Türk milletinin bir özelliği, vatan mücadelesinde kadınların da erkekler kadar her alanda mücadele etmesidir. Meşhur Türkçü Ahmet Hikmet Muftüoğlu, Türk kadını için "Kanında ne büyük bir feyz vardır ki, ölmeye mefta yetiştirirsin, ebediyete hüner eriştirsin." der.
Bu zihniyette olan İyi Partili hanımlar, 8 Mart Kadınlar Günü pazara denk gelince genel kurul toplantısına katılarak günümüzü önceden kutlayalım dedik. Çarşamba günü yapılacak Meclis grup toplantısına katılmak üzere gece saat 03.00'te Seydişehir'den yola çıktık. Beyşehir'e uğrayıp, Zahid'de başkanın grubunu aldık. Arabanın soğuk olmasını saymazsak yolculuğumuz güzel geçti.
Şoförler Derneği'nin dinlenme tesisinde Konya grubuyla buluştuk; Leyla başkan bizi bekliyordu. Oradan Ankara'ya hareket ettik. Saat 09.00 gibi meclise vardık. Çok sıkı güvenlik, cihaz aramalarından sonra grup toplantısının yapıldığı yere varıp, bize gösterilen yerlerimize oturduk. Vekiller geldi yanımıza, "Hoş geldiniz." dediler.
Karşıdan Teşkilatlandırmadan sorumlu Başkanımız Yasin Öztürk'ü görünce yanına gittim. "Abla hoş geldin." deyip ayaküstü teşkilatlanma çalışmalarından konuştuk. Şehirlere gitmesi, oradaki teşkilatlanmaları kontrol etmesi, çalışmalarından dolayı teşekkür ettim.
Arkasından İstanbul'dan yakından tanıdığım Lütfü Türkan vekilimin yanına gittim. Kafamda düğümlenmiş bir soru vardı; Tolga Akalın meselesini ona sordum. Meseleyi izah etti, ama bazı konularda ona katılmadığını söyledi. Tabii, bu ayaküstü konuşulacak bir mesele değildi.
Yerime geçerken, tüm canlılığıyla, komutan edasıyla gördüğüm ama sıcak ve samimiyetiyle bizleri selamlayan, "Hoş geldin." diyen Kevser Ofluoğlu başkanım geldi. Candan sarıldık. Kendisiyle çalışmaktan gurur duyduğum bir kişilik, Kevser Baş.
Bu hengâme içerisinde tüm heybetiyle Musavvat başkan göründü. Gençlik yıllarında, partinin ilk kuruluşunda daha bir heybetli, canlı görürdüm. Bu sefer daha bir babacan, sakin, sanki yorulmuş gördüm. Demek ki tarihi sorumluluk omuzlarındaki yük ona çok ağır geliyor. Samimi bir şekilde bizi selamladı.
Ülkü Ocaklarında başkanlık yapmış, genel başkanlık yapmış, MHP’de il başkanlığı yapmış, davanın her kademesinde çalışmış kişilerin yüz hatları farklıdır. Yüz çizgileri, bakışları, yürüyüşleri farklıdır. Bunu herkes anlamaz. Ancak bu mücadelenin, ateş çemberinden içinden geçip, ölümlere kafa tutanlar anlar ve hisseder. Onlar sıradan bir parti başkanı değildir; Türk milletinin sorumluluğunu üzerlerinde taşıyan bir liderdir. Musavvat Baş, böyle bir başkandır.
Öğrencisi tarafından şehit edilen öğretmenimizden bahsetti; çok hüzünlüydü. Eğitim sistemimizi eleştirdi. Milli eğitimin millilikten uzaklaştığını anlattı. Öğretmen olarak tespitlerinin yerinde olduğunu gözledim. İran Savaşına girdi; İran'ın Müslüman kardeşimiz olduğunu, meselenin Ortadoğu'yu bölmek olduğu, devletleri yıkıp yerine kukla yöneticiler konulmak istendiğini ifade etti.
Amerika ve İsrail'in sömürü ve emperyalist zihniyetinde savaşın çıktığını belirtti. İran'ı yöneten mollaların baskı ve zulmünden İran halkının bunaldığını, fakat yönetim değişikliği için Amerika'nın değil, İran halkının karar vermesi gerektiğini anlattı. Tarihi bir görüş olarak bahsetti.
İran bölünüp parçalanırsa, sıra Türkiye'ye gelecektir. Bugün Türkiye'de "Barış, Terörsüz Türkiye" adı altında yönetilen bu sürecin emperyalizme hizmet olarak ortaya atıldığını, Türkiye'nin doğusu bölünürse, kukla bir yönetimle İsrail'in sömürü düzenine gireceğini anlattı. "PKK ile iş tutmak, İsrail ile iş tutmaktır." ifadesini kullandı.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın haksız yere tutuklandığını, bugün Cumhuriyet düşmanları, Tanju başkanı tutuklayanların aynı cephede olduğunu söyledi. Şunu iyice belirtelim: Sakın bizi başka milletlerle aynı tutmayın, karıştırmayın. Biz 85 milyon yek vücut, birlikte düşmana karşı savaşırız." diyerek Amerika, İsrail ve içimizdeki işbirlikçilerine ayar verdi.
Sonunda, "Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır." diyerek sözlerini bitirdi. Elinde üç demet gül vardı. Birincisi Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, ikincisini hatırlayamadım, üçüncüsü ise "99 Allah'ın adını hatırlatmak isterim." diyerek AKP'ye gönderdi.
Seferi olunca öğle yemeğini mecliste yedik. Tekrar Musavvat Başkanın yanına çıktık. İl il bayan teşkilatlarını kabul etti. Sıra bize gelince, Konya ve Aksaray ile girdik. Kadın teşkilatlarının çalışmaları için teşekkür etti. Türkiye'nin durumunda kadınlarımızın önemi, sahalara inmemiz gerektiğini anlattı. Pazar günü kadınlar günü olması münasebetiyle hepimizin kadınlar gününü kutladı.
Sorularımız oldu; onları cevapladı. Benim de iki sorum vardı. Birinci sorumu inşallah proje olarak sunmayı düşünüyorum. Soru şudur: Türk kadını, hem Arap hem Batı kültürünün altında sefil duruma düşmüştür. İyi Parti olarak, Türk kadının özelliklerini ortaya çıkaracak, İslamiyet'ten önce ve İslamiyet'ten sonraki Türk kadını her yönüyle incelenmeli ve bunun üzerinde çalışmalar yapılarak, kadınlarımızın problemlerinin yumağından çıkarılma yöntemleri geliştirilmelidir.
Oradan genel merkeze, Kevser Başkanımızı ziyarete gittik. Onunla da küçük bir toplantı yaptık. Birlik ve beraberliğimizin bozulmaması, aile, evlat ve gelecek torunlarımız için mücadele etmemiz; amacımız bugünkü sefaletten Türk milletini çıkarmaktır. Bugün terörsüz Türkiye yalanıyla vatanı bölmeye çalıştıkları için uyanık olmamız gerektiğini vurguladık. Hitabet, bilgi ve askerlikle birleşince bir başka oluyor. Sağ olasın Kevser Başkanım.
Ayrıca Konya il başkanı Leyla Sarıtepe, hem genel başkandan hem Kevser başkandan teşekkür aldı. "Marifet, iltifata tabidir." Biz de başkanımıza teşekkür ederiz. Fotoğraflar çekildikten sonra dönüşe geçtik.
Kabul edersiniz, yorulmuştuk, uykusuzduk. Yaşı ileri olanların gözleri kapandı ama genç olanlar Erik Dalı'nı çaldırıp oynuyorlardı. Arada gözümü açarak alkışlayıp yine sızıyordum. Gözümü açıp baktığımda Beyşehir'deydik. Zahide başkanım arkadaşlarla vedalaşıp helalleştik. Daha sonraki eylemlerde buluşmak üzere sözleştikten sonra Seydişehir'e sağ salim gelmiştik.
Yorgun, uykusuz kalmıştık ama vatana karşı üstümüze düşen görevi yapmanın huzurunu yaşıyorduk. Ne diyor şair: "Ey vatan, dinsiz gözyaşların, yetiştik çünkü biz."











