisinden çekinme bakımından adeta aynı kaba konulurlar.
Halk tasavvurunda canlılar alemi in ve cin olarak düşünülmüştür. Bilhassa sözlü kültürümüzde ‘in cin yok’ deniliyor ise hiç kimse yok anlamındadır… Çıngır madeni kap anlamında olup taşınırken ses çıkarır. Anadolu’da bu arada Doğu Anadolu’da bir an evvel gitmesi veya dönmemesi istenilen kimselerin ardı sıra teneke çalmak veya arabasının ardına teneke bağlama inanç ve uygulaması vardır. Bunun anlamı ‘iyi ki gidiyorsun, git artık gelme’ demektir. İnanca göre kara iyeler, kötüler, kötülüklere sebep olurlar ve bunlar gürültüden imha olmaktadırlar. Bu inancın bir tezahür şekli tahtaya vurup ‘şeytan kulağına kurşun’ denmesi, yeni evine gelin eşiğinden girmeden basmak suretiyle cam tabak kırması, düğünlerde testi kırılmasıdır… Kültür coğrafyamızın birçok yerinde olduğu gibi Bingöl masallarında da ‘in misin cin misin?’ ifadesi bu iki grubun dışında canlı olmadığı anlamındadır. (s.116-117)
Lenkeran Talişlerinde, gelinin kınası oğlan evinden getirilir. Kına yakılırken gelinin yüzü kıbleye döndürülür. Gelinin önünde bir ayna, bir kapta su ve suda bir iğne olur. Kına hazırlanırken bu suyun içerisine, sancak (kilitli iğne) türünden şeyler atılır ki şeytanın eli dokunmasın. Böyle gelinler için ‘kınasına eşi eli dokunmuş’ denir. Bu tespit de göstermektedir ki, birçok örnekte olduğu gibi şeytan ve cin eş anlamda kullanılmıştır. Ayna, cin içerikli inançlarda özel yer tutar. Kırık ayna kullanılmaz, kırılmakla, kırılmasına yol açan kara iye tarafından sahiplenildiği inancı vardır. Diğer örneklerde de görüleceği gibi, gece aynaya bakılmaz, hamile kadın aynaya bakmaz, ayna ile fala bakılır, gelecek okunur. İğne maden, demir olduğu için koruyuculuğuna inanılır. İğne etrafında şekillenmiş inançlar da vardır… (s.122)
…Gece aynaya bakan lohusa kadını cinlerin çarpacağına, yüzünün gece gibi kara olacağına, ayrıca kırık aynaya bakana da, kırık aynanın uğursuzluk getireceğine inanılır.
…Doğu Anadolu’da tanıdık bir kimsenin sesini kullanarak görünmeden seslenen bir iyenin olduğuna inanılır. Bu sesi biz de bizzat hayatımızdan tanıyoruz. İnanca göre kendisine seslenildiğini duyan kimse, arkasına dönüp sesin geldiği yere bakmadan ‘değirmene tuza gitti.’ demelidir.
…Bingöl’de de boş beşik sallanılmaz, böyle hallerde beşiğin görünmeyenler tarafından sahiplenilebileceğine, bu halin bebeğin hastalanmasına yol açabileceğine inanılır… Bingöl’de de bilhassa geceleri su kaplarının ağızları açık bırakılmaz, bu suların cinler tarafından içilerek artıklanabileceğine inanılır. Keza yemeklerin akşamdan kirlenmiş tabaklarının temizlenmeleri aynı inançtan hareketle ertesi güne bırakılmayıp muhakkak yıkanılmaları istenir. (s.123-124)
Sonuç: Türk kültür coğrafyasının halk inançlarından yola çıkarak, insanlar âlemi gibi bir de cinler âleminin olduğunu öğrenebiliyoruz. Edinilen bilgilere göre, cinlerin kendi iç dünyaları olduğu gibi insanlar âlemi ile ilişkileri de olabiliyor. Bu ilişkiler insan hayatına çeşitli şekillerde yansımalar da yapabiliyor. ‘Cini Başına Çıkmak.’ deyimi kişide bulunan veya bir şekilde kişiye müdahil olabilen cinin, kişinin kontrolünü ele alabildiği, onu normalin dışında davranışlara sevk edebildiği anlamında kullanılmaktadır. Bu teşhisi kültür coğrafyamızın çeşitli kesimlerinden ve mitolojik dönemin verilerinden doğrulayabiliyoruz. (s.124-125)
Aynı kitapta yer alan “Teke Yöresi -Orta Toroslar -İç Anadolu’dan Ardahan’a Avşarlarda Mitolojik Boyutu ile Halk İnançlarında Al Karısı” başlıklı makalede de “Antalya’da kırk baskınına uğramış kimse şifa bulması için denize girer ve besmele ile kırk dalgadan geçer. Halk inançlarında sudan geçmenin büyü bozacağına inanılır. Nazar almış kimse yedi kulaç atacak kadar denizde yüzdürülür. Gelin yeni evine gitmeden köprüden geçirilir. Büyünün yapılmasında kullanılmış malzeme, mesela büyü muskası akarsuya atılır. Büyü bozmak için sabunun üzerine cinci hocaya ilgili şeyler yazdırılır, o sabun akarsuya atılır. Sabun eridikçe büyünün bozulacağına inanılır. (s.28)
Tuvaletlerin tekin olmadıkları inancı bu toplumun kırsal kesiminde de vardır. Eve sağ ayakla girilip çıkılırken, tuvalete sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır. (s.31)
Çukurova Avşarlarında gelinlik kırmızı veya mavi olur. Avşar Türkmen önlüklerinde geleneksel önlükler kırmızı veya koyu kırmızı (tavşankanı rengi) olur. Bölgede yemeniler kırmızı ve siyah olurlar. Gayret kuşağında kemerin alt yapısı deriden, derinin üst kısmı mavi veya kırmızı çuha kumaşından olur. (s.32)











