Yaptığımız her davranışa, söylediğimiz her kelime ve söze kalpten yüklediğimiz anlam önemlidir.
Mevla, Hüda, Yezdan, Farsça,
İlah, Rab, İbranice
İlah, Allah, Rahman, Arapça
Tanrı, Yaradan, Çalap ise Türkçedir.
Toplumumuzdaki yaygın inanış Tanrı kelimesini Hristiyanların veya İslam inancıyla alakası olmayan kişilerin kullandığı şeklindedir. Çünkü ders kitaplarımızda eski inanışlar konusu işlenirken bazı toplumların insan şeklinde düşündükleri kişilere veya putlara Tanrı denmiş, yabancı filmlerin Türkçe seslendirmelerinde de Hristiyanların konuşmalarında da aynı kelime kullanılmıştır. Halbuki onlar Tanrı yerine GOD kelimesini kullanırlar."Ooo may gad, Aman Tanrım "şeklinde seslendirilmiştir.
Cumhuriyetin ilerleyen yıllarında "Tanrı uludur" diye ezan okunmasının da bunda etkisi olması muhtemeldir.
Unutmayalım ki, Araplar putlara taparken, Türklerin inandığı Gök Tanrı tekti. Her şeyi yaratan, güç veren, güçten düşürendi. Gökte olduğuna inanılırdı. Bunun izleri hala günümüzde de görünmekte. Birinin gıyabında konuşurken: "O burada yok ama yukarıda Allah var." denir.
Bilge Kağan; "Tanrı güç verdiği için düşmanımı yendim" der.
Eski Türklerde Tanrı'nın kişiye verdiğine inanılan hükümdarlık yetkisine KUT HAKKI denirdi.
Bugün ise birini uğurlarken: "Allah'a emanet ol", şaşkınlığa uğradığımızda "Allah, Allah" deriz.
La ilahe illallah Türkçeye "Allah'tan başka Tanrı yoktur" diye tercüme edilmiştir. Aslında "Allah'tan başka yaratıcı yoktur. "olabilirdi. Çünkü Türkler Tanrı kelimesini Allah kelimesi ile eş anlamlı olarak hep kullanmışlardır. Bu kullanım Dede Korkut'ta görülür.
600 yıl önce Süleyman Çelebi: "Tanrı'dan yüz bin dürud ile selam. "demiştir.
Yunus Emre 700 yıl önce, Tanrı demiş, Çalap demiştir.
Saraybosna'da Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi'nde bulunan Türkçe Kur'an tercümesinde Tanrı kelimesi geçer.
Yavuz ve Kanuni dönemlerinde yaşamış Edirneli Nazmi Türki-i Basit adlı eserindeki bir dörtlükte;
"Kutluluğla geldiğinde her uruc
Her Müselman şen olup dutar oruc,
Ol ki gerçekten Müselman olmaya
Tengri saklasun o her gün yer uruç."(Kutlu oruç geldiğinde, her Müslüman sevinir, oruç tutar. Gerçekten Müslüman değilse de Tanrı korusun o her gün orucunu yer.)
Hoca Ahmet Yesevi;
"Tengri Teala sözin
Resulullah sünnetin
İnanmağan ümmetin
Ümmet demes Muhammed" demiştir.
Gazan Han Dönemi basılan bir parada şunlar yazar;
"La ilahe illallah Muhammed Resulullah Salli Aleyhe.
Tengri-yin Küchündür Gazan Mahmud Ghasana Deledkegülügsen."(Muhammed Allah'ın elçisidir. Ebedi Tengri'nin gücüyle)
Yunus Emre ise;
"Hak Çalap'ım, Hak Çalap'ım
Senden gayrı yok Çalap'ım
Günahları affedersin
Ey rahmeti çok Çalap'ım."
Arap kaynaklarında Hz Muhammed ve ailesine" Arab-ı Mustağribe" denilir. Yani Garip Arap, Yabancı Arap, Sonradan Araplaşan.
Hz Muhammed'in de "Arap bendendir, ben Arap'tan değilim" diye beyanı olduğundan bahsedilir. Buna göre Hz Muhammed Arab-ı Mustağribe sayılmaktadır.
Emeviler
'döneminde Araplar, Arap olmayan Müslümanlara Mevali yani "azad edilmiş köle" demişler, onların tam olarak Müslüman sayılmaları için bir Arap kabilesine bağlanmaları gerektiğini telkin etmişlerdir. Samimi bir şekilde İslamiyet'e bağlı olan Türklerden bir çok insan bu sayede Araplaşmıştır.(Özellikle Irak, Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika'da)
Kuzey Afrika'da Berberiler Araplaşmıştır.
Kıpti olan Mısır, Arapların bölgeyi fethetmesinden sonra Arapların ve güneyden gelen toplumların da karışmasıyla Araplaşmıştır. Kıptiler bugün az sayıda Hristiyan olarak yaşarlar. Yani Araplar belirli dönemlerde bilerek veya bilmeyerek İslamiyet'i Araplaştırma politikalarına alet etmişler diye düşünüyorum.
Halbuki Türkler fethettikleri yerlerde halkı inançlarında serbest bırakmış, İslamiyet'in hoş görüsünü göstermişlerdir. Ancak, gönüllü Müslüman olmak isteyenleri de memnuniyetle arasına kabul etmiştir.
Türk Milleti yerine göre Allah, yerine göre Tanrı kelimesini kullanabilir. Hüda, Yezdan gibi Farsça, Rab gibi İbranice olan kelimelerin kullanılması devam ederken Türkçe Tanrı kelimesi neden kullanılmasın. Türk Müslüman'dan sayılmıyor mu yoksa? Bunları gündem haline getirmekten ne kazanacağız çok merak ediyorum.
KEŞKE ŞU KELİMELER VE ŞEKİLCİLİKTEKİ HASSASİYETLERİMİZİ İSLAMİYETİN EMRETTİĞİ GÜNLÜK HAYATTAKİ UYGULANMASINDA DA GÖSTEREBİLSEK.









