Eğer toplumdaki bölünmüşlüğün nedenini tek bir cümle ile ifade edecek olursak, o da hukuka ve adalete olan güvenin azalmasıdır. Today yönetenlerin toplumu birlik ve beraberliğe davet etmesi bir anlam ifade etmiyor. Çünkü birliğe çağıranlar; "Gelin zulümde değil adalette birlik olalım, gelin haksızlıkta değil hak üzere birlikte olalım, gelin sefalette değil refahta birlik içinde olalım" demiyor. "Gelin benim etrafımda toplanın, ben ne dersem öyle yapın" diyor. Bu bir birlik ve beraberlik çağrısı değil; "Benim yaptıklarımı onaylayın" çağrısıdır.
Eğer zulümde değil adalette birliğe çağrılsaydık ve burada birleşmiş olsaydık; hukuk tarafsız ve adil işletilseydi ne fon krizi, ne MHK’deki usulsüzlükler ne de CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar bu denli tartışma konusu olurdu. İnsanlar artık var olanın çok ötesinde başka şeylerin olduğundan şüphe duymuyor ve hukukun güçlüye işlemediğine inanıyor. Kiminin ayağı kayıp yan bassa sorgusuz sualsiz içeri alınırken ve en ağır cezalara çarptırılırken, kimisinin her hatasının sümen altı edildiği inancı toplumda ne yazık ki yaygındır.
İşte bu yüzden bölünmüşlük her olayda kendisini gösteriyor. Birileri fon yolsuzluğunun ortaya çıkmasına tepki gösterip "Neden üstü örtülmedi?" hadsizliğinde bulunarak kendilerine usulsüzlük ve yolsuzluğu hak görürken, bir başkası bu fon üzerinden başörtüsü ve dini değerleri aşağılama hadsizliğine soyunuyor. MHK’deki usulsüzlükte birileri belli bir takımı sorumlu tutarken, bir başkası yine rakip takım yöneticilerini suçluyor. CHP’li belediyelere yapılan operasyonları kimi "siyasi intikam, rakibi bertaraf etme ve hukuki darbe" olarak nitelerken, bir başkası "Efendim bir şey yapmışlar ki alınıyorlar" diyerek kestirip atıyor.
Bilindiği üzere hiçbir devlet işleyişinde idari yazışmalar ya da talimatlar "Yüce Türk Milleti Adına" başlamazken, yargı kararları "Yüce Türk Milleti Adına" verilmektedir. Bu, hukukun devleti ve milleti temsil noktasındaki yegâne güç olduğunun en belirgin göstergesidir. O halde bu kurumun kararlarına olan güvensizlik, devlete ve millete olan güvensizliği de beraberinde getirir. İnsanlarda böyle bir güvensizlik oluşmuşsa, kafasına vurarak veya baskı yaparak güven sağlayamazsınız. Toplumu güven içinde yaşatması gereken kurumların güvensizlik vermesi, herkesi umutsuzluğa sevk eder.
Eğer haksızlıkta değil hak üzere birlikte olmaya çağrılsaydık, kim haksızlık yaparsa yapsın hep birlikte karşısına dikilirdik. Tek ses olurduk; kimse kendi hırsızını, arsızını savunma pişkinliğine düşmezdi, utanırdı, yüzü kızarırdı. Kimse kirli çamaşırları, kirli bulaşıkları temizlemek için deterjan görevini üstlenmeye kalkmazdı. Hukuka güvenle birlikte, "kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz" inancı toplumda yaygınlaşırdı. Böylece birlik ve beraberlik kâğıt üzerinde ya da mikrofon yankılarında kalmaz, gerçekten sağlanmış olurdu.
Sefalette değil refahta birlik ve beraberliğe çağrı yapılmış olsaydı herkes hakkına razı olurdu. Milyonlarına milyon katmak için dolambaçlı yollara başvuranlar bu kadar rahat hareket edemezdi. Yetimin, fakirin, garip gurebanın hakkı korunurdu. Kimine kepçeyle, kimine çay kaşığıyla vermek dahi çok görülmezdi. Garipten alınıp zengine verilmezdi; geçinemiyorum diyen emekli polis intihar etmezdi. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınır, sosyal adalet sağlanırdı. O halde birlik ve beraberlik öyle kuru lafla sağlanmaz; bunun için önce samimi ve içten olmak gerekir.
Toplumdaki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için asgari ölçülerde birlik ve beraberliğin tesisi şarttır. Birlik ve beraberlik ise ancak güven ile inşa edilebilir. Güven; içten gelen vicdani, akli ve iradi bir bakışın sonucudur. Şahıslar arasındaki güven için iki tarafın da güvenilir olması gerekirken; hukuka, dolayısıyla devlete olan güven o kişiyle ilgili değil, hukukun iş ve eylemlerinin vatandaşta bıraktığı izlenimle, yönetenlerin tutum ve davranışlarıyla ilgilidir. Dolayısıyla korkutarak ve baskılayarak bir insanın güvensizlik duygusunu güvene çeviremezsiniz.
Sonuç olarak, sürekli birlik çağrısı yapmanıza bile gerek yoktur; icraatlarınızla zaten birlik ve beraberliği sağlarsınız. Bunun için vazgeçilmez ölçünüz adalettir. Adalet bir devletin lokomotifi ise diğer kurumlar birer vagon gibidir. Lokomotif nereye giderse vagonlar da onu takip eder. Tarih boyunca tüm ilim ve irfan sahipleri "Bir devletin büyüklüğü dağıttığı adalet kadardır" görüşünde birleşmişlerdir.
Devleti büyütmek için fiziki yatırımlardan çok daha önemli bir şey vardır: O da ADALETTİR.











