Yeni Adalet Gazetesi’nin 10 Haziran 2026 tarihli sayısının manşetini okuyan, üzerinde düşünen kaç kişi olmuştur bilmiyorum. Yalnız Edirne Valimiz sayın Yunus Sezer ve Uzunköprü kaymakamı sayın Muammer Köken’in okuduğundan eminim. Önce o manşet haberi aktarayım da konu daha bir netlik kazansın diye düşünüyorum.
Gazetenin manşeti şöyle: ” Uzunköprü halkından tarihi çağrı: TÜRK OCAĞI BİNASINI GERİ İSTİYORUZ.”
Heyecan veren bu haber için Y.Adalet Gazetesi’ni tebrik ediyorum. Aslında ben sadece Uzunköprü ve Edirne Türk Ocakları’nın tarihi binalarıyla 100 yıl önce kurulan ve 1931 yılına kadar mülkiyeti bize ait olan Genel Merkez Binası’nın da asıl sahiplerine verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi Binası 1927 yılında Türk Ocakları Merkez Binası olarak kurulan binadır. Devlet Resim ve Heykel Müzesi (Türk Ocağı) binası, güneybatısında yer alan Etnografya Müzesi binası ile birlikte Ankara'nın Namazgâh Tepesi'ni taçlandıran yapılardan biridir.
Ben Uzunköprü Türk Ocağı üyesiyim. Genel Merkez binası ile aynı tarihte, 1927’de inşa edilen bu aziz Ocak’ın 2006 yılında ikinci defa açılışını gerçekleştirmiş,12 yıl boyunca Şube Başkanı olarak görev üstlenmiştim. Bu nedenle bu konuda düşüncelerimi açıklamayı da bir görev sayarım.
Türk Ocağı’nın bu milletin gönlünde özel ve müstesna bir yeri vardır. Türk Ocağı’na gösterilen bu sevgi sebepsiz değildir. Cumhuriyet’imizin temellerinde Ocaklı’ların alın terleri ve vatan uğrunda akan sıcacık kanları vardır. Türk Ocağı demek Atatürk demek, Türk milliyetçiliği demektir. Nitekim Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın. Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır.” demiştir.
O zorlu yıllarda bir beldede, bir şehirde Türk Ocağı açılmışsa Atatürk Valilik veya Kaymakamlık binasından önce Türk Ocağı’nı ziyaret eder, yorgunluk kahvesini orada içer, gençlerle sohbet etmekten mutluluk duyardı. Cumhuriyetin mayası bu ocaklarda kabardı, Türklük hamuru bu ocaklarda karıldı. Biliyor musunuz, İstanbul’un işgalinde İngiliz ordusunun bastığı ve kapattığı ilk merkez de Türk Ocağı idi.
Konuyu çok genişletmeden sadede gelmek istiyorum. 1931 de Ocak kapatılıp, mal varlıkları yeni kurulan Halkevi’ne devredildi. Bu gelişmeler ve döndürülen siyasi entrikalar ayrı bir yazının konusudur. Değişik tarihlerde yapılan ihtilal veya askeri darbelerde bütün derneklerle beraber Türk Ocakları’da kapatılmıştır. En son 1983 yılında tekrar açılmış, bugün 100’ü aşkın şubesi ile Türk kültürüne hizmet aşkıyla çalışmalarına devam etmektedir.
Ocak binalarının asıl sahiplerine verilmesi, üyelerin ve halkımızın en büyük beklentisidir. Halkevleri’ne dönüştürülürken , varlıkları zaman içinde Hazine’ye bırakılırken itiraz edilmemesi elbette o günkü yönetimin ihmali veya hatasıdır. Ama azınlıkların el konulan vakıf varlıkları bu iktidar tarafından bir kararla nasıl iade edilmeye başlanmışsa, TÜRK OCAKLARI’nın Hazine’ye devredilen varlıkları ve binaları da TBMM’de düzenlenecek bir kanun teklifi ile, çıkarılacak bir yasal düzenleme ile asıl sahiplerine geri verilebilir. İktidarın bunu yapabilecek milletvekili sayısına sahip olduğu da bir gerçekliktir.
Üyeler müsterih olsun ki; Türk Ocakları Genel Merkez Yönetimi bu konuda büyük bir gayretle çalışmaktadır. Bugüne kadar sonuç alınamamış olması, bundan sonra da amaca ulaşılamayacağı anlamına gelmemektedir. Edirne, Kırklareli ve Uzunköprü Türk Ocağı binaları mimari özellikleri ve güzellikleri ile halen ayaktadır. Şimdilik mülkiyetleri bizde olmasa da kullanım haklarının verilmesi vicdanları rahatlatacak, Ocaklılar’ın hizmet aşkını daha da ateşleyecektir.
Sayın Ertuğrul Günay döneminde Kültür Bakanlığı’na başvurumuza dönüş de yapılmış, Bakan Sekreteri hanım amacımızı sormuştu. Ben de Şube Başkanı olarak; “ Uzunköprü’de tarihi yeniden canlandırmak, Cumhuriyet’imizin değerlerine sahip çıkmak, şehrimizin hikayesini yeni nesillere kaynağında yeniden anlatmak” demiştim. Sonradan alt salonda bir TÜRK OCAĞI KÖŞESİ düzenlememize izin verilmişti.
Uzunköprü Türk Ocağı binası günümüzde İlçe Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Geçmişte önemli bir restorasyon geçirmesine rağmen bugün modern bir donanımdan uzaktır. Ahşap zemin yürürken rahatsız edici ses çıkarmakta , çalışan öğrencilerin dikkatini dağıtmaktadır. Uzunköprü çok daha modern ve kullanışlı, dijital alt yapısı geliştirilmiş, daha merkezi ve okullar bölgesine yakın konumda yeni bir kütüphaneye kavuşturulabilir.
Mülkiyeti kamuda olsa bile Kütüphane binası da Türk Ocağı’nın kullanımına tahsis edilebilir. Bahçesi, Türk Ocağı bünyesinde kurduğumuz Geleneksel Türk Okçuluk Takımı’nın geliştirilmesine katkı sağlayacağı gibi, Ocak bünyesinde kurulma aşamasında olan KURTAR Arama Kurtarma Ekibi için de güvenli bir çatı olabilecektir. Ama bence acilen yapılması gereken , bir mermer tablet üzerine TARİHİ TÜRK OCAĞI BİNASI yazdırıp ( İlçe Halk Kütüphanesi ) levhasının üstüne monte etmektir. Sayın Vali’mizin, sayın Kaymakam’ımızın tarihi eserlere ve halkımızın haklı taleplerine gösterdiği özeni bilmesem bu yazıyı yazmazdım.
İstiklal Şairimiz M.Akif Ersoy’dan bir anekdotla bitiriyorum. Mehmet Akif Ersoy, Millî Mücadele yıllarında Balıkesir'de bulunduğu sırada, bir arkadaşının Yunan mezalimini anlatıp "Orada milli teşkilatı boğmaya çalışıyorlar" demesi üzerine kükreyerek şu tarihi cevabı vermiştir: "Orada bir Türk Ocağı açınız ve mücadele ediniz! ... Türk'e hiçbir kavmin horoz olmasına tahammül edemem!"











