inlerce yıllık Türk milletinin devlet-millet gelenekleri ile birçok devlet kurulmuştur. İşte ilke, töre, tarihi dönem ve geleceği öngörerek kurulan Türkiye Cumhuriyeti'dir. İşte bu tarihi gerçeklerden habersiz, tarihi ve milli hafızadan yoksun, devlet adamı tabirini ruhuna ve bedenine sindirememiş bir akıl tutulması yaşıyoruz. Yakın tarihte şartların getirdiği, dönemin beklentilerine cevap veren devlet yönetim modelleri Cumhuriyet ile yeni döneme girmiş, devlet ve millet aklı güncellenmiştir. Bu yönetim anlayışı bugün bir asrı aşkın bir tecrübeyle olgunlaşmıştır. Yeni tanımlamalarla adı milli üniter devlet, milli kimlik, milli kimliği besleyen etnik kimlik zenginliği ve mezhep kimlikleri ile dünyaya örnek olan ve model alınan Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk modelidir.
Bir özel üniversite rektörümüz Avrupa’da bir rektörler toplantısına katılıyor, bir akademisyen "Kadınların üniversiteye (1930 yılında) ilk alındığı ülke Türkiye'dir ve bunu sağlayan Atatürk'tür" diye anlatıyor, salon alkışa boğuluyor. ABD kadınları 1970'lerde üniversiteye kabul ediyor. Zira kadınlara seçme ve seçilme hakkını 1936'da Atatürk veriyor. Avrupa yıllar sonra bu hakkı veriyor. Bunun gibi birçok örnek vardır; o yüzden Cumhuriyet'in kazanımlarını bilmek, Atatürk'e vefa göstermek boynumuzun borcudur. Bu modelin ilke ve kazanımları ile korunması, yeni yorumlarla beslenmesi Türk millet ve devletinin varlık ve bekası için olmazsa olmazımızdır. Küresel emperyalist çetelerin etnik temelde bölme, kaos ve kargaşa planlarını boşa çıkaracak milli direnç kaynağımızdır. Türkiye varlık ve bütünlüğünü ancak bu birikimi, müştereklerini koruyarak ebediyen var edebilir.
Bugün talihsiz biçimde bu kuruluş ilkelerinden fiilen vazgeçip Öcalan'ın "Kurucu Önder" olarak zikredildiği meclis raporunda "Türk" yok, yerine “Türkler, Kürtler, Araplar” var; yani birden üç etnik kimlikle ortak olunmuş çok milletli anayasa hezeyanları inkar edilmesine rağmen gösterime çıkmıştır. Sahi, hani Türk milleti tek milletti? Bu rapor maalesef AKP, CHP, MHP, DEM temsilcileri tarafından imzalandı.
Yarınlarda "ah vah" dememek için girilen bu çıkmaz yoldan dönülmezse Türkiye'yi çok zor günler bekliyor. Dün Şeyh Sait, Seyit Rıza gibi isyancılar; ilk kaymakam, ilk öğretmen, asker katilleri; İngiliz, Rus kuklaları Kerkük, Musul'un ve petrol, doğalgazın elimizden gitmesine sebep oldular. Bugün aynı rol Öcalan, FETÖ vb. gibi etnikçi, dinci bölücülere verilmiştir. PKK ve Öcalan'ın parlatıldığı birinci açılımda olduğu gibi, yine hiç kuşkunuz olmasın, kan, gözyaşı ve pişmanlık getirecektir. Hiçbir istikbal ve istiklal yabancıların himmet ve insafı ile sağlanamaz. FETÖ'yü, Öcalan'ı ABD, İsrail destekledi; avaz avaz yüksek perdeden ahkam kesip bugün yan çizmek hangi aklın ürünüdür? Bu kadar U-dönüşü, zikzaklar hangi mecburiyet ve sokma akla dayanıyor? Bunun sebebini yüce Türk milleti bilmek zorundadır.
12 Eylül cuntasının çıkardığı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, defalarca değişip kevgire dönen 298 sayılı Seçim Kanunu ve liderlerin iki dudağı arasından seçtiği milletvekilleri ile Türk milletinin kaderi ile oynanamaz. Anayasa değişikliği, 400 milletvekili sayısını bulmak için her türlü operasyonun yapıldığı milletvekili transferi iddialarının gölgesinde değil; millete giderek, referandum ile yapılmalı, aksi halde tarih ve gelecek nesiller sorumluların yakasına yapışır.
Türk milleti olarak dün yaşanan, ne Erzincan Başbağlar'da 33 masum sivili ne de Diyarbakır-Bingöl karayolunda 33 otobüs yolcusu askerimizi katleden PKK’lı katilleri unutmadık, unutturmayız!
Türk milliyetçiliği, bütün etnik kimlikleri kapsayan, bağrına basan milli kimlik milliyetçiliğidir. Her türlü etnik kimlik milliyetçiliğini özgürlük, Türk milliyetçiliğini ırkçılık görmek BOP planıdır.











