Tarih, sadece tozlu raflarda kalan bir olaylar dizisi değildir; o, ders almayanlar için trajik bir döngünün adıdır. "Tarih tekerrür eder" derler; oysa tekerrür eden tarih değil, ibret almayan toplumların hatalarıdır. Bugün çevremizde olup bitenleri anlamak için bir asır öncesine, Osmanlı’nın parçalanma sancılarına bakmak yeterlidir.
Dünün Senaryosu: Komiteciler ve Müdahale Bahanesi
yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki çözülüş süreci, adeta bir "parçalama kılavuzu" niteliğindeydi. Sırp, Yunan ve Bulgar tebaanın kışkırtılmasıyla başlayan isyanlar, içeride huzuru kaçırırken dışarıda Batı devletlerine "insani müdahale" zemini hazırlıyordu. Rumeli topraklarımızda kurulan komitelerin baskınlarıyla halk galeyana getirilir, devlet asayişi sağlamak için müdahale edince de Batı, "barış elçisi" maskesiyle devreye girerdi.
Sonuç? Olaylar tamamen kontrolümüzden çıkar, barış adına baskılar artar ve nihayetinde masada onların istediği haritalar çizilirdi. Justin McCarthy’nin "Ölüm ve Sürgün" adlı eserindeki o korkunç veri, bu sürecin faturasını yüzümüze çarpmaktadır: 1821-1920 yılları arasında Balkanlar ve Kafkaslar’da 5 milyon Müslüman-Türk öldürülmüş, bir o kadarı da vatanından sürülmüştür.
Bugünün Tablosu: Petrol Kuyuları ve Mikro Devletler
Aynı oyun, bugün farklı isimler ama benzer yöntemlerle sahnede. Dün "Şark Meselesi" adıyla Osmanlı’yı parçalayanlar, bugün "Büyük Ortadoğu Projesi" adı altında coğrafyamızı dilimlere ayırıyor. Irak, Suriye, Libya, Yemen ve Mısır’da yaşananlar tesadüf değildir. Neredeyse her petrol kuyusunun başına bir uydu devletçik dikme hırsı, bölgeyi bir kaos girdabına sürüklemiştir.
Demografik Saatli Bomba: Sığınmacı Meselesi
Ancak oyun sadece sınırların ötesinde değil, artık doğrudan içimizde. "Muhacir-ensar" kavramlarının arkasına sığınılarak kontrolsüz bir şekilde içimize dolan milyonlarca Suriyeli ve Afgan, geleceğimiz için en büyük risk unsurlarından biri haline gelmiştir. Sosyal dokuyu zayıflatan, adeta kontrolsüz bir hızla çoğalan bu demografik yapı, emperyalist güçlerin ilerleyen yıllarda Türkiye üzerinde kullanabileceği "modern komiteci" unsurlarına dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
Dün Balkanlar’da halkın birbiriyle çatıştırılması üzerinden yapılan müdahaleler, yarın bu kitleler üzerinden Türkiye’nin önüne bir iç güvenlik sorunu olarak getirilebilir.
Sonuç: İbret Almazsak İbretlik Olacağız
Tarihsel bir geri çekilme sürecinin modern bir kuşatmaya dönüştüğü bir dönemden geçiyoruz. Gidişat, dün Balkanlar’da yaşanan acıların bugün Anadolu’nun kapısına dayandığını gösteriyor. Unutmayalım ki, nüfus yapısı bir ülkenin kalesidir. Bu kaleyi içeriden zayıflatacak her türlü kontrolsüz göç, yarının müdahale bahanelerine zemin hazırlar.
Vakit uyanma vaktidir. Tarihten ibret alalım ki, bir asır sonra birileri bizim için de "ibretlik oldular" demesin.











