Bugun...
Ülkücülerin Zindan ve Dünya ile imtihanı...


Misafir Yazılar Misafirin Sözü
misafir@kamudannethaber.com
 
 

                   

                 (İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Müdürü, Hocalarına, Mezunlarına ve orada bizimle birlikte mücadele eden arkadaşlara ithafen)

Burası Diyarbakır Kapalı Ceza evi...Koğuş en az altmış kişilik...  Bütün koğuş toplandı linç edildim edilmek üzereyim...

Hergün koğuşuma "Millet ve Hergün" Gazetelerini alırdım. Baş sayfaya bir baktım büyük puntolarla "Kızıl Kürtçüler" diye başlayan bir haber var. Kimse görmeden Kızıl kelimesini karaladım. Karalamasına karaladım ama Kürtçü Muhtarın gözünden hiç kaçmadı....Gazeteyi eline alması ile kopuşun ortasına dalarak;  "Bakın, bu Türkeşçiler bize kızıl kuyruklu Kürtler diyorlar” diye bağırması bir oldu. Bir anda koğuş başıma toplanmıştı ki; Allahu Teala razı olsun, vefat ettiyse Allah rahmet eylesin, mahkumlardan köylü, Ensari Oğlunun adamlarından biri ortaya fırladı, Yadigar gibi, “Ollum ollum bu ehli tarik ehli tarik “diyerek önlerine geçti.

Benimki de iyi cesaretti... Hergün gazetelerimin benden başka Ülkücünün bulunmadığı koğuşuma Ülkücü gazetelerin gelmesi şimdi aklın natığın ifade edeceği şeyler değildi...

Koğuşta geceleri ışık sönmezti. Elektrik kesilince hemen ranzaların altına girerdim. Avluya çıkınca bir saldırıda, nereye kaçabilirsin ki? Kaçabileceğim yerler bile yoktu. Velhasıl her dakika tetikde,savunmada geçen ve bir türlü tükenmeyen günler...

Fikri tartışmalar olmuyor mu? Alası oluyor. Türkeş’in Kürtleri kesmesi yalanından tutun da, iktidara gelirsek bunlara soykırım yapacağımıza kadar...

Gardaş bir sürü Kürt’cünün arasındasın ....Ne var çeneni tut biraz... Mümkün değil... İnandığımız davayı anlatmaya gayret ediyoruz.Irkçı olmadığımızı, Kürtler ile kader birliği yaptığımızı, Sünni olduğumuzu, batı emperyalizminin oyunlarını vs...

Koğuştakiler benimde fikirlerimi merak ta ediyorlar...
O günler ciğerimin İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubatı ile yandığı günlerdi. Zamanla yataklarında oturduk, tabakalarından sigara içtik, aynı tas çorbaya kaşık salladık. Bana sahiplenenlerde çoğalmıştı.

Birgün koğuşa  diğer koğuşlardan siyasi Kürtçülükten cezalı mahkumlar, koğuş reisini ziyarete gelmişlerdi.Konuştuktan sonra gittiler. Koğuş ağamız Ensari Oğullarının adamlarından Sait Dayıydı. Ağırlıklı, pala bıyıklı, mert, babayiğit adamdı. Beni yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Mehmet .... Senki benimle soframı paylaşmışsın, vallah sana bir şey olur, bana olur. Avluya oltaya çıkma. Seni vuracaklar”  dedi. Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin...

İçeri nasıl düştüğümde ayrı hikaye...
Yurdu basmaya gelen yirmi kişilik kürtçü komünistlerin arasına delice tek başımıza daldık ki kapışma anında polisler bizi dağıtırken üzerimde suç aleti ile yakalandık. Neyse ...Oradan yukarıda anlattığım koğuşa attılar... Ölümle burun buruna geçen günlerden sonra Allahıma şükür tahliye olduk.

O zaman bütün Ülkücü arkadaşlarla İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsüne nakil olduk. Okulu İstanbul’da burada ifade edemeceğim sıkıntılı ve tehlikeli bir çok badirelerden sonra Rabbime şükürler olsun bitirebildik.

Öğretmenliğe Tokatta başlamıştık... Almanya’ya öğretmen olarak gidecektim... İmtihanları kazandık. Güvenlik soruşturmasında kaybettik... Tokatta   12 Eylül’den sonra sıkıyönetim komutanlığı  1402 sayılı kanunla tayinimizi Nevşehir’e çıkarttı. Herkese ben kendi iseteğimle gidiyorum dedim. Rahmetli, hasta annemi Tokatta yalnız bırakırken bana vasiyet gibi şu sözleri söyledi: “ Yavrum .. Memed'im... Allah yoluna git te nereye gidersen git.”
Otobüsten inip Guccaların memleketine ayak basınca, Fatihaları okuyup,” Ya Rabbi buradaki eviliyaların, Hasan Dedenin misafiriyim” dedim...

Müthiş bir üç yıl geçti...
Nevşehir’in ileri gelen aileleri hanımın baba yönden akrabaları çıktı. Ayağımız yere basmadı. Allah razı olsun...
On İki Eylül "Kanımız aksa da Zafer İslamın" diyen Ülkücü gençliğe yapılmıştır. On İki Eylül’den sonra Ülkücü Hareket iğdiş edilmiştir.

Allahu Teala şehidlerimize rahmet eylesin. Bu şerefli gençliğe çektirenlerin azabını artırsın...Rabbim e Hamdi olsun.Mağlubiyeti, yenilgiyi kabul etme gibi bir huyu şahsımda yaratmamış...

Bu şerefsizleri rezil etmek hepimizin borcudur. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nün çeşitli sosyal medya gruplarındaki iki yüz arkadaşımız isterse Türkiye’yi sallar..Yeter ki ihlasla aklımızı kullanalım...

Allah yar ve yardımcımız olsun.

Allahu Teala bizimle.

Rabbim milletimizi muhafaza etsin.

Mehmet Akıllıoğlu

İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Mezunu

 

 

 

 

 

 

 

 

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
YUKARI