Toplumsal hafıza ve hukuki düzen, bir ülkenin geleceğini belirleyen en temel iki dayanaktır. Son dönemde yaşanan gelişmeler, toplumun farklı kesimlerinde bu ilkelerin zedelendiğine dair derin kaygılar uyandırmaktadır. Teröristlerin adeta şehit gibi konumlandırılması, geçmişte gerçekleştirilen katliamların kahramanlık söylemleriyle örtülmeye çalışılması ve terör örgütü yöneticilerinin meşru birer önder gibi sunulması, bu kaygıların merkezinde yer alıyor. Üstelik geçmişte işlenen suçların af veya cezasızlık algısıyla karşılanması, yenilerine ise göz yumulması, hukuka duyulan güveni sarsmaktadır.
Bu durum, kamuoyunda haklı olarak bu adımların amacına ulaşıp ulaşmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Sunulan tablo bir toplumsal barış süreci olmaktan ziyade; terör örgütünü meşru kılma, suçları normalleştirme ve ülkenin bütünlüğünü riske atma süreci olarak değerlendirilmektedir.
Özellikle taziye çadırları üzerinden yürütülen pratiklerin, siyasallaştırılarak gelecekteki propaganda faaliyetlerinin altyapısına dönüştürülmesi ciddi bir kriz alanıdır. İnsanları katleden isimlerin hatip kılığında meydanlara çıkarılması, geçmişte yapılan şiddet eylemlerini meşrulaştıran ve öven konuşmalar yapması, sadece vicdanları yaralamakla kalmayıp kamu düzenini de tehdit etmektedir.
Oysa ki hukuk sistemimiz bu tür eylemler karşısında son derece nettir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası kanuni sınırı açıkça çizer:
"Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur."
Kanun metninde de belirtildiği üzere; şiddeti övmek, meşrulaştırmak ve terör yöntemlerini teşvik etmek suçtur. Barış, adalet ve birlik söylemlerinin zemin bulabilmesi için öncelikle hukukun üstünlüğünün korunması ve kamu vicdanını yaralayan cezasızlık algısının ortadan kaldırılması zorunludur.












