Yaz bitti aslında. Pastırma sıcakları sonbahar ve kış mevsiminin önünde daha ne kadar ısrarcı olabilir ki? Yaz mevsimi, sıla hasretini dindiren,tatille bütünleşen farklı bir zaman dilimi. Sonbahar da renklerin cümbüşü ve güzellikleri ile endamını arz etmeye başladı işte . Ne güzel söylemişti Cemal Süreya : “Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.” Sağlığımız yerindeyse her mevsim müstesna mutluluklarla sarıp sarmalıyor bizi.
Yazdan arta kalan güzel bir günde Sarıyer’e gitmeye karar verdim. İstinye’de oturan Jeofizik Mühendisi hemşehrim Sebahattin Bey de oraya gelecekti. Boğaziçi’nin eşsiz manzaralarını, kıyılardaki tarihi sarayları, camileri, yalıları seyrederken bu kadim ve eşsiz kente aşık Nedim’in unutulmaz mısralarını mırıldandım yine.Vapurun ardından köpüren sularda üniversite yıllarımın anılarını yeniden yaşar gibi oldum. Delice esen rüzgarda bile dışarıdaki kanapelerde oturur, peşimizden koşan martıları seyrederdik.
“ Boğaziçi’nin semtlerine karadan gitmek Boğaziçi’ne hakarettir, Boğaziçi’nin yolu denizdir.” diyen Yahya Kemal’in gözüyle de baktım. Bu kadar” efsunlu güzellikler”e sahip kaç şehir vardır dünyada? O nedenle “sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.” diyor şair.
Dedim ya yazdan arta kalan bir gün. Güneş pırıl pırıl, deniz masmavi, hava sakin. İhsan’ın betimlemesiyle şurup gibi bir gün . Uğradığımız her iskelede inenler, binenler. Tatil günlerinde her yer kalabalık. Vapurlar da öyle.
Güvertede karşımdaki kanapede kucağında evrak çantası, elinde fotoğraf makinası olan bir beyefendi oturuyordu. Sırtı cama yaslandığı için bazen yarım dönerek, sahilde gördüğü sanat eseri mimari yapıların ,camilerin, Rumeli Hisarı’nın fotoğraflarını çekiyordu. Zaman zaman göz göze geliyorduk. Benim yaşımda,muhtemelen emekli bir devlet memuruydu. Ben tanışmak istemesem , o belki hiç açılmayacaktı. Yolu kapatmamak için hafifçe eğilerek sordum:
-Anladığım kadarıyla fotoğraf sanatıyla ilgilisiniz?
-Ben, dedi, Sanat Tarihi mezunuyum. Üniversiteyi Ankara’da okudum. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde çalıştım.Oradan emekli oldum.
Çorum’luymuş. Edirne ve Uzunköprü’ye de seneler önce teftiş için gelmiş.Ben de Edebiyat Öğretmeni olarak çalıştım emekli olana kadar, dedim. Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olduğunu söyledi. Kurucu Genel Başkan rahmetli Mehmet Doğan’dan ve bazı yazarlardan bahsedince sohbet dallanıp budaklandı. Çoğunu tanıyordum.
-TYB’nin İstanbul şubesine zaman zaman ben de gidiyor, oradaki konuşmacıları dinliyorum . Ama bazı yorumlara katılmam mümkün değil. Şube başkanını ayrı tutuyorum , ama yaşını başını almış ,kendi muhitlerinde de belki takdir edilen bazı konuşmacıların din adına Milli Mücadele kahramanlarına ve Cumhuriyetimizin kurucu kadrosuna ve şahsiyetlerine düşmanlıklarını alenen dile getirmeleri,aşka gelip tekbir salvolarına kapılmalarını doğru bulmuyorum. Hele iktidar şakşakçılığını yazarın özgürlük alanına müdahale gibi görürüm. TYB veya herhangi bir edebiyat , sanat derneğinin politize olması, tefekkür ve hür düşünceyi bir ideolojinin emrine vermesini kelamın haysiyetiyle bağdaştıramam,dedim.
Beni onaylayacağını zaten beklemiyordum ama, itirazını, tarikat ve cemaatların insan düşüncesini nasıl dondurduğunu, kendi formatına göre nasıl kilitlediğini ve şekillendirdiğini göstermesi açısından manidar buldum. Herkesin inandırıldığı doğru farklı ve herkes sadece kendi doğrusuna yapışmış, kendi Şeyhini uçurma gayretinde. Bu yaklaşımlara meşveret ve şurayı, yani demokrasiyi ,devletin laik olmasının önemini nasıl anlatabilirsiniz?!
Harf devrimi kültürümüzü yok etti diyor . İslam harfleri diyor Arap alfabesine. Yahu diyorum, Ebu Cehil de aynı harfleri kullanmıyor muydu? Peygamber hangi millettense din de o dil ve alfabe ile yazılıyor.
Osmanlıyı eleştirmek tarih düşmanlığıdır, diyor. Yahu diyorum, bizim tarihimiz Osmanlı ile mi başlıyor? Selçuklular, Uygurlar, Göktürkler yok mu? Onların alfabeleri de farklı. Biz Arap harflerini kullanırken de Türkçe düşünüyor,Türkçe yazıyorduk, bugün Latin harflerini kullanırken de Türkçe düşünüyor,Türkçe yazıyoruz. Siz niye anlamak istemiyorsunuz!
Bugün her yer Kur’an kursu, İmam Hatip Okulu ile donatılmış durumda. Kur’anı Güzel Okuma yarışmaları düzenleniyor. Sen hiç Kur’anı Doğru Anlama ve Anlatma yarışması düzenlendiğini duydun mu diyorum , cevap yok.
Asrın yolsuzluğu,asrın hırsızlığı bu Müslümanları hiç ilgilendirmez mi arkadaş? Yargıya güven neden dibe vurdu? Hani devletin dini Adalet idi, ne oldu? “ Adaletin olmadığı yerde ruh sağlığı da bozulur; çünkü adaletsizlik, insanın iç huzurunu kemiren bir zehirdir.” diyor Erich Fromm. Baro seçimlerinde iktidar yanlısı bir grubun başkan adayı, 70 civarında arkadaşımızın Hakim ve Savcı olarak atanmasını sağladık diye söyleyebiliyor. Yargının bu kadar siyasallaşması sizi ürkütmüyor mu arkadaş!
Ben Sarıyer’de indim. Sanırım o Rumeli Kavağı’na devam edecekti. Benimle tanıştığına pişman mı oldu bilemem, ama ben zaten profilinden onu çözmüştüm. Konuşunca yanılmadığımı da anladım. Her fikir tartışılabilir. Bizimki tartışma da sayılmaz, belki tanışmaya eşlik eden bir konuşma denilebilir. Yani Amerika zaten çoktan keşfedilmiş, yeniden yelkenleri şişirmeye gerek yok. Herkes kendi Simeranya’sında mutlu olsun yeter.
Sebahattin iskelede beni bekliyordu. Kafa dengi arkadaşlarla sohbetin tadı elbette başka oluyor. Son vapurla geri dönerken artık akşamın serinliği başlamış, ışıklarla İstanbul başka bir güzelliğe bürünmüştü.











