Dr.Yaşar KALAFAT’ın “Mitostrateji 2” adlı eserinde yer alan “Bir Okuma ve Anlama Denemesi” başlıklı makalede; “Anamaygıl: Etnografya içerikli bilgi ve malzemeler bize, Türkler arasında bir başka koruyucu iyenin varlığını göstermektedir. Bu iyenin varlığına, biz Gök-Türk çağından itibaren rastlamaktayız. Bu, kâinatın merkezi ve Tengri’ye uzanan kozmik ağacın veya ışık yolunun var olduğuna inanılan Iduk Ötüken Yış’da mevcut bir iye idi. Ötüken’in batısında bulunan bir dağda olduğuna, ili ve halkı her türlü kötülükten koruduğuna inanılan bu iye, ‘Bodun İnli’ diye anılırdı. Altay Türkleri arasında, günümüzde, bu iye Anamaygıl adıyla yaşamaktadır ve fonksiyonları Bodun İnli ile aynıdır. Koruyuculuğu, Umay iyesininkinden farklı idi. Bodun İnli veya Anamaygıl, tüm yurdu ve halkı korumak ile görevliydi. Dolayısıyla onun yaşadığı yer ıduk, mukaddes idi ve daima sahipli, kağanlı bir yer olması icap ediyordu. Acaba günümüzde yaşayan Ana yurt, Ana vatan inancı ve bu inanca bağlı olarak teşekkül eden değerler bu iyi ile bağlı değil midir? Bu soruya ihtiyatla da olsa, biz ‘evet’ diyebiliriz. Belki de hem bu iyenin fonksiyonları hem de yir-sub iyelerinin birleşimi bir koruyucu Ana iye telakki edilmiş ve böylece bir idük/uduk Ana yurt kavramı doğmuştur. Her iki ihtimalin varlığı mantıktan uzak değildir, kabul edilebilir durumdadır. (s.70)
Anamaygıl inancı kanaatimize göre veli kültü-kam bağlantısı ile karıştırılmamalıdır. Aynı sistemin unsurları oluşları itibarı ile şüphesiz ortak tarafları vardır. Ancak tamamen aynılıklarını söylemek kolay değildir.
…halk inançları arasında cin ve perilerden kurulmuş ilişkiler, oluşmuş aileler ve dünyaya gelmiş çocuklarla ilgili anlatılar da vardır… Genç evli insanoğlundan erkek ve kadınların, bunlarla evli olanların da anlatıları vardır. Ayrıca Al Karısı anlatılarında da Al Karısı’nı esir alıp evine getirip onunla evlenip çocuk sahibi olan erkeklerin iki eşleri arasında yaşanan uyumsuzluklara dair anlatıların da tespiti yapılanlar bilinmektedir. Al Karısı’nın dünyaya gelen bebek için Al Karısı’nın eşine koyduğu şartlardan birisi de bebeğinin süpürgeden uzak tutulmasıdır. Onun beşiğinin altındaki zibile süpürge dokundurulması halinde bebeği ölebilmekte, onunla insanoğlu arasında yapılan anlaşma bozulmaktadır. Yakasına insanoğlu tarafından iğne veya kullanılmış saç tokası takılarak esir alınan Al Karısı, çok hamarat, eli çok bereketli bir kimse olarak bilinir. (s.73-74)
Anlaşması insanlar tarafından bozulan Al Karısı veya yakasındaki esaret zinciri konumunda olan iğne veya tokadan kurtulan Al Karısı, kendisini bir akarsuya atmaktadır. Orada kendi toplumu tarafından kabul görmemesi halinde onlar tarafından parçalanarak öldürülmekte ve bu hal, atladığı suyun yüzeyinde oluşan kanlardan insanoğlu tarafından izlenebilmektedir.
Bu türden anlatılar arasında, Al Karısı türünden varlıkların, ciğerini yemek üzere su kenarına getirilmiş bebeğe ait kanlı sudan bebek ve anneye içirilebilmesi halinde her ikisinin de ölümden kurtulabileceği anlatısı da vardır. (s.74)
“Ayrımlı Türkleri” başlıklı makalede de, “…Cinlerin besmeleden korktuklarına inanılır. Onlar için ‘bizden İyiler’ denilir. Onların hamamlarda, değirmenlerde ve harabe yerlerde olduklarına inanılır. Bu inançlar Batı Türklüğü’nün her kesiminde ortaktır. (s.108)
…Kapı eşiğinde görüşülmez, eşiğin iyesinin rahatsız olacağına inanılır. Keza ateşin de bir sahibi, ruhu vardır. Ateşe tükürmek, su atmak günahtır. Cine iğne batıran kimsenin, cin esiri olur.” (s.118-119)
KALAFAT’ın Ali Osman ABDURREZZAK’la birlikte hazırladığı “Mitostrateji 3” adlı eserin “Kara İye’ ve ‘Cin’ Anlayışı Bakımından Eski Türk İnanç Sistemi- İslâmiyet Karşılaştırması” başlıklı makalesinde, “Çalışmanın amacı; Türklerin eski inanç sisteminden, halen yaygın olarak mensubu bulunulan dine nelerin taşındığını, bu iki inanç objesinin karşılaştırılmasından hareketle yaşayan halk inançlarını anlayabilmeye çalışmak ve böylece, halk inançlarında yaşamakta olan bazı inanç kodlarının anlaşılabilmelerine katkıda bulunmaktır…
İslâmî anlatımda cinler, iman edenler ve etmemiş olanlar, rahmanî olanlar ve şeytanî olanların da bulunduğu, camide insanlarla birlikte namaz kılanların da oldukları açıklanırken, Hafızan melekleri insanları onlardan koruyucu varlıklar olarak bilinmektedir. Üç harfliler namazı çok çabuk kılan varlıklar olarak da tanınırlar. Önde, arkada, sağda, solda, yukarıda, aşağıda olmak üzere 8 tane oldukları açıklanmaktadır. Cin toplumundan üç harfliler olarak bahsedilir. Havas ilmi isimlerinin açıkça söylenmemesinden yanadır. Bu ilim dalından hareketle yapılabilmiş dualar bunlara karşı etkili olur. Felak ve Nas surelerinin hazırlanıp duvara asılması önerilir. Demir madeninden kaçtıkları için evlerde demir bulundurulması önerilir. Etle beslenirler, etin insanlar tarafından görünemeyen kısımlarını yerler. Bunların insanoğlundan önce yaratıldıkları, süratle hareket edebilme ve farklı görünümlere girdikleri bilinmektedir. Farklı boyutta varlıklardır. Haber taşırlarken taşıdıkları haberlerde doğru olmayan kısımların da olduğu bilinmektedir. Toplum halinde yaşarlar, yöneticileri vardır. Melekler de her şekle girebilme özelliğine sahiptirler.
Üç harflilerin de yuvaları, barınakları, toplanma yerleri vardır. Ömürleri çok uzundur, 600-700 yıl yaşayabilirler. Saygısızlık yapılması halinde ceza kesebilirler. (s.36-37)
Halk inançlarında ‘Kara İye’ ve ‘Cin’ Anlayışı Tespitleri
Cin Efsanesi: ‘Ordu bölgesi halk inançlarına göre cinler kedi, köpek, keçi, tavşan kılığına girerler…’ (s.38)
Halk inançlarında cinler meclisine konuk olma durumunda kalan kimsenin besmele çekerek kurtulabileceği inancı yaygındır… Ecünlü ifadesi daha ziyade cinli kimse, cinli yer anlamında kullanılır. Erzurum’da Ecünlü mağarası ve birçok yerde ecinli hamamlar vardır. Cin düğünleri ile ilgili anlatılar çok yoğundur. Geceleri yol kenarlarında çalıp oynayıp eğlendikleri ifade edilir. Halk inançlarında sarı saçlı, mavi gözlü, seyrek dişli kimselerin tekin olmadıkları ifade edilir… Bu konuda ülkemizde ilk açıklamaları Abdulkadir İnan ve Bahaeddin Ögel yapmışlardır… Necati Demir’in tespitindeki horoz ötme saati, bazı anlatılarda sabah ezanı vakti olarak da ifade edilir. (s.39)
40 ile 50 sayfalar arasında Cin Mahkemesi Efsanesi, Cin Değirmeni Efsanesi, Kara Veli Değirmeni, Değirmen Tekkesi Efsanesi, Elik Keçisi Efsanesi, Mehmet Efendi Hazretleri Efsanesi, Karaağaç Evliyası, Lapa Evliyası, Cin Efsanesi, Şık Türbesi Efsanesi, Şeyh Nasuh Efendi Camisi Efsanesi, Cinlerin Yuvası Çınar Ağacı Efsanesi, Efendimiz Efsanesi, Konuşan Kedi Efsanesi gibi efsanelerden bahsedilmektedir.
…Halk inançları kültüründe bu tür varlıklara uğramamak için destur, destur Bismillah denilmesi gerektiğine inanılır… Halk inançlarında sahipsiz şey, varlık, alan yoktur. İcazet alınarak iyi niyet açıklanmış olunur. (s.40)
Halk inanmalarında cinlere hükmeden cincilerin olduğu, cincilerin emirlerindeki bir kısım cinlere bazı işler gördürebildikleri ve bu tür kimseleri İslamiyet’in onaylamadığı ve bunların akıbetlerinin pekiyi sonuçlanmadığına dair inançlar vardır. (s.49)
Sonuç: Üç harfliler toplum halinde yaşıyorlardı. Toplumlarının sosyal bir düzeni vardı. Bu düzende kurumlar ve onların yöneticileri vardı ve vardır. Evleniyor, aile hayatları oluyor, aralarında suç işliyor, yargılanıyor, haklarını savunabiliyor ve hüküm giyiyorlardı. Güvenlik kuvvetleri, para birimleri, beslenme ve eğlenme yöntemleri, sosyal dayanışmaları vardı. İnsanlar ile olan ilişkilerinde de yardımlaşabiliyor, haksızlık yapabilip haksızlığa uğrayabiliyor, yargılanabiliyorlardı.
Onlar insanları görebilirlerken, insanlar onları göremiyorlardı. Konuşmaları insanlar tarafından anlaşılabiliyordu. İnsanlardan daha seri hareket edebiliyor, farklı görünümlere girebiliyorlardı.” (s.50)
Haftaya devam…











