Bilindiği gibi hükümetin de talebi sonucu son birkaç yıldır biraz da keyfe keder emekliye promosyon veriliyor. Burada herhangi bir standart yok, tamamen bankaların vicdanına kalmış kimi bonuslarla kimi ise küçük meblağla emekliyi bankasına çekmeye çalışıyor. Dün emekli dernekleri bu konuda açıklama yaptı ve bu açıklama haber sitelerine düştü. “Emekli dernekleri promosyonların arttırılması için bankalara çağrı yaptı” Doğrudur çağrı yapabilirler, ama bu lütfen bize biraz daha para verebilir misiniz gibi biraz da incitici bir açıklama olmuştur. Bu şekilde emekli dernekleri ve emekli sendikalarının çağrısı bir işe yarar mı? Elbette yaramaz!.. O halde ne yapmaları gerekir? Öncelikle çalışanlar ne yapıyor, aldıkları promosyon oranı ile emekli promosyonu arasındaki fark nelerden kaynaklıdır. Neden emekliye hiç olmazsa maaşı kadar bir promosyon ödenmiyor? Gibi birçok sorunun cevabı verilmelidir. Hiç kuşkusuz ki emeklilerin maaşları çalışandan düşük bundan dolayı çalışanların fazla promosyon alması anlaşılır bir durumdur.
Fakat günümüzde aylık elli bin lira emekli aylığı alana da on beş bin lira teklif etmek pek vicdanı sayılmaz. Ayrıca dört ya da beş faturasını aynı bankada bulunduran geçmiş birikimlerini aynı bankada değerlendiren bir emekliye hala on beş bin lira veririz demek senin yaptırım gücün yok ben sana ne kadar verirsem o kadarını alabilirsin demekten başka bir anlam ifade etmez. O halde yapılacak iş bellidir, tutulacak ve gidilecek yol bellidir. Tüm emeklilerin örgütlü olması ve birlikte hareket etmesi en ideal yoldur. Görelim o zaman banka yetkilileri böylesi pervasız davranabilirler mi? Düşünsenize siz üç milyon ya da beş milyon emekli adına bir banka ile promosyona oturmuşsunuz size on beş bin lira vereyim maaşınızı bizden alın deme cesaretini gösterebilir mi? Bu kadar müşteriyi kaybetme riskini göze alabilir mi? İkinci yol boykot kültürünü geliştirmeli ve ihtiyaç duyulduğu zaman hayata geçirirmelidir. İşte o zaman lütfen bizi görün demek yerine birçok şeyin değiştiğini hep birlikte görmüş olacağız.
Evet emeklimiz kanaatkardır, az ile geçinmesini biliyor ve şükrü hiç eksik olmaz. Peki aynı kanaatkarlığı bir dönemde milyarlarca kar elde eden bankalardan bekleme hakkına sahip değil midir? Ya da beş yüz bin lira ile geçinemiyorum diyen vekilden. Üçer beşer yerden maaş alan gözü doymayanlardan beklemek hakkı değil midir? Bizim emekli kanaatkar olduğu kadar uysaldır, sakindir ve sessizdir. Ancak karşısındakiler hiç de öyle değiller.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki ağlamayan çocuğa mama vermezler sözü tam da Türk emeklisi için söylenmiş bir sözdür. Sesimiz çıkmalı, emekli dernek ve sendikalarının çalışması sağlanmalı, çalışmayana tavır almasını bilmeli gerekirse temsil yeteneği olmayan yöneticilere yol verilmeli yerine emeklinin hakkını hem siyasetçilerin gündemine hem de bankacıların gündemine sokmayı başaranlar getirilmelidir. Yoksa hem banka zevkle sömürür, hem de yönetenler. Emin olun nasıl geçindiğiniz kimsenin umurunda değildir. Eğer umurlarında olmak isterseniz bize de promosyon verin diye açıklama yapmak yerine rahatsız edeceksiniz bunun başka bir yolu yoktur.











