Fındık üreticisi bu yıl adeta bir kabus yaşıyor. Daha sezonun başında, fındık dalları yaprak açmaya başladığında ilk şok ortaya çıktı.
Birinci şok: Uç kurumaları, dal kurumaları ve ocak kurumaları oldu. Fındık dallarında uç ve dal kurumaları görülürken, bazı bahçelerde ocakların da kuruduğu fark edildi. Bir yıl boyunca bakımını yaptığı, gübrelediği ve ilaçladığı bahçesinde kuruyan dalları ve ocakları gören üreticinin morali daha hasat başlamadan bozuldu.
İkinci şok: Fındık döküldü. Temmuz ayının ortalarına doğru fındıklar dökülmeye başladı. Özellikle sahil kesimlerinde üretici bahçeye girdiğinde geçen yılın belki yarısı, hatta üçte biri kadar ürünle karşılaştı. Aylarca emek verdiği ve masraf ettiği bahçesinde beklediğini bulamadı.
Ardından fiyat şoku geldi. Üçüncü şok: Düşük fiyat oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi, Giresun kalite için 255, Levant kalite için 250 lira açıkladı. Ancak artan gübre, ilaç, işçilik ve mazot maliyetleri düşünüldüğünde bu fiyat da üreticiyi memnun etmedi. Üretici, TMO’nun fiyatını yetersiz bulsa da serbest piyasada daha düşük bir fiyat beklemiyordu. Ancak şu anda karşısına 160-170, hatta 180 lira seviyelerinde fiyatlar çıkıyor. Bu fiyatlar üreticinin umutlarını daha da kırdı.
Dördüncü şok: Randımanlar düşük çıkıyor. Üretici fındığını harmana götürüyor ancak beklediği randımanı alamıyor. Genellikle randımanlar 45-50 arasında çıkıyor. Daha düşük randımanla karşılaşan üreticiler de var.
Yani üretici önce ürününü kaybetti, ardından düşük fiyatla karşılaştı. Şimdi de düşük randımanla bir darbe daha alıyor. Bir tarafta kuruyan dallar ve ocaklar, bir tarafta temmuz ortalarında dökülen fındık, bir tarafta düşük fiyat ve bir tarafta düşük randıman... Fındık üreticisi gerçekten şok üstüne şok yaşıyor.
Peki bütün bunların sonunda ne oluyor?
Üretici cebinden para harcayarak fındığının hasadını yapıyor. Gübre, ilaç, işçilik, patoz, taşıma ve diğer masraflar üst üste geliyor. Sonuçta birçok üretici için fındık artık kendisini bile kurtarmıyor. Üretici şimdi elindeki ürüne bakıyor ve soruyor: “Seneye bu bahçeye yine aynı masrafı yapabilecek miyim?”
İşte asıl tehlike burada. Çünkü üretici bahçeden vazgeçerse yalnızca üretici kaybetmez. Fındık kaybeder, bölge kaybeder, Türkiye kaybeder.
Bu nedenle fındık üreticisi sahipsiz bırakılmamalıdır. Üreticinin emeğine ve alın terine sahip çıkılmalıdır. Serbest piyasada üreticiyi mağdur eden düşük fiyat dayatmasının ve fırsatçılığın önüne geçilmelidir. Hükümet, üreticinin daha fazla mağdur olmaması için acil tedbir almalıdır.
Çünkü fındık sadece üreticinin değil, bölgenin ve Türkiye’nin önemli bir değeridir. Üretici varsa fındık vardır; üretici yoksa fındığın geleceği de yoktur. Artık üreticinin sesine kulak verilmelidir. Ve üreticinin beklediği cevap çok açık:
“Benim emeğimin karşılığı nerede?”











