Dr.Yaşar KALAFAT, “Mitostrateji 2, Atayurt’tan Anayurt’a Türk Halk İnançları” adlı eserindeki “Bir Okuma ve Anlama Denemesi” adlı makalesinde; “Türk Destanlarında Olağanüstü Doğum Motifi’… Diğer tespit türü yerik aşı yenildikten sonra doğum motifidir ki, bizim yerikleme/aşerme çalışmalarımızda bu motife de yer verememişizdir. Bizim bu motiflerden çalışmalarımızda yer alabilen sadece peri ve insan ilişkisinden doğum motifidir.
…Bize göre doğum, evlilik ve ölüm dönemlerinde insanlar, hayvanlar ve bitkilerde görülen kırk basmasının dinamikleri ile yeriklemenin dinamikleri mahiyet itibariyle ilişkilidirler. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasında aşerme döneminde ‘çekim hali’ yaşanmaktadır. Konunun bu boyutu hakkında kırk basmasında olduğu kadar fazla bilgi sahibi değiliz. Ceviz ağacının kesitinden yıllarca karşısında bulunduğu her varlığı fotoğraf makinesi objektifi gibi resmettiği bilinirken, yerikleme döneminde anne adayının hayvanlar, bitkiler ve insanlardan tespitini yaptığı kareleri rahmindeki bebeğine yansıttıklarına dair tespitler vardır.
Kırklı anne ve bebeğin bulunduğu odaya, başka bir kırklı anne ve bebeği alınmamakta, karşılaşmaları kırklarının karışabileceği veya kırklarının basabileceği inancından hareketle sakıncalı bulunmaktadır. Bu tedbir insanlar ve bitkilerin, insanlar ve hayvanların kırkları itibariyle de alınmaktadır. Kırklının odasına taze et ve taze meyve de sokulmamaktadır. Mezbahaneden gelen bir kimse kırklı anne ve bebeğinin odasına alınmaz iken, cenazeden gelen kimse de alınmamaktadır. Kırklı anne ve bebeği ölünün kırkına karşı korunmaktadır. İnsanlar-hayvanlar-bitkiler itibariyle gözlenebilen kırklı olma hali gibi insanlar itibariyle oluşan aşerme kültü diğer canlılar itibariyle de irdelenebilir mi?
Aşerme ile kırklı olma halinin varsa bağlantısının çözülebilmesi, aşerme/yeriklemenin diğer canlılarda araştırılmasını kolaylaştırılabilir, diye düşünüyoruz. (s.64-65)
…Aşerilen yiyeceğin doğacak bebeğin bedenine leke olarak, yerikleme beni, yerikleme lekesi olarak yansıdığına inanılır. Ekşi yiyeceklere aşeren anne adayının dünyaya gelecek bebeğinin erkek, tatlı bir yiyeceğe aşeren anne adayının ise kız annesi olacağı yorumu yapılır.
Bir kısım anne adaylarının toprak yemek istediği, buna mani olunması halinde bu arzusunu gizli gerçekleştirdiğine, duvarların sıvasını kazıyıp yiyen anne adaylarının da olduğu tespitleri yapılmıştır… (s.67)
Aşerme ile ilgili inançlar İslâmiyet’le de ilişkilendirilmiştir. Aşerenin aşerdiği yiyeceğin muhakkak temin edilmesinin çok sevap ve ilgisiz kalınmasının ise çok günah olduğuna dair anlatılar vardır. Bu anlatılarda ulu kadın türbeleri de yer alır. (s.67-68)
…Ayrıca Al Karısı anlatılarında da Al Karısı’nı esir alıp evine getirip onunla evlenip çocuk sahibi olan erkeklerin iki eşleri arasında yaşanan uyumsuzluklara dair anlatıların da tespiti yapılanlar bilinmektedir. Al Karısı’nın dünyaya gelen bebek için Al Karısı’nın eşine koyduğu şartlardan birisi de bebeğinin süpürgeden uzak tutulmasıdır. Onun beşiğinin altındaki zibile süpürge dokundurulması halinde bebeği ölebilmekte, onunla insanoğlu arasında yapılan anlaşma bozulmaktadır. Yakasına insanoğlu tarafından iğne veya kullanılmış saç tokası takılarak esir alınan Al Karısı, çok hamarat, eli çok bereketli bir kimse olarak bilinir.
Anlaşması insanlar tarafından bozulan Al Karısı veya yakasındaki esaret zinciri konumunda olan iğne veya tokadan kurtulan Al Karısı, kendisini bir akarsuya atmaktadır. Orada kendi toplumu tarafından kabul görmemesi halinde onlar tarafından parçalanarak öldürülmekte ve bu hal, atladığı suyun yüzeyinde oluşan kanlardan insanoğlu tarafından izlenebilmektedir.
Bu türden anlatılar arasında, Al Karısı türünden varlıkların, ciğerini yemek üzere su kenarına getirilmiş bebeğe ait kanlı sudan bebek ve anneye içirilebilmesi halinde her ikisinin de ölümden kurtulabileceği anlatısı da vardır. (s.73-74)
…Bir evde kırkını tamamlamamış bebek var ise o eve mümkün olduğu kadar az ziyaretçi alınır… ‘Çocuk misafirin üzerine getirilir, misafir çocuğun üzerine getirilmez’ denilir. Bu uygulama Türk halk inançlarındaki basmak, basılmak inancı ile ilgilidir. Misafirin çocuğu basacağından çekinilir… (s.119-120)
KALAFAT’ın Ali Osman ABDURREZZAK’la birlikte yazdığı “Mitostrateji 3” adlı eserdeki “Avşar Halk İnançlarında ‘Al Karısı’ Tespitleri” başlıklı makaledeyse, “Anne ve bebeğin kırkı uçurulurken onları kırk tas su dökülmesi ile kırk baskınından kurtulmak için kırk dalgadan geçmek istenilmesi ortak içeriklidirler.
Teke bölgesinde kırklı kadının odasına acı olan bir şey getirilmez. Bilhassa akşamdan sonra karanlık basmış ise buna dikkat edilir. Kırklının odasına acı bir şeyin getirilmesi mecburiyeti var ise o acının üzerine çok minik de olsa muhakkak tatlı bir şey konur.
Lohusanın odasına taze et, taze meyve ve sebze, cenazeden gelmiş kimse, yüklü para, silah, sarhoş girilmeyeceği gibi tespitler yapılmış iken, acı bir şeyin getirilmeyeceği tespiti bizim için yeni olmuştur. (s.28)
Cenazeden gelen kimse, Teke bölgesinde kırklı kadının yanına girecek ise boy abdesti alması gerektiği inancı vardır. Mezarlıktan gelenin elini yüzünü yıkaması istenir, kırklı kadının odası söz konusu olunca hassasiyet daha artmış olmalı.
Teke bölgesi Avşarlarında da kırklı anneler arasında kırk karışması olduğu gibi, kırklı bebekler arasında da olduğuna inanılır. (s.29)
Sofuoğlu Avşarlarında bebek dünyaya geldiğinde yatağına yatılmadan evvel kısa süre için “yer”e yatırılır ve böylece onun sağlam yapılı, sağlıklı olacağına inanılır.
Yerin kuvvet verdiği, yerden manevi kuvvet alınabileceği inancı çok yaygındır. Pehlivanlar peşrev çekerlerken ellerini yere vurarak güç alırlar, zeybek oyunlarında ellerin yere vurulduğu olur. At türü hayvanlar satılırken yularları verilmez, daha sonra verilecek ise bereketi kaçmasın diye ilkin yere koyulur. (s.30)
Meryem Ana Otu Anadolu’da birçok yerde Fatma Ana Otu olarak da bilinir. Ebe analar doğum yaptırırlarken bu otu kullanır ve ‘Bu benim elim değil, Fatma Anamızın Eli’ derler. Böylece Fatma Ana’nın şifa verici gücünden yararlanmak istenir. (s.33)
“Cini Başına Çıkmak” başlıklı makalede de, “…erlik iyesinin hizmetinde olan iyelere, Kara İye ve Yek adı veriliyor. Yek’in anlamı şeytandır. Şeytan semavi dinlerde kötülüklerin kaynağıdır.
Erlik, emrinde kötülükleri ifade ederek kendi karakterinde iyelere sahiptir. Altay Türklerinin inancına göre her insanın sağında Yayuçı adı verilen iyilik iyesi, sol omuzunda Erlik’in gönderdiği kötülük iyesi kara iye vardır… Altay Türklerinin inançlarındaki ak iye kişiyi iyi yola, kara iye ise kötülüklere sürüklemek ister. İzahımızın konumuzla ilgisi, kara iyede de bir kuvvenin olduğu ve ilahi sistem içinde kara iyeye de bir görevin verildiğidir. Fonksiyonu tekin olmasa da kara iye de bir iyedir. Kötülükleri temsil eden bu iye Kara’dır. Türklerin yönlerden kuzeye kara demeleri, muhtemelen yurtlarının kuzeyinde, soğuğun, kışın, karın hâkim oluşundan, güneye ak demeleri ise güneyin sıcak oluşundandır. Nitekim ağır geçen kış ayları kara kıştır. Biz Doğu Anadolu’da yaptığımız ‘toprak aldı gizledi.’, ‘kara toprağa vermek.’ gibi tabirlerin irdelenmesini bu çalışmamızda genişletmeye çalışacağız. Kara Gün, Kara Yer, Kara Bayram, Kara Baht, Kara giymek gibi deyimler Bingöl halk kültüründe de yaşamaktadır.” (s.112-113)
Haftaya devam…











