Türk milleti kurduğu devleti, vatanı ve ait olduğu değerleri yaşatmak için tarih boyunca çok ağır bedeller ödedi. Yemen’de şehit düşen anne dedem Şükrü Gündüz ve Sakarya Meydan Muharebesi’nde gazi olan dedem Şükrü Şenel, bizleri gazi ve şehitlik ruhuyla yetiştirdi. Diğer yandan, cennet vatanın en çetin coğrafyalarından Gümüşhane Kabaköy ve civarında, arı duru vahiy çizgisinde İslam’ı ve ahkamını anlatarak binlerce öğrenci yetiştiren imam Hoca Rahmi Ezber ile diğer imam amcalarım dini değerlerimizi; ortaokul ve lise yıllarında öğretmenim, müdürüm Kemal Çelik ve kıymetli hocalarımız ise milli değerleri ve Cumhuriyet ilkelerini ruhumuza nakşettiler. Hepsini saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
İşte bu dini, ilmi ve milli değerler iklimini inşa eden ölümsüz şahsiyetler, önümüzde hep birer model, yol açıcı ve kutup yıldızı oldular. Binlerce yıldır bir bayrak, bir sancak gibi bu değerleri yüceltenler, o mukaddes emaneti yeni nesillere miras bıraktılar.
Şahıslar Fani, Değerler Ölümsüzdür
Şahıslar, koltuklar, servetler ve tahtlar fanidir; ancak binlerce yıllık devlet ve millet gelenekleri ölümsüzdür. Bizi var eden yüce değerler; ahlak, adalet, erdem ve helal-haram ölçüleri asla dünyalıklara feda edilmemelidir. İnsanlar ölümlüdür ama milletlerin ve insanlığın ortak değerleri bakidir. Eğer bu değerler ölürse milletler de ölür.
Zira Anadolu coğrafyası, adeta milletler ve devletler mezarlığıdır. Sırtlanların geçiş yolu olan dünyanın bu en stratejik coğrafyasında en uzun süre tutunan güç Türk milletidir. Biz bu topraklarda binlerce yıldır varız; ait olduğumuz devlet-millet geleneklerini koruduğumuz ölçüde de varlık ve bekamız ebedi olacaktır. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" ilahi misyonuyla görevli bu milleti ayakta tutacak olan değerler iklimi asla çoraklaşmamalıdır.
Fanilerin tahtlarından ve konforundan istifade etmek isteyenler uğruna; gözümüzün nuru şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın ve gelecek kuşakların emaneti olan bu değerler harcanamaz. Uğruna feda olunacak bir şey varsa, o da bizzat bu değerlerin kendisidir. Bilge Kağan’ın asırlar öncesinden yankılanan; "Ey Türk! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir? Titre ve kendine dön!" sözü, bütün zamanlara meydan okuyan ölümsüz bir öğüttür. Milli değerleri, aklı, bilimi ve hukuku kendine rehber edinemeyenler sarsılır, savrulur ve başka milletlerin humuslu toprağı olur.
Fakirlikle Sınanan Ama Özünü Kaybetmeyen Nesiller
Bizler, çok büyük acılar çeken bir neslin yaşadıklarının tanığıyız; fakirliği ve çaresizliği kıyısından kenarından bizzat yaşamış bir kuşağız. Çok kıymetli ilahiyatçı amcamın ölüm döşeğindeyken beni gördüğünde söylediği ilk söz, "Oğlum, çok fakirlik çektik" olmuştu. Evet, bu millet kanla, canla, fakirlikle ve çaresizlikle sınandı ama özünü, sözünü, ilkelerini ve ahlakını asla terk etmedi.
Ferdi, sosyal ve kamusal hayatımızı düzenleyen değerler ortadan kalkarsa ne fert ne millet ne de devlet olarak ayakta kalabiliriz. Doğruya desteği ve yanlışa ikazı küçük ikbal hesaplarına feda edersek, bindiğimiz dalı kendi elimizle kesmiş oluruz. Buna kimsenin hakkı yoktur. Şairi, yazarı, ozanı, aydını ve bilim insanı susan milletler öksüz ve yetimdir.
Bugün içine düştüğümüz kokuşmuşluk ve sosyal çürüme, "tuzun koktuğu" bir noktaya evrilmeden önce kendimize dönmeli, silkinip ayağa kalkmalıyız. Türk milletinin sonsuza giden yürüyüşü kazaya uğramamalıdır; aksi takdirde tarih huzurunda ve gelecek nesiller önünde hükmümüz çok ağır olur. Ortaya saçılan yolsuzluk, vurgun ve soygun iddialarını, her sosyal kesimin içine düştüğü bu ekonomik çaresizliği bu aziz millet asla hak etmedi. Çözüm; milleti doğru bilgilendirmekte, ekonomik yıkımı durdurmakta ve sosyal adaleti yeniden tesis etmektedir.
Umutsuzluk Yok, Çözüm Ortak Akılda
Her türlü farklılığımızın zenginliğiyle, bir ve bütün olmanın sınavını ağır bedeller ödeyerek 21. asra ulaştık. İçinde bulunduğumuz bu asır, Türk’ün asrı ve insanı yaşatma asrı olmalıdır. Ayağını maziye sağlam basan, bugünü ve geleceği doğru okuyan o feraseti ve basireti geri çağırmalı; her bir insanımızı birinci sınıf vatandaş yapan millet-devlet duruşumuza hızla dönmeliyiz. Buna önce Türk milletinin, sonra da tüm insanlığın ihtiyacı vardır.
Bu tehlikeli kuşatmayı mutlaka yaracağız ve Türk milleti ebediyen var olacaktır. Panik yok; uhuletle, suhuletle ve sağduyu ile kenetlenmeliyiz. Hak, asalet ve insanca yaşamak için çıktığımız bu büyük yürüyüş devam etmelidir. Asla umutsuzluk yok; sorunlar çözülmek için vardır ve Türk milleti bu ortak akla, derin tecrübeye, sarsılmaz iradeye fazlasıyla sahiptir.
Çünkü bizim Yemen’de toprağa düşenlere, Sakarya’da göğsünü siper edenlere ve ömrünü bu milletin evlatlarını yetiştirmeye adayan o güzel insanlara verilmiş bir sözümüz var.











