İstanbul Atatürk Eğitim'in bu seneki ara toplantısı, Sandıklı Hüdai Kaplıcaları'nda gerçekleştirildi. Müdürümüz, öğretmenlerimiz ve 1975-1980 dönemi öğrencileri olarak termal otelde bir araya geldik.
Yıllardır sürdürdüğümüz bu buluşmalara genel anlamda "Ahde Vefa Toplantısı" diyoruz. Çünkü bizim için bu toplantılar, yalnızca eski arkadaşların bir araya gelerek hasret gidermesinden ibaret değil. Aynı zamanda geçmişe, dostluğa, ülküdaşlığa ve birlikte verilen mücadeleye sahip çıkmanın bir ifadesidir.
Peki, ahde vefa nedir? Ülkücülükle nasıl bir bağı vardır?
Ülkücü; Türk milletinin geleneklerini, göreneklerini, töresini ve karakter özelliklerini şahsında toplayan, bu değerleri hayatında yaşayan insandır. Maddi baskılar, nefsani arzular ve hayatın getirdiği olumsuz şartlar karşısında inandığı değerlerden taviz vermeyen, zamanın aşındırıcı etkisine karşı direnen kişidir.
Bana göre ülkücünün en önemli özelliklerinden biri de ahde vefadır.
Ülkücü; bir zamanlar uğruna ölümü bile göze aldığı ülküsüne, davasına, ailesine, dostlarına ve sevdiklerine karşı vefasını koruyabilen insandır. Eğer insan, bir zamanlar yüreğinde taşıdığı değerleri zamanla unutuyor, menfaatleri uğruna terk ediyor ve geçmişini gönlünden siliyorsa burada ciddi bir değer kaybı başlamış demektir.
İşte bu yüzden ahde vefa, bizim için vazgeçilmez bir özelliktir. Bu konuda direnmek, geçmişimize ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur.
İŞTE ATATÜRK EĞİTİM'İN ÜLKÜCÜLERİ…
Bir dönemin adsız kahramanları, mücadele insanları… Gençlik yıllarında nice zorluklara göğüs germiş, mücadele arkadaşlarını kaybetmiş, pek çok arkadaşını kendi elleriyle toprağa vermiş insanlar…
Bugün Türkiye'nin farklı şehirlerinden kalkıp bir araya geliyor, yılların hasretini gideriyor, eski günleri yâd ediyorlar.
Bu yıl, efsane müdürümüz Namık Özer Erdoğan'ın isteği doğrultusunda Sandıklı Termal Otel'de buluştuk.
Elbette yıllar içerisinde birlikte çıktığımız bu yolda farklı yönlere savrulanlar, inandığımız değerlerden taviz verenler oldu. Şehitlerimizin emanetine ve ortak mücadelemizin hatırasına gereken vefayı göstermeyenler de çıktı.
Biz böyle bir anlayışla aynı yolda yürüyemezdik. Ahde vefayı hayatında yaşatmayanlarla yol arkadaşlığımızı sürdüremezdik.
Biz de yollarımızı ayırdık.
"Sizler bildiğiniz yolda ayrı yürüyün." dedik.
Çünkü bizim için ülküdaşlık, yalnızca geçmişte aynı sıralarda oturmuş, aynı heyecanları yaşamış olmak değildir. Ülküdaşlık; zor günlerde birbirinin yanında durmak, ortak hatıralara sahip çıkmak ve geçmişte verilen mücadelenin sorumluluğunu bugün de taşıyabilmektir.
Üç gün süren toplantımız sohbetlerimiz, hatıralarımız ve neşeli anlarımızla çok güzel geçti. Yılların biriktirdiği özlemi giderdik, eski günleri yeniden yaşadık.
Bu buluşmanın bizim için en kıymetli taraflarından biri de müdürümüzün ileri yaşına rağmen aramızda bulunmasıydı.
Namık Özer Erdoğan Hocamız, Türkiye'nin genel durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Kendisine yönelttiğimiz soruları cevaplandırdı, bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaştı.
Namık Hocam bizim önümüzde bir meşale gibidir. Takıldığımız her konuda, aklımızın karıştığı her durumda başvurduğumuz rehberimizdir. Grubun babasıdır. Herkese bir şekilde yetişir, destek olur. Onun varlığı, bizim için yalnızca bir öğretmenimizin aramızda bulunması değil, ortak geçmişimizin ve birlikteliğimizin yaşaması demektir.
Öyle bir sevgi, öyle bir bağlılık bizimkisi…
ÜLKÜCÜ OLMAK ZORDUR!
Hele ülkücülük iddiasını bir ömür boyu korumak, inandığı değerlerden taviz vermeden yaşamak çok daha büyük bir sorumluluktur.
İşte bu toplantıların, bu buluşmaların altında yatan gerçek de budur.
DİRENMEK!
Nasıl mı?
Hayatın bütün zorluklarına karşı direnmek…
Maddi baskılara, menfaat ilişkilerine ve nefsani arzulara karşı direnmek…
Bunca haksızlığa, baskıya, zulme ve üzerimizde oynanan oyunlara karşı direnmek…
Türk milletinin birliğine ve bütünlüğüne, bölünmesine ve parçalanmasına yönelik girişimlere karşı direnmek…
Belki diyeceksiniz ki: "Siz küçük bir grupsunuz, bütün bunları nasıl başaracaksınız?"
Hani Hz. İbrahim'i yakmak için hazırlanan ateşi söndürmek amacıyla ağzında su taşıyan karıncanın hikâyesi vardır ya…
İşte bizimki de o hesap!
Karınca, taşıdığı suyun ateşi söndürmeye yetmeyeceğini biliyordu. Ama en azından safını belli etmek istiyordu.
Bizim yaptığımız da bundan farklı değil. Safımız belli olsun istiyoruz.
Bütün olumsuzluklara rağmen hâlâ davasını, ülküdaşlığını, dostluğunu ve geçmişini yüreğinde yaşatan bir grup insanız. Belki sayımız az ama ortak hatıralarımız, değerlerimiz ve birbirimize karşı sorumluluklarımız var.
Bizim için önemli olan kalabalıklar değil, inandığımız değerlerin arkasında durabilmektir.
Hâlâ arkadaşının iyi gününde de kötü gününde de yanında olan, okul yıllarında eline geçen harçlığı nasıl arkadaşlarıyla paylaşıyorsa bugün de imkânları ölçüsünde dostuna destek olan insanlar var aramızda.
İşte Atatürk Eğitim'in bu toplantısı, bütün bunların yaşandığı bir gönül birlikteliğidir.
Bizler, bir döneme imzasını atan, kendi hikâyesini yazan ve nice arkadaşını toprağa vermiş bir okulun öğrencileriyiz.
Meslek hayatımız boyunca davamızdan taviz vermemeye gayret ettik. İnandığımız değerleri korumayı, geçmişimize sahip çıkmayı ve ülküdaşlık hukukunu yaşatmayı kendimize görev bildik.
Elbette hayat herkesi farklı sınavlardan geçirdi. Yollar ayrıldı, düşünceler değişti, insanlar farklı tercihlerde bulundu. Ancak biz kendi yürüdüğümüz yolu ve değerlerimizi korumaya çalıştık.
Bugün hâlâ aynı sofranın etrafında buluşabiliyor, birbirimizin hatırını sorabiliyor, geçmişin güzel hatıralarını paylaşabiliyorsak bunun adı ahde vefadır.
Aynı ayak izlerine basarak yolumuza devam ediyoruz. Ömrümüz oldukça da bu birlikteliği yaşatacağız, inşallah.
Şimdiden gelecek yıl Elazığ'da gerçekleştireceğimiz toplantıyı dört gözle bekliyoruz.
Bu güzel buluşmanın gerçekleşmesinde emeği geçen Mehmet Başer Başkanımıza ve Lütfi Yüksel arkadaşımıza gönülden teşekkür ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki bazı buluşmalar yalnızca insanları bir araya getirmez; geçmişi geleceğe taşır. Bazı dostlukları zaman eskitemez, bazı değerleri hiçbir menfaat değiştiremez.
Bizim buluşmalarımızın anlamı da işte tam olarak budur.
ÇÜNKÜ BİZİM İÇİN BULUŞMAK, SADECE HASRET GİDERMEK DEĞİL; GEÇMİŞE, DOSTLUĞA VE DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKMAKTIR.











