III. Selim’den bu yana II. Mahmud ile sertleşerek gelişen ve II. Meşrutiyetçilerle adeta ihtilale dönüşmek zorunda kalan Türkiye'nin modernleşme ve aynı zamanda Türkleşme, kuruluş kodlarına dönme macerası ülkemizde tarihi gelişmelere siyasi at gözlüğü ile bakanlar tarafından bir türlü anlaşılamıyor.
Türklerin kendi Göktürk alfabesinden vazgeçerek Arap alfabesini kullanmaya başlaması, güzel Türkçemize Arapça ve Farsça gramer kurallarının hakim hale getirilmesi büyük bir kültür devrimi değil midir? En az bin yıl süren bu düzene karşı Kaşgarlı Mahmud, Ali Şir Nevai, Karamanoğlu Mehmet Bey gibi kişiler Türkçenin savunuculuğunu yapmışlardır. Hatta II. Abdülhamid bile 1876'daki ilk anayasaya milletvekili seçilecek kişilerde Türkçe bilme şartı koydurmuştur. Türk tarihi en eskiden günümüze kadar bir bütündür. Sadece Selçuklu ve Osmanlı'dan ibaret değildir.
Türkçe, Arapça ve Farsça karışımı bir dille yazılan Divan Edebiyatı'nı lise yıllarında hepimiz gördük. Anlamı için epey sözlük karıştırırdık. Ama Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Aşık Veysel gibi ozanları anlamak hiç de zor değildi.
Latin alfabesinin Etrüsk alfabesi örnek alınarak hazırlandığı açık olarak belirtilmektedir. Etrüsklerin Türklüğü bugün ispatlanmış ve kabul edilmiş durumdadır. Roma şehrini kuran Romus ve Romulus'un dişi kurttan süt emen heykelleri hala Roma'yı süslemektedir. Etrüsk alfabesi, bizim Yenisey alfabemizle hemen hemen aynıdır. Yani Latin alfabesi eski Türk yazı sisteminden alıntıdır. Avrupa medeniyetinin temelinde Türk alfabesi vardır. Atatürk bu yüzden bu alfabeye Türk Alfabesi demiştir.
Etrüsk alfabesi Runik Türk alfabesidir. İlkçağ Orta Asya toplumlarının yanı sıra, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde İsveç, Norveç, Finlandiya ve Almanya topraklarında kullanılmıştır.
Runik adı ise bu alfabeyi kullanmış olan eski Germen dilli halkların yani Angıllar, Vikingler ve Run'lar (Runes) adıyla anılmış olmasıdır.











