Bugünkü konum yukarıdaki başlık:
Bugün inançsız denilen insanlar bile aslında pek çok şeye inanmaktadır.
Örneğin, arabada giden insan, asfaltın arabasını ve kendini koruyacağına inanır. Navigasyonunuzu çalıştırdınız, “20 km sonra şuraya ulaşacak” diyor size, ona inanıyorsunuz. Yolun su gibi dalgalanmayacağına imanınız var. Başınıza taş düşmeyeceğine inanıyorsunuz, arabanızdaki benzin göstergesinin doğru olduğuna inanıyorsunuz. Direksiyonunuzun gerçek bir direksiyon olduğuna ve frene basınca arabanızın duracağına inanıyorsunuz. Bakın ne kadar çok inancınız var. İnsan inanmadan yaşayamaz ki, hep bir kabul vardır insanın hayatında.
Dolayısıyla bir insan neye inanırsa inansın, nasıl inanırsa inansın, onu bağlayan bir inancı vardır ve o inanç insanın üzerinde bir baskı unsuru değildir. Sahip olduğu, inandığı şey insanın üzerinde bir kontrol mekanizması oluşturur. O kontrol mekanizmasının herkes tarafından kabul edilecek güzel bir ahlâkta oluşu, o insanın aklıyla, ahlâkıyla topluma, insanlığa kendisini kabul ettirmesini de beraberinde getirir.
Örnekleyerek Yüce Yaratanı ilim sıfatıyla tasavvur edebiliriz;
Anne karnındaki bir çocuğun ağzı, gözü, kulağı, eli, ayağı vardır. Hâlbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını, göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır.
Şimdi bu çocuk:
- Ya Rabbi.! Şu hortum bana yetmektedir. Peki, şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı, Hiçbir işime yaramamaktadırlar dese,
Bu durumda ALLAH’tan şöyle bir cevap alacak:*
- Acele etme kulum, aklının almadığı şeye de müdahale etme. Sen kısa bir müddet sonra öyle bir âleme gideceksin ki;
Burada en kıymetlim ve 'her şeyim' dediğin hortum, orada hiçbir şeye yaramayacak, kesilip atılacak.
Lüzumsuz sandığın ağız, göz, kulak gibi şeyler de en lüzumlu cihaz durumuna geçecek.
O çocuk bu gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse, hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip kaldırıp attığını; lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi cihazların devreye girdiğini, onlarsız olunmayacağını görse utanır mı, utanmaz mı? İnanmadığı için dizlerini döver mi, dövmez mi?
Şu anda biz de, tıpkı o çocuk gibi bir ananın karnındayız.
9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya doğacağız. O dünyanın adı "AHİRET".
Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlarla, midemiz ile bağlı durumdayız.
Eğer biz:
-İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, oruca, hacca, zekâta, dine, imana, İslâm'a ibadete, haya'ya.. ne lüzum var? Dersek Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkak!
- Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki orada 'her şeyim' dediğiniz bu maddi hortumlarınız hiçbir işe yaramayacak.
Lüzumsuz sandığınız namaz gibi, zekât gibi, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna geçecek.
Orada insanlara arabasına, parasına, rütbesine, güzelliklerine, gücüne, servetine ve suretine göre değil; kalbine, ameline ve ibadetine, namazına göre değer verilecek.
Yani namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayırınız, ahirette sizin için her şey olacak. El, ayak, dil, dudak, villa, havuz, senet, berat, uçak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak.
Keşke inansaydık; keşke namazımızı kılsaydık; orucumuzu tutsaydık; zekâtımızı tam verseydik; ALLAH (c.c.) için yaşasaydık; eşsiz insan şanlı Peygamber Hz. Muhammed ( s.a.v)'in yolunda yürüseydik demez miyiz?
*
Muaf olma koşullarına haiz diğer ibadetlerden farklı ve zorunlu
Namazın kısaca önemini vurgularsak;
Namaz, sadece yapılan bir takım hareketlerden ve okunan dualardan ibaret değildir. Namaz büyük bir buluşmanın, sevindirici bir kavuşmanın, daima özlenen bir birlikteliğin adıdır.
Namaz müşriklerin ve Emevilerin yaptığı gibi bir itaat ritüeli değil bir isyan ritüelidir. Egemenlere, putlara ve her çeşit haksızlığa karşı isyan…
Kendisini yeryüzünde Allah’ın temsilcisi gibi gören halife, sultan, kral yahut ulema sıfatlı bütün zalimlere karşı Allah’ın birliğinde insanların birliğini/eşitliğini haykıran ve bütün eşitsizlikleri reddeden kutlu bir isyandır namaz…
Bu isyan son derece disiplinli bir devrim hareketidir.
Namaz destekleşmedir!
Namaz sevinme ve sevindirmedir!
Namaz huzurdur!
Namaz dinginliktir!
Namaz arınma ve arındırmadır!
Ne mutlu hakkıyla namaz kılanlara…
*
Pişman olacağımız, dizlerimizi döveceğimiz o gün gelmeden aklımızı başımıza alalım. Pişmanlıklar İle tevbeler,istiğfarlar ve salih amellerle kendimize gelelim..
Rabbimiz hepimizi her dâim kâmil ve mükemmel iman ve salih ameller ehli kılsın..
Bizi her iki âlemde mutlu edecek ‘’Fikir-Zikir-Şükür ‘’üzerinde odaklanan hayat anlayışımız olacaktır.











