Dünyanın neresine gidersek gidelim, her yeni coğrafya insana farklı bir ruh, farklı bir renk katar. Bu kez rotamız, hoşgörülü insanları ve rengârenk kültürüyle hafızalarımıza kazınan ada ülkesi Sri Lanka’ydı. Bize adeta dört mevsimi bir arada yaşatan bu tropik topraklarda, hem tarihin hem de samimi insan ilişkilerinin izini sürdük.
Gezimizin ilk durağında, şiddetli muson yağmurları altında Pettah bölgesinin simgesi olan Red Mosque’u (Jamiul Alfar Jummah Mescidi) ziyaret ettik. 1900 yılında Müslüman tüccarlar tarafından inşa edilen, özgün mimarisi ve canlı kırmızı tonlarıyla büyüleyen bu yapı, UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alıyor ve ülkede İslam’ın sembolü kabul ediliyor. Cuma namazı yoğunluğu sebebiyle ilk etapta içeri alınmakta tereddüt edilse de Türkiye'den gelen Müslümanlar olduğumuzu öğrenince kapılar bize sonuna kadar açıldı. Mescit çıkışında, bölgenin yoğun Müslüman esnafından anı olarak takılar aldık. Buradaki insanların Türklere gösterdiği içten ilgi ve sevecenlik gerçekten görülmeye değerdi. Ara sokaklarda Muhammed İkbal tarafından yaptırılan küçük ve gösterişsiz Ekber Camisi’ni de gezip hocasıyla hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Şehir turumuzu, Güney Asya’nın en yüksek kulelerinden biri olan ve bir lotus çiçeğini andıran göz alıcı Lotus Kulesi’nde fotoğraf çekilerek taçlandırdık.
Ertesi gün balıkçı ve sahil kasabası Negombo’ya geçtik. Havası oldukça sıcak olan bu şirin kasabada, kokusu burnumuzun direğini sızlatan meşhur balık pazarını gezdik; ancak aşırı sıcak nedeniyle fotoğraf makinem bozulunca bu anları sadece hafızamıza kaydetmekle yetindik. Bir Hristiyan kasabası olan Negombo’da yer alan gösterişli Aziz Mary Kilisesi’ni de ziyaret ettikten sonra soluğu okyanus sahilinde aldık. Beyaz kumlarda bata çıka yaptığımız yürüyüşler ve büyüleyici gün batımı unutulmazdı. Okyanusun hareketli dip kumları ve güçlü dalgaları yüzmeyi zorlaştırsa da bu deneyimi yaşamak harikaydı.
Sinhala çoğunluğun yanı sıra nüfusun %10’unu oluşturan ve genellikle ticaretle uğraşan Müslümanlarıyla Sri Lanka; çok dinli, çok kültürlü ve son derece misafirperver bir yapıya sahip. Kültürü de tıpkı manzaraları kadar renkli ve çeşitli.
Keyifli fakat bir o kadar da yorucu geçen seyahatimizin sonunda, gece saat 03.00’te Kuveyt aktarmalı uçağımıza binerek İstanbul’a doğru havalandık. Ancak insan dünyayı ne kadar gezerse gezsin, nihayetinde kendi köklerini ve doğduğu toprakları özlüyor. Ben de uçakta yerimi alırken, her zaman olduğu gibi buram buram sıla kokan Sivas ellerine kavuşmanın o tatlı heyecanını bir kez daha yüreğimde hissettim.











