8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, büyük bir mücadelenin ardından bir güne sığdırılmış bir kutlamadır. Batıda emperyalizm, kadını sömürmüş, aile yapısını bozmuş, anne olma özelliğini bitirmiş ve kadını insan olarak bile kabul etmemiştir. Psikolojik hastalandığında bunun içine şeytan girmiş diyerek zulmetmiştir.
Aynı şekilde, Araplar da İslamiyetten önce kadını değersiz görmüş, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmüş ve kadını değersiz bir varlık olarak görmüştür. Bu gelenekler hâlâ devam etmektedir. Biz Türk Milliyetçileri meselelere bakış açımızı, dünyayı Türkçe okumak olarak belirleriz. Meselelere Türkçe değerlendirir, değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Türk tarihine ve mazimize bakar, ona göre değerlendiririz.
Batı beni ilgilendirmez, Arap da hiç ilgilendirmez. Bizi dünya tarihinin Türkle başladığı, Oğuz Kağan'ın yasaları, töresi, Dede Korkut'un öğütleri ve 5 bin yıllık şanlı mazimiz ilgilendirir. Türk Milleti kadına gereken değeri vermiş, onu Tanrı'nın bir emaneti olarak kutsallaştırmıştır. Hakanın yanında tahtta oturtmuş, ona Katun unvanı vermiştir. Mete Han, “Tanrı bize Türk kadınını verdi ve yeryüzüne hâkim kıldı” diyerek, yeryüzünün hâkimiyetini kadının bilinciyle gerçekleştirdiğini söylemiştir.
Yüce Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, “Dünyada her şey kadının eseridir” demiştir. Türk kadını, yaratılışından getirdiği bir gurur ve feyz taşır. Devletini idare eden Tomris Hatun, evladının intikamını ordularının başına geçerek düşmanının kellesini kanında boğarak almıştır. Zarif Süyüm Bike, düşmanları tarafından günlerce işkenceye tabi tutulmuştur. Devletinin yönetimine birebir katkı sağlayan Gökçe Analar vardır. Osmanlı'nın kuruluşunda Hayma Ana'nın milli şuuru unutulur mu?
Evladını beşikte bırakıp, “Çocuk anasız yetişir ama vatansız yetişemez” diyen, elinde kılıcıyla düşman tabyalarına saldıran Nene Hatun, Kurtuluş Savaşı'nda Kara Fatma ve evladının yorganını top mermisinin üstüne ıslanmaması için örten Şerife Bacı gibi daha nice kahramanlarımız vardır. Türk kadını evde eş, evlatlarına ana, çalışmalarında mahir, hayat mücadelesinde yılmayan, yıkılmayan bir koca yürektir. Evinin direğidir ve üzerinde isminin verildiği vatandır. Türk kadını, saçının bir teli için dünyaya ateşe verilendir. Çöllerde Leyla olmuş, Mecnun olarak aranandır. Destanlarımızda Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zuhur'dur. Yani Türk kadınının dünya kadınları arasında ayrı bir yeri vardır. Başka milletlerle karıştırılmamalıdır.
Biz, kanımızdaki asil kanla gücümüzü bulan bir ruh ve karakteriz. Ancak zamanımızda maalesef Türk kimliğimizi kaybetmiş, bir kısmı Arap kültürü etkisi altında kalmış, bir kısmımız Batıya özenti içinde kendi töre, gelenek, görenek ve zihniyetinden kopmuştur. Sonuç olarak, ailelerin temeline dinamit yerleştirilmiş, aile düzeni bozulmuş ve boşanmalar artmıştır. Çocuklar iki arada bir derede kalmıştır. Bugün uyuşturucu yaşı ilkokula kadar inmiş, kadınlar sevdikleri tarafından katledilmekte, öğretmenler öğrencileri tarafından öldürülmektedir.
İyi Parti olarak, ilmin ışığında sosyolojik etkenleri ve tarihi köklerimizi göz önünde bulundurarak meseleleri çözme yoluna gitmeliyiz. Ne der Atsız Ata:
“Kralların taçları beni bağlar mı? Orduları açamaz gönlümdeki düğümü. Saraylarda süremem, dağlarda sürdüğümü. Bin cihana değişmem, şu öksüz Türklüğümü.”
Bu zihniyetle bugün İyi Parti'nin cesur hanımları Şehir Lokantası'nda bir araya gelip iftar açtık. Başkanımız Yılmaz Dönderici güzel bir konuşma yaparak karanfil takdim etti. Kendisine teşekkür ederim. Ben de davete çağırdığım zaman itirazsız kabul eden can yoldaşlarıma teşekkür ederim, sağ olsunlar. Nice kadınlar gününü Türklük şuur ve gururuyla kutlamayı bize Rabbim nasip eder, inşallah.











